# Tarım ve hayvancılık sektöründeki desteklemelerin zamanında ödenmemesi veya kaldırılması, temel gıda maddelerinde meydana gelen aşırı fiyat artışları ile de halkın mağduriyetine sebep olduğuna ilişkin tarım bakanı mehmet mehdi eker hakkında verilen gensorusu (11/1)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oktay Vural (MHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim
- **Tarih:** 29 Nisan 2008
- **Gündem:** TARIM VE HAYVANCILIK SEKTÖRÜNDEKİ DESTEKLEMELERİN ZAMANINDA ÖDENMEMESİ VEYA KALDIRILMASI, TEMEL GIDA MADDELERİNDE MEYDANA GELEN AŞIRI FİYAT ARTIŞLARI İLE DE HALKIN MAĞDURİYETİNE SEBEP OLDUĞUNA İLİŞKİN TARIM BAKANI MEHMET MEHDİ EKER HAKKINDA VERİLEN GENSORUSU (11/1)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2008-04-29-tarim-ve-hayvancilik-sektorundeki-desteklemelerin-zamaninda-odenmemesi

> Oktay Vural (MHP), 29 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM VE HAYVANCILIK SEKTÖRÜNDEKİ DESTEKLEMELERİN ZAMANINDA ÖDENMEMESİ VEYA KALDIRILMASI, TEMEL GIDA MADDELERİNDE MEYDANA GELEN AŞIRI FİYAT ARTIŞLARI İLE DE HALKIN MAĞDURİYETİNE SEBEP OLDUĞUNA İLİŞKİN TARIM BAKANI MEHMET MEHDİ EKER HAKKINDA VERİLEN GENSORUSU (11/1)); konuşma 2.063 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür Ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, Tarım Ve Köyişleri Bakanı hakkında verilen gensoru önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına hepinize saygılarımı sunuyorum. Bu vesileyle, son günlerde ülkemizin, birliğimizin bütünlüğümüzün uğruna şehit olan kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diliyorum. Hükûmeti, PKK terör örgütünün bertaraf edilmesi için 507 milletvekilinin ortaya koyduğu iradenin gereğini yapmaya davet ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Tarım ve Köyişleri Bakanı hakkında 27 milletvekiliyle verdiğimiz gensoru, sadece bir Sayın Bakan hakkında sırf siyasi mülahazalarla verdiğimiz bir önerge değildir. Aslında, AKP’nin altı yıl boyunca uyguladığı tarım politikalarının sonucunda yok sayılan ve yok edilen tarım sektörü, çiftçilerimiz, köylülerimiz adına verilmiştir; bu ülkenin üretim gücünü, emeğini, toprağını kullananların adına verilmiştir. Bu gensoru “Ananı da al git.” denilen çiftçilerimiz adına verilmiştir. Bu gensoru “Gözünüzü kara toprak doyursun.” denilen köylülerimiz için verilmiştir. Bu gensoru, tarlasını ekemeyen, ektiğini biçemeyen, biçtiğini satamayan, sattığıyla doyamayan üreticilerimiz adına verilmiştir. Bu gensoru, yoksulluk girdabı içinde bulunan vatandaşlarımızı karaborsacıların, spekülatörlerin eline teslim eden politikalara karşı verilmiştir.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, verdiğimiz gensorunun konusu, her birinizin ilinizde ve yörenizde, içinde bulundukları durum hakkında çiftçilerimizin sizlere yönelttikleri haklı serzeniş ve şikâyetlerdir. “Ürünümüz para etmiyor, mazota her gün zam geliyor, elektrik borcunu ödeyemiyoruz, köyümüzün hepsine haciz geldi, gübre kullanamaz duruma geldik, kredimizi ödeyemiyoruz.” diye ortaya koydukları bu şikâyetler milletvekillerimizin ya her an kulağında ya da her an kendilerine yazılan bir mektupta dile gelmektedir.

Gensoruyu verme amacımız, tarım kesiminin içine düşürüldüğü bu vahim durumu ve vatandaşlarımızın son aylarda geçim sıkıntısının ağır baskısı altında hızla artan gıda fiyatlarını milletimizin yegâne iradesi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde dile getirmek ve bu konuda yapılan uygulamaların verdiği sonuçların sorumlularının hesap vermesini sağlamaktır.

