# Danışma kurulu önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ömer Abuşoğlu (Gaziantep)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim
- **Tarih:** 6 Mart 2007
- **Gündem:** DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c149/b071/tbmm221490710121.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2007-03-06-danisma-kurulu-onerisi

> Ömer Abuşoğlu, 6 Mart 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.032 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP'nin Grup önerisi var. AK Parti Grubuna bunun mahiyetini kısaca açıklayayım. Gerek CHP kendi önerisinin mahiyetini tam anlatamadı. İki tane, basının sorunlarıyla ilgili araştırma komisyonu, araştırma yapılmak üzere verilmiş iki önerge var. Bu iki önergenin birleştirilerek gündeme alınması ve görüşülmesi talebi.

AK Parti buna karşı çıkıyor. Ben de bu önerinin aleyhinde görüş belirtmek üzere kürsüye çıktım. Her iki önerinin de sahip olduğu içerik ve kapsamı yetersiz bulduğum için aleyhindeyim. Bir kere peşin peşin bunu söylemek istiyorum, çünkü...

ALİ RİZA BODUR (İzmir) - Daha ağırını mı istiyorsunuz?

ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla) - Evet.

Türkiye'de basınla ilgili sorunlar, basının sahip olduğu, basının karşı karşıya olduğu sorunlar ve basının yarattığı, basından kaynaklanan sorunlar olmak üzere toplumumuzun geçekten ciddi problemleri var. Bu bakımdan, konunun daha geniş kapsamda ele alınması gerektiği düşüncesiyle daha geniş bir Meclis araştırma çerçevesi sunabilmek amacıyla bu önergeye karşı çıktım.

Basın nedir? Bir toplumun gerek siyasi ve gerekse sosyal yapılanmasında çok ciddi ve önemli fonksiyonları olan ve bu fonksiyonları da Anayasa'nın hükümleri tarafından teminat altına alınmış millî kuruluşlarımızdır. Millî kuruluşlarımızdır diyoruz, her toplumda böyle olması gerekir. İlk önce bir basın kuruluşunun sahip olduğu ilke, o ülkenin millî çıkarlarını ve millî menfaatlerini korumak noktasında kendisine bir basın ahlakı çerçevesinde hareket alanı ortaya çıkarması gerekir.

Bugün bakıyoruz, basın, toplumsal değişim içerisinde çok önemli rolü olan ve bu rolünü de çok iyi oynayan, oldukça geniş kitleleri etkileme gücüne sahip bir organ, ama, bazı basın organlarından gerek yazılı basın ve gerekse görsel basın olsun, birçoğunu okumaktan ve birçoğunu da izlemekten, ben, âdeta, aile ortamı içerisinde kaçınıyorum. Basınla ilgili bir problem değil midir bugün Türk toplumunun karşı karşıya olduğu? Bir problemdir. Bunun önüne geçebilmek için birtakım işaretler konuldu RTÜK'ün baskısıyla. Bu da yetmiyor.

Zaman zaman basının kendisine edindiği çizgi, kendisine edindiği politika "millî devlet", "millî politikalar" noktasında tezat teşkil edecek ve aykırı düşecek yönlere doğru da zaman zaman kaçtığını bilmemiz lazım. O bakımdan, basına düşen görev, Türk toplumunun millî ve ahlaki değerlerine sahip çıkmak ve bunu dejenere edici yayından kaçınmak noktasında bir temel ilke etrafında birleşmek olmalıdır. Ancak, bugün basınla ilgili gerek siyaset ve gerekse de basın camiasının sıkça karşılaştığı ve birbirleriyle ilişkiler noktasında sıkça problem yaşadıkları birtakım alanlar var. Bunları da belirtmeden geçmemek lazım.

Genellikle siyasetçi kendisine, özellikle iktidar partileri, iktidarlar, kendi yandaşları ve kendi politikalarına sıcak bakan, bunlara övgüler düzen basın kuruluşlarıyla çok yakın ilişki içerisine girerler, âdeta o basın organları o iktidar döneminde ciddi mesafeler kat ederler, ciddi gelişme gösterirler. Sadece basın alanında değil, aynı zamanda bu mesafe kat etme ticaret alanında da gerçekleşir. Bugün bunun örneklerini çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz. AK Parti İktidarına yakın ve yandaş basın organları hem basın alanında hem ticaret alanında ciddi mesafeler kat etmişlerdir. Şirketleri büyümüştür, holdingleri büyümüştür. Bunları görmezlikten gelemeyiz. Hükümetlerin üzerine düşen görev, bu tür çok hızlı büyümeleri, tıpkı Kanaltürk hadisesinde olduğu gibi, her basın kuruluşunun üzerine gitmesi gerekir. Hükümet Kanaltürkün yaptığı aleyhte yayın, muhalif yayını gerekçe tutarak muhtemelen -başka türlü bir izah şekli bulamıyorum ben- Kanaltürkün sesini kesmek üzere bir ciddi araştırma başlattı kişiler ve kuruluş hakkında. Hâlbuki bizim bildiğimiz, Maliyenin bu tür denetimlerinde, özellikle vergiye yönelik denetimlerinde herhangi bir kuruluş baz alınmaz, sektör baz alınır. Mademki basın yayınla ilgili bir araştırma, denetim başlatılıyor, tüm basın yayın kuruluşlarının tamamı bu denetim kapsamı içerisine alınmalıdır, ama, siz diğerlerini bir tarafa bırakarak, sadece birisini denetim altına almaya kalkarsanız, denetlemeye kalkarsanız, bunda ciddi şüpheler ortaya çıkar. Hükümetin, iktidarın o basın kuruluşunu susturma politikasının bir sonucu olarak böyle bir denetim ve Maliye Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı çalışanları kullanılmış olmaktadır.

