# Dünya bankası grubu ve uluslararası para fonu guvernörler kurullarının 2009 yıllık toplantıları münasebetiyle türkiye cumhuriyeti hükümet ile dünya bankası grubu ve uluslararası para fonu arasında düzenlenen mutabakat zaptının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:327)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim
- **Tarih:** 14 Nisan 2009
- **Gündem:** DÜNYA BANKASI GRUBU VE ULUSLARARASI PARA FONU GUVERNÖRLER KURULLARININ 2009 YILLIK TOPLANTILARI MÜNASEBETİYLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMET İLE DÜNYA BANKASI GRUBU VE ULUSLARARASI PARA FONU ARASINDA DÜZENLENEN MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:327)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2009-04-14-dunya-bankasi-grubu-ve-uluslararasi-para-fonu-guvernorler-kurullarinin

> Oğuz Oyan (CHP), 14 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DÜNYA BANKASI GRUBU VE ULUSLARARASI PARA FONU GUVERNÖRLER KURULLARININ 2009 YILLIK TOPLANTILARI MÜNASEBETİYLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMET İLE DÜNYA BANKASI GRUBU VE ULUSLARARASI PARA FONU ARASINDA DÜZENLENEN MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:327)); konuşma 1.135 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim biz İstanbul’da toplanması öngörülen Dünya Bankası ve IMF guvernörler kurulları toplantılarına karşı değiliz, biz IMF ve Dünya Bankasının politikalarının içeriğine karşıyız.

Şimdi, biliyorsunuz, bu kurullar, bu uluslararası finans kuruluşları Bretton Woods kuruluşlarıdır. Bütün bir son altmış yılın aşağı yukarı şekillenmesinde önemli rolleri olmuştur ve esas itibarıyla da gelişmiş ülkelerin politikalarının dünya çapında geçerli olması için çaba göstermiş kuruluşlardır, yani onların hâkim olduğu, başta Amerika olmak üzere hâkim olduğu ve dünya ekonomisine yön veren kuruluşlar. 1980 sonrasında biliyorsunuz üçüncü küreselleşme dalgası gündeme geldiğinde bu kuruluşların yeniden bu görevi bu defa daha içe kapalı ekonomik birimleri dışa açmak, ama sadece bunların ticaret itibarıyla, ekonomileri itibarıyla değil, giderek 1990’larda uluslararası finans alanına girmeleri, yani mali liberalizasyon üzerinden dünyaya açılmalarını sağlamak oldu. Şunu belki söyleyebiliriz: Henüz kendi iç sanayileşmelerini tamamlamamış, dolayısıyla uluslararası rekabete açılma yapılarını oluşturmamış ülkeler -bu arada Türkiye- bu uluslararası rekabete erkenden açılmışlardır. Bu tür açılmaları yapmayan, örneğin Çin ve Hindistan gibi yani kendi iç yapılarını, teknolojilerini üreten, sanayideki bütün organik yatay ve dikey bileşenlerini harekete geçiren ülkeler gibi örnekler, bu programlara, bu dışa açılma programlarına çok daha sonradan, 1990’ların ortalarından itibaren ve kendi yapılarını güçlendirdikten sonra girmişler ve bugün o ülkeler mevcut krizden de çok daha az etkileniyorlar. Hem çok başarılı büyüme hikâyeleri var onların gerisinde, bizde olduğundan çok daha başarılı hem de bugün mevcut krize çok daha dirençli durumda olabiliyorlar.

Aslında, özetle, IMF Dünya Bankası politikanın… Ki bunlar ikiz kardeştir, birincisi IMF istikrar programlarını, Dünya Bankası yapısal uyum politikalarını, yapısal dönüşümleri gerçekleştirirler. Aslında bu politikaların iflasının yaşandığı bir dönemdeyiz ve üstelik bu kuruluşlar, örneğin IMF’yi alın, 2008 yılına geldiğimizde, IMF’nin elle tutulur tek önemli müşterisi durumda olan ülke Türkiye’ydi. Elinde başka ülke kalmamıştı, ufak tefek ülkeleri saymazsanız, hepsini toplasanız Türkiye kadar etmiyor. Yani bir tek Türkiye kalmış ellerinde. Şimdi, birazdan değineceğim, G-20’yle bunların rolleri yeniden cilalanıyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye meselesine bakarsak, Türkiye, son 60 yılın yarısından fazlasını IMF altında geçirdi. Son 30 yıla bakın, 1980 sonrasına bakın, 30 yılın 20 yılını IMF altında geçirdi. Son 10 yıla, 11 yıla bakın, 1998-2009, 11 yılın 10 yılını IMF altında geçirdi. AKP dönemine bakın, 6,5 yılının 5,5 yılını IMF altında geçirdi. İnanılmaz oranlardır bunlar. Yani Türkiye’yi IMF’siz yönetemeyen iktidarlar.

