# Tarım kredi kooperatifleri ve birlikleri kan.değ.yap.dair kan.kan.tas.(ss.835)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim
- **Tarih:** 6 Nisan 2005
- **Gündem:** TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ VE BİRLİKLERİ KAN.DEĞ.YAP.DAİR KAN.KAN.TAS.(SS.835)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2005-04-06-tarim-kredi-kooperatifleri-ve-birlikleri-kan-deg-yap-dair-kan-kan-tas

> Oğuz Oyan (CHP), 6 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ VE BİRLİKLERİ KAN.DEĞ.YAP.DAİR KAN.KAN.TAS.(SS.835)); konuşma 1.663 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

OĞUZ OYAN (İzmir) - Şahsım adına olan süreyi de ekliyor musunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN - Buyurun Sayın Oyan; süreniz 15 dakika.

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bugün, tarım kredi kooperatifleri kanunu, son iki maddesini görüşüyoruz. Bu tasarı, diğer, birçok, son zamanlarda alıştığımız tasarı gibi, 8 madde olarak gelip, 12 + 1, yani 13 madde olarak çıkmış durumda; yani, bir yarı mamul tasarı örneği. Biz burada, gene bu fırsattan istifade, iktidarı, dersini daha iyi çalışarak Meclise gelmeye davet edelim. Bu, yüzde 55'in üzerinde bir artış; yani, 80 maddeyle gelip 130 maddeyle çıkmak gibi bir şey.

Şimdi, bizim esasta karşı olmadığımız bir düzenlemede, tarımın sorunlarını dile getirme anlayışımız çok görülmemeli değerli arkadaşlarım; çünkü, Türkiye'de çiftçi, tam anlamıyla bir dert küpü haline getirilmiştir. O nedenle, çiftçinin sorunlarını burada dile getirmek -keşke, sizler de bizler kadar dile getirseniz- çiftçimizin sorunlarının çözümünde bir katkı yapabilir diye düşünüyoruz, o umutla burada konuşuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, kredi dediğimiz mekanizma, aslında, bir çiftçinin, girdi sistemi içinde düşünmesi gereken bir olay; yani, çiftçi, kredi mekanizmasını ulaşılabilir, düşük maliyetli olarak karşısında bulabildiği sürece daha kolay işletmesini çevirebilir, daha kolay yatırım yapabilir; ama, aynı zamanda kredi mekanizması, bir tarımsal destekleme politikasının parçasıdır. Tarımsal destekleme politikasının kendisi de bir genel uzun vadeli tarım politikasının parçasıdır. Dolayısıyla, eğer meseleye böyle bakıyorsak, kredi politikasına ilişkin bugün tarım kredi kooperatifleriyle ilgili getirilen bu meseleyi burada tartışırken, biz, hem tarım kredi kooperatifi hem de onun da bir parçası olduğu toplam tarımsal kredi sistemini ele almak zorundayız. Bunun büyük bir parçası şu an Türkiye'de, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasıdır ve tabiî bunun dışında kurumsal olmayan kredi mekanizmaları da vardır; hâlâ Türkiye'de tefeci sistemi, tefeci kredileri yürürlüktedir. Dolayısıyla, burada mademki kredi mekanizmasına girdik, bunun kooperatif ayağına girdik, o halde, sistemin, bütünü içindeki bir rolünü de tespit etmek gerekir ve buna uygun politika geliştirip geliştirmediğimizi sorgulamak gerekir; yani, eğer, burada biz, bu çiftçinin kredi kooperatifleri etrafında örgütlenmesini, genel tarım politikası çerçevesinde tartışabiliyorsak bunun bir anlamı var; ama, böyle bir politikanız yoksa, böyle bir genel tarım politikası yoksa, destekleme politikası Allah'a emanetse, daha doğrusu IMF'ye emanetse, o zaman biz neyi tartışıyoruz değerli arkadaşlarım?!

