# Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oktay Vural (MHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim
- **Tarih:** 17 Nisan 2008
- **Gündem:** SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2008-04-17-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k

> Oktay Vural (MHP), 17 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 967 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; bugün bu görüştüğümüz, tekriri müzakere münasebetiyle görüştüğümüz bu madde aslında sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortasıyla ilgili yapılan düzenlemelerin son maddesi. Bu vesileyle, bu tasarı görüşüldüğü müddetçe Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna mensup milletvekillerimizin ortaya koyduğu tavrın anlamı ve bizim bu tasarıya genel bakış açımızla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Anayasa’mızın 60’ıncı maddesi “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” demektedir. Dolayısıyla, Anayasa’nın bu amir hükmü çerçevesinde vatandaşlarımızın sürdürülebilir bir güvenliğe kavuşturulması gerekmektedir. Takdir edersiniz ki “güvenlik” kavramı, süreklilik ve sürdürülebilirlik olduğu müddetçe anlam ifade eder. İnsanların çalıştığı müddet içerisinde elde ettiği haklarla çalışması bittikten sonraki hakların sürdürülebilir ve sürekli olabilmesinin dikkate alınması ancak bir güvenlik oluşturur. Eğer bu güvenliği sağlayamazsanız, eğer günübirlik yasalarla, her yıl değişen yasalarla toplumun sosyal güvenliğini düzenlemeye kalkarsanız, bu, güvenlik düzenlemesi olmaz, aksine, çok önemli riskler oluşturur. İşte bu tasarıyla, aslında, bugün yine bunun bir örneğini yaşıyoruz. Dolayısıyla, 2006 yılında çıkartılan bir yasa bugün tekrar değiştirilmek isteniyor, muhtemelen yarın tekrar bu yasa düzenlenecek. Her ne kadar 2035 yılı, 2048 yılı bahsedilmişse bile, biliyorsunuz daha 2006 yılında çıkartılan bir yasanın değiştirilmesini bile öngördüğümüze göre, muhtemelen bu yasa da maalesef, sürdürülebilir bir güvenliği sağlamaktan uzak gözükmektedir. O bakımdan, sosyal güvenliği temin etmenin yolu, bir kere bu konuda çalışan kesime ve vatandaşlarımıza sosyal güvenliği temin edecek normlarda kararlılık oluşturması ve bu kararlılık çerçevesinde iş gücü piyasasında istikrarın temin edilmesi gerekir. Maalesef bugün, biliyorsunuz bütün sosyal taraflar ayakta, işveren kesimleri, işçi kesimleri, memur kesimleri, yıpranma zammı almayan vatandaşlarımız, müktesep haklarını kaybeden vatandaşlarımız, hepsi ayakta. Şimdi, ne hakkımız var? Böyle bir güvenlik olabilir mi? Bu Parlamento her an, her şeyi, her zaman yapabilecek konumdaysa bugün çalışan bir kimsenin bu hakkının elinden alınabileceği tehdidi de bir güvenlik oluşturmaz, aksine güvensizlik oluşturur.

