# Kamu sermayeli bankalar tarafından yürütülen faiz destekli kredi kullandırılmasına dair kanun hakkında (s.s.1254)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim
- **Tarih:** 27 Aralık 2006
- **Gündem:** KAMU SERMAYELİ BANKALAR TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN FAİZ DESTEKLİ KREDİ KULLANDIRILMASINA DAİR KANUN HAKKINDA (S.S.1254)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c143/b045/tbmm221430450217.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-12-27-kamu-sermayeli-bankalar-tarafindan-yurutulen-faiz-destekli-kredi-kulla

> Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi), 27 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU SERMAYELİ BANKALAR TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN FAİZ DESTEKLİ KREDİ KULLANDIRILMASINA DAİR KANUN HAKKINDA (S.S.1254)); konuşma 1.996 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının adını, şöyle, başlığını bir kısaca okumak istiyorum: "Samsun Milletvekili Ahmet Yeni'nin Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından..." diye devam ediyor.

Kanunu teklif eden kişinin, bu kanunu hangi gerekçelerle teklif ettiğini gelip burada açıklaması beklenirdi, ama teklif ettiği kanuna dahi burada sahip çıkamıyor.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Yurt dışında, burada yok.

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - O bakımdan, bu eksikliği dile getirme zaruretini hissediyorum.

Her ne kadar iktidar partisi sözcüsü kanunun gerekçelerini ve gerekliliğini burada ifade etti, ama, Sayın Yeni'nin teklifine sahip çıkarak, niçin bir tasarı şeklinde değil de bir teklif şeklinde bunun gündeme getirildiğini mutlak surette açıklaması gerekirdi. O bakımdan, bunun arkasından da görüşülecek aynı şekilde yine Sayın Yeni'nin bir teklifi var. O kanuna da, o teklifine de, durum öyle gösteriyor ki, sahip çıkamayacak, bunun gerekçelerini açıklayamayacak.

Burada ciddi bir iş yapıyoruz. Dolayısıyla, bu ciddiyet doğrultusunda milletvekillerinin kendileri tarafından teklif edilmiş tekliflerine sahip çıkmaları gerekir. Aksi takdirde, milletvekilinin kendi teklifi değil de, iktidar tarafından eline tutuşturulmuş, sadece imzalayıp verdiği bir teklif olarak değerlendirme zarureti, gereği ortaya çıkmaktadır.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) - Sayın Başkan, Sayın Yeni zorunlu olarak yurt dışında bulunuyor bugün, o vesileyle burada değil.

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim.

Şimdi, bu tasarı, kamu bankaları tarafından düşük faizli kredilendirme yoluyla desteklendirilen belli kesimlerin bu desteklenmeye devamını sağlamak amacıyla düzenlenmiş bir teklif. Bu teklife niçin gerek duyuluyor? Kamu bankaları zaman içerisinde özelleştirilecek -biraz sonra görüşeceğiz, Halk Bankasının, Ziraat Bankasının özelleştirilmesiyle ilgili süre uzatılmasına yönelik bir kanun teklifi daha görüşülecek- böylelikle, ileride kamu bankaları özelleştirildiği zaman bu bankalara Hükümet tarafından görev olarak verilen belli sektörlere, belli kesimlere destekli, düşük faizli kredi verme görevi boşta kalmış oluyor ve bu görev, bir şekliyle, mutlak surette birileri tarafından -bu özel kesim bankaları olabilir, kamu bankaları olabilir- yerine getirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, çiftçi gibi, küçük esnaf, sanatkâr gibi, KOBİ'ler gibi -küçük, orta işletmeler gibi- kesimlerin desteklenme imkânı ortadan kalkıyor. Böylelikle, kamu bankaları özelleştirilmiş olsa dahi, bu kanunun getirdiği imkânlar çerçevesinde bu destek, özel bankalar aracılığıyla da yapılabilme imkânı ortaya çıkıyor. Gayet güzel. Mantık olarak, felsefe olarak getiriliş itibanyla oldukça tutarlı bir mantığa sahip.

