# İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oktay Vural (MHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim
- **Tarih:** 5 Mayıs 2009
- **Gündem:** İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2009-05-05-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda

> Oktay Vural (MHP), 5 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA); konuşma 900 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün AKP Grubunun yaptığı, gündemi ve çalışma saatlerini değiştirmek üzere Danışma Kurulu çağrısı, maalesef toplanamadığından iki ayrı grup önerisi olarak gündemi belirlemek istedik. İlk önerimiz maalesef çoğunluk partisi tarafından reddedildi.

Aslında gerçekten bu araştırma önergemiz, yürütmenin yaptığı bir işlemin açıklığa kavuşturulması için ön görüşmelerinin yapılmasına amirdi. Araştırma komisyonu kurulup kurulmayacağı hususu tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle ilgili bir konudur. Ama Sayın Bakanın “Ben bu konuda Parlamentoyu bilgilendirmek istiyorum, daha fazla konuşmak istiyorum.” demesine rağmen bu konunun açıkçası ön görüşmelerinin yapılmamasını temin etmek, milletvekillerinin bilgi edinme yollarını tıkamak demektir. Yani yürütme bu konuda eğer gerçekten ön görüşmelerin yapılmasını istiyorsa, bir izahat verme ihtiyacı içerisindeyse bu konunun ön görüşmelerinin yapılması gerekiyordu. Bu yönüyle Parlamento, yürütmenin bilgi vermek istemesine rağmen çoğunluk partisinin iradesiyle, maalesef böyle bir konuda ayrıntılı bir bilgi edinme imkânından mahrum bırakılmıştır. Bunu son derece yadırgadığımı ifade etmek istiyorum, çünkü bu konular geçiştirilecek konular değildir. Bu siyasetin gündeminde sürekli olarak gündeme getireceğimiz konular vardır, bu konular sürekli gündeme gelecektir. Bu bakımdan böyle bir konunun aslında gerçekten ön görüşmelerinin yapılması gerekmekteydi. Belki de aslında, işte o yangın helikopterleri ve uçaklarla ilgili süreçleri ihtiva eden bütün araştırma komisyonlarıyla ilgili bu talepler konusunda her bir milletvekilimize sorulacak bu konuda sorular vardır. Bu sorular karşısında yürütmenin vereceği cevapların burada ayrıntılı bir şekilde gündeme getirilmesi imkânsızlaştırılmıştır. Şimdi denetim görevimizi nasıl yapacağız?

Bakın, yürütme hakkında bir denetim görevini yapmak için önerge veriyoruz. Yürütme diyor ki: “Ben bilgi vermek istiyorum.” Ama parmak çokluğuyla “Hayır, gerek yoktur.” deniyor. Doğrusu bu bir çelişkidir parlamenter demokrasimiz açısından. Parlamentomuzun çalışması açısından da ben bunu eksiklik olarak görmekteyim. Bu bakımdan Milliyetçi Hareket Partisi olarak böylesine önemli bir konuda gündemde olması gereken bir konunun gündem dışına itilmesini, bu önergeyle kendine özgü yeni bir gündem oluşturmasını doğru bulmuyoruz.

Şimdi gündem yürütmenin ihtiyacıyla oluşuyor. Bakın, bugün getirdiğimiz bu noktada Türkmenistan’la ilgili anlaşmaların öncelik olması ya da, işte, Millî Savunma Bakanlığının askerlerle ilgili birtakım kanun tasarılarının öne alınması talepleri uygun görülüyor da bir sayın bakanın bu konuda milletvekillerinin sorduğu bu ihalenin araştırılması gerektiğine ilişkin bir talebi üzerinde “Ben daha fazla konuşmak istiyorum.” demesine Parlamentonun çoğunluğunun “Hayır” demesini bir çelişki olarak görüyorum. Bir taraftan kanun tasarısında öncelik almayla ilgili yürütmenin talebine “Evet” diyen, diğer taraftan da bir sayın bakanın denetimle ilgili konusuna “Hayır” denmesi doğrudan doğruya denetim hakkını kısıtlamaya yönelik bir girişimdir. Böyle bir girişimi, toptancı yaklaşımı reddediyoruz. Eğer mesele yürütmenin bilgi vermesi, yürütmenin isteği doğrultusunda bir gündem oluşturulması ise -ki öyle gözüküyor- bu durumda bu tavır, çoğunluk partisinin bu tavrı muhalefetin bu konudaki istek ve taleplerini tıkamak ve denetim görevini engellemektir. Bu bakımdan bu önerilerine AKP’nin, çoğunluk partisinin bu çifte standartlı yaklaşımına karşı olduğumuzu ve Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Bir de bu vesileyle söz almışken Sayın Başkan, tabii sunuşlarda bir yeni Hükûmet oluşumu oldu. Belki de buna “60/B Hükûmeti” demek lazım. Bu kadar kapsamlı bir değişiklik oldu, 60/B Hükûmeti oluştu. Şimdi Anayasa’mıza göre bu 60/B Hükûmetinin oluşması sırasında bir bakanın görevden alınması ya azille ya istifayla mümkün olabilir.

