# Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim
- **Tarih:** 30 Mart 2006
- **Gündem:** GELİR VERGİSİ KANUNU VE 6183 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.1081)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2006-03-30-gelir-vergisi-kanunu-ve-6183-sayili-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hk

> Oğuz Oyan (CHP), 30 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VE 6183 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.1081)); konuşma 1.669 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Böyle, sonda konuşmak iyi oluyor. Tabiî, herkes gitmek istiyor ama...

TEVFİK AKBAK (Çankırı) - Seni de özlemiştik zaten.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Evet, beni de özlemiş olduğunuzu tahmin ediyorum.

Son konuşmaları da yapmak konusunda bana görev düşüyor. Böylece, belki, bu düzenleme üzerinde daha önce yapılmış konuşmaları bir toparlama imkânı da oluyor.

Tabiî, burada Maliye Bakanının olmaması kayıp mıdır, kazanç mıdır; onu da, size bırakıyorum değerlendirmesini.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Türkiye'de mükellef sayısı artmıyor, azalıyor. Son bir yıl itibariyle rakamlara bakarsak, Ocak 2005 ve Ocak 2006 rakamlarını karşılaştırırsak, toplamda 202 500 mükellef azalmış gözüküyor.

Gerçi, bunun bir nedeni, Maliye Bakanlığının bazı mükelleflerin kaydını resen silmiş olmasından ileri geldiğini biliyoruz; ama, buna rağmen Türkiye'de mükellef sayısının, özellikle de ekonomik kalkınmanın son üç dört yıldır söylendiği gibi olduğu bir ülkede -eğer bu ekonomik kalkınma varsa- mükellef sayısının artmıyor olması bile başlıbaşına bir sorundur.

Şimdi, bu mükelleflerin bu sayıda, 200 000 azalmanın en önemli bölümünün Gelir Vergisinde olduğunu biliyoruz. Tabiî, bunların arkasında, kapanan işyerleri vesaire de var; ama, bakın, ben size bir rakam vereceğim: Türkiye'de, Türkiye İstatistik Kurumuna göre, 2005'te kurulan şirket sayısı 47 000 iken, kapanan da 8 000 iken, yani, net olarak 38 500 artış var iken, bakıyorsunuz, Kurumlar Vergisi mükellef sayısındaki artış 31 000. Yani, kapanan-açılan şirketleri mahsup ediyorsunuz, ortaya 38 000 yeni şirket gelmiş, net olarak artmış; ama, sizin Kurumlar Vergisi mükellef sayınız 31 000 artmış. Yani, burada bir tuhaflık var. Ya da Gelir Vergisinde de benzer bir şey var; aynı şekilde, açılan yeni ticaret unvanlı firma sayısından daha az bir mükellef artışı var.

Yani, bunun özü şu: Mükellef sayısının artmamasından çıkaracağınız birinci sonuç, Türkiye'de vergi tabanı genişlemiyor. Vergi tabanının genişlememesini şundan önemsiyoruz, önemsememiz gerekir: Vergi indirimleri yaptığımız zaman birinci beklentimiz nedir; daha düşük vergiden daha fazla mükellef sisteme girsin; yani, vergiler caydırıcı olmaktan çıksın ve insanlar desinler ki, haa, ben bu vergi oranından artık vergi veririm. Amaç bu değil mi; ama, bakıyorsunuz, Türkiye'de vergi tabanı daralıyor ve sizin döneminizde daralmaya devam ediyor. Üstelik, indirimler yaptınız, sizin iktidarınızda indirimler yapılıyor; buna rağmen taban daralıyor. Bu nasıl olacak peki; yani, hem vergileri indiriyoruz hem mükellefler sistem dışına çıkmaya devam ediyor. Demek ki, bir yerlerde yanlış var. Siz bir yerlerde yanlış yaptığınızı hiç ara sıra sorguluyor musunuz?

