# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 15 Nisan 2010
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2010-04-15-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai-2

> Oğuz Oyan (CHP), 15 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 1.559 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim, buradaki konuşmalarımızın oylarınızı etkilemeyeceğini biliyorduk. Fakat en azından konuşmalarımız 2 AKP sözcüsünü tahrik etmiş. Belki daha fazla kişiyi ama en azından 2’si burada söz aldı, bize cevap vermeye çalıştılar.

Şimdi, biz, burada, Eğitim Komisyonu Başkanından şunu açıklamasını daha çok beklerdik: Yani, niçin bu vakıf üniversitesi kurulmasına ilişkin tasarı tali komisyonlara gitmemiştir, yani niçin Sağlık Komisyonuna, niçin Plan ve Bütçe Komisyonuna gitmemiştir, bunları açıklamasını tercih ederdik. Keza, burada, bu yeni iç tüzük ihdası yoluyla iki ilave vakıf üniversitesinin gündeme dâhil edilmesi üzerine belki bir açıklaması olabilirdi ama Sayın Komisyon Başkanı bir kere “140 üniversite” dedi, arkasından “144” dedi, ikisini de tutturamadı. Yani Komisyon Başkanı 146’ya çıktığını bilmiyor. Bu olmaz bir şey.

İkincisi: Burada konuşurken bana cevaben dedi ki -aynen okuyorum cümlesini- “Fatih’in bu kurmuş olduğu vakıfların kendi felsefesine uygun mudur bu Bezm-i Âlem Üniversitesinin kurulması?” Fatih Üniversitesi nerede, Bezm-i Âlem nerede? Sayın Komisyon Başkanı havaya girememiş. İki ayrı üniversite söz konusu, biri Fatih, biri Bezm-i Âlem, ikisini birbirine karıştırıyor ve arkasından da “Vakıf senedinden okuyorum.” diyor, Fatih Üniversitesini vakıf senedinden okuyor. E pes yani, pes! Yani vakıf senedinde Bezm-i Âlemin sadece “rüştiye” lafı geçer, yani ortaokul bugünkü tabiriyle; bir yükseköğrenime ilişkin herhangi bir şey yok. Sizin okuduğunuz Fatih’in Vakıf Senedi, ki orada da söylenen… Sizin söylediğinizi tutanaktan okuyorum, o senetten, vakfiyeden: “Bir kimsenin medreselere müderris olarak atanmasını ve kendisine görevi karşılığı günlük 60 dirhemin ödenmesini…” Yani ne diyor Fatih kendi vakfiyesinde? Bir kimseyi medreseye müderris olarak atayın ve 60 kuruş... Nerenden ödeyin? Benim vakfımdan ödeyin 60 kuruşu. Üniversite, medrese kurun falan demiyor, yani ona sadık kalırsak, o okuduğunuz metne. Dolayısıyla burada bu kısır şeyleri bir tarafa bırakalım.

Ne olur eğitimi planlamazsak, ona gelin, ona bakın. Ben size söyleyeyim, ne olur: Dört yüz elli sene önce ne olduysa o olur. Madem tarihe girdiniz, biraz tarih konuşalım. Ne olmuştur dört yüz elli sene önce? Sûhte isyanları olmuştur Osmanlıda. Sûhte, medrese öğrencilerine verilen isimdir. Sûhte isyanları niye olmuştur? Daha o zamandan eğitim planlaması olmadığı için medreselere yığılmıştır bu öğrenciler, sûhteler, sonuçta işsiz kalmışlardır. O kadar cami, çalışabilecekleri o kadar ortam yoktur. Celâli isyanlarını başlatan isyan sûhte isyanlarıdır.

Şimdi Türkiye’de siz ne yapıyorsunuz? Eğitimli gençliğin üçte 1’ini işsiz bırakıyorsunuz. Gelin buna cevap verin, bu soruna çözüm bulun. Üniversite açmak marifet değil, onu söylüyoruz. Tabii ki Türkiye üniversite açacak Türkiye’nin nüfusuna, Türkiye’nin gelişmesine bağlı olarak. Mesele bu değil. Mesele:

1) Niteliği konuşabiliyor musunuz? O noktaya geldiniz mi? Orada müthiş bir nitelik kaybı var, değer aşınması var ve daha da aşındırıyorsunuz.

2) Üniversite mezunlarına “Bana ne!” diyen bir Başbakan tarafından yönetiliyoruz, “Onlara iş bulmak bizim işimiz değil.” Böyle bir şey mi olur? Buna çözüm bulacaksınız.

Osmanlı aydınlanma devrimini ıskaladığı için padişah fermanıyla rasathaneyi bombalatırsınız. Yine aydınlanma devrimini ıskaladığınız için matbaanın kurulmasını iki yüz elli yıl geciktirirsiniz. Yani bize medrese modelini örnek göstermeyin burada. Burada bizim tartışacağımız mesele bu değil.

