# 193 sayılı gelir vergisi kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun (s.s1215)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim
- **Tarih:** 27 Haziran 2006
- **Gündem:** 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN (S.S1215)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c125/b120/tbmm221251200070.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-06-27-193-sayili-gelir-vergisi-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kanu

> Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi), 27 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN (S.S1215)); konuşma 2.160 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, Sayın Başbakana, abisinin vefatı dolayısıyla başsağlığı diliyorum. Her canlının, her kulun başına gelecek bir olaydır -Allah, taksiratını affetsin- bir ayette "mutlak, biz, Allah'a dönücüleriz" diye ifadesini bulur. O bakımdan, geride kalanlara başsağlığı ve metanet diliyorum.

Hükümet tarafından yapılacağı ilan edilen, geçen hafta cuma günü, yeni bir vergi düzenlemesi, tek maddelik bir düzenleme, bir de bakıyoruz ki, milletvekilleri tarafından kanun teklifi olarak Meclise sunulmuş.

Bu demektir ki, Hükümet getirdiği tasarıya sahip çıkma noktasında biraz sıkıntı içerisinde; çünkü, bu konu, önce değil, üzerinden çok uzun zaman geçmedi, daha yılbaşında Bütçe Kanunuyla beraber -stopaj konusu- gerek menkul kıymet borsalarında gerekse devlet tahvillerine yönelik olarak elde edilen faiz gelirlerinden ve kazançlardan yüzde 15 oranında stopaj yapılması, daha bu yıl uygulanmaya başlandı; ama, aradan altı ay geçti, o günün şartlarında çok gerekli bir düzenleme, gelir elde edenlerin elde ettikleri gelirlerden ödemesi gereken vergilerin ödenmesinde sıkıntılar yaşandığı için bunların stopaj yoluyla kesilmesi noktasında bir değişiklik meydana getirilmişti; ama, üzerinden altı ay geçmeden yeniden bundan vazgeçiliyor.

Bu demektir ki, Hükümet, ilk baştaki uygulamasında; yani stopajı getirmekle ortaya çıkardığı uygulamasında haksızdı. Haksızdı demek mümkün değil; fakat, tutarsızlığın bir ifadesi bu. Elbette, kazanılan bir kazanç varsa, elde edilen bir gelir varsa, bunun da, mutlak surette, vergisinin de ödenmesi gerekiyor. Bunda hemfikiriz; ama, tutarsızlığın esas ortaya çıktığı konu, ortaya çıktığı nokta, bundan geri adım atılmış olması ve yabancılar için stopajın sıfırlanması, yani, ortadan kaldırılmasıdır.

İkinci bir tutarsızlık -artık buna tutarsızlık demek de mümkün değil, bir haksızlık, kendi vatandaşını bir hiçe saymazlık- kendi vatandaşın da aynı çerçevede elde ettiği kazançlardan yüzde 10 oranında vergi ödemeye devam edecek. Gerekirse Bakanlar Kurulu bunu indirecekmiş; yasada böyle bir de Bakanlar Kuruluna yetki geliyor. Bu, Türk Milleti için yapılan en büyük haksızlıktır. Dilim söylemeye varmıyor; ama, maalesef, odur, bir kapitülasyon uygulamasıdır bu. Yabancılara, ekstradan, kendi vatandaşınıza tanımadığınız birtakım hakları tanıyorsunuz; ama, kendi vatandaşınızı bundan mahrum kılıyorsunuz. Gelin, bu haksızlıktan bir an önce vazgeçin. Verilecek önergelerle bu haksızlık ortadan kaldırılsın. Yabancı hangi muameleye tabi tutuluyorsa, bizim kendi insanımız, kendi vatandaşımız da aynı muameleye tabi tutulsun. Meselenin birinci yönü bu. Bir haksızlık var, bu haksızlığın düzeltilmesi gerekir.

İkinci yönü: Acaba, gerçekleştirilecek bu uygulama, bu düzenleme piyasalar üzerinde herhangi bir olumlu etki meydana getirecek mi; bunun üzerinde durmak lazım.

