# Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oktay Vural (MHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim
- **Tarih:** 13 Kasım 2008
- **Gündem:** BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2008-11-13-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris

> Oktay Vural (MHP), 13 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302); konuşma 1.176 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım; artık bu kanunun son maddesinde, Bakanlar Kurulu yürütecek. Tabii, bugün, bunu Bakanlar Kurulu yürüteceğine göre, özellikle Sayın Bakan ekseninde bu kanun tasarısına nasıl bakıldığını, hangi yanlışlıklar olduğunu paylaşmak istiyorum.

Biraz önce aslında Sayın Bakana bir sayın milletvekilinin sorduğu bir sual vardı, işte harcamaların artması ve dolayısıyla millî geliri artırması konusu; Sayın Bakan verdiği bir cevapta “Millî gelir artınca harcamalar artar.” diye ifade etti. Aslında millî gelir bir sonuçtur, yapılan iş ve işlemlerin, ekonomik hareketin bir sonucudur. Şimdi, buradan gidildiği zaman, acaba sanal bir ortamda sanal bir şekilde millî gelirin kur ya da diğer eksenli sanal artırımı yoluyla acaba sanal bir millî gelir artışından mı bahsediliyor? Aslında bu son derece tehlikelidir. Millî gelir bir sonuçtur. Millî gelir artınca harcamalar artmaz, harcamalar ya da üretim arttığı zaman millî gelir artar, elbette bunların farklı boyutları vardır. Onun için bu bakış açısı son derece yanlış bir bakış açısıdır, hesabi ve kitabi yöntemlerle millî gelirin artırılabileceğine ilişkin bir yaklaşım tarzıdır ki zaten bu altı yıllık dönemde bunları çok açık bir şekilde görüyoruz. Sayın Bakan da bunu itiraf etmiş gözüküyor.

Şimdi, bu kanun tasarısıyla ilgili milletvekillerimiz sordu: “Ne kadar para bekliyorsunuz? Ne yaptınız? Nerede var? Ne yok?” Bir tane cevap alabilmiş değiliz. Bu sorulara karşılık, Türkiye’ye gelen yabancı yatırımlarla ilgili cevap verdi Sayın Bakan. Böyle bir kanun tasarısı hazırlanıyorsa değerli milletvekilleri -Türkiye Cumhuriyeti devleti tabii güçlü, kadroları var, kurumları var- bu konuda acaba ampirik bir çalışma yapılmış mı? Bir araştırma yapılmış mı? Bu kaynaklarla ilgili bir değerlendirme yapılmış mı? Mark II araştırmasına göre ne kadarlık bir tahmininiz var? Gerçekten, bu hususlar belli olmadan karşımıza bir tasarı geliyor. Bu şuna benziyor: Havaya bir taş atıyorlar, kuş çarpar mı çarpmaz mı? Çarpacak kuş vardır gerçekten. Biraz önce İsa Bey’in dediği gibi, acaba bu kuşlar taşın ne zaman geleceğini biliyorlar mı ve hangi kuşlardır? Bu son derece önemli. Yani çok sanal bir ortamda bir kanun çıkartıyoruz. Oltaya gelir mi, gelmez mi? Bu oltaya gelecek olanlar bilinen kimseler olabilir. O bakımdan bizim eleştirilerimiz de bir bakıma bu kanun tasarısının bizim toplumsal menfaatlerimiz için değil de beklentisi olanlar için çıkartılmış özel bir kanun tasarısı olduğuna yönelik endişelerimizi gerçekten artırmaktadır.

