# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim
- **Tarih:** 14 Nisan 2010
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2010-04-14-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai

> Oğuz Oyan (CHP), 14 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 1.038 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim şimdi, bir kere, yöntem olarak alışılmışın dışında bir uygulamayla karşı karşıyayız. Dört vakıf üniversitesi kurulması üzerine önümüze bir tasarı geldi, şimdi beşinciyi yavruladı, birazdan yeni bir önergeyle herhâlde altıncıyı yavrulayacak. Böyle bir usul olabilir mi? Yani bir meclis, önüne gelen dört tane üniversite kurulmasıyla meşgul iken, kendi gündeminde olmayan yeni iki üniversite kurulmasıyla, Genel Kurul, acaba bu kadar kısa zamanda, beşer onar dakikalık konuşmalarla nasıl bilgilenecek, nasıl doğru karar verecek? Bir kere, bunu kınıyorum, grubum adına kınıyorum.

İkinci söyleyeceğim şey şu: Vakıf üniversitesi olayını bu kadar amacından saptıran bir düzenleme olamaz. Osmanlıda vakıflar iki türlüydü: 1) Hayri vakıflar, 2) Evlatlık vakıflar. Hayrî vakıflar ki, mazbut vakıflar olarak bugün Fatih Üniversitesinin burada kurulmasıyla ilgili bir şeyi var. Bu evlatlık vakıflar aslında mirî araziden yani devlet malından kaçırmak için kurulmuşlardı. Evlatlık, yani “Malıma mülküme müsadere gelmesin, el koymasın devlet.” diye yürürdü. En çok yürüyen kanal da oydu. Şimdi, bir icat yaptınız, bu, Osmanlıdan gelen, ta 16’ncı yüzyıldan bile gelen o hayrî nitelikte olan vakıfları da paralı eğitimin aracı hâline getiriyorsunuz. İnanılmaz bir şey. Yani siz kamu niteliği ağır basan kurumları ve bize atalarımızdan gelmiş kurumları öğrencilere ücretli eğitim vermek üzere bugün karşımıza getiriyorsunuz. Bir tanesi zaten vardı, şimdi iki tane daha yavruluyor. Bu inanılmaz bir şey değerli arkadaşlarım. Bu, hem vakıf sistemine olan bir saygı eksikliğidir hem Meclise karşı. Böyle bir şey olamaz. Yani şimdi karşımızda artık özel sermaye birikimi yapmış şahısların kurduğu sözde hayır amaçlı, eğitim hayrına amaçlı vakıflar değil, bu defa artık bu kamusal kaynakların… Üstelik Vakıflar Genel Müdürlüğü iki tane üniversiteye, birazdan kurulacakla, girmiş olacak. Böyle bir üniversite kurma mantığıyla Türkiye'nin gideceği yer Orta Çağdır. Geriyedir yani ileriye değildir. Orta Çağdır, medrese eğitimidir. Buradan üniversite çıkmaz değerli arkadaşlarım. Buradan dünya çapında üniversite çıkmaz, buradan çağdaşlaşma çıkmaz.

Şimdi, İlim Yayma Cemiyeti, İlim Yayma Vakfına üniversite kurduruyorsunuz, Sabahattin Zaim Hoca’nın adını vererek.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir üniversite acaba neye hizmet edecek? Bunu burada tartışmak zorundayız. İlim Yayma Cemiyeti ya da Vakfı üzerinden hangi ilme, hangi bilime hizmet edecek?

Bakınız, değerli arkadaşlarım, Türkiye'de bugünkü sorun, bütünü üzerinde konuşmamda söylediğim mesele, nicelik mi nitelik mi meselesi hâlâ yerinde duruyor. Ama bir başka şey daha var. Vakıf üniversitelerinde iki tane yol var, bugün gördüğümüz: Bir, ticarileşme; iki, cemaatleşme.

Bu üniversiteler niye İstanbul’da daha çok kurulurlar? Bunların ikisi orada buluştuğu için, hem ticaret hem cemaat, hem tarikat hem ticaret. Ne güzel, değil mi? İstanbul bunun için seçiliyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Samsun’da kuruluyor, Samsun’da.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Bakın, kurulanlarla birlikte 51 vakıf üniversitesinden 30 tanesi yani yüzde 60’ı İstanbul’da. Cemaatler arası rekabet kenti İstanbul, değil mi? Cemaatler arası büyük rekabet var, İstanbul merkezli olarak.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – İstanbul’da daha çok kişi yaşıyor.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, İstanbul, Türkiye nüfusunun yüzde 17’si ama vakıf üniversitelerinin yüzde 60’ı… Ne kadar iyi, değil mi? Ve bu ticari amaç ne kadar yerine geliyor, bunların kaçı kapanacak yakında, ayrı mesele. YÖK Başkanı bile “Bir kısmı kapanacak.” diye açıklamasında yer vermiş. Yani bu üniversitelerin çoğu kontenjanlarını dolduramazlar. Neden? Yüksek ücret, düşük nitelik, yani ücretler yukarı, nitelik aşağı.

