# Türkiye cumhuriyeti hükümeti, islam konferansı örgütü ve islam konferansı diyalog ve işbirliği gençlik forumu arasında islam konferansı diyalog ve işbirliği gençlik forumunun istanbulda kurulması hakkında anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarıs (s.s.:265)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oktay Vural (MHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim
- **Tarih:** 19 Kasım 2009
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ, İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ VE İSLAM KONFERANSI DİYALOG VE İŞBİRLİĞİ GENÇLİK FORUMU ARASINDA İSLAM KONFERANSI DİYALOG VE İŞBİRLİĞİ GENÇLİK FORUMUNUN İSTANBULDA KURULMASI HAKKINDA ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARIS (S.S.:265)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2009-11-19-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-islam-konferansi-orgutu-ve-islam-konfera-2

> Oktay Vural (MHP), 19 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ, İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ VE İSLAM KONFERANSI DİYALOG VE İŞBİRLİĞİ GENÇLİK FORUMU ARASINDA İSLAM KONFERANSI DİYALOG VE İŞBİRLİĞİ GENÇLİK FORUMUNUN İSTANBULDA KURULMASI HAKKINDA ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARIS (S.S.:265)); konuşma 1.010 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, Türkiye Cumhuriyeti’yle İslam Konferansı Örgütü ve Diyalog, İşbirliği Gençlik Forumu arasındaki bu Anlaşma’nın son maddesine geldik. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu Anlaşma’yı olumlu bulduğumuzu, bütün eleştirilerimizi de maddelerde ifade ettiğimizi belirtmek istiyorum. Gerçekten, maalesef Anlaşma’nın metinleri özensiz hazırlanmış, muhtemelen bir tercüme Türkçeyle hazırlanmış bir anlaşma gibi gözükmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz İslam ülkeleriyle, medeniyet alanımızla ve kimliğimizle irtibatlı olan yerlerle ilişkilerimizi, açıkçası kaz ve tavuk ilişkisine indirgemiyoruz. Bunu, özellikle bu Anlaşma’yı imzaladığımız elli altı ülkenin içinde bulunduğu İslam Konferansı Örgütünün amaçlarıyla bağdaştıramıyoruz. Bu, doğrudan doğruya medeniyet alanımızdaki halklarla, milletlerle sağlıklı bir diyaloğun oluşmasını temin etmektir, amaç da budur. Aksi takdirde, burada, gerçekten eğer bir kaz ve tavuk meselesi varsa o zaman bu gelen kaz kime gidecek diye milletvekillerinin sorduğu birtakım sorular da gerçekten haklı olur. Dolayısıyla bu tip uluslararası ilişkilerde muhtemelen, İrfan Bey, Sayın Tarım Bakanı olduğu için bu benzetmeyi yapmış olabilirsiniz diye düşünüyorum, belki Dışişleri Bakanı olsaydı daha farklı bir terminoloji kullanırdınız ama çok dikkatli davranmamız gerekiyor gerçekten yani kimse kaz değil. Karşılıklı olarak, biz bu diyoloğun, iş birliğinin geliştirilmesinden yana olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Tabii -biraz önce Şükrü Bey de ifade etti- gerçekten Türkiye’nin stratejik önemi tarih, kültüründen kaynaklanan ve bu coğrafyayı vatan yapmış ve bu coğrafyada millet olarak yaşamayı temin etmiş kimlik değerlerinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu kimlik değerleri Türkiye’ye çok yepyeni bir vizyon oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu kimlik değerlerini koruyarak stratejiyi geliştirmeniz gerekmektedir. Yoksa, bu kimlik değerlerini ayrıştırarak, çatıştırarak, Türkiye’nin menfaatlerine bu küresel dünyada hizmet etmeniz mümkün değildir.