Bakın, kanunda, yurt dışında olanlar geldiği zaman yüzde 2 faiz, yurt içinde olduğu zaman yüzde 10’du. Şimdi, niye yüzde 2, niye yüzde 10? Bir önerge verildi, yüzde 5’e indi. Niye yüzde 5’e indi? Yani acaba bu paraların vergi elastikiyeti hesaplandı mı ki, duyarlılığı hesaplandı mı ki şunu yaparsak kaçar, şunu yaparsak getirir diye bir hesap kitap sonucu mu? Görüyoruz ki bu kanun tasarısı böyle bir hesap kitap sonucu getirilmiş değil, vergiyle alakalı değil. Bu, tamamen bir aklanma operasyonu neticesinde birtakım insanların beklentilerini karşılamaya yönelik olduğuna ilişkin endişelerimizi artırıyor.

Bir başka konu… Gerekçede söylüyor, işte diyor ki: “Kriz dönemlerinde paralar kaçtı.” Değerli arkadaşlarım, şu soruyu Türk milletini temsil eden milletvekilleri olarak sormamız lazım: Bazı varlıkların millî ekonomiye kazandırılması ile ilgili kanunu geçirirken, acaba Türkiye’de millî varlıklarımızı yabancılara aktaran ekonomi çözülmedikçe bu sorunu çözebilir miyiz? Yanlış yerde arıyoruz, aksine kaynaklarımız aşındırılmış ve yurt dışına aktarılmıştır. Sorunun kaynağı, düşük kur-yüksek faiz modeliyle finanse edilmek istenen cari işlemler açığı problemidir. Türkiye bu yönüyle kaynak aktarmaktadır. Sorun Türkiye’ye kaynak gelmesi değildir, sorun Türkiye’den kaynaklar niye yurt dışına gitmiştir ve bu sorun özellikle bu altı yıllık dönem içerisinde AKP’nin uyguladığı ekonomi politikası neticesinde ortaya çıkmıştır.

Bakınız değerli arkadaşlarım, bu ekonomi politikası neticesinde 2003-2007 arasında 183,4 milyar dolarlık bir cari işlem açığı finanse ettik. Bu cari işlemler açığını finanse ettiğim zaman bu dönem içerisinde dövizin yüzde 47,5 azaldığını düşünün. Bakın, düşük kur ve ondan sonra reel faizin yüzde 10, yüzde 12 olduğunu düşünürseniz, Türkiye'de ne kadar önemli bir miktarda yurt dışına kaynak aktarma sisteminin kurulduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, bu ekonomi aslında Türk ekonomisini hortumlama ekonomisidir, o bakımdan sorunu başka yerde arıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, çözüm başka yerdedir, çözüm Türkiye’de; bu cari işlemler açığını finanse etme modelinden dolayı kaynaklarımızın yurt dışına gitmesidir. Yapılan tahminlere göre, bu yolla -özellikle iç ve dış borç faiz ödemelerini altı yıllık dönemde aldığımız zaman- yaklaşık 800 katrilyon faiz ödemişiz. 800 katrilyon değerli arkadaşlarım… Böyle olduğu zaman tabiatıyla düşük kur ve yüksek faizle cari işlemler açığı olduğu zaman, dış âleme giden kaynaklarımız artmaktadır ve biz fakirleşiyoruz, rekabet gücünü kaybediyoruz. Bu bakımdan, bu politikanın muhakkak surette değiştirilmesi gerektiğini ben şahsen düşünüyorum. Bu politika değişmediği sürece, Türkiye’de kaynak akışı yurt dışına olacaktır, yurt dışına reel ödemelerimiz olacaktır. Böyle bakıldığı zaman, gerçekten, bu politikanın değişmesi yönünde bir talep var mıdır? Hayır. Deniz bitmiştir. Şimdi yapılmak istenen de nedir? Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, bu cari işlemler açığını finanse etmek için yurt dışından gelen paralar azaldı, 2008 yılında yaklaşık 15 milyar dolar olacağını Sayın Bakan ifade etti. O zaman, bu tasarıyla Hükûmetin algıladığı sorun “Para gelmeyecek, para gelmesi lazım. Döviz gelmesi lazım.“ diyor, yüzde 2 ve yüzde 10. Böylelikle, dövizin Türkiye’ye gelmesi suretiyle, düşük kur ve -daha önce, hazinenin yaptığı son ihalede de yüzde 22-23’lere çıkmış faizlerle- yüksek faizle aynı modelin yine sürdürülmesi gerekiyor ama bu model sürmez, sürdürmemiz mümkün değildir. Kaybediyoruz. Şirketlerimiz batıyor. Millî rekabet gücümüz azalıyor. Dolayısıyla, böyle bakıldığı zaman, bu model, aslında, tamamıyla Hükûmetin önümüzdeki dönemde cari işlemler açığını finanse etme konusunda likidite darlığını düşünmek suretiyle birtakım paranın Türkiye’ye gelmesini temin etmektir. Peki bu para geldiği zaman ne olacak? Yine düşük kur, yine yüksek faiz modeliyle daha fazla parayı yurt dışına götürecekler. Bu bakımdan, bu yaklaşım tarzı son derece yanlıştır, kaybeden biz oluyoruz. Bunun partisi filan yok. Bundan kazanacak olan bazıları vardır gerçekten. Şimdi soruyorum: Zulasında olan kaç tane küçük ve orta büyüklükte işletmemiz var yurt dışında? Yüzde 99’u küçük ve orta büyüklükte işletme. Bu kanun kimin için çıkıyor değerli arkadaşlarım? Kimin parası için çıkıyor? Bu soruyu sormamız gerekiyor. Batman’da, Diyarbakır’da, İstanbul’da, Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta, Bursa’da hangi küçük ve orta büyüklükteki işletmenin yurt dışında zulası var da “Bu zuladan parayı getir.” diyorsunuz. O zaman bu paradan faydalanacak olan birtakım yerlerdir, ki bu konuda, bu kanun tasarısıyla maalesef KOBİ’ler arasında ilişki kurmaya çalışacak olan bir “reel sektör sigorta fonu” dediğimiz uygulamayı bile reddettiniz.