1998 sonrası çok özel programlardır. 98 sonrasındaki olayı şöyle özetleyebiliriz: “Farklı hükûmetler, tek program.” Hükûmetler değişir, IMF programı değişmez, Dünya Bankası programı değişmez. Dolayısıyla, eğer bu bir mali tutsaklık değilse, eğer bu bir mali ve ekonomik bağımlılık ilişkisi değilse nedir?

Değerli arkadaşlarım, IMF’nin görünmez elinin burada, bütçenin son görüşme gününde de nasıl, IMF’siz olduğumuz bir dönemde dahi -biliyorsunuz mayısta IMF anlaşması bitti, hâlâ yenilenmedi, bir yıl kadar zaman, ama- aralık ayının son günlerinde burada IMF’nin görünmez elinin nasıl müdahale ettiğini, bütçede kamu yatırımlarını, tüm cari harcamaları ama aynı zamanda tarım ödeneklerini nasıl yüzde 10 oranında daralttığını, yani bu politikaların aslında nasıl bir çifte standardı oluşturduğu dünya açısından, burada herhâlde tekrarlamaya gerek yok, ama sizler bunlara el kaldırdınız ve aslında IMF’siz IMF dönemini yaşıyoruz son bir yıldır. Dün açıklanan rakamlar da aslında IMF’siz yine IMF programları olarak tarihte yerini alacak.

Şimdi şunu sormak lazım: On yıldır IMF kıskacı altındayız. Peki, bu programlar başarılı oldu mu? Bu soru önemli. Başarılı oldu mu? Yani biz geçen yılın mayıs ayında bu programdan çıktığımızda, sorunlarının büyük ölçüde geride kaldığı bir ülke manzarasında mıydık? Hayır.

Bakınız, iç ve dış açıkları süren bir ülke konumundaydık ve çok yüksek dış açıklar veren bir ülke konumundaydık. Bu iç ve dış açığı birlikte yaşayan az sayıda dünya ülkesinden biriydik, çok yüksek dış borç biriktirmiş bir ülkeydik ve giderek özel sektörün dış borçları üzerinden yeni tehdit alanları oluşmaya başlamıştı. Çok yüksek iç borç biriktirmiş bir ülkeydik. Kriz olmasaydı muhtemelen enflasyon çift hanelerde daha yukarılara çıkacak bir durumdaydı, yani ana amaç o gözüküyor. Yüksek faiz düşük kur kıskacı altında biz uluslararası sermayeye çok yüksek getiriler ödeyen yoksul bir ülke konumundaydık, yani sürekli dışa kanayan ve yabancı sermaye, borsada, 2007’de yüzde 60’a varan getiri sağlayan bir ülke konumundaydık. Bununla övünebilir misiniz? Yükselen piyasalar diye onlar bize pek övünüyorlar, çünkü çok büyük rantlar sağlıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu programda A’dan Z’ye değiştirilen bir sektör var, adına “tarım” diyoruz. Tarım sektörünü, Dünya Bankası, Tarımda Reform Uygulama Programı’yla, TRUP denilen uygulama programıyla A’dan Z’ye dönüştürmüştür. 2000 yılında başlamıştır ve bugün semeresini görüyoruz. AKP’nin son altı yılının dört yılında Türkiye tarım ürünleri dış ticaretinde net ithalatçı olmuştur. Hatta altı yılın tümünü toplayın, pozitif ve negatif bakiyeleri toplayın, altı yılın tümünde, tarım dış ticaretinde negatif bakiye veriyoruz. Bu mudur övünülecek başarı?