Ülkemiz tarımını bu duruma sokan politikaları uygulayan Hükûmet hakkında 22’nci Dönemde bin doksan yazılı soru, yüz seksen yedi sözlü soru yöneltilmişti. 23’üncü Dönemde Sayın Bakana yöneltilen yazılı soru iki yüz on yedi, sözlü soru da altmış altı olmuştur ancak AKP döneminin tarım politikaları ilk defa bir gensoru önergesiyle sorgulanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, tarım, gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın bütün ülkeler için hayati bir öneme sahip, vazgeçilemez stratejik ve hassas bir sektördür. Millî gelire önemli katkıları yanında, genellikle toplumun gelir düzeyi en düşük kesiminin üretici olarak yer aldığı ve geçimini sağladığı tarım ürünleri itibarıyla hayatı devam ettirmenin en önemli kaynağıdır.

Ülkemiz ekonomisi, sosyal dokusu, nüfus yapısı, coğrafyası, jeopolitik konumu ve yapısal sorunlarıyla tarımın sağlayabildikleri bir arada düşünüldüğünde sektörün Türkiye için önemi ve vazgeçilmezliği daha kolay anlaşılabilir. Ülkemizde maalesef tarımda sorunların özüne inen, sürdürülebilir ve üretken politikalar yerine, temelsiz, yanlış empoze edilmiş, günübirlik siyasi avantaj sağlamaya yönelik politikaların uygulanması neticesinde sektör olarak tarım rekabet gücünü geliştirememiş, dünya ölçeğinde de ekonomik gelişmesini tamamlayamamıştır. Özellikle son beş yılda AKP’nin kendi politik tercihleriyle tarım kesimi yokluğa mahkûm edilmiştir. İşte, bugün, 2007 yılında tarım kesiminde yüzde 7,3’lük bir düşüş, aslında tarım kesiminin içine geldiği durumu gayet net bir şekilde ortaya koymaktadır. 2002 yılında yüzde 6,9 büyüyen tarım kesimi, 2003 yılında yüzde 2,5 küçülmüş ve bugün geldiğimiz bu noktada da tarım kesimine uygulanan politikalar neticesinde ekonomik büyümeye sektörel katkıları itibarıyla tarım kesimi maalesef büyük bir düşüşe geçmiştir. Tarım sektörüne ait 2007 yılı birinci üç aylık dönemde 2,9 öngörülen büyüme, ikinci üç aylık dönemde 2,1’lik bir küçülmeye, biraz önce ifade ettiğim gibi, 7,3’lük de bir küçülmeye uğramıştır. İşte, bu, aslında, istikrarlı bir şekilde tarım kesiminin nasıl yokluğa mahkûm edildiğini ortaya koymaktadır.

Hayvancılık üretiminde de ilk üç aylık dönemde yüzde 2,6, ikinci dönemde yüzde 0,9’luk bir büyüme olduğu hesaplanmıştır. Şimdi, tarımda büyüme değil, yüzde 7,2’lik-3’lük bir küçülmenin olduğunu dikkate alırsak, aslında, bugün, burada, tarım kesimiyle ilgili başka sözlere de ihtiyaç olmadığı kanaati taşıyorum. Gerçekten bu dramatik düşüş, bugün, biraz sonra ifade edeceğimiz tarım kesimine uygulanan politikaların âdeta tabii bir sonucu olmuştur.

2002 yılında tarım, avcılık, ormancılık üretimi 1998 fiyatlarıyla 8,6 katrilyon iken, bugün 8,7 katrilyon olmuştur. Görüldüğü gibi, AKP döneminde tarım kesimi 1998 fiyatlarıyla bile yerinde saymıştır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin rekabet gücünü ancak sahip olduğumuz kaynakları daha verimli kullanmakla sağlayabiliriz. Ülkemizin coğrafi konumu, yapısal durumu, fiziki şartları önemli kaynaklarımızdır. Ancak, AKP, bu kaynakları kullanmak yerine tarım kesimini bir yük olarak, yük kabul ederek geliştirdiği politikalarla stratejik bir tercih hatasına düşmüştür. Tarım kesiminin istihdam içindeki payını düşürmeyi AB yolunda bir hedef olarak gören AKP, maalesef, bunu sektörel yapısal dönüşümle sağlamak yerine yıkımsal dönüşümü tercih etmiş ve tarım kesimi âdeta yokluğa mahkûm edilmiştir. Üreticiyi üretimden uzaklaştırmaya dayalı politikalar hâkim olmuştur. Zaten bu anlayış, Erzurum’da Kasım 2004’te “Bu millet yatıp kalkıp sizi mi besleyecek?” Burdur’da Şubat 2004’te “Pancarı bırak medeniyete bak.” Türkiye Büyük Millet Meclisinde 25 Mayıs 2005’te “Toplumun bir kesiminden alıp diğer bir kesimine farklı gerekçelerle verme mantığı geçmişte kalmıştır.” diyen Sayın Başbakanın ifadeleriyle ortaya konmuştur. Maalesef bu zihniyet, AB sürecinde de, 3 Ekim 2005 Müzakere Çerçeve Belgesi’nde, tarımın, kalıcı kısıtlamalarla pazara girmesini engelleyecek dayatmaları kabul ederek bakış açısını ortaya koymuştur. Nitekim Sayın Başbakan “Biz AB’ye yük olmak değil, AB’nin yükünü taşımak istiyoruz.” diyerek AB çiftçisinin yükünü de çiftçilerimizin üstüne yıkma hedefini ortaya koymuştur.