Piyasaların üzerinde herhangi bir olumlu etki meydana getirmeyeceği açık. Cuma günü ilan edildi bu; fakat, cuma gününden beri piyasaların üzerinde göstermesi gereken etkiyi bu düzenleme gerçekleştirmedi. Piyasalar, cuma gününden beri, hâlâ, tepetaklak aşağıya gidiyor. O bakımdan, Hükümetin, sadece vergi düzenlemesiyle, yabancı fonların, yabancı sermayenin; yani, sıcakparanın, daha önceden defalarca dile getirilen "Türkiye'nin hayrına değildir, geldikleri gibi gittikleri anda da büyük dengesizliklere yol açarlar" kabilinden söylenilen laflar hiç kimsenin kulağına girmemiş ki, bu konuda herhangi bir tedbir alınmadı, ortaya, ciddî sonuçlar çıkmaya başladıktan sonra da, böyle zecrî tedbirlerle, yok, stopajı sıfırlayalım, vergiyi bunların üzerinden kaldıralım tedbiriyle de bu yönde herhangi bir olumlu katkı meydana gelmeyecektir.

Daha henüz piyasalar durulmuş değil. Piyasalarda ciddî dengesizlik hâlâ devam ediyor. Merkez Bankasının yapması gereken müdahale geç kalmış bir müdahaleydi. îlk başta faiz oranlarını küçük bir oranda artırarak işe başladıkları noktada, arkasından, bir hafta on gün geçmeden, ikinci bir tedbirle Merkez Bankası devreye girdi. Bu gösteriyor ki, ekonomiye yön verenler, ekonominin karar mekanizmalarında yer alanlar, karşı karşıya bulundukları olayın ciddiyetini, vahametini kavrayabilmiş değiller; çünkü, bir hafta içerisinde iki defa politika değişimi, iki defa müdahale tedbirinin, faiz hadlerinin yükseltilmesi, karşı karşıya bulunduğumuz krizin -ben "kriz" diyorum, bazıları "türbülans" diyor, bazıları "spazm" diyor; bu bir krizdir- mahiyetini ve şiddetini anlayamamış olduklarını gösteriyor.

Hatırıma bir de işin şu yönü geliyor: Acaba, Hükümet, bu getirdiği vergi düzenlemesiyle, stopajın sıfırlanmasıyla ilgili olarak bir baskı karşısında mı kalmıştır? Eğer, böyle bir, bu yöndeki bir talep karşısında Hükümet bu düzenlemeyi gerçekleştirdiyse, unutmayın ki, bu tür baskılar, bu tür talepler hiçbir zaman arka arkasından kesilmeyecektir, bu tür talepler devam edecektir.

Hazırlıklı olalım, Hükümete, piyasalardan şöyle bir teklif, şöyle bir talep gelebilir: Ortaya çıkan durumda, Türk parasıyla borçlanmak veya Türk parasıyla devlete borç vermek, devlet tahvili satm almak noktasında ciddî endişeler söz konusudur. Devletin ihtiyaç duyduğu fonları temin etmesinde birtakım risk emareleri ortaya çıkmaya başladığı anda -ki, bunu da rahatlıkla gerçekleştirebilirler, bu tür riskleri piyasa oyuncuları gerçekleştirebilir- karşısında şöyle bir teklif gelir bunun sonucunda: Türk Lirasıyla devlet tahvili ile dövize endeksli tahvil çıkarılması yönünde birtakım talepler ortaya çıkabilir. Bu tür taleplerle ortaya çıkıldığında, piyasalardan bu tür talepler geldiğinde, işte, bilin ki, krizin ikinci dalgası yaşanmaya başlamaktadır ve birinci dalgasından çok daha şiddetli olarak ortaya çıkacaktır.

Hükümet, konuyla ilgili açıklamalarında topu devamlı olarak dışarı atmakta, dış piyasalardan kaynaklanan birtakım sebepleri sıralayarak "işte, dış kaynaklı, bu dışarıdan gelen dalgalanmanın etkisiyle döviz kurlarında yukarı doğru tırmanma ve faiz hadlerinde artış, Türkiye'den sermaye çıkışı olmaktadır; çünkü, dışarıda, dış piyasalar, Türkiye'ye göre daha cazip, daha kârlı hale gelmektedir" ifadeleri dolaşmaktadır.

Elbette, dış piyasalarda meydana gelen dalgalanmaların Türkiye'yi vurmaması, Türkiye'nin kendini bunlardan arındırması, azade kılması mümkün değil; elbette, etkilenecektir; yeri geldiğin- de, bu tür dalgalanmalardan, bir başka ülkeye göre çok daha şiddetli bir şekilde etkilenebilecektir. Şiddetinin ölçüsü, burada, bizim için önemlidir, bizim için kriterdir.