Tarım çökmüştür değerli arkadaşlarım. Tarımda 2,5 milyon civarında iş gücü kaybı var. 8 milyonlardan 5,5 milyonlara geriledi. Tarımsal millî gelire bakın, tarımın millî gelire katkısına, yani yüzde 12’lerden yüzde 7,5’lara geldik, daha da inecek.

Şimdi, böyle bir manzara. Böyle bir manzarada tarım satış kooperatiflerinin durumu malum, kapanıyor, kapanacak falan. Yani tarımda örgütlenmeyi bitirdik. Ee, daha ne olsun?

Böylece tabii biz, yabancı ürünlere, özellikle gelişmiş ülkelerin tarım ürünlerine, gıda sanayisine çok büyük bir pazar alanı olarak ekonomimizi, tarımımızı dönüştürmüş bulunuyoruz.

Türkiye bu dönemde sanayi ve teknolojide bir atılım mı yaptı? Hayır. Türkiye bu dönemde ithalata bağımlı bir sanayi ve ithalata bağımlı bir ihracat yapısıyla çıktı.

Dolayısıyla, bu dönemin tümü başarısızdır ve bu başarısızlıkta sizin en büyük rolünüz var. Üstelik rolünüzün bir önemi de şurada: 2002’de daha “Biz bu politikaları sürdürmeyeceğiz.” diyerek iktidara gelmiştiniz, sürdürüyorsunuz ve bu bir ay içinde en fazla da yeniden bir IMF programıyla bunları dönem sonunuza kadar da sürdürmeye devam edeceksiniz. Çok yazıktır.

Değerli arkadaşlarım, G-20 toplantısından IMF çıktı, Dünya Bankası çıktı. Aslında G-20 diye yapılan toplantı G-7’leri, yani gelişmiş, hegemon dünya bloğunun diğer ülkelere yeni ekonomik politikaları dayatma forumu olarak, yani daha kavgasız, gürültüsüz kabul ettirme forumu olarak düşünülebilir.

Niye peki IMF, Dünya Bankası aracılığıyla da doğrudan kendileri değil? Yani, kestaneleri ateşten çekmek için herhâlde elinizle almazsınız, değil mi? Bir maşaya ihtiyacınız olur. Üstelik bu kuruluşlar “Tarafsız, bütün ülkelerin katılımıyla hareket eden” falan yaftası altında daha kolayca yeni bağımlılık politikaları oluşturabilirler ve bu ülkeleri antirefah politikalara razı edebilirler, daraltıcı politikalara razı edebilirler.

Niçin daraltıcı politikalar? IMF’nin çifte standardına bakın. İzlanda gibi çok daha büyük ekonomik kriz yaşayan bir ekonomide daraltıcı değil, genişletici politikaya “evet” diyor. Niye? İzlanda çünkü gelişmiş ülkeler dünyasının bir küçük üyesi, onu kolluyorlar. Genişletici politika ama Türkiye, Macaristan, Ukrayna, bütün bunlara daraltıcı politikalar. Hâlbuki gelişmiş ülkelere bakın; kamu yatırımlarını artırıyorlar, bütün bir ekonomiyi genişletmek için özel yatırımlara vesaireye destekler veriyorlar. Bize diyorlar ki: “Sakın ha, cıs!” Neden? Çünkü sen dış borçlarını tıkır tıkır ödemek için bütçede fazla vermeye devam etmelisin, bütçe harcamalarını kısmalısın ve böylece dünyada bir dış borç krizi olmamalı bu ortamda, mevcut krize bir de böyle bir dış borç krizi eklenmemeli. Keza, sakın, sermaye hareketlerine sınır koymaya kalkma. Sermaye hareketlerine sınır koyarsan olmaz; o zaman bizim rolümüz kalmaz, gelişmiş ülkeler açısından büyük alan kayıpları olur.

Değerli arkadaşlarım, şimdi dünkü ekonomik programa da bir iki şey söyleyeyim. Açıklanan bu programda ne yazık ki kamu yatırımları yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Dünya bankası grubu ve uluslararası para fonu guvernörler kurullarının 2009 yıllık toplantıları münasebetiyle türkiye cumhuriyeti hükümet ile dünya bankası grubu ve uluslararası para fonu arasında düzenlenen mutabakat zaptının onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:327)”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 14 Nisan 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2009-04-14-dunya-bankasi-grubu-ve-uluslararasi-para-fonu-guvernorler-kurullarinin (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