Bu bakımdan “Medeniyetler İttifakı” dediğimiz şey aslında Büyük Orta Doğu Projesi Eş Başkanlığıyla buluşturulduğunda hangi anlama geldiğini Irak’ta gördük. Gerçekten Irak’ta gördük. Dolayısıyla Büyük Orta Doğu Projesi Eş Başkanlığıyla “Medeniyetler İttifakı” adı altında dünyayı tek bir medeniyetin yönetimine terk etmek isteyen bir siyasal anlayış çerçevesinde diğer medeniyetleri, açıkçası medeniyet kaynaklarını ortadan kaldıracak girişimler karşısında da çok dikkatli olmamız gerekmektedir. Yani Huntington’un felsefesine göre, medeniyetler çatışması tezine göre “İnsanlar ya da ülkeler kendilerini medeniyetlere göre tanımladıkça açıkçası birtakım ülkeler parçalanmaya mecburdurlar.” diye ifade etmektedir ve Huntington, Türkiye’de çok farklı medeniyetler olduğunu iddia edip Türkiye’nin de “bölünük ülke” olduğunu söylemektedir. O bakımdan, bu teze göre bir antitez geliştirdiğiniz durumda gerçekten Huntington’u iyi anlamak lazım ve bizim için, medeniyet kimliğimizi tanımlamamız için üç tane şart ileri sürmektedir. Bakın, üç tane şart ileri sürmektedir Türkiye’nin bu yönde parçalanmaması için âdeta: Birincisi, o ülkenin siyasi ve ekonomik seçkinleri bu hareket noktasında önemle taraftar ve hevesli olmalıdır. Yani bizim bu coğrafyada oluşturduğumuz medeniyet ve kimlik değerlerinin değiştirilmesi konusunda hevesli olmalıdır. Kim hevesli? İşte görüyorsunuz.

İkincisi, kamuoyu söz konusu yeniden tanımlama konusunda muvafık davranmaya istekli olmalıdır. Görüyor musunuz derin koalisyonu?

Peki, üçüncüsü nedir? Kabul edici konumunda olan medeniyetteki Batı’yı hâkim gruplar mühtediyi benimsemeye istekli olmalıdırlar.

İşte, bugün geldiğimiz bu noktada bizim milletimizin üzerinde oynanan kimlik değişimi konusundaki amacın, hedefin, aracıların nasıl geliştiğini Huntington “Eğer siz bunları yaparsanız âdeta medeniyetler çatışması çerçevesinde bölünük ülke olmaktan çıkarsınız.” demek suretiyle Türkiye’nin millî kimliğinin yeniden tanımlanması gerektiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla Türkiye’ye dışarıdan ithal bu tip tezlerle Türkiye’nin ne stratejisi ne de açıkçası birliği ve bütünlüğü temin edilebilir.

Bu bakımdan, bu anlaşmada özellikle “kültürler arası diyaloğun geliştirilmesi amacıyla” diye bir kavram varken, bunu Medeniyetler İttifakıyla bağdaştırmak doğru değildir. Medeniyetler İttifakı, medeniyetlerin çatışması tezi üzerine tek bir medeniyetin hâkim olmasını temin etmek üzere ortaya konulmuş bir girişimdir ve bu girişimin -bir daha tekrarlıyorum- Irak’ta, İslam dünyasında, ABD’nin stratejik emelleri doğrultusunda, İslam’ın ideolojisinin de bir tehdit olduğunu dikkate alan bir girişimle karşı karşıya olunduğunu ifade etmek istiyorum. Dolayısıyla burada, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen Medeniyetler İttifakına da yapılan atfın bu diyalogdan çok uzak olduğunu ifade etmek istiyorum. Nitekim zaten burada, diyalog ve iş birliğinden bahsediyor, ittifaktan bahsetmiyor. Dolayısıyla bu konferansın, bu Gençlik Forumunun İstanbul’da kurulması bence doğrudur. Bu ilişkilerimizi geliştirmemiz lazım. Türk dünyasıyla da bu tip kurumların kurulmak suretiyle Türk milletinin millî kimliğini oluşturan Türk-İslam anlayışına uygun, kimliğine uygun ilişkilerin, geliştirilecek bu tip kurumların gerçekten ülkemizde yapılması, bu konuda Türkiye’nin önderlik yapması bence son derece doğrudur.