Türk ekonomisi, böyle bir krize, böyle bir şok dalgasına, ne ölçüde dayanaklıdır, ne ölçüde dayanabilecek veya bu şokların etkisini hafifletebilecek tedbirleri ve unsurları içermektedir; bizim için bakılması gereken husus burasıdır. Dışarıdan kaynaklandığı ifade edilen bu şok, Türkiye'de, diğer ülkelerde olduğundan çok daha ciddî sonuçlar meydana getirmektedir.

Döviz kuru: Ben, geçen bütçe konuşmalarında da ifade ettim; ortaya çıkan aşın değerlenme, mutlak suretle, bir gün gelecek, kendisini baş gösterecektir; yani, aşın değerlenmişliği telafi edecek gelişmeler mutlak suretle yaşanacaktır. Ama, bunun ani ve bir kriz çerçevesi içerisinde ortaya çıkmasına mâni olmak için, Hükümetin alması gereken tedbir, döviz kuruna yılbaşından itibaren küçük müdahalelerle döviz kurunu yükseltmesi; yani, Türk parasmdaki aşın değerlenmeyi yavaş yavaş ortadan kaldırması gerekir demiştim.

Bu yapılmadığı için, hâlâ, yılbaşından bu yana, Türk Lirasındaki aşın değerlenmiştik devam ettiği için, giderek, aşın değerlenmişlik oranı daha da yükseldi.

Merkez Bankasının hesabına göre, ki... Sayın Ali Babacan aşın değerlenmişlikten söz ederken "hangi temel devreyi esas alırsanız aşın değerlenmişlik oranı birbirinden farklı çıkar" diye, iktisat kitaplarında dahi tartışmalı olan bir konuyu getirip, burada, Türk Lirasındaki aşın değerlenmişliği kabul etme yerine savunma yolunu seçmişti. Hangi temel devreyi alırsanız alın, Türk Lirasında bir aşın değerlenmişlik söz konusuydu. Merkez Bankasının hesaplannda, yanılmıyorsam, 1995 veya 1998 yılı temel alınarak yapılan hesaplamada, 2001 yılındaki kriz ve ondan sonra meydana gelen kur değişmeleri, kur yükselmeleri de hesaba katılmış olmasına rağmen, aşın değerlenmişlik oranı yüzde 55 oranındaydı. Bu demektir ki, 1,3 YTL bazı üzerinden döviz kurunun, dolann olması gereken fiyat, yüzde 55 daha yukandaki bir rakamdır; yani, 2 TL'ye, 2 Yeni TL'ye yaklaşan bir dolar kuru, olması gereken kurdur Türkiye ekonomisi için. Merkez Bankasının hesaplan bu. Merkez Bankası, bu hesapları yaparken, bir taraftan ithalatı, bir taraftan ihracatı dikkate alıyor "reel efektif döviz kuru" dediğimiz bir hesaplamayı yapıyor.

Bu konu net ve açık bir şekilde ortadayken, buna yönelik, bu olumsuz gidişi engellemeye yönelik hiçbir tedbir alınmamış ve ilk işaret, döviz kurunda bir krizin yaşanacağına dair ilk işaret mart ayında başlamıştı, mart ayında kendisini göstermişti. Döviz kurlarında, yabancı paralarda bir değer artışı, ilk bir dalga şeklinde ortaya çıktı. Tabiî, bu ortaya çıkış, durup dururken ortaya çıkmadı. Türkiye ekonomisinde ileride yaşanması muhtemel, yaşanacağı kesin birtakım gelişmeleri dikkate alarak, piyasa oyunculan, kendileri açısından bazı tedbirler alarak döviz talebini artırdılar ve o tarihten itibaren döviz talep etmeye, döviz ihtiyaçlannı karşılamaya yönelik tedbirleri aldılar. Bankalar, Türk bankalan, öncelikle, burada, ihtiyaçlan olan dövizi topladılar ve döviz açıklannı kapattılar. Ortaya çıkan bu durumda, Türk bankalannm şu an için herhangi bir risk unsuru söz konusu değil. 2001'de yaşandığının benzeri; ama, başka bir risk unsuru var, başka kesimler üzerinde bir risk unsuru ortaya çıkıyor. Türk ekonomisinin reel sektörü, reel kesimleri dediğimiz kesimleri üzerinde ciddî bir kur riski dolaşmaktadır. Çünkü, reel sektör, yani özel kesim, ciddî şekilde bir dış finansman talebini gerçekleştirmiş ve dışandan borçlanmıştır. Türkiye'nin borç rakamlanna bakıldığında bu açıkça gözükmektedir; Türk özel sektörünün dış borçlarında bir artış vardır. Eğer, kurlarda daha yukanya doğru bir tırmanma söz konusu olacak olursa -ki, tırmanma olur mu olmaz mı, o konuda da bir iki şey söylemek lazım- reel sektörümüzde ciddî krizler, ciddî iflaslar söz konusu olabilir. O bakımdan "geliyorum" diyen bu olayın gerekli tedbirini almak noktasında hükümetin ciddî eksikleri vardır, ciddî yanlışlan ve olayı algılama noktasında da ciddî ihmalleri söz konusudur.