Şimdi, burada istifa eden bakanlar var: Sayın Nazım Ekren, Murat Başesgioğlu, Mustafa Said, Mehmet Ali Şahin, Hüseyin Çelik Bey ve Hilmi Güler Bey istifa etmişler.

Şimdi merak ediyoruz, Dışişleri Bakanı istifa mı etti? Dışişleri Bakanı istifa etmeden Devlet Bakanlığı görevine nasıl atanır? Yani orada boşalma olmadan Devlet Bakanlığı görevine atanması ya da bir başkasının burada yemin ederek Dışişleri Bakanının görevine atanmasının İç Tüzük’ümüze göre uygun olmadığı kanaatini taşıyorum; boşalma olmamıştır. Eğer böyle bir boşalma iradesi var ise Dışişleri Bakanlığı görevinden ayrılmış bir şahsiyet var ise ve bu konu da belirtilmemişse, bu durumda, Dışişleri Bakanının atanması hususu Anayasa’mıza göre uygun olmamıştır ve Dışişleri Bakanlığına atanan şahsın burada yemin etmesi de uygun olmamıştır. Boşaldı mı?

Sayın Zafer Çağlayan Sanayi ve Ticaret Bakanlığından azil mi edildi, istifa mı etti? Bunu bilmemiz gerekir, neden bilmemiz gerekiyor? Çünkü 29 Ağustos 2007 tarihinde Cumhurbaşkanının yazdığı bir yazıyla, bakanların atanması… “Şu kişi, şu bakanlığa atanmıştır.” diyor. Bu bakanlığa atanmışsa bizim bilmeye hakkımız yok mu? Acaba bu sayın bakanlar istifa mı ettiler, azil mi edildiler de yerlerine başkaları atandı? Bu konuda bilgi olmadığına göre bunların, açıkçası, henüz görevlerini boşaltmamış olduğu kanaati taşıyoruz. Görevlerini boşaltmamışsa, Dışişleri Bakanlığı görevine nasıl bir başkası atanmaktadır? Değerli arkadaşlarım, bu konuda Anayasa’mızda, Başbakanca seçilip Cumhurbaşkanınca atanacağı, gerektiğinde Başbakanın önerisi üzerine Cumhurbaşkanınca görevlerine son verileceği söyleniyor. Herhangi bir sebeple boşalma hâlinde ise on beş günde atama yapılacağı söyleniyor. İki yöntem vardır.

Şimdi soruyorum: Acaba bu sayın bakanlar görevlerine son verilen bakanlar mıdır da bir başka göreve atanmıştır? Bu konuda sarahat yoktur. Dolayısıyla bu Bakanlar Kurulu, bu yönüne bakıldığı zaman Anayasa’mızın öngördüğü görevden alma, ayrılma ve atanma usulleri açısından açıklığa kavuşturulması gereken hususlar da vardır. Bu vesileyle, bu konuların açıklığa kavuşturulması gerektiğini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, bugün görev yapan sayın bakanların… Türkiye Büyük Millet Meclisinde güvenoyu almış değerli arkadaşlarım. Takdir edersiniz ki 28 Ağustosta atanmış bu sayın bakanlar Türkiye Büyük Millet Meclisinden güvenoyu almış bakanlardı. Sayın Zafer Çağlayan’a, Sayın Ali Babacan’a sizler güvenoyu verdiniz. Güvenoyu verdiğiniz sayın bakan henüz ayrılmadan ya da görevine son verilmeden “Ben bunu buradan buraya alıyorum.” diyor. Böyle bir usulün gerçekten Anayasa’mıza aykırı olduğunu düşünüyorum. Bu durumda, bu Bakanlar Kurulunun kendi talepleriyle görevlerine son verilmiş olduğunu varsayıyoruz. Ya da istifa etmemiş olduklarını varsayıyorsak, bu durumda, güvenoyu almış bir sayın bakanın yerine bir atama yapılamaz. Güvenoyu almıştır. Bu yönüyle, güvenoyu almışsa, bu konuda yapılan atamanın hukuka uygunluğunun tartışılır olduğunu bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

AKP’nin Grup önerisi aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Oktay Vural (MHP, İzmir). “İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 5 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2009-05-05-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