Tabii, sayın milletvekilleri burada anlaşmalarda çeşitli hususları belirttiler. Ben diğer anlaşmaları da okudum. Şimdi, bu Anlaşma’nın 22’nci maddesinde diyor ki: “İşbu Anlaşma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin yönetim organları tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer.” Hükûmetin yönetim organı neresidir? Böyle bir tabir, biraz önce dağıttığınız diğer anlaşmalarda da yok. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Örgütün ya da Forumun -neyse- onayından sonra yürürlüğe girer diyor. Yönetim organları… Şimdi biz burada Hükûmetin neyi oluyoruz, bir organı mı oluyoruz? Oysa, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, açıkçası, bunun onaylanmasına ilişkin bir atıfta bulunulması gerekiyordu ya da Hükûmetin onayına atıfta bulunulması gerekiyordu. O bakımdan, bu Anlaşma gerçekten son derece, üslup açısından da gerekli özenle hazırlanmış değildir.

Bu vesileyle bir konuyu da sizinle paylaşmak istiyorum: Biliyorsunuz, bizim Sayın Ertuğrul Kumcuoğlu, özellikle bu Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun seçimiyle ilgili, süreçle ilgili birtakım ifadelerde bulundu. Daha sonra Sayın Elitaş dedi ki: “Hayır, bizim böyle bir ifademiz olmadı. Bütün milletvekillerine teşekkür ettik.”

Şimdi, size 13 Ekim 2009 Salı, ondan önce de 10 Ekim 2009’da Star’da yayınlanmış olan bir ifadeyi okuyorum. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlığına seçilmesinin önünü açacak önergeye, işte oylamaya katılmadıklarını söylüyor ve burada AK PARTİ Grup Başkan Vekili Suat Kılıç, Mevlüt Çavuşoğlu’nun AKPM’ye Başkan seçilecek olmasının başarılı dış politikanın ürünü olduğunu ifade ederek şöyle dedi: “Milliyetçilik ve cumhuriyetçilik lafla olmuyor. Biri MHP’li diğeri CHP’li. Bu tutumu Türkiye’ye bir şey kazandırmaz ancak kendilerine ve partilerine çok şey kaybettirir. Bunların cumhuriyetçiliği ve milliyetçiliği laftan ibarettir.” Bunu demek suretiyle açıkçası böyle bir uluslararası toplantıda âdeta birlikte davranılmadığına ilişkin gazetelere demeçlerde bulunmuşlardır. Yani, bunlar bizim uydurduğumuz şeyler değildir.

Şimdi, burada kalkıp bunları söylemelerini takdirle karşılıyoruz ama bakın, bütün bunları yaptıktan sonra çıkıp, birtakım medyaya gidip bu ifadelerde bulunmak ve Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinin bu tutumu konusunda bir tereddüt oluştuğuna ilişkin birtakım yerlere mesaj vermenin ne faydası var? Biz söylediğimizi, yapacağımızı mertçe yaparız, kıvırmamıza gerek yok ki. Yaparız, gideriz oyumuzu da veririz, yaparız. O bakımdan, yani bunu burada söyleyip basına böyle haberler vermek yakışmıyor, bunlar güzel şeyler değildir. O bakımdan bu ifadeler, basında yer alan bu ifadeler AK PARTİ’lilere yönelik bir ifade olduğu için burada bunu tekrar düzeltmek istedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oktay Vural (MHP, İzmir). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti, islam konferansı örgütü ve islam konferansı diyalog ve işbirliği gençlik forumu arasında islam konferansı diyalog ve işbirliği gençlik forumunun istanbulda kurulması hakkında anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarıs (s.s.:265)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 19 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oktay-vural-23-2009-11-19-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-islam-konferansi-orgutu-ve-islam-konfera-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