Ancak, özel sektör bankacılığıyla kamu kesimi bankacılığını birbirinden ayırmak lazım. Özel kesim bankacılığı, bankacılık kurallarını katı kuralları ve çerçevesi içerisinde uygulamaya mecburdur. Aksi takdirde, ortaya çıkacak zarar ve kayıpların getireceği zararları sermaye sahibinin veya sermayedarların üstlenmesi zarureti, üstlenmesi mecburiyeti çıkar, ama, kamu bankacılığında herhangi bir zarar söz konusu olacak olursa, özellikle kamu bankalarına verilen, hükümetler tarafından verilen görevlerin icrası sonucunda bir zarar ortaya çıkacak olursa, bu zararın telafisi bütçeden bir şekilde karşılanabilir ve bu bakımdan kamu bankacılığı ile özel sektör bankacılığı birbirinden ayrı özelliklere, ayrı çalışma şartlarına sahiptir. Şimdi, biz diyoruz ki: Bu kanun yürürlüğe girdiği zaman, özel kesim bankacıları da tarım kesimine, çiftçilere yönelik kredileri versin, aradaki ortaya çıkacak faiz farkını da devlet avans olarak bunlara ödesin. Çünkü, maddelerde bu da var "avans olarak bunlara ödenir" diyor. Ancak, mesele burada değil, mesele, bir özel bankaya veya bu görevi üstlenmiş olan bir özel bankaya çiftçi gittiği zaman Ziraat Bankasında karşılaştığı muameleyle karşılaşacak mı? Problem burada yatıyor. Elbette, özel bankanın müşterisine verdiği değer, müşterisine verdiği önem bir kamu bankasına göre fark edebilir. Mesele burada değil, mesele, kredilendirilebilir olarak görülüp görülmemesinden, kredi verilmesinde uygulanan standartların ne ölçüde karşılanıp karşılanmayacağı noktasından kaynaklanıyor. Böylelikle, özel bankalar kredilendirme işlemini daha katı kurallar içerisinde gerçekleştirirken, karşılığında isteyecekleri ipotekleri, isteyecekleri karşılıkları kendi standartlarına göre isterken, belki de çiftçimiz büyük ölçüde özel bankaların sağladığı -kredi destekli de olsa, faiz destekli de olsa- kredilerden istifade etme imkânını elde edemeyeceklerdir. Böylelikle, Ziraat Bankasının çiftçileri desteklemede gösterdiği başarı ve kapsam, bu görevin bir özel bankaya verilmesi hâlinde ortaya çıkmayabilecektir. Rahatlıkla Ziraat Bankası standartlarında gidip kredi alabilen bir çiftçi, bir başka özel bankadan aynı standartlarda, aynı mal varlığıyla, aynı ipoteklerle bu krediyi elde edememe riskiyle, tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Dolayısıyla, kamu bankalarının özelleştirilmesiyle ortaya çıkacak bu açık, bu kanunun getirdiği özel bankalara görevin tevdi edilmesi suretiyle karşılanamayacaktır. Öyleyse, buradan ne çıkıyor? Biraz sonraki tasanda belki üzerinde duracağız, mutlak surette, kamu kesiminin elinde bu görevleri yürütmek üzere kalması gereken belli bir bankacılık sisteminin söz konusu olması gerekir. Bu tür görevleri kamu adına yürütecek, kamunun verdiği görev şeklinde bu görevi üstlenecek kamu bankalarının mutlak surette varlığına ihtiyaç duyulabilecektir. Bundan dolayı, özel sektör bankacılığının, hiçbir zaman, kamu kesimi bankacılığının yürüttüğü görevi aynı çerçevede ve aynı kapsamda yürütmesi beklenemez ve ortaya çıkacak mağduriyetler de çiftçi kesimi açısından olabilir, küçük esnaf ve sanatkâr açısından olabilir, Halk Bankasının yürüttüğü çerçevede krediler veya KOBİ'lerin desteklenmesi noktasında ortaya çıkan krediler olabilir. Bu kapsamda, devlet, istediği sektörü istediği şekilde destekleme imkânını bu kanunla elde etme imkânına sahip olmayacaktır. Ama, günümüz şartları bu kesimlerin mutlak surette desteklenmesi ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bir kere, mesela, Halk Bankasının kredi verdiği kesimlere baktığımız zaman, esnaf ve sanatkârlar, küçük ve orta büyüklükteki işletmeler büyük ölçüde. Şimdi bunları biz özel kesim bankacılığının katı kuralları içerisine attığımız zaman, bir kere, bu kesimlerin yoğun dünya rekabeti çerçevesinde gerek iç piyasada ve gerekse de dış piyasada rekabet imkânlarının geliştirilmesini amaçlamamız lazım ki, bu hedef, gelişen dünya ticareti şartlarında oldukça önemli bir hedeftir. Mutlak surette bu kesimlerin desteklenmesi gerekir. Çünkü, bu sektör, ürünlerini hem iç piyasaya yönelik hem de dış piyasaya yönelik üretmektedir, ihracata yönelik üretim yapmaktadır bunların çoğu. İç piyasaya yönelik dediğimiz zaman, serbest ticaret şartlarının geçerli olduğu, giderek serbest ticaretin daha yaygın hâle geldiği dünya şartlarında, iç piyasaya üretim yapan bu sektörlerin, küçük esnaf ve sanatkârın, küçük işletmelerin, orta boy işletmelerin mutlak surette iç piyasamızda yabancı malların rekabetine karşı korunması gerekir. Serbest ticaret şartlarını kabul etmişiz, karşılıklı anlaşmalar imzalamışız. Öyleyse, gümrük vergileri yoluyla bunları koruyabilme imkânımız yok, ticaret kısıtlamaları getirerek bunları koruyabilme imkânımız yok. Öyleyse, elimizde koruyabilecek çok az sayıda araç kalıyor ki, bunlardan birisi de bu sektörlerin üretim aşamasında düşük faizli kredilerle desteklenmesidir. Biz bunu özel sektör bankacılığına tevdi ettiğimiz zaman, bir kere, bu destekleme ameliyesi, destekleme işlemi, bihakkın, istenildiği ölçüde ve çerçevede yerine getirilemeyecek demektir.