Şimdi, bizim burada iktidara her zaman sorduğumuz ve soracağımız bir soru var. Sizin, IMF ve Dünya Bankası dışında bir politikanız var mı?! Oradaki telkinlerin dışında yönettiğiniz bir politikanız var mı?! Mesela, bu kredi politikasıyla ilgili şöyle bir soruyu sormalıyız: Köylülükten çiftçiliğe geçişin bir mekanizması olabilir krediler, acaba sizin kredi politikanız, bu köylülükten çiftçiliğe geçişin bir aracı olarak kullanılıyor mu? Bu, çok temel bir soru. Üretimden kopuşa, kırsal göçe karşı bir politikanız var mı? Kredi politikanız bunun bir uzantısı mı? Toprakların parçalanmasına karşı toplulaştırma hareketinin bir parçası mı? Ya da başka bir şey söyleyeyim: Acaba, Türkiye'de toprakların ufalanmasının hızı, toplulaştırma hızından daha mı yüksek? O zaman, umutsuz bir kavga içinde misiniz ya da böyle bir politikanız var mı?

Şimdi, yaşayamaz nitelikte, geçimlikaltı birtakım işletmeler, işletme bile diyemeyeceğim birtakım aile toprakları var. Acaba bu tür, çok cüce işletmelerde, cüce tarımsal aile topraklarında çiftçilik yapmak, tarım yapmak, üretim yapmak, Türkiye'nin, AB ile dünya ile rekabetçi pozisyona girmesi için yeterli bir ölçek mi?

Bakın, şu soruya geliyorum: Tarım kredi kooperatiflerinin bugün yükseltmiş olduğu kredi 10 milyar liradır. 10 milyar liralık bir krediyle acaba siz, köylülükten çiftçiliğe geçişin bir mekanizmasını yaratıyorum diyebilir misiniz? Bu, çok temel bir soru. 10 milyar lira nedir bir çiftçi için?! Yani, gerçekten yaşayabilir, ekonomik boyutlardaki bir çiftçi için 10 milyar lira nedir değerli arkadaşlar?! Bu, çok küçük, cüce işletmeler örneğinde olabilir ya da gerçekten bu, yatırım amaçlı olmayan, küçük, dönemi kurtarmak amaçlı yan desteklerden öte gitmez. Diyeceksiniz ki, bölge birlikleri aracılığıyla 20 milyar liraya çıkabiliyor, merkez birliğinin kararıyla 50 milyar liraya çıkıyor; ama, bunlar istisna; mekanizmanın ana unsuru 10 milyar lira.

Ben hesapladım; tarım kredi kooperatifleri, 2004 yılında, 850 trilyon lira kredi vermiş çiftçiye; yani, tabiî, 1,5 milyon ortak hepsi almamıştır; ama, hepsi almış olsaydı, 850 trilyon lirayı kişi başına böldüğünüzde 5,7 milyar liralık bir ortalama çıkıyor; yani, çok düşük rakamlardan bahsediyoruz. Dolayısıyla, bu tür rakamlarla, bizim, Türkiye'de, tarımda bir yeniden yapılanma ve dönüşüm gerçekleştirmemiz mümkün değil. Eğer bunu gerçekleştiremiyorsak, böyle bir politika aracı olarak, kooperatiflerin, Ziraat Bankasının rolü nedir?

Değerli arkadaşlarım, bütün bunları sorgulamadan, gelişmiş ülke olma iddiasını sürdüremezsiniz. Bırakın onu, aradaki mesafenin açılmasını engelleyemezsiniz; aradaki mesafe büyür, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mesafe büyür.

Siz, kredi politikasını, genel destekleme politikasının sağlam bir ayağı olarak kurmadığınız takdirde, finansman boyutu olmayan hiçbir tarım politikasının yaşayamaz olduğunu, hep beraber, şimdiye kadar nasıl gördüysek, bundan sonra da görürüz; yani, burada önemli olan, temel tercih ve politikaların çok sağlıklı bir şekilde, uzun vadeli olarak belirlenmesidir. Çiftçi, uzun vadeli politikaların farkında olacaktır, bilecektir, sizler bunları çiftçiye aktaracaksınız; yani, çiftçi, pamuk priminin seneye ne olacağını, öbür seneye ne olacağını, daha öbür seneye ne olacağını bilecek ve üretim tercihini buna göre yapacak. Çiftçi, sizin, bu yıl ne kadar, ertesi yıl ne kadar, öbür yıl ne kadar kredi hacmi ve kredi faiziyle iş göreceğinizi bilecek -bunu enflasyona oranlayabilirsiniz- ve buna göre yatırım politikasını düzenleyecek.

Değerli arkadaşlarım, burada, sadece işletme kredisinden bahsetmek istemiyorum. Yatırım kredisi, Türkiye'de, en az söz konusu olan -tarımda özellikle- kredi türüdür. Halbuki, Türkiye'de, tarıma yatırım yapmak gerekmektedir.