Tabiî, açıklanan mükellef sayısı da çok anlamlı değil; yani, 6 000 000'a yakın mükellef gözüküyor, vergi mükellefi. Bunların arasında yüzde 10'u Kurumlar Vergisi mükellefi gözüküyor, 593 000, 2006 Ocak rakamı. Burada söylendi, Mustafa Bey söyledi; sadece 100 mükellef Kurumlar Vergisinin yüzde 60'ını ödüyor. Bunun da, 2005 rakamlarına bakarsanız, bu Kurumlar Vergisinin de, ödenen, yaklaşık üçte 1'i, 2005 yılı itibariyle, bu 2005'in büyük bölümünde KİT statüsünde olan KİT'ler tarafından elde edilen kazançlardan ödenecek Kurumlar Vergisi; yani, burada, mükellef sayısının 5 000 000 - 6 000 000'larda olması bir anlam ifade etmiyor. Burada, nicelikten çok nitelik önemli; yani, bunların yüzde kaçı gerçekten, örneğin Gelir Vergisi mükelleflerinin gerçekten yüzde kaçı, asgarî ücretliden daha fazla vergi ödüyor? Soru bu.

Eğer, bir ülkede, mükelleflerin yüzde 90'ından fazlası asgarî ücretten daha az vergi ödüyorsa, orada bir başka sorun alanı vardır ve bu, çözülmesi mutlaka şart olan bir sorun alanıdır. Bunu çözmezseniz, vergiyi tabana yaymak bir anlam ifade etmez; çünkü, herkes sembolik kazançlar açıklıyorsa, yani, ödediği kirayla hiç eşdeğer olmayan kazanç düzeyleri açıklıyorsa, o zaman, bu vergi sisteminin dolaylılar üzerinden, yani, tüketime dayalı bir vergi sistemi olmaktan başka şansı kalmıyor.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, bu dolaylı dolaysız meselesi sistemin bütünüyle ilişkili bir sorundur. Yani, vergi alma iradesi, niyeti var mı yok mu; bununla ilişkili. Bakın, ben size birkaç rakam vereyim. Bu dolaylı vergilerin sistem içinde ağırlıklı olmaya başlaması, yani sistemin giderek yüzde 50'den fazlasının tüketim üzerinden alınan vergilerle finanse ediliyor olması 1980'lerde başlamış bir süreçtir. Ama, hâlâ 1999'da, yüzde 54.6'dır. Dolaylı vergilerin, toplam vergiler içindeki payı hâlâ yüzde 55 bile değil, yüzde 54.6'dır. 1999 çok uzak bir tarih değil; ama, hemen 2000 yılında 5 puan birden artıyor, yüzde 59,6'ya çıkıyor. 2002 yılında, tekrar büyük bir artış, yüzde 66'ya fırlıyor; yani, iki yıl, üç yıl gibi bir sürede 12 puanlık bir artış var; yüzde 54,5'ten 66,5 gibi; böyle, kolayca söylemek açısından.

Bunun arkasında şu var; iki neden var: Bir, deprem, 99 depremi vesile edilerek vergilere yüklenmek vardır. Deprem, toplumun üzerine bir deprem olarak, vergi depremi olarak yansımıştır. İkincisi, 1998'de vergiyi tabana yaymak için Sayın Temizel'in getirdiği vergi kapsamlı düzenlemeleri bir yıl sonra geri tepmiş; indirimleri cebine atanlar, indirimleri alanlar, indirimleri aldıktan sonra vergiyi tabana yaymaktan vazgeçmişlerdir ve sonuçta, vergi indirimleri yaptıktan sonra, dolaysız dediğimiz vergilerde; yani, Gelir Vergisinde özellikle, Kurumlar Vergisinde, bunlarda indirim yaptıktan sonra, peki, nasıl telafi etti sistem bunu; tüketime yüklenerek, yani, halka yüklenerek, halkın boğazından geçen ekmeğe, her türlü gıdaya, giyime vesaireye yüklenerek.