AKP işbaşına geldikten sonra ortaya koyduğu Acil Eylem Planı’nda “Tarım konusunda farklı çözümler konusunda IMF’yle görüşmeler yapılacaktır.” demiş olmasına rağmen maalesef IMF politikalarına ve isteklerine teslim olmuş ve tarım kesimi, kendi politik tercihleri de yokluğa mahkûm edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, AKP döneminde çiftçinin ürettiği ürün fiyatlarının enflasyondan çok düşük olarak belirlenmesi, girdi fiyatlarının ise enflasyonun çok üzerinde olması nedeniyle gerçekten Türk tarımı ve çiftçilerimiz çok zor durumdadır. Bu durumda, en az, tarımsal desteklerin çiftçinin kayıplarını telafi edecek biçimde artırılması gerekirken, AKP Hükûmeti reel manada bu destekleri artırmamış, gayrisafi millî hasıla içindeki payını düşürmüş, tarım kesimini koruyamamıştır. 2002 yılında gayrisafi millî hasıla içerisinde tarımsal desteklerin oranı binde 80 iken, bugün 2007’de, bu düşen ekonomik tablo içerisinde açıkçası binde 6’ya kadar düşmüş durumdadır.

İşte, çiftçilerimize verilen bu destekler bile açıkçası sürekli olarak geciktirilerek yapılmakta ve kendi alacakları için icra başlatan Hükûmet, çiftçi alacaklarına gelince sürekli olarak ertelemekte ve mazeret olarak da nakit akışını göstermektedir. Bu konuda Sayın Bakana yöneltilen çeşitli yazılı soru önergelerine Sayın Bakan maalesef kaçamak cevap vermekte ve çiftçi alacaklarının zamanında ödenmesine mazeret uydurmaktadır. 2005, 2006, 2007 yıllarına ait hak edilen destekleme ile o yılda ödenen desteklemelere karşılık Sayın Bakan sadece global rakamları vermekle yetinmektedir. Yine süt teşviki alması gereken üretici sayısı ve destek miktarı sorulurken Sayın Bakan sadece, hangi ilde ne kadar destek verildiğini ortaya koymak yerine, genel rakamları vermiş, ondan sonra da “Geri kalanını da süt teşviki adı altında 2008 yılındaki nakit akışına göre ödeyeceğiz.” diyerek, yine, çiftçilerin alacakları konusunda geçiştirici cevaplar vermektedir.

Maalesef çiftçi alacakları bir kaynak olarak kullanılmaktadır. Zamanında ödenmeyen destekler, böylece, bilinçli olarak reel manada azaltılmıştır. Kasıtlı bir politikayla ödemelerin geciktirilmesi istisna olmaktan çıkartılmış, kural hâline gelmiş ve böylelikle, çiftçinin destekleri hazinenin kullandığı bir kaynak hâline dönüşmüştür. Bu bakımdan, eğer, çiftçilerimizin bugün ödeyemediği sulama ücretinden dolayı haciz duruma düştüğünü dikkate alırsak, kredinin taksitini ödeyemediğinden dolayı tarlasını sattığını dikkate alırsak, bu alacaklarını ödemeyen Tarım Bakanlığının, aslında, çiftçiyi hangi duruma dönüştürdüğünü de gayet açıklıkla ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan, 18 Ocak 2005’te, önümüzdeki süreçte tarımla ilgili nüfusu sanayi ve hizmet sektörüne aktaracaklarını ifade etmişti. Bu sözler, tarım kesiminde çalışanların karşılaşacağı musibetin âdeta habercisiydi. Tarımda yıkım başlamış, istihdam azalmış, köyünden göç eden vatandaşlarımız iki torba kömüre muhtaç bırakılmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumunun 2006 verilerine göre ülke nüfusunun yüzde 31’i geçimini tarımdan sağlamaktaydı. Ocak 2008 verilerine göre ise nüfusun yüzde 23,2’si tarımdan geçimini sağlamaktadır. Tarımdaki istihdam 2004 yılında 7,4 milyon, 2006 yılında 5,8 milyon, 2007 yılında ise 4,6 milyon kişi olmuştur. Açıkçası görülmektedir ki tarım istihdamında son üç yıllık düşüş 2,8 milyon kişi olmuştur. Bu sonuç, yıllar itibarıyla belirli bir düzeyde görülen tarım istihdamındaki düşüşün 2005-2007 yıllarında tarımdan büyük bir kaçışa dönüştüğünü göstermektedir. Bu ölçüde ve bu kadar kısa sürede meydana gelen bu terk edişin ortaya çıkaracağı sosyal ve ekonomik faturanın çok ağır olduğu açıktır. Sadece 2007 yılında tarımda istihdam 527 bin kişi azalmıştır. AKP döneminde tarımdan kaçan nüfus yüzde 38 olmuştur.