Şimdi, demek ki, böyle çok kritik bir meselemiz var. Biz, bu kredi hacimleriyle tefeciliğe karşı dahi mücadele edemeyiz; yani, 21 inci Yüzyılın şafağında, ilk beşinci yılında, hâlâ, Türkiye'de, tefeciliğin, sistem içerisinde önemli bir yer tuttuğu bir noktadayız. Bu, Türkiye açısından bir iftihar vesilesi olamaz.

Tabiî, kredi miktarını tartışmak yetmez. Biz, sadece işletme, yatırım kredisi ayırımı üzerinden de bakamayız. Bizim, bir de geri ödenebilir maliyetlerde bir kredi mekanizmasına sahip olmamız gerekiyor. Acaba böyle mi?

Bir kere, Türkiye'de, enflasyon düşüyor diyoruz ve hükümetimiz, Başbakan özellikle istiyor ki, insanlar bayram etsinler; yüzde 8'e düştü TÜFE, tüketici fiyatları, insanlar bayram etsinler. Peki, niye etsinler?! Örneğin, tarım kredinin kredi faizleri -bunun üstüne çıkanları var, altında olan da var- yüzde 6 ile yüzde 18 arasında değişiyor. Yüzde 18'e çıktığı zaman, enflasyon yüzde 8'se, yüzde 9 reel faiz demek. Yüzde 9 reel faizi çiftçi nasıl ödesin?! Ziraat Bankasının faiz oranı yüzde 24'tür. Bu yüzde 24'ten, yatırım türüne göre, Hazine yüzde 25 ilâ yüzde 60'ını üstlenebiliyor; yani, çiftçinin ödediği faizler, yaklaşık yüzde 10 ile yüzde 18 arası değişiyor Ziraat Bankasında da. Şimdi, yüzde 18'i alalım; yüzde 18 nedir, enflasyonun 2 katı, hatta -TÜFE'yi alırsam, yüzde 8'se- 2 katından fazla. Peki, enflasyonun 2 katı, iyi bir faiz türü müdür? Şöyle bakın: Türkiye'de yüzde 70 enflasyon varken, tarıma verdiğiniz krediler -belirli sübvansiyonları olanları- yüzde 50'lerdeydi. Şimdi, enflasyon yüzde 70'ken, kredi faizinin yüzde 50 olması daha avantajlı bir durumdur. Şimdiki durum şuna benziyor: Yüzde 70 enflasyon, yüzde 140 - yüzde 150 faiz. Böyle bir durum çıkıyor ortaya.

Bunlar, çiftçinin ödeyebileceği faizler değil. Faizlerin, mutlaka ve mutlaka, çiftçi açısından bakıldığında, enflasyonun altında olması gerekiyor; yani, çiftçiye negatif reel faizlerle -dolayısıyla burada, negatif nominal faizlerle- kredi vereceksiniz. Enflasyonun altına düşürmediğiniz zaman... Bunu isterseniz 1 puan yapın, enflasyon yüzde 8'se yüzde 7'den verin, isterseniz 1 puan deyin 6'dan verin, ama, asla üstüne çıkmayın; çünkü, Türkiye'de tarımsal fiyatlara baktığınız zaman, bu tarımsal fiyatların, birçok dönemde enflasyonun altında gerçekleştiğini de görüyoruz. Şimdi, çiftçi, nasıl yapacak da, bu maliyetleri fiyatlara yansıtacak. Bakın, Türkiye'de üretici fiyatları yüzde 11,5; tüketici fiyatları yüzde 8. Yani, sadece çiftçi değil, genel olarak Türkiye'de, maliyetler üzerine binen enflasyon yansıtılamıyor; bir maliyet enflasyonu... Niye; çünkü, talep yetersizliği var. Çiftçi nasıl yansıtsın; yani, bu faizi nasıl yansıtacak?! Kaldı ki, Ziraat Bankası söz konusu olduğu zaman, buradaki kredilerde bir yüzde 25'i -yatırım kredileri söz konusu olduğu zaman- çiftçinin karşılaması isteniyor. Demek, çiftçinin belli bir gücü olması gerekiyor. Tabiî, bu arada, bir de şunu belki söylemek lazım: Bu, verilen, özellikle Ziraat Bankası kredilerinde, yüzde 25'i de karşılık olarak tutuluyor.