Yani, eğer iyi düşünülmemiş, iyi tasarlanmamış vergi indirimleriyle yola çıkarsanız… Bunun birinci safhası 1980'lerdir. 1983 sonunda iktidar olan ANAP, daha gelir gelmez indirimler yaptı; arkasından, dolaylılara yüklendi. İkinci önemli örnek 98 örneğidir. 99'dan itibaren indirimler, tam tersine, tüketim vergileri üzerinde bir artışla sonuçlandı ve şimdi, sizin devri iktidarınızda yeniden indirimler dönemi başlattık. Merak ediyorum, yüzde 70'lere gelmiş dolaylı vergiler kaç olacak; yüzde 80'e mi çıkacağız?! Bu soruyu sormak hakkımız; yani, sizin böyle bir gelecek vizyonunuz var mı, böyle bir gelecek planınız var mı; bu indirimleri neyle telafi edeceğinize dair bir anlayışınız, bir tasarımınız var mı; bunu bilmek istiyoruz. Varsa ve bu anlamlı bir şeyse, desteğimizi de verelim; ama, olmadığını görüyoruz. Olmadığı için zaten vergi tasarısı getiremeyip teklif getiriyorsunuz. Hükümet tasarı oluşturamıyor, teklif getiriyor. İşte, bu nedenle; çünkü, sizin böyle bir anlayışınız yok. Yani, sadece günü kurtarmak, günü idare etmek, işte, birilerine mavi boncuk vermek... İndirimler, her zaman, çünkü, sempatiktir, indirimler sempatiktir; her zaman destek bulur; ama, vergileri gerçek anlamda tabana yaymak ya da vergi vermeyenden vergi almak sempatik olmayan bir şeydir. Buna tepkiler olur. İşte, bu tepkileri karşılamak için de, cesur ve irade sahibi olmak gerekir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, ortada iflas etmiş bir tablo var. Bu iflas etmiş tablo şudur: Bakınız, öyle bir tablo ki, size bir döküm vereyim: 2005 yılında toplanan vergi 107 milyar Yeni Türk Lirası. Bütün bir 2005 yılında topladığımız vergi 107 milyar Yeni Türk Lirası, eski Türk Lirasıyla da 107 katrilyon.

Şimdi, bu 107'ye bir bakalım, nelerden oluşuyor: Yüzde 70'ini demiştik zaten, bunlar dolaylı vergiler, yüzde 70'i dolaylı vergiler, yüzde 30 civarında demek ki dolaysız dediğimiz vergiler. Bunun da iki önemli kalemi var; yüzde 19 Gelir Vergisi, yüzde 9 da Kurumlar; yani, Türkiye'de dolaysız vergi dediğimiz iki önemli vergi, Gelir ve Kurumlar Vergisinin toplam içindeki payı yüzde 28. Sadece Özel Tüketim Vergisi, sadece Özel Tüketim Vergisinin payı yüzde 30'u geçiyor. Sadece Katma Değer Vergisi, ithalde ve dahilde alınan Katma Değer Vergisinin payı yüzde 28'i geçiyor; yani, iki verginin toplamından fazla. Yani, iki tane tüketim üzerinden alınan vergi; biri genel Katma Değer Vergisi, öbürü Özel Tüketim Vergisi; her ikisinin de payı Gelir ve Kurumlar'ın toplamından fazla. Bu, Maliye Bakanlığı denilen bakanlığın işini yapamadığının tescilidir, itirafıdır. Böyle bir bakanlık yok gelişmiş bir ülke örneğinde.

Şimdi, tabiî, şu örnek de yok: Genel tüketim vergisi, yani, Katma Değer Vergisi bütün mal ve hizmetten alınan vergidir, genel tüketim vergisidir. Özel Tüketim Vergisi, adı üstünde, sayılan, az sayıda maldan alınan bir vergidir. Hiçbir dünya ülkesinde de genel tüketim vergisinden daha fazla paya sahip özel tüketim vergisi olmaz, eğer o gelişmiş, maliyesi olan bir ülkeyse.