Sayın milletvekilleri, maalesef tarımdan kaçan nüfus, sektörel gelişmeler de sağlanmadığı için fakirleşme giderek artmış ve nitekim kırsal kesimde harcama esaslı nispi yoksul sayımız 1 milyon 760 bin kişi artmıştır AKP döneminde. Diğer bir ifadeyle, tarım ve hayvancılık kesimi olmak üzere kırsal kesimde yaşayanların 2002 yılında sahip oldukları varlıkların üçte 1’i ellerinden alınmıştır. Ellerinden üretim gücü alınan, yurdundan, toprağından koparılan vatandaşlarımız “sosyal yardım” adı altında, bilerek ve istenerek kömüre, patatese ve soğan yardımına muhtaç duruma düşürülmüştür. Bu tablo karşısında çiftçilerimiz ve tarım kesimimizin tamamına yakını yoksulluk sınırı altında bir millî gelire sahiptir.

Sayın milletvekilleri, AKP, seçim beyannamesinde çiftçilerin istikrarlı ve yüksek gelir elde etmesini sağlayacak politikaları vadetmişti. Ancak bugün ortaya gelinen bu tablo, 2002-2006 ve özellikle 2007 yılında ortaya çıkan ürün fiyatları mukayese edildiğinde, mesela Anadolu kırmızı sert buğdayda 2006’daki düşüş 2002’ye göre eksi 164, reel manada düşüş. 2007’yi aldığınız zaman bu yüzde 182’ye çıkmaktadır. Mısırdaki ürün fiyatı düşüşü 2002’de 2006’ya göre yüzde 133’tür, pamuk yüzde 214’tür. İşte, böyle istikrarlı bir gelir elde etmesini hedefleyen bir vaatle iktidara gelenler, bugün tarım kesiminin ürünlerini maalesef ucuza kapatmanın ve bunları da açıkçası birtakım holdinglerin ya da yurt dışı destekli grupların eline bırakmanın politikalarını takip etmişlerdir.

AKP döneminde, özellikle Toprak Mahsulleri Ofisi ve piyasa ağırlıklı ortalama hububat fiyatları açısından üreticilerin önemli bir reel kayba uğradığı görülmektedir. Bu bakımdan, bu yapılan mukayese içerisinde ayçiçeği, tütün, pamuk, şeker pancarı, kuru üzüm, buğdayı dikkate aldığımız zaman 2002-2006 yıllarında bu üreticilerin kaybı 7,5 katrilyondur. 7,5 katrilyon, sadece, ürün fiyatının 2002’ye göre düşük verilmesinden kaynaklanmıştır. Bir taraftan ürünler düşük fiyatla, maalesef, veriliyor, diğer taraftan da girdi fiyatları çok yüksek miktarda artmıştır.

Bakınız, gübre fiyatlarında 2006 ve 2007’yi dikkate aldığımızda, 2002 yılına göre yüzde 120 oranında gübre fiyatlarında artış vardır. Son, açıkçası 2007 yılındaki artışlar yüzde 35’le yüzde 80’e gelmiştir.

Tohumluk fiyatlarındaki, akaryakıt fiyatlarındaki artışların hepsi, maalesef, tarım kesiminin girdi fiyatları, üretici fiyatlar endeksi olan yüzde 65,7’nin -AKP döneminin- çok üzerinde olmuştur.

2007 yılında DAP gübresindeki fiyat artışı yüzde 109, amonyum nitratta yüzde 85, ürede yüzde 48, amonyum sülfatta yüzde 96 olmuştur.