Bir kere, bir döviz kuru aşın değerlendiği zaman, bir millî para aşın değerlendiği zaman yabancı paralar karşısında, mutlak surette, bu birtakım takip eden gelişmelerin ön habercisi olur. Bunlann birincisi, di ticaret açığıdır. Dışticaret dengesinde ciddî bozulmalar meydana gelir. Bunun arkasından ikinci gelecek olay, carî işlemler dengesi de açık vermeye başlar. Tabiî, tüm bunların hepsi söylendi zamanında. Gerek muhalefet partilerince gerekse konuya hâkim iktisatçılar tarafından, bırakınız bazı televole iktisatçılarını, konuya vâkıf ciddî iktisatçılar tarafından ifade edildi. Bu gidiş, mutlak surette, bir gün, ani bir patlama şeklinde kendisini telafi eder, kendisini ortaya çıkarır. Sadece cari işlemler açığı mı; aynı zamanda -geçen günkü bir konuşmamda da bahsettim- ödemeler bilançosunda net hata ve noksan kaleminde de bunun işaretleri ortaya çıkıyor. O rakamlara baktığınız zaman, net hata ve noksan rakamlarına baktığınız zaman bir konjonktürel dalgalanma içerir ve bu rakamlar da, Türkiye'de, bir kriz habercisi olarak ortaya çıkabilecek bir boyuta ulaşmış, ortaya çıkmıştır.

Bu bakımdan, hükümetin, yurt dışından kaynaklanan sebeplerle bu krizi yaşıyoruz, bu tür- bülansı yaşıyoruz demesi, kendisini sorumluluktan kurtarmaz; sorumluluğun büyük payı Hükümetin üzerindedir.

Biz zamanında çok söyledik, yabancı sermaye, özellikle sıcakpara hareketleri şeklinde yabancı sermaye, Türkiye'nin haynna bir yabancı sermaye değildir. Bunlar, yatınmcı sermaye değildir dedikçe, ekonomiden sorumlu yetkililer, yabancı sermayenin nimetlerinden bahseder hale geldiler. Ama, biz bakıyoruz ki, Türkiye'ye gelen yabancı sermaye, reel sektöre, sabit sermaye yatınmı şeklinde gelen yatırımlar değil; ya gayrimenkule gelmiş, gayrimenkul yatırımı şeklinde yahut ticaret kesimine yatınm yapmak üzere gelmiş yahut da plasmanlara gelmiş. Yani, nedir plasmanlar; işte, borsadan hisse senedi alarak bazı şirketlere ortak olmuş veya bazı şirketleri kökünden, tamamını satın almış veya belli bir kısmını satın almış. Bu durumda, yabancı sermayeden beklenen olumlu faydalar, Türk ekonomisi için ortaya çıkmamıştır.

