# 2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (hazine müsteşarlığı, avrupa birliği genel sek.,basın-yayın ve enf.gen.müdürlüğü,türk işbirliği ve kalkınma idaresi bşk., türkiye istatistik kurumu bşk.,devlet ist.ens.bşk.) 6.tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 18 Aralık 2006
- **Gündem:** 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI, AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEK.,BASIN-YAYIN VE ENF.GEN.MÜDÜRLÜĞÜ,TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BŞK., TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BŞK.,DEVLET İST.ENS.BŞK.) 6.TUR
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b036/tbmm221410360372.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-12-18-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-hazine-mustesarligi

> Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi), 18 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI, AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEK.,BASIN-YAYIN VE ENF.GEN.MÜDÜRLÜĞÜ,TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BŞK., TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BŞK.,DEVLET İST.ENS.BŞK.) 6.TUR); konuşma 1.837 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zamanım elverdiği ölçüde, Hazine Müsteşarlığı bütçesi ve Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçesi üzerinde Partimin görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum.

Öncelikli olarak, Hazine bütçesiyle ilgili birkaç şeyi söylemek gerekirse, tabii, Hazine Müsteşarlığı, Anglosakson sisteminde hazine bakanlığının deruhte ettiği görevleri yürüten bir müsteşarlık. Dolayısıyla, ekonominin ve ekonomi politikalarının yürütülmesinden, sürdürülmesinden sorumlu bir görev kapsamı var. Bu bakımdan ekonomi politikalarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Hükümetin uyguladığı politikalar iktidar partisi sözcülerince -eğer onlara kulak verecek olursanız- oldukça başarılı, sanki, ayı fethedecek güçte iktisat politikaları, Türkiye'nin tüm dertlerini çözmüş, hatta, bir noktada da, Türkiye 2002'den önce yokmuş, 2002 var ve ondan sonra da AK Parti Hükümeti var. Bu bakış açısı acaba ne ölçüde doğru? Ortalık, iktidar partisi sözcülerinin belirttiği gibi, güllük gülistanlık mı, yoksa, dikkat edilmesi gereken ve üzerinde durulması gereken ciddi problemler mi var Türk ekonomisinde? Bir nebzecik olsun bunlar üzerinde duracağım.

Tabii, bir ekonomi politikasının başarısı deyince, işte "enflasyonu düşürdük, büyüme oranını şu seviyelere çıkardık, kişi başına millî geliri 5 bin doların üzerine taşıdık" gibi, oldukça zemini kaypak, sağlam hiçbir zemine oturmayan ve bakış açısına göre farklı görüntü veren konular; gerek fert başına millî gelir gerek büyüme hızı gerekse enflasyon meselesi. Hükümetin de zaten bunun dışında söylediği, başarılı olarak kendi kendini gördüğü başka bir husus yok.

Enflasyon konusundaki başarısının hemen arkasından şunu hatırlatmak lazım: Enflasyon tek başına bir gösterge değildir, acaba reel faizlerle nasıl bir ilinti içerisinde? Buna baktığımız zaman, bir taraftan "enflasyonu düşürdük" diyen bir Hükümetin bir taraftan da reel faizlerin hâlâ çok yüksek boyutlarda, enflasyonun yüzde 100'ü oranında, hatta zaman zaman yüzde 100'ünü aşan bir reel faiz oranıyla karşı karşıya bulunmaktayız. Dolayısıyla, enflasyonun tek başına düşmüş olması bir anlam ifade etmiyor, bir başka göstergeyle daha bunun mukayese edilmesi gerekiyor ki, gerçekten bu bir başarı olabilsin. Böyle bir başarı, demek ki, söz konusu değil.

Büyüme konusuyla ilgili Hükümetin iddialarına gelince, çok tartışmalı. Geçen sene de, özellikle yüzde 9'luk büyüme hızı yakalandığı dönemde de, gerek basın gerek konuyla ilgili olan birçok çevreler bunun ne anlama geldiğini, ne ifade ettiğini ifade ettiler, söylediler. Aynı zamanda, Mecliste de bunun geniş bir çerçevede, geniş boyutta tartışması yapıldı.