Sayın milletvekilleri, bugün, aslında işbaşında olan Hükûmet, “Özellikle çiftçilerimizin rahatlamasını sağlamak için öncelikli olarak mazot gibi kalemlerde ağır vergiler azaltılacak.” diye gündeme getirdi, böyle vaatlerde bulundu ve maalesef, 60’ıncı Hükûmetin göreve başladığı zaman kırsal motorinin fiyatı 2,31 YTL idi, bugün motorinin fiyatı 3 YTL’dir; artış oranı yüzde 29,8’dir. AKP göreve geldiğinde motorin 1,2 YTL idi, şimdi 3 YTL olduğuna göre, artış oranı yüzde 150 olmuştur. 2002’de benzinle motorin arasındaki fark 21,8 idi, bugünkü fark ise yüzde 13’e kadar düşmüş bulunmaktadır. Kırsal kesimde 1,5 milyar litre motorin kullanılmaktadır. 2002 yılında çiftçilerimiz motorine 1,8 katrilyon para öderken bugün 4,5 katrilyon ödemektedir.

2006’da Türkmenistan’da mazotun litresi 1 sent, ABD’de 69 sent, Çin’de 106 sent, Polonya’da 130 sent, Fransa’da 133 sent, Türkiye’de ise 162 sent olmuştur. Türkiye, 171 ülke arasında en pahalı mazotu kullanan 5’inci ülke konumundadır.

Sayın milletvekilleri, bu tablo, aynı zamanda, aslında başka verilerle de desteklenebilir. Özellikle tarımda mekanizasyon teknolojinin kullanılması, bu tarım kesiminin içine düştüğü durumu göstermesi bakımından da son derece enteresandır. Zaman zaman traktör satışlarını gündeme getiren Sayın Başbakan… 1999-2002 arasında traktör artış sayısı 46 bin iken 2003-2006 arasında traktör artışı sadece 40 bin olmuştur. Bu dönemde traktör sayısı 6 bin azalmıştır.

Diğer taraftan, tarımsal alet ve makine sayısı mukayese edildiğinde, 1999-2002 arasında toplam tarımsal makine ve alet sayısı 444 bin adet artmışken 2003-2006 arasında bu artış sadece 358 bin adet olmuştur. Dolayısıyla, tarım kesimi mekanizasyondan da giderek uzaklaşmaktadır.

Bu politikalar sonunda çiftçinin satın alma gücü azalmıştır. Buğday üreticisi 1 kilo tohum almak için 2002 yılında 880 gram buğday satarken 2007 yılında 1,67 kilogram buğday satmak durumunda kalmıştır.

2002 yılında buğday üreticisi 3,5 kilo buğday satarak 1 litre mazot alabilirken 2007 yılında 6,8 kilogram buğday satarak ancak 1 litre mazot alabilmektedir.

Çok değerli milletvekilleri, tabii, üretim kesiminde özellikle üreticinin bu şekilde perişan edilmesine karşılık, maalesef, tüketim kesiminde de buna mukabil, piyasa, spekülatörlerin ve karaborsacıların eline geçmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – İşte, pirinç ve buğdayda yaşadıklarımız karşısında çiftçilerin elindeki ürüne para vermeyen Hükûmet, maalesef, piyasayı spekülatörlerin, haksız kazanç elde etmek isteyenlerin insafına terk etmiştir. Oysa Toprak Mahsulleri Ofisinin, kanun gereğince verilen görev gereği bu piyasayı regüle etmesi gerekmekteydi.

Şimdi, Sayın Bakan, bu fiyat artışlarını spekülatörlere bağlarken aynı zamanda ihbar edilmesini istemiştir. Peki, soruyoruz burada: Acaba sizler bu spekülatörlerin kimler olduğunu bilmiyor musunuz, kimlerin elinde pirinç olduğunu bilmiyor musunuz? Devlet bunu bilmez mi, bilmesi gerekmez mi? E, bu durumda size düşen görevi yapmıyorsunuz, ama bu görevi vatandaşa havale ediyorsunuz.

Bu bakımdan, özellikle son dönemlerde gerek çiğ süt fiyatlarındaki düşüş ama buna mukabil peynir ve tereyağındaki toptan ve perakende satış fiyatlarındaki artışlar, Türkiye’de tarım kesiminin spekülatörlere ve haksız kazanç beklentilerine sahip olanlara terk edildiğini ortaya koymaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oktay Vural (MHP, İzmir). “Tarım ve hayvancılık sektöründeki desteklemelerin zamanında ödenmemesi veya kaldırılması, temel gıda maddelerinde meydana gelen aşırı fiyat artışları ile de halkın mağduriyetine sebep olduğuna ilişkin tarım bakanı mehmet mehdi eker hakkında verilen gensorusu (11/1)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2008-04-29-tarim-ve-hayvancilik-sektorundeki-desteklemelerin-zamaninda-odenmemesi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