Türkiye, bu yabancı sermaye akımı içerisinde, el parasıyla lüks bir hayat yaşayan bir hovardanın haline benzer. Yabancı sermaye gelmiş; siz, bu yabancı sermaye girişiyle ucuz ithalat yapmışsınız; döviz kurunuz, millî paranız aşın değerlenmiş, döviz düşük kalmış; ucuz ithalatla kendi ekonominizi bir taraftan terbiye ederken, enflasyonu bunun vasıtasıyla da düşürmüşsünüz; ama, reel sektör söz konusu olduğunda, bundan çoIT ciddî zararlar görmüş. Böylelikle, bu Hükümetin övünerek uygulamaya çalıştığı bu politikalar sonucunda, bazı rakamlarda birtakım olumluya gidiş gibi bir sonuç ortaya çıkmıştır. "Olumluya gidiş gibi" diyorum, olumlu gidiş değildi kesinlikle. Bunu şuna benzetmek lazım: İstanbul'a geceleri baktığınız zaman, ışıltılı ve pırıltılı bir dünya görürsünüz; ama, o ışıltı ve pırıltılann arkasında ciddî birtakım sıkıntılar yaşayan insanlar vardır, ciddî birtakım rahatsızlıklar vardır. İşte "enflasyon düştü" derken "büyüme oranı yüzde 9'a çıktı" derken, siz, sadece, işin gece görünen ışıltılı boyutunu algıladınız; ama, bu ışıltılı boyutun arkasında ciddî birtakım problemler de giderek birikiyor, giderek patlama noktasına, âdeta, koşar adım gidiyor. O bakımdan, Hükümetin buradaki sorumluluğu "dışandan kaynaklanan bir krizdir; dolayısıyla, bunda, Türk ekonomisinin veya Hükümetin herhangi bir suçu yoktur" demek, konuyu vatandaş nezdin- den uzaklaştırmak demektir.

Bu bakımdan, Hükümetin bugüne kadarki olan vurdumduymaz tavrı, dileriz bundan sonra devam etmesin; çünkü, kriz henüz bitmemiştir, birinci dalgası yaşanmıştır; ikinci dalgası, bundan sonra alınacak tedbirle ya yaşanacaktır veyahut da bertaraf edilecektir.

Şimdi, döviz kuru, son iki günde, Merkez Bankasının müdahalesiyle düşüyormuş gibi gözüküyor. Evet, düşebilir; ama, bu, her şeyin iyiye gittiğine dair iyi bir haberci değildir. Çünkü, 2001 krizini gayet iyi hatırlıyorum; piyasa oyunculanndan bazılan çıkıp o günlerde demeç veriyordu ve ifade aynen şöyleydi: "Bu tür durumlarda döviz kurunun yüzde 50 oranında yukanya çıkması gerekir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Abuşoğlu, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun efendim.

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Bitireceğim Sayın Başkan.

O kafalar, piyasa oyuncularının bu kafaları, herhangi bir hareket başladığı anda, döviz kurunda, mutlak suretle "yüzde 50'yi tamamlar" bir yaklaşım içerisinde konuya yaklaşacak olurlarsa -ki, mutlak suretle yaklaşacaktır, özellikle yabancı piyasa oyuncuları- bu durumda dövizin 2 YTL'yi görmesi kaçınılmazdır.

Kesinlikle, bu düşüş, Merkez Bankasının müdahalesiyle ortaya çıkan iki günlük düşüş aldatıcı olmasın; Hükümet, kendi içerisinde de alması gereken birtakım ciddî tedbirlerin olması gerektiğinin farkına varsın.

Burada ortaya çıkacak kriz ve Hükümetin zor durumda kalması muhalefet olarak bizi sevindirmez. Hükümetin zor durumda kalmasından çok daha önemlisi: Burada, olan Türk Halkına olur; çünkü, 2001 krizinden farklı olarak, bugün için Türk Halkı borçludur. 2001 krizinde Türk bankaları borçluydu; ama, bugün, Türk Halkı borçludur; esnafıyla, sermayedarıyla, müteşebbisiyle, tüketici kredisi kullananıyla, kredi kartı borcu olanıyla, Türk Halkının tamamı borçludur. Eğer, kriz derinleşecek olursa, geçen defa...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Bitireceğim.

BAŞKAN - Sayın Abuşoğlu, teşekkür ediyorum.

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Son iki cümle, Sayın Başkan.

BAŞKAN - Sayın Abuşoğlu, beni bağışlarsanız; şöyle...

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Teşekkür edeceğim.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Teşekkür edecek, Sayın Başkan.

BAŞKAN - Efendim, teşekkür edeceksiniz de...

Buyurun.

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Türk Halkına yazık olur. Hükümetin zor durumda kalması benim için fazla önemli değil, Partimiz için fazla önemli değil; Türk Halkına olmasın, Türk Halkı zeval görmesin.

BAŞKAN - Sayın Abuşoğlu...

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Yıllarca didinecek, biriktirecek, her üç dört yılda bir, bir kriz elindekini avucundakini alıp gidecek. Buna mâni olalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep). “193 sayılı gelir vergisi kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun (s.s1215)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 27 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-06-27-193-sayili-gelir-vergisi-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kanu (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c125/b120/tbmm221251200070.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