Şimdi, bir an için Hükümetin iddia ettiği bu büyümenin gerçek bir büyüme olduğunu kabul edelim, sanal bir büyüme olmadığını varsayalım. Büyüme beraberinde halkta zenginlik getirir. Türk toplumunun bir bütün olarak -birey birey, fert olarak olmasa dahi, Türk toplumunun bütün olarak - zenginleşmesi gerekir. Millî gelirin büyümesinin, millî gelir artışının toplum açısından ifade ettiği bu. Çeşitli toplum kategorilerine baktığımız zaman, acaba, gerçekte 2002'den bu yana tüm toplum kesimlerinde ciddi bir gelir artışı, ciddi bir refah artışı, ciddi bir zenginleşme var mı? İktidar partisi sözcülerine bakarsanız var, ama, vatandaşa, halka bakarsanız, çiftçi şikâyetçi, küçük esnaf şikâyetçi, büyük sanayici şikâyetçi. Öyleyse, bunlardan birisi doğruyu söylemiyor. Ya Hükümet doğruyu söylemiyor veya halk doğruyu söylemiyor. Halkın yanlış söylemek gibi, doğruyu gizlemek gibi bir mecburiyeti yok. Öyleyse, halkın dediğine inanmak durumundayız.

Halkın dediği niçin doğru? Ben size buradan açık bir delil vermek istiyorum. Büyüme rakamları, dediğimiz gibi, halkın ve toplumun gelir seviyesinin yükselmesini ifade eder. Gelir seviyesinde de gerçek bir refah artışı ortaya çıkarabilmesi için, kişinin borcunda kişinin refah artışına dönüşecek gelir artışının bir başka şekilde nötrleştirilmemesi lazım. Türkiye'de gerçekten bir gelir artışını kabul ediyor olsak bile, aynı zamanda, bakıyoruz ki, bundan çok daha hızlı bir borçlanma var. Nereye karşı borçlanma? Türk ekonomisi bir bütün olarak borçlanıyor. Sadece kamu kesimi değil, sadece özel kesim değil, hem kamu kesimi hem özel kesim, ikisi birden borçlanıyor. Âdeta, borçlanma konusunda yarışa çıkmışlar.

Ben size rakamları vereyim, çok basit rakamlar vereceğim. 2002 yılında toplam borç stoku 243 milyar YTL iken, 2006'da 350'ye çıkmış. Cumhuriyet tarihi döneminde gerçekleşen toplam borçtan, toplam borcun yüzde 50'si bu dört yıl içerisinde gerçekleştirilmiş. Bunun iç borç kısmı 149'dan 250'ye çıkmış. Kamu kesiminin toplam iç borcu 149'dan 250'ye çıkmış. Dış borç ise, 93'ten 98'e. Diyebilirsiniz ki, dış borçlarda o kadar da fazla da üzerinde durulmayacak ciddi bir artış söz konusu değil. Evet, ilk başta, ilk bakışta öyle gibi gözüküyor. Dış borçlarda esas artış özel kesim borçlarında meydana gelmiş. Özel kesim dışarıdan borçlanıyor. Ne yapıyor bu borçla, dışarıdan aldığı döviz borcuyla? Eskiden kamu kesimi doğrudan borçlanırken, şimdi kamu kesimi bankacılık sisteminden borçlanıyor ve bankacılık sistemi de kamu kesimine açtığı kredi karşılığında dış borca gidiyor. Öyleyse, özel kesimin borç artışıymış gibi gözüken aslında nedir; kamu kesiminin borcunun artışıdır. Öyleyse, sadece kamu kesimi borcunu dikkate alsak bile, ortaya çıktığını iddia ettiğiniz büyümenin halkın refah artışı şekline dönüşmesini engelleyecek bir mekanizma burada zaten kendiliğinden oluşuyor. Niçin bu mekanizma burada oluşuyor? Çünkü, biraz önce de söylediğim gibi, yük- sek reel faizler, bu borçların gerek faizinin ödenmesi gerek anaparasının ödenmesi söz konusu olduğu zaman, işte halkın sırtından vasıtalı ve vasıtasız her türlü vergiyle, halkın sırtından, halkın gırtlağından, tekrar, gerisin geriye çekilip alınıyor.

Geçen, bir uluslararası kuruluşun araştırması vardı. Buna göre -kuruluşun şu anda ismini hatırlayamıyorum- Türkiye, dünyada, düşük gelirli gruplardan en yüksek vergiyi alan ülkelerin başında geliyor. Bu ne demektir? Bu borçlanmayı sürdürebilmek ve borç yönetimini devam ettirebilmek için zengin-fakir ayrımı yapmadan, vergiyi ödeme gücü var mı yok mu demeden, devletin veya kamunun, alabildiği kesimlerden vergi almasıdır. Bildiğiniz gibi, en kolay alınan vergiler vasıtalı vergilerdir ve bu Hükümet döneminde de vasıtalı vergiler, diğer vergilere göre -elde edilen tahsilat açısından- kat be kat artmıştır.