Şimdi, bütün bunlar, aslında, çiftçinin hayatını zorlaştıran, çiftçinin krediye kolay ulaşmasını zorlaştıran mekanizmalar. Dolayısıyla, bizim en önemli girdi olarak kabul ettiğimiz bu kredinin mutlaka bollaşması ve ucuzlaması gerekiyor.

Peki, acaba, yeterince kredi hacmi var mı? Yani, tarım kredinin kullandırdığı 850 trilyon, Türkiye'deki büyüklüklere baktığınız zaman nedir? Yani, Türkiye'de 400 katrilyon liranın üzerinde bir millî gelir var; buna baktığınız zaman, bunun sembolik anlamı nedir ya da tarımın millî gelire katkısı olan yüzde 12'ye kıyasla bu nedir? Bunlar çok küçük rakamlar; gelişmiş ülkelerde gördüğümüz, kredi/tarımsal katmadeğer oranlarına baktığımız zaman, son derece anlamsız, küçük, sembolik rakamlar çıkıyor. Ziraat Bankasının kredi hacmi de çok yetersiz. Kaldı ki, bir de şöyle bir şey var: Ziraat Bankasının özelleştirilmesi konusunda 2000 yılı kasım ayında alınan kanun hâlâ yürürlükten kalkmış değil. Yani, Ziraat Bankasının bir devlet bankası olarak özelleştirme kapsamına sokulması demek, tarım kredilerin de idam fermanının asılması demektir; çünkü, Ziraat Bankası olmaksızın, tarım kredilerin çalışması mümkün değildir. Türkiye'de, kredi politikası deyince, kuşkusuz, sadece krediyi düşünmemek lazım, bütün bir girdi politikasını düşünmek lazım.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de çiftçilik yapmak, gerçekten, imkânsızı yapmak anlamına gelmektedir. Bakınız, şu mazot fiyatlarıyla, şu elektrik fiyatlarıyla, şu sulama maliyetleriyle, şu gübre fiyatlarıyla, şu ilaç fiyatlarıyla, yani, enflasyonun birkaç katını bulabilen, ama, en az iki katı olan şu girdi maliyetleri enflasyonun hep yukarısında giden bir çiftçi, bir de yine enflasyonun üzerinde maliyetlerle bir de kredi alacak, ondan sonra, büyük bir sihirbazlıkla dönem sonunda bu işten kârlı çıkacak! Şu olması gerekir: Ancak bir yerde kıtlık olur, öbür taraftaki çiftçi sevinir; "kıtlık oldu, benim ürünüm bu sene iyi para etti..." Ama, öbür taraftaki ne olacak? Yani, böyle, olağanüstü atmosferik koşullar falan olur da, bir tarafta sel, çığ, don vesaire, öbür taraftaki çiftçi belki... Ama, böyle olmaz. Bir tarım politikasını planlarken bizim birinci bakacağımız şey, benim üreticim, benim çiftçim bu maliyetlerle, bu kredi yapısıyla acaba bu işi sürdürebilir mi? Bakın, sürdüremezse çok ciddî bir sorun var ortada. Çiftçinin sürdürememesi demek, bir kere, yeni bir kırsal göç dalgasının kentler üzerine gelmesi demek; bir. Buna ilişkin politikanız var mı peki istiyorsanız bunu eğer? İki, çiftçinin böylesine bir göç dalgası içine girmesi Türkiye'de çok büyük işsizlikler demek, Türkiye'de çok ciddî toplumsal huzursuzluklar demek. Bunları göğüslemeye hazır mısınız? Yani, Türkiye, giderek, çiftçilik yapılmasının imkânsız olduğu bir ülke haline geliyor. Peki, siz, bu yapıyla nasıl Avrupa Birliğiyle rekabet edeceksiniz, Avrupa Birliği yapılarına nasıl intibak edeceksiniz?

Şimdi, değerli arkadaşlarım, kooperatifçilik bir savunma mekanizmasıdır. Kooperatifçilik kapitalist sistem içinde doğmuştur. Kooperatif mekanizması sosyalizmin bir ürünü falan değildir, kapitalist sistemin ürünüdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Tarım kredi kooperatifleri ve birlikleri kan.değ.yap.dair kan.kan.tas.(ss.835)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2005-04-06-tarim-kredi-kooperatifleri-ve-birlikleri-kan-deg-yap-dair-kan-kan-tas (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