Mesele bununla bitmiyor. Basında ciddi bir yabancılaşma meselesi var. Star televizyonunun satışını ve bununla ilgili kanuni düzenlemeyi tekrar bir hafızalarınızdan gözlerinizin önüne getirmenizi rica ediyorum. O gün yaşanan, Meclis Genel Kurulunda yaşanan -Sayın Yalçıntaş Hocam karşımda oturuyor- Sayın Yalçıntaş Hocamın girişimleriyle bir yanlıştan dönüldü, ama, yetmedi. Bugün, bir başka televizyon, özel televizyon kanalımız tümüyle yabancı basının kontrolü altına girdi ve ismi de değişerek yabancı bir isim altında yayınına devam ediyor. Başta belirttiğim, Türk basının en önemli görevi, en önemli görev alanı, kendi kendisini sınırlandırdığı görev alanı, o ülkenin millî değerleri, millî politikaları ve millî çıkarları olmak durumundadır. Bugün biz yabancı sahipli bir basın organından böyle bir politikayı nasıl bekleyebiliriz? Bu konuda da Türkiye ciddi problemle karşı karşıyadır. Onun için, basınla ilgili problemlerin ve basından kaynaklanan problemlerin bu Meclis çatısı altında çok ciddi bir şekilde araştırılması gerekir.

Bir başka konu, basın hürriyeti, ifade hürriyetiyle ilgili. Devletin kontrolü altında olan bir kablolu TV var. Bazı televizyon kuruluşları, bu kablolu TV'ye alınmıyor veya çok yüksek miktarlarda paralar, ücretler isteniyor. Bunun paralelinde bir de frekans ihalesi var. Bu iktidar işbaşına geldiği günden beri bu frekans ihalesi meselesi hâlâ gündemimizi koruyor. Niçin frekans ihalesi yapılarak bu frekanslar Türkiye çapında yayın yapan tüm kuruluşlara en eşit bir biçimde dağıtılmıyor? Acaba, frekans ihalesi açılmakla, Hükümet, basın kuruluşlarıyla arasında olan ilişkilerin bozulacağından mı korkuyor, bu ihaleyi bir türlü gerçekleştirmiyor? Çünkü, bu ihale yapıldığı zaman birçok televizyon kuruluşundan çok ciddi ve bunlar için çok yüksek maliyetler olacak birtakım ödentiler elde edilmesi gerekiyor. Bu bakımdan, basınla arasındaki ilişkilerin bozulmasını dikkate alarak, bozulmasını istemediği için, bu Hükümet, işbaşına geldiği günden bu yana bu ihaleyi bir türlü gerçekleştirmiyor. İşte, CHP'nin verdiği önergenin de dışında araştırılması gereken çok ciddi ve kapsamlı birtakım konularla karşı karşıya olmamız dolayısıyla, bu meselenin Meclis çatısı altında çok ciddi bir şekilde araştırılması gerektiğine inanıyoruz.

Ayrıca, basınla ilgili problemler, sadece basın kuruluşları, basınla siyaset ilişkisi, iktidar ilişkileri çerçevesinde yürümüyor. Aynı şekilde, basında çalışanların da ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Ayrıca, Anadolu basınını ihmal etmemek gerekir. Anadolu basınının hangi zor şartlar altında, belki de sadece ilan ve reklam gelirleriyle ayakta durabilecek, günlük gazetelerini çıkarabilecek birtakım sorunlarla iç içe olduklarını da biliyoruz. Bu bakımdan, Anadolu basınını da dikkate alarak bu araştırma konusunun kapsamının genişletilmesi gerekmektedir.

Böylelikle, bu kısa, on dakikalık zaman içerisinde ifade etmeye çalıştığım gerek basının karşı karşıya kaldığı sorunlar ve gerekse de basından kaynaklanan birtakım sorunların Meclis çatısı altında çok ciddi bir şekilde araştırılması gerekir. Anavatan Partisi olarak, biz, böyle bir araştırma önergesini rahatlıkla verebiliriz, ancak, Meclisin çalışma takvimi dolayısıyla önümüzde çok sınırlı bir zaman dilimi kaldı, böyle bir araştırma önergesinin verilmiş olması hâlinde dahi bu komisyonun kurulup çalışma imkânı kalmamıştır. Ancak, biz, Anavatan Partisi olarak bu konunun bundan sonraki 23'üncü dönemde takipçisi olduğumuzu belirtir, hepinize saygılarımı sunarım. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ömer Abuşoğlu (Gaziantep). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim tutanağı, 6 Mart 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2007-03-06-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c149/b071/tbmm221490710121.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