Bu sektörlerin, ileriye yönelik olarak daha büyük işletmeleri, büyük kuruluşları oluşturması açısından belli bir süre mutlak surette desteklenmesi gerekir ki dünün -şöyle bir ülkemiz sanayi gelişim tarihine baktığımızda- küçük esnaf ve sanatkâr çerçevesi içerisinde ekonomik faaliyetini sürdüren, belli bir aşama, belli bir desteklemeden sonra küçük ve orta büyüklükte işletmeye, bir sonraki aşamada da büyük işletmeler şekline dönüşerek Türk sanayi yapısının oluştuğunu görüyoruz. Öyleyse, bugün, esnaf ve sanatkâr, kendi atölyesinde esnaf ve sanatkâr tipi üretimle üretim gerçekleştiren bu kesimin, daha büyük sermayeye geçiş, daha büyük işletmeye geçiş aşamasında mutlak surette desteklenmesi ihtiyacı vardır. Düşük faizli kredilerin de bunda önemi yadsınamaz, önemi göz ardı edilemez. Öyleyse, bu aşamadaki desteğe ihtiyaç gösteren türden destekler de, böylelikle bu sistemin, kamu bankacılığının veya kamu bankaları tarafından üstlenilen görevlerin özel sektör bankacılığına devredilmesiyle burada da ciddi bir aksama meydana gelecektir. Bu bakımdan, tüm bu olumsuzlukları dikkate aldığımızda, özel kesim bankacılığına verilen destekleme emri veya destekleme görevi, bugünkü kamu bankacılığı tarafından gerçekleştirilen şartlar çerçevesinde yürütü- lemeyeceği açıktır ve iyi niyetli gerçekleştirilen bu düzenleme bile, amaca yeteri kadar hizmet etmeyecektir.