Değerli arkadaşlarım, sıkıntılar büyük. Bu bakımdan, eğer biz sanal bir şekilde bu ekonomiyi götürmeye devam edersek -yine biraz önce söylediğim gibi- Türk ekonomisi kaybetmiş olacaktır. Reel sektör rekabet gücünü kaybedecek. Bakın, bu uygulanan politikayla zaten ithalatı cezbedici hâle getirdiniz, ara malı üretiminden milletimiz vazgeçti. Bu kısa vadeli şoktan dolayı, yani bu döviz darlığından dolayı da özellikle dövizin yükselmesinden dolayı da birçok şirketin ara malı ithalatının pahalı hâle gelmesinden dolayı maliyetleri arttı. O bakımdan çok riskli bir dönemdeyiz, bu risklerle ekonomi yürütülmez, bunu defalarca söyledik. O bakımdan, Hükûmetin ekonomi politikasını değiştirmesi gerekmektedir ama anlaşılan o ki Hükûmet, IMF ile dış kaynak bulmak amacıyla anlaşmaya hazırdır ve üstelik Sayın Başbakan G-20’ye gittiği zaman FED’den de birtakım kaynak ihtiyacı olduğunu söylemiştir. Ama değerli arkadaşlarım, bu mali hesaplar yapılabilir. Bizim şunu düşünmemiz lazım: Türkiye’de üretici sektörün gücünü nasıl artırabiliriz, tedbirleri nasıl alırız ve nasıl koruyabiliriz, bunları düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, biraz önce ifade edildi -tabii, endişe duydum- Sayın Bakan diyor ki: “Bu paralar gelince kimse bir şey sormayacak. Sorarsan olur mu ya, olur mu? Olmaz.” Şimdi, Sayın Bakan, tabii, mali suçlarla ilgili biliyorsunuz Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oktay Vural (MHP, İzmir). “Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302”. TBMM Genel Kurulu, 17. Birleşim tutanağı, 13 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2008-11-13-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