Bu tasarının temel mantığı nedir? Bize göre bu tasarının temel mantığı, sosyal güvenlik sisteminde vuku bulan açıkları azaltmaktır. Bu açıkları azaltarak yükleri azaltmaya yönelik, sadece gelir elde etme mantığına göre kurulmuş bir yasadır. O bakımdan da Türkiye'nin makroekonomik dengelerini kurmak üzere stand-by anlaşması imzalamış IMF’nin, stand-by’dan sonra izleme yapabilmesi ya da ihtiyari bir stand-by’ı sürdürebilmesi için, IMF’nin talebi üzerine gelmiştir. Malum olduğu gibi IMF’nin sosyal bir yönü yoktur. Onda sadece kapitalist dünyanın kendi dengeleri içerisinde gelişmekte olan ülkelere politika empozesi asıldır. O bakımdan, böyle bir kanun tasarısı, esas itibarıyla sadece ve sadece yükleri dikkate aldığı için de sosyal yönü oldukça zayıf bir tasarıdır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye'nin özellikle 2012 yılından sonra başlayacak yirmi yıllık bir demografik fırsatı vardır. Bu fırsat çok önemlidir. Özellikle çalışabilir nüfusumuzun artması, bağımlılık oranının düşmesiyle birlikte, yaklaşık yirmi yıl boyunca, Avrupa ülkelerine nazaran çalışabilir ve genç nüfusun daha fazla olması, bağımlılık oranının düşmesi Türkiye için bir fırsat penceresidir. O zaman bu fırsat penceresini değerlendirmek için ne yapmamız lazım? Bizim çalışabilir nüfusumuz arttığına göre, bağımlılık oranımız azaldığına göre önceliğimiz ne olmalıdır? Bu tasarı bir önceliği, Türkiye'nin önceliğini dikkate almıyor. Türkiye'nin önceliğinin ne olması lazım? Eğer bağımlılık oranı düşüyorsa, eğer çalışabilir nüfusumuz -on beş-altmış dört- on beş yaşından yukarı nüfusumuz yüzde 70’i bulmuşsa, yapmamız gereken iş, bu çalışabilir nüfusu istihdam edecek politikalara öncelik vermektir. Bunu vermediğimiz takdirde bu demografik fırsatı kullanamayız. O bakımdan, bunlar çözüm değildir. Aslında bu fırsatı kullanırsak aktüeryal denge açısından da sosyal güvenlik dengesini oluşturabiliriz. Ama maalesef, Hükûmetin önceliği iş gücüne katılma oranını artırmak olmadığı müddetçe, çalışabilir nüfusumuzu daha fazla eğitecek, eğitilmiş nüfusumuzu istihdam edecek yüksek katma değerli sektörleri teşvik edecek politikalar olmadığı müddetçe bu demografik fırsat penceresi bize kapanır. O bakımdan, gerçekten Hükûmetimizden istediğimiz şey, bu fırsatı, bu tarihî fırsatı kullanmanızdır. Yüzde 48’le iş gücüne katılma oranıyla rekabet edemeyiz. Asgari ücretli istihdamla, temizlik işçileri istihdamıyla, kömür dağıtmakla ya da koruma-güvenlik memuru kadrolarıyla biz istihdam sağladığımızı düşünüyorsak bu genç nüfusumuzun rekabet edici özelliğini kullanamıyoruz demektir. O bakımdan, yapılması gereken şey bu nüfusumuzu eğitmek ve istihdama sokmaktır. Türkiye'nin önceliği bu değildir. Altmış beş yaşla ilgili emeklilik, bağımlılık oranı düşen bir Türkiye için bağımlılık oranı yüksek bir Türkiye bakışıyla düzenleme yapmak öncelik sırasına göre doğru değildir. O bakımdan, bir taraftan kayıt dışını kayıt içine almak, istihdamı teşvik etmek, istihdamı teşvik ederken de bunu yüksek katma değerli sektörlere yöneltmek lazım. Bu bizim için gelecekle ilgili bir meseledir. Bunun siyasi tercihle ilgisi, alakası olmaması gerekir. Siyasi partilerin bunların yöntemiyle ilgili tercihleri olabilir ama, takdir edersiniz ki, eğer istihdamı artıracak politikalarımızı eğer hepimiz beraber, birlikte uygulayamazsak, yarın öbür gün kim iktidar olursa olsun, bu Türkiye’nin, bu rekabet gücü azalmış Türkiye’nin sorununu çözmek giderek zayıflar. O bakımdan, bu tasarıyla getirilen emeklilere, çalışanlara yükü artırarak, yaşlı nüfusların sosyal güvenlik yükünü çalışanlara ve emeklilere yükleyen mantık, o bakımdan Türkiye’nin mantığıyla, Türkiye’nin mevcut ekonomik, demografik özellikleriyle bağdaşmamaktadır. Bu bakımdan, temel eleştirilerimiz, açıkçası budur.

Bu çerçevede bakıldığı zaman, bu kanunla ilgili, milletvekillerimiz gerek alt komisyonda gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekse Parlamentoda çok aktif bir şekilde, anlamlı önergelerle katkı sağladık. Tabii, bu temel eleştirimiz değişmemekle birlikte, mümkün olduğunca da bu olumlu katkılarımızı kabul ettirmeye çalıştık. Bazılarında mümkün oldu ama bütün bu olumlu adımlara rağmen, temel olarak bu kanunun Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamaktan öteye, sadece mali gelir elde etmeye yönelik bir temel perspektifle hazırlandığını ve sürdürülebilir olmadığını düşünüyoruz. Bu bakımdan da tasarının bu eksiklerini dikkate alarak, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu tasarıya ret oyu vereceğimizi bilmenizi istiyorum.

Bu tasarıda eksik olan bazı hususlar da var. Tabii, özellikle prim ödeme konusunda zorluğa giren BAĞ-KUR ve çiftçilerle ilgili, maalesef, bir yeniden yapılandırma yer almadı. Oysa, eğer bu bir reform ise, bu bir, açıkçası, temel kanun ise bu temel kanunda uyum konusunda sorun çıkmış kesimlerin bu sorunlarını halletmesi gerekmektedir. Yeni bir beyaz sayfa açmamız gerekirdi. Nasıl biraz sonra onaylayacağımız önergeyle altmış beş yaş aylığı, özürlülerle ilgili yapılmış terkinlerin, cezaları, para cezalarını, hepsini affediyorsak, terkin ediyorsak, çiftçilerin ve BAĞ-KUR’luların da borçları konusunda bir karar vermemiz lazımdı. Maalesef, bu kararı yerine getirmedik.

Tabii, böyle bir kanun vesilesiyle, bunu yürütecek Bakanlar Kuruluna, inşallah diyorum ki, gazetelerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oktay Vural (MHP, İzmir). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 17 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2008-04-17-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