Şimdi, bir başka hesap yapayım: Bakınız, Türkiye'de hangi kesimleri vergilendiriyoruz; yani, siz kimin iktidarısınız, kimden oy alıyorsunuz, kime hizmet veriyorsunuz?.. Topladığınız vergilerin yüzde 70'i tüketim üzerinden alınıyor; yani, halkın sırtına biniyor. Geriye kalan yüzde 19 Gelir Vergisinin yarısı ücretlilerden toplanıyor. Bunu da ekleyin, yaklaşık yüzde 80'lik bir paya ulaşırsınız. Motorlu Taşıtlar Vergisi, şu bu falan, birtakım servet vergilerini ekleyin, yüzde 82-83'lere gelirsiniz. Yani, sizin Türkiye'de toplam kâr, faiz, kira sahipleri üzerinden aldığınız vergi -ki, bunlar, Türkiye'deki toplam gelirlerin yüzde 60 civarında bölümünü alıyor- yüzde 17'den ibaret. Yani, siz kimin iktidarısınız?.. Bu soruyu sormak hakkımız ve bugün gene indirimler yapıyorsunuz. Bu indirimleri yaparken, ücretin elinde olan tek şeyi, şu anki indirimli tarifeyi de yok ediyorsunuz. Biliyorsunuz, kendi acil eylem planınızda, iktidara ilk geldiğinizde söylediğiniz bir söz vardı: Biz, özel indirimi; yani, ücretliler için matrahtan yapılan indirimi, onların daha düşük vergi vermesini sağlayan mekanizmayı asgarî ücret düzeyine yükselteceğiz; yani, asgarî ücret kadar vergi almayacağız diyordunuz. Ne yaptınız; özel indirim dediğimiz o ücretleri koruyan mekanizmayı sistemden çıkardınız. Yok artık böyle bir şey. Şimdi, ikinci bir adım daha atıyorsunuz; ücretliler için var olan bir indirimli Gelir Vergisi tarifesini de yok ediyorsunuz; çünkü, diğerlerini de o seviyeye indiriyorsunuz.

Ee, peki, o zaman, yani, sizin oy aldığınız, sizin hizmet etmek için vaat verdiğiniz bu kesimler kandırılmış olmuyorlar mı? Bu soruyu soruyorum. Bunun cevabını, umarım, veren bir bakan çıkar. Yani, vergilerini düşürmek üzere oy istediğiniz kesimlere olabilecek en büyük haksızlığı yapıyorsunuz ve üstelik de, bu kesimlere hizmet de götürmüyorsunuz. Yani, şimdi, burada, çok ciddî anlamda, bir dar kesime, bir küçük kesime hizmet eden, geniş yoksul kesimlerin oylarını almakla birlikte, küçük bir sermaye kesimine hizmet eden bir iktidar anlayışı var; üstelik de, bunu da doğru düzgün yapamıyor.

Bakınız, aslında yapılması gereken şey şudur: Türkiye'de istihdam vergilerini düşürmek gerekiyor. Bu, aslında sermayenin de işine gelir ve talep ediyorlar zaten. Türkiye'de istihdam üzerindeki yüksek vergileri, bu vergi ve diğer sosyal sigorta primlerini düşürmek gerekiyor; ama, bunu düşürmek için, telafi mekanizmalarının da çalışması gerekiyor. Yani, bugün, "ben düşürdüm, oldu" diyemezsiniz; çünkü, bunu, eğer, hesapsız yaparsanız, yarın o kesimlerin üzerine yeni tüketim vergileri getirmek zorunda kalırsınız. Yapılması gereken, istihdam vergilerini gerçekten azaltmaktır; ama, bunun karşılığını koyacaksınız.

Toplumsal uzlaşma dediğimiz şey şudur: Diyeceksiniz ki, sermaye kesiminin o en çok talep eden öncü örgüt temsilcilerine, evet biz istihdam üzerindeki yükleri de azaltacağız; ama, hep beraber vergi sistemini tabana yayarak. Bu, olabilir. Kayıtdışılıkla mücadeleyle olabilir. Bu mücadele sadece bizim işimiz değildir, sizin de işinizdir. Bunun en etkili yolunu da size söyleyeyim; örgütlenmenin önünü açarak olur.

Türkiye'de sendikaların olduğu hiçbir kurumda, hiçbir işletmede kayıtdışılık yok; taşeronluk olabilir; ama, kayıtdışılık yok. Dolayısıyla, öncelikle, gelin, sendikaların önünü açın, örgütlenmenin önünü açın, sendikaları yanınıza müttefik olarak alın; vergiyi tabana yaymakta en önemli müttefikiniz o olur ve böylece -emek kesiminden oy alarak geldiniz- emek kesimine de bir hayrınız olur.

Ben, bu akşam vakti böyle büyük bir ilgiyle dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum ve iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 30 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2006-03-30-gelir-vergisi-kanunu-ve-6183-sayili-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