“Bizde hiç Galileo vakası olmamıştır.” Evet olmamıştır çünkü Galileolar yetişmemiştir, Galileolar ortaya çıkamamıştır, aydınlanma devrimi hiç olmamıştır. O yüzden de yani “Bizde böyle vakalar olmadı, Bruno yakılmadı…” Evet ama yani sizde de bilim gelişmedi, bizde gelişmedi.

Şimdi, burada çok değerli bir arkadaşım da bize vakıflar konusunda derin bilgilerini aktardı. Burada sırf vakıfların, bu cemaatler meselesinin gündeme getirildiğini söyledi. Aslında vakıfları konuştuğumuz için, burada altı tane vakıf üniversitesi kuruluyor. Yoksa, keşke sadece cemaatler bu vakıflarla sınırlı olsaydı. Devlet üniversitelerine nüfuz etme olayı vardır, devlet üniversiteleri. Biz burada o konuyu çok fazla gündeme taşımıyoruz çünkü konu dışına taşırmayalım diye ama maalesef Türkiye’deki eğitimde devlet üniversitesi eliyle de -özellikle Anadolu’da kurulan birçok üniversitede ama şimdi İstanbul vesairede de- onlar eliyle de birtakım gelişmeler olmaktadır, nüfuz etmeler ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla sorun büyüktür. O değerli arkadaşım vakıflar konusunda benim ne söylediğimi anlamak istiyorsa tutanakları dikkatlice okumasını kendisine öneririm.

Şimdi, burada hep söyledik: İnancın bilimi yönetmesine izin vermeyeceksiniz. Bu olmaz, ikisini aynı şeyde tutamazsınız. Ticaret bilimi yönetirse, yönlendirirse gene olmaz. Yani, burada bilim, ticaretin… Ha o bir tek yerde TOBB üniversiteler kuruyor ve adına “ticaret üniversiteleri” diyor. Belki bir tek orada yakın. Anayasa’ya aykırı gerçi, Anayasa çünkü ticari amaçla üniversite kurulmasını yasaklıyor, vakıf veya devlet ama hiç olmazsa TOBB ya da ona bağlı odalar adına “ticaret üniversiteleri” diyorlar. Orada hakikaten ticaretle, yapılan işle şey biraz daha uyumlu gözüküyor, Anayasa’ya uymasa da.

Değerli arkadaşlarım, bakın, ben size öğretim üyesi kalitesinden bahsettim. Bu öğretim üyesi kalitesi, sadece üniversitelerin şeyinde kalmıyor, onlar üniversiteye yönetici oluyorlar, bu kalitesiz diyebileceğimiz türden olanlar. Kalitesini nasıl ölçersiniz? Üniversiteye yönetici oluyor, üniversiteye rektör oluyorlar ve YÖK’e başkan ya da üye oluyorlar. Nasıl? Bir üniversite öğretim üyesinin kalitesini somut ölçme kriteri nedir? Ben size bir tane örnek vereyim: İntihal vakalarıdır. “İntihal” nedir? Türkçesiyle aşırmadır, yani başkasının eserinden, başkasının bir bilimsel çalışmasından alıntı yerine...

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Çalıntı!

OĞUZ OYAN (Devamla) – …çalıntı yapmak meselesidir. Bravo!

Şimdi, intihal bu. İntihal yapana müntehil denir. Şimdi ben size soruyorum: Bu konuda ne gibi adımlar atıyorsunuz? Bugün benim verdiğim, Sayın Bakan da burada, YÖK üyesi eski genel sekreteriyle ilgili bir soru önergesi var. Yani YÖK’ün eski genel sekreteri şimdi hâlen üyesi olan bir kişiyle ilgili olarak, Sayın İzzet Özgenç’le ilgili olarak bir soru sordum. Onunla ilgili 72 sayfalık bir rapor var. Doçentlik tezinin, 72 yılında doktorasını yazmış Hans Achenbach adlı bir Almanın doktora tezinden bunun intihal vakası olduğuna dair 72 sayfalık bir raporla Eğitim-Sen tarafından YÖK’e sunulmuştur. Ben soruyorum: Ne oldu? Kendisi açığa alındı ve soruşturma başlatıldı mı? İnceleme doğrusu. Bununla ilgili ne var mesela? Yani, evet, öğretim üyesi kalitesi derken bahsettiğimiz şeylerden bir tanesi bu. Nerede? Tabii, diyeceksiniz ki YÖK Kurucu Başkanına kadar giden bir intihal vakası olan bir ülkede bunların lafı olur mu?