Tabii, uluslararası rekabet içerisinde korunması gereken bu kesimlerin sadece düşük faizli kredilerle desteklenmesi yoluyla bu gücü sağlayabilmeleri mümkün değil, buna benzer şekilde takip edilen genel iktisat politikalarının da mutlak surette buna destek vermesi gerekir. Siz, bir taraftan düşük faizli kredilerle, devlet desteğiyle bu kesimleri ayakta tutmaya çalışacaksınız, üretim maliyetlerini düşük tutmaya çalışacaksınız, ama bir taraftan da aşırı değerlenmiş kurla, aşırı değerlenmiş kurun devamına izin vererek bu kesimlerin ihracatına ve aynı zamanda bu kesimlerin iç piyasada rekabet etmesi gereken yabancı ürünlere bir avantaj sağlamış olacaksınız. İki boyutta ortaya çıkan ve birbiriyle çelişen bu husus, işte günümüzde küçük ve orta boy işletmeler, esnaf ve sanatkâr tipi üretim yapan işletmelerin karşısında en büyük handikaplardan birini oluşturmaktadır. Bugün her kesimde, sadece belli sektörlerde değil, birçok sektörde, özellikle tekstilde olmak üzere birçok sektörde, bu düşük kurun ortaya koyduğu rekabet dezavantajı büyük ölçüde şikâyetlere sebep olmaktadır ve Hükümetin buna getirdiği hiçbir çare, hiçbir çözüm söz konusu değildir.

Bugün Çin malları iç piyasamızı istila ediyor ve yerli üreticiler bu mallarla rekabet edemiyorsa, Amerika nasıl şikâyet ediyorsa, Çin'in parasının mutlak surette revalüe edilmesi gereğinden bahsediyorsa, Türkiyede aynı şekilde, Türk sanayicisi de, Türk üreticisi de iç piyasada Çin'in parasının olduğundan daha düşük değerlenmesinin, yani Çin'in bile bile kendi parasının değerini düşük tutmasının sonuçlarından mustariptir, bundan olumsuz şekilde etkilenmektedir.

Bir taraftan Çin, bile bile parasının düşük değerli olmasına göz yumuyor, bizim siyasetçilerimiz ise, bizim ekonomi yönetiminden sorumlu kişilerimiz ise, bunu, sanki bir övünme vesilesi olarak, bu durumun zıddını övünme vesilesi olarak gelip burada, kürsülerde ifade ediyorlar. Övünülen konu, bugün Türk sanayicisinin, Türk üreticisinin belini büken rakipleri karşısında, gerek iç piyasada ve gerekse dış piyasalarda rekabet gücünü ortadan kaldıran, âdeta, bunları rekabetsizliğe mahkûm eden bir unsur, bir faktör olarak çalışmaktadır. Düşük faizli kredilerle, destekli faizli kredilerle verdiğiniz ve ortaya çıkan avantaj, kurun bu şekilde aşırı değerlenmiş olmasından tümüyle ortadan kaldırılmakta ve böylelikle, sanki hiç destek verilmemiş gibi bir piyasa şartı, piyasa ortamı meydana gelmektedir. Öyleyse, esnaf ve sanatkârı, küçük işletmeyi -büyük işletme de dâhil olmak üzere- düşük faizli kredilerle desteklemek ne kadar önemliyse, bunların, gerek ihracatında ve gerekse iç piyasada ithal mallara karşı korunmasında kurun olması gereken gerçekçi seviyede olması o ölçüde önemlidir. Eğer siz bunu görmezlikten gelir, döviz kurunun olması gereken gerçekçi denge kuruna gelmesine yönelik tedbirleri almazsanız, bugün geçerli piyasa faiz haddinin yüzde 50'siy- le destekleme ihtiyacı ortaya çıkarsa, yarın bu yüzde 50'lik avantaj dahi yetmeyecek, aradaki bu farkı, faiz desteğini, faiz avantajını daha da artırma zarureti ortaya çıkacaktır.