Bu vakıf üniversitelerinden gerçekten üniversite adına layık olanlar herhâlde bir elin parmakları kadar. Bu biraz yazık değil mi? Bu Türkiye'nin kaynaklarına, insan kaynaklarına yazık değil mi? Bu ülkenin, tabii, insan kaynaklarına yazık olan başka şeyler de var. Başbakan “Üniversite mezunlarına biz iş bulmak zorunda değiliz.” diyor. Bir başbakanın söyleyeceği en son laftır, en son laftır. Bunu, silah zoruyla bile bir başbakan söylememelidir. Niye, biliyor musunuz? Çünkü bir ülkede, eğer eğitimlilerin iş bulması üzerine bir plan, bir program yapılmamışsa, eğitim planlaması yoksa, insanların iş bulabileceği alanlarda eğitimi planlamamışsanız, ondan sonra, yüksek eğitimli gençlerin üçte 1’i, yüzde 30’dan fazlası, Türkiye'deki işsizliğin 2-3 katı işsizken buna duyarsız kalmak, “Bana ne!” demek, bir siyasetçinin sorumsuzluk ilanıdır ve böyle bir sorumsuzluğun da Türkiye'de bugün iktidarda olması bir talihsizliktir.

Değerli arkadaşlar, bakın, pazar günü gençler, dershanelere karşı ve sınava karşı gösteri yapıyorlar, polis copu yiyorlar. Bu mu demokrasi? Hangi demokrasi anlayışı? Nerede, kim kaybetmiş de bulduk? Böyle demokrasi mi olurmuş? Gençlerine değer vermeyen, okumuş, eğitilmiş gençlerini önemsemeyen, bu potansiyeli ülkenin kalkınması amacıyla kullanamayan, dolayısıyla büyük bir kaynak israfına yol açan ve daha da yeni üniversitelerle bunu körükleyen bir sistem, herhâlde Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu sistem değil.

Değerli arkadaşlar, bir kere -daha önce de söyledim, tekrar söyleyeyim- orta eğitimdeki gençliği üçte 2 oranında mesleki eğitim içinde tutacaksınız ve o genç, mezun olduğu zaman hemen iş bulabilir konumda olacak. Tabii, imam- hatiplerden bahsetmiyorum, imam- hatiplerin sayısı zaten ihtiyaçtan fazla, ama mesleki eğitimden bahsediyorum; onun dışındaki, mesleki ve teknik eğitime vereceksiniz ağırlığı. Dolayısıyla üniversite kapılarındaki çocukların sayısını azaltacaksınız, ama oraya klasik liselerden gelenler de o yola girdikleri zaman belki sınava da gerek kalmaksızın… Çünkü, o zaman zaten bu sayı 500 bine falan düşecek. Üniversitenin örgün veya diğer eğitim kapasitesi zaten bu civardadır. Üniversiteye girmek için bir sınava bile gerek kalmadan yapabilirsiniz, yeter ki orta eğitimdeki planlamayı, ama anlamlı bir şekilde planlamayı gündeminize alın; o yok. Siz ne yapıyorsunuz? Biz, kontenjanları artırarak ya da yeni üniversiteler kurarak, ne yaparız? Yığılmayı önleriz. Böyle bir yöntem yok.

Bakın, vakıf üniversitelerinin Türkiye’deki toplam öğrenci istihdamı, daha doğrusu bünyesindeki toplam içindeki payı yüzde 9. Şu açtıklarınızla bu yüzde 9,5 olur, yüzde 10 bile olmaz. Yani, siz buradan mı Türkiye’deki eğitimin önündeki, yüksek eğitimdeki yığılmayı önleyeceksiniz? Boş işle uğraşıyorsunuz, nicelikle uğraşıyorsunuz.

Burada, değerli arkadaşım AKP adına geldi konuştu, hâlâ bize sayılardan bahsediyor; 76’ydı, 152’ye çıkarıyoruz, 146’ya çıkarıyoruz diye. Sayıları bırakın nitelikten bahsedin, kaliteden bahsedin.

Değerli arkadaşlarım, bu kalite bir ülkenin geleceğini gösterir. Üniversiteler ülkenin sadece bugününü değil geleceğini de gösterir. Üniversiteler aydınlanmanın kaleleridirler. Üniversiteler kör inançların merkezleri olamazlar. Din ve iman bir tarafa bilim bir tarafa. Eğer bir üniversite ortamında siz din ve imanı, dini ve tarikatları öne çıkarırsanız, bilim dışarı çıkar.

Değerli arkadaşlarım, dinde mutlak gerçekler dünyası çalışır. Orada bir kelamın aksini iddia edemezsiniz ama bilimde aksini iddia ederek ilerlersiniz. Bilimin karakteri mutlak değil görelidir. Bilimsel doğrulara adım adım tedricen ulaşılır, aksini söyleyerek. Yanlışlanabilir bilgi ancak bilimdir, yanlışlanamayan şey bilim değildir. Sizin burada kurduğunuz üniversiteler mutlak gerçekler doğrultusunda çalışacak üniversite modelleri olarak karşımıza daha fazla çıkmaya başladı. Bu üzücü bir durumdur. Bu üzücü duruma Meclisi alet etmeniz -hele böyle ilave birtakım önergelerle- gerçekten büyük bir talihsizliktir. Umarım bundan dönersiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 14 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2010-04-14-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