Bakın, ben size başımdan geçen bir şeyi kısaca söyleyeyim: 2000 yılında bir doçentin bir üniversiteden başka üniversiteye aktarılmasına ilişkin bir vaka geldi önüme yani dosya geldi, ben de jüri üyesiyim. Doçentliğini üç beş ay önce almış, üniversite değiştirmek istiyor. Nereden nereye? Muğla’dan Mersin’e gidecek. Normalde buna bakmaz jüri üyeleri çünkü unvan vermeyecekseniz atarsınız. Benim ilgimi çeken bir şey oldu: Bir kutu kitap yollamış ve bunların üç tanesi son üç ay içinde yazılmış, ders kitabı. Bu kadar hızlı hiç kimse yazamaz. Yani bir yerden kopyalasanız bile eski usulle, yazamazsınız. Biraz bakınca, her bölümde başka bir Türkçe dili olduğunu gördüm. Biri 1950’lerden geliyor, biri 1980’lerin dili. Hemen bir kütüphane çalışması yaptım, 1950’lerde yazılmış maliye kitaplarına baktım, küt yakaladım. Olduğu gibi aktarmış, olduğu gibi ama, o bölümü ondan almış, öbür bölümü öbüründen almış. Bu kadar olabilir! Yani öğrenci bile “Ya bu ne?” der çünkü dil çok eski ve çok yeni. Bunu Mersin Üniversitesine yazdım: “Size geçmek isteyen kişi böyle biridir, ben size otuz sayfalık ekte şeyi de yolluyorum, YÖK’le ilgili işlemleri başlatmayı size bırakıyorum.” Sonra ne oldu? Sonra, duyduğum kadarıyla oraya gitmemiş, orası almamış. Peki ne olmuş? Daha sonra, daha sonraki bir dönemde rastladım o kişinin adına, 9 Eylüle geçmiş ve profesör olmuş. Yani sistem kötüleri ayıklayan bir sistem değil, sistem kötüleri yükselten bir sistem. Yani böyle bir sistem içinde ne yapabilirsiniz?

Değerli arkadaşlarım, yani intihal vakaları kalite açısından çok kritik mesele çünkü bu artık en pespaye durum, bir öğretim üyesi açısından düşebileceği en kötü durumdur.

Bakıyorsunuz, bugünkü basında, Gazi Üniversitesi Rektörü kendi oğlunu almak için özel bölüm açıyor, oraya oğlunu alıyor. Böyle bir bölüm, aslında içinde başka bir şey yok. Böyle bir şey olabilir mi? Bununla ilgili ne yapacaksınız? Soruyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada başka şey, bakın, size bir anormallikten bahsediyorum. İlim Yayma Vakfı İstanbul’da Sebahattin Zaim Üniversitesini kurdu. Kim var bu İlim Yayma Vakfının kurucuları arasında?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oyan.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Mehmet Aydın, Sayın Ahmet Davutoğlu. Faal olanlar bunlar. Tabii eski bakanlar var, eski ve yeni milletvekilleri var. Tabii burada eksik olan iki şey var: YÖK Başkanı ile Millî Eğitim Bakanını da buraya katalım. Yani artık Millî Eğitim Bakanı ve YÖK, üniversite, devlet üniversitesini yönetmek alanından çıksınlar, kendi adlarına vakıf üniversiteleri kurmaya başlasınlar. Ne güzel olur değil mi? Yani o tarafta çok başarılı oldunuz, biraz da bu tarafta daha başarılı olmaya çalışın.

Dünyanın hiçbir tarafında, herhâlde, bir başbakanın ve bakanların kurucusu olduğu normal üniversiter yapı içinde vakıf üniversitelerine gidiş olmaz. Bu bir siyasallaşma virüsüdür. Bu virüs Cumhurbaşkanına kadar çıkmaktadır. Rektör atamalarında tamamen böyledir. Yani eskiden, Sezer döneminde liyakate bakılırdı birinci sırada gelmeyenler açısından ama burada ana yol oldu yani birinci sıra dışındakileri atamak ana yol hâline geldi, tali yol falan değil. Dolayısıyla bu siyasallaşmadan kurtarmadan üniversiteleri adam etmek mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Biz yapınca iyi, başkası yapınca kötü.

BAŞKAN – Buyurun.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu doğru değil. Bakın, Türkiye’de Sezer, kendisini atayan Hükûmetle bile ters düşme pahasına birçok Hükûmet kararını geri çevirebilmiştir, buradan kanunu çevirebilmiştir…

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Hiç eleştirdin mi Sezer’i bu konuda şimdiye kadar?

OĞUZ OYAN (Devamla) – …dolayısıyla Sezer, Türkiye’de çok partili dönemin en tarafsız Cumhurbaşkanı olmuştur. Onun için ona hiç şey yapmayın.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Siz ona inanın, biz inanmıyoruz.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Burada önemli olan cumhuriyet ilkelerini savunması ve aydınlanmayı savunmasıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu siyasallaşma, bugün, üniversitelere yardımcı öğretim elemanı, araştırma görevlisi, yardımcı doçent kadrolarının verilmesinde kendini göstermektedir. Eğer o üniversiteyi beğenmiyorsa bunları atamıyor. Üniversiteler nereden beslenecekler? Bunu mutlaka halletmek gerekiyor. Tabii, öğretim üyelerinin mutlaka iş güvencesinde, özellikle yardımcı öğretim üyelerinin, yardımcı doçentlerin, araştırma görevlilerinin mutlaka verilmesi gerekir. 50/d’ye göre araştırma görevlisi almaktan kesinlikle vazgeçmek gerekir. Bu konuda verilmiş kanun teklifim vardır.

Hepinize ilginiz için çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 15 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-23-2010-04-15-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