Daha birkaç ay önce burada, biz, bir kanun değişikliği yaptık, kurumlar vergisini üçte 1 oranında indirdik. Siz, kurumlar vergisini indiriyorsunuz ama, dar gelirli kesimlerin ödediği vasıtalı vergilerde -gerek özel tüketim vergisi gerek KDV gibi vergilerde- bu kesimlerin durumunu iyileştirecek ölçüde herhangi bir iyileşme yapmıyorsunuz. Ondan sonra da diyorsunuz ki: "Biz, bize güvenip oy veren kimsesizlerin kimi olacağız."

Siz, kimsesizlerin kimi olmuyorsunuz. Siz, kimlerin kimi oluyorsunuz? Devlete yüksek faizlerle borç veren kesimlerin kimi, hamisi ve koruyucusu ve bu mekanizmanın devamını sağlamaya yönelik olarak bu kesimlere hizmet eden oluyorsunuz. Bunu, halka net ve açık şekilde söylemek lazım. Bunu sizlere söylüyoruz, siz anlamıyorsunuz, duymazlıktan geliyorsunuz, anlamazlıktan geliyorsunuz. Ama, benim sözüm, buradan, doğrudan doğruya yüce Türk milletine. Bu Hükümetin takip ettiği ekonomi politikası, kendisine bel bağlayan, onların oyuyla iktidara geldiği kesimlerin seçim dönemlerinde yaptığı taahhüde sadık kalmayarak bunların aleyhine çalışan bir ekonomik mekanizma oluşturmaktı. Ha, birisi kalkıp diyebilir: "Hükümet olarak bizim bunda suçumuz yok. Ne yapalım, IMF politikaları bize böyle emrediyor." Siz, o zaman, IMF'ye teslim ettiyseniz kendinizi, niye ekonomik başarınızdan bahsediyorsunuz. Varsa bir ekonomik başarı burada IMF'nin başarısı olmak gerekir. Öyleyse sizin hanenize yazılması gereken herhangi bir sonuç çıkmaz. Belki, olsa olsa, sizin hanenize çıkacak, kalitesinin ne olduğu, modern Türkiye'ye yakışmayacak bir duble yok kalır. Onun dışında bir de ne kalır biliyor musunuz? Dağıtılan erzak torbaları kalır, dağıtılan kömürler kalır. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - 2,5 milyar dolar müteahhitlere borçlu.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - Her sene diyorsunuz ki: "Dağıttığımız kömür miktarını şu kadar artırdık." Bu, Türkiye'nin utanç tablosudur. Bizim arzuladığımız Türkiye, kömür dağıtılan insanların yaşadığı bir Türkiye değildir, herkesin kömürünü alnının teriyle kazanabildiği bir Türkiye'dir. Sizin iktidar olarak üzerinize düşen görev, böyle bir ortamı, böyle bir iktisadi mekanizmayı takip ettiğiniz politikalarla gerçekleştirmektir, ortaya çıkarmaktır. Eğer iddia ediyorsanız ki "bizden öncekilerin bize devrettiği miras buydu." Beş seneden beri ne yaptınız?

AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) - Evet.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - Beş seneden beri ne yaptınız?

OSMAN KILIÇ (Sivas) - Bu ülkeyi bu hâle getiren sizsiniz.

AYHAN ZEYNEP TEKİP BÖRÜ (Adana) - Duble yollar yaptık.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - İşte, sadece dağıttığınız kömür miktarıyla övünüyorsunuz. Onun dışında gösterebileceğiniz fazla bir şey yok.

İşte, borç rakamlarınız meydanda, borç rakamlarınız ortada.

MEHMET SARI (Osmaniye) - Rantiyeciye vermiyoruz, halka veriyoruz.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - Hele bir cari işlemler açığı meselesi var, evlere şenlik! İktidara geldiğiniz zaman Türkiye'nin cari işlemler açığı...

MEHMET SARI (Osmaniye) - Dünden bugünün daha kötü olduğunu kimse söyleyemez.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya) - Laf konuştun şimdi!

AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) - Duble yolları siz yapmıyorsunuz.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - ...2002 yılında cari işlemler açığı ne kadarmış biliyor musunuz?

AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) - Dört saatte gidiyoruz Antep'e.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - Cari işlemler açığı 2002 yılında 1,5 milyar dolar.

AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) - Duble yolları siz yapmıyorsunuz.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - Sizin döneminizde kaça çıkmış?