Bir taraftan otomatik bir şekilde ekonomiyi, iç piyasayı dışarıya karşı ve yerli üreticiyi de yabancı piyasalardaki rakiplerine karşı koruyabilecek bir mekanizmayı otomatik çalıştırabilen döviz kurunu gerçekçi seviyeye çıkartmazken, bir taraftan da devamlı olarak bütçeden sübvansiyonlarla, üreticileri düşük faizlerle desteklemeye devam edersiniz ve giderek de destekleme zarureti her geçen gün daha da artar. Öyleyse, bu desteklemeler ne kadar önemliyse, aynı şekilde döviz kurunun ortaya çıkardığı bu mahzuru ortadan kaldırmak üzere alınması gereken tedbirleri almak da Hükümetin boynunun borcudur. Ha, Hükümet şunu diyebilir: Ben, döviz kurunun aşırı değerlenmesiyle borçlarımı rahat ödüyorum. Bir tek bu avantajı var. Hükümet, bu avantajını dikkate alarak, sanayicinin, esnafın, ihracatçının zor şartlar altında dünya piyasalarında rekabet etmesine göz yumuyor, bile bile bunu kabul ediyor demektir. Eğer bugün sanayicimiz gerek iç piyasada ve gerekse dış piyasalarda rakipleriyle rekabet edemez, rekabet avantajını her geçen gün biraz daha kaybeder duruma geliyorsa, yarın Hükümetin kurların aşırı değerlenmesinden sağladığı avantajı sağlayamama tehlikesiyle karşı karşıya kalacak, çünkü vergi verebilecek kesim ortadan kalkacaktır. Bu bakımdan, bir taraftan desteklemeleri sürdürürken bir taraftan da ekonominin kurallarını kendi içerisinde, kendi kuralları çerçevesinde oynayacak zemini de oluşturmak bu Hükümetin boynunun borcudur. Bu kur meselesini görmezlikten gelemezsiniz, bu kur meselesini hafife alamazsınız. Aynı zamanda, bu kur meselesi, ekonominin krizlerle karşı karşıya kalma riskini de devamlı olarak artırmaktadır. Onun için, Hükümet olarak ekonomiyi bir bütün olarak algılamak ve ekonomi içerisindeki otomatik mekanizmanın işleyişine ne kadar çok imkân verecek olursak, o ölçüde ekonomi kendi kuralları içerisinde daha rahat oynayabilecektir.

Denilebilir: "Biz döviz piyasalarına müdahale etmiyoruz." Döviz piyasalarına müdahale edilmiyor; ama, dış kaynakların, çok serbest ve aşırı bir şekilde Türkiye'ye girişine müsaade edilerek - ki, dünyanın hiçbir ülkesinde dış kaynaklar bu serbestiyette bir ülkeye giriş çıkış yapamaz- buna göz yumularak döviz kurunun aşırı değerlenme şartları oluşturuluyor ve bu da, hükümetin üzerine bir yanlışlık olarak, hükümetin politikalarındaki yanlışlık olarak, sorumluluğunu üzerine bindirdiği bir husus olarak karşımıza çıkıyor.

Öyleyse, döviz kurunun aşırı değerlenmesine yol açan tedbirleri almakla, otomatik sistem içerisinde bile, serbest kur sisteminde bile döviz kuru kendiliğinden yukarıya doğru çıkacaktır, yukarıya doğru fırlayacaktır. Bundan hiç gocunmamak lazım. Bir ülkenin kendi parasının değer kaybetmesinden hiç gocunmamak lazım. Hele ülkenin şartları, üretim şartlan, dış ve iç piyasa şartları bunu gerektiriyorsa, ülke parasının değer kaybetmesi gerektiği hâlde bunun gerçekleşmesine mâni olunuyorsa, ülke adına zarar veren bir sistem çalıştırılıyor, böyle bir mekanizmaya göz yumuluyor demektir; iktisadın bunu affetmesi, böyle bir işleyişi affetmesi mümkün değildir. Günü gelir, birikenlerin tamamını toptan çıkarır. Bunlar da ekonomik kriz olarak adlandırılır. Öyleyse, bu tür krizlere meydan vermemek ve hazırlıklı olmak noktasında, ekonominin genelinde alınması gereken her türlü tedbiri -ki, bunlar muhalefet sözcüleri tarafından her fırsatta dile getirilmektedir- alma, Hükümetin bu konuda üzerine düşen görevi daha hassasiyetle yerine getirme zarureti bulunmaktadır.

Zamanımın da dolması itibarıyla bundan sonraki kanunun da kısmen konumuzla alakalı olması dolayısıyla ben sözlerimi burada bitiriyor, hepinize saygılar sunuyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep). “Kamu sermayeli bankalar tarafından yürütülen faiz destekli kredi kullandırılmasına dair kanun hakkında (s.s.1254)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-12-27-kamu-sermayeli-bankalar-tarafindan-yurutulen-faiz-destekli-kredi-kulla (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c143/b045/tbmm221430450217.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