MUHARREM DOĞAN (Mardin) - Biz duble yol yapmayız, otoban yaparız otoban.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - Muharrem Bey, bir dakika.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Hatibi dinleyelim.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - Sizin zamanınızda, 2002 yılındaki 1,5 milyar dolardan cari işlemler açığı, 2005 yılı kesin rakamları 23 milyar dolar, 2006 rakamları da 35 milyar dolara yaklaşacak. Yani, 20 kat artmış cari işlemler açığı. Cari işlemler açığı, ekonomik olarak birtakım anlamlar taşır ve toplum açısından da birtakım anlamlar taşır. Toplum açısından taşıdığı anlam şudur: Bir ülke, bir toplum, ürettiğinden daha fazlasını tüketiyorsa, bu, cari işlemler açığı şeklinde yansır kâğıt üzerine. Kötü bir şey mi ürettiğinden daha fazlasını tüketebilmek? Elbette iyi bir şeydir. Ama, ürettiğinin daha fazlasını tüketebilmek, ancak borçlanmayla olur. Başkasının kaynaklarını kullanırsınız, borçlanırsınız, elde ettiğiniz gelirden daha fazlasını harcar, ürettiğinizden daha fazlasını tüketebilirsiniz. İşte, AK Parti İktidarının, beş yıl içerisinde, Türkiye'yi, cari işlemler açığı açısından, noktasından getirdiği durum.

Geçen sene, burada, sayın ekonomiden sorumlu bakan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Abuşoğlu, konuşmanızı tamamlayınız lütfen.

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.

...cari işlemler açığı ile ekonomik büyüme arasında sanki Amerika'yı yeni keşfediyormuş gibi bir ilişki olduğundan bahsetti. Cari işlemler açığı veren ülkelerde ekonomik büyüme hızlanır ve oradaki, sayın bakanın oradaki ifade ettiği, aslında bir eşitlik falan değildir, bir özdeşliktir teorik açıdan baktığınız zaman, bir özdeşlikten hareket edilerek öyle bir sonuç ortaya çıkar. Ama, esas aradaki ilişkinin hareket noktası, çıkış noktası, ekonomik büyümesi hızlanan ekonomilerde cari işlemler açığının ortaya çıkmasıdır. Yoksa, cari işlemlerden başlayarak cari işlemleri açık veren bir ekonominin büyümesi hızlanır gibi bir mantık söz konusu değildir. Ekonomik büyümenin hızlandığı dönemlerde cari işlemler açığı söz konusu olur, cari işlemler açığına katlanır ülkeler. Ama, cari işlemler açığı bu yönüyle de bitmiyor. Arkasından, toplum olarak, topyekûn, millet olarak, özel sektör olarak, kamu sektörü, kamu kesimi olarak tümüyle borçlanmak demektir. Cari işlemler açığınız kadar, mutlak suretle dışarıdan kaynak bulmanız, üstelik de dövize dayalı kaynak bulmanız gerekir.

2006 yılında ortaya çıkacak 30 milyar doların, 35 milyar dolara yaklaşacak cari işlemler açığının anlamı neymiş o zaman? Bir kere daha, duymayan duysun: 35 milyar dolarlık dış kaynak demektir. Bunu, ya borç olarak alacaksınız yahut da birazını borç, birazını yabancı sermaye olarak alacaksınız. Evet, yabancı sermaye olarak gelecek, Türkiye'nin sahip olduklarını plasman yoluyla kendisi uhdesine alacak, kendi portföyüne alacak. Yani, gelen yabancı sermaye karşılığında, bu cari işlemleri verdiğiniz için, Halk Bankasını satacaksınız, Halk Bankasını özelleştireceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Abuşoğlu, bu, sizin uzmanlık alanınıza giriyor, biliyorum, saatlerce konuşabilirsiniz, ama, bizim vaktimiz sınırlı.

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Son cümlem Sayın Başkan, teşekkür edeceğim.

BAŞKAN - Dolayısıyla, son bir dakika içinde lütfen konuşmanızı tamamlayınız.

ÖMER ABUŞOGLU (Devamla) - Halk Bankasını özelleştireceksiniz.

Bugün gazetede bir haber vardı "Ziraat Bankasının özelleştirilmesi gündemimizde yok" diye. Fazla değil, altı ay sonra da onu da özelleştirme gündemine alacaksınız ve Türkiye'nin nesi var nesi yok, tek tek satacaksınız. Sadece devlet mi? Özel sektör de satıyor. İşte, cari işlemler açığının anlamı budur.

En kısa zamanda, Hükümetin bu konuda kendine bir çekidüzen vermesi gerekir. Yoksa, Türkiye'nin gidişinde hayır yoktur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep). “2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (hazine müsteşarlığı, avrupa birliği genel sek.,basın-yayın ve enf.gen.müdürlüğü,türk işbirliği ve kalkınma idaresi bşk., türkiye istatistik kurumu bşk.,devlet ist.ens.bşk.) 6.tur”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-12-18-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-hazine-mustesarligi (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b036/tbmm221410360372.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
