# Irak halkına yöneltilen şiddet ve türkiye'nin ırak politikası konularında (8/14,15)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ömer Çelik (AK Parti, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim
- **Tarih:** 25 Mayıs 2004
- **Gündem:** IRAK HALKINA YÖNELTİLEN ŞİDDET VE TÜRKİYE'NİN IRAK POLİTİKASI KONULARINDA (8/14,15)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/omer-celik-22-2004-05-25-irak-halkina-yoneltilen-siddet-ve-turkiye-nin-irak-politikasi-konulari

> Ömer Çelik (AK Parti), 25 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: IRAK HALKINA YÖNELTİLEN ŞİDDET VE TÜRKİYE'NİN IRAK POLİTİKASI KONULARINDA (8/14,15)); konuşma 1.127 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER ÇELİK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

İlk olarak, milletimizin hislerini de ifade etmek bakımından, Ebu Gurayb Cezaevinde ve son olarak Refah Mülteci Kampında ortaya çıkan olayları Grubum adına şiddetle kınıyorum. Ortaya çıkan manzara, gerçekten, insanlığın geldiği zaman diliminde son derece vahim bir manzaradır. İnsanlığın aydınlanmadan bu yana elde ettiği bütün değerlerin neredeyse bir cezaevinde iflas ettiğini görüyoruz. Evrensel değerler açısından bakıldığında ortada kabul edilemez bir durum vardır. Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ve diğer yüksek prensipleri bir bölgeye getirmek adına yapılan bir operasyonun ardından bölgede çıkan manzara, neredeyse, oradaki insanları bu değerlere düşman haline getirecek çok vahim olayları zincirleme bir şekilde tetiklemektedir. Kuşkusuz, burada, son derece sağduyuyla ve titizlikle hareket edilmesi gerektiği şeklinde bir sorumluluk durumuyla karşı karşıyayız.

Bizim açımızdan, Irak'ın toprak bütünlüğü, Irak'ta demokratik, insan haklarına dayalı bir hukuk devletinin var olması her şeyden daha önemlidir. Bunun gerçekleşmesi için, şu anda orada yönetim sorumluluğunda bulunanların, ortaya çıkan bu manzaraların sorumluları hakkında süratle işlem yapması gerektiğini, bunları cezalandırması gerektiğini ve bu cezaları kamuoyuna şeffaf bir biçimde duyurması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca, bölgenin, Irak'ın toprak bütünlüğü çerçevesinde "Irak, tüm Iraklılarındır" prensibine dayalı olarak yapılandırılması konusunda herkesin son derece aktif bir biçimde sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için öncelikle yol haritasının işlemesi gerekiyor. Yol haritasını işletmekle sorumlu olanların davranışlarındaki yavaşlığı bir an evvel üzerlerinden atmaları gerekiyor ve yol haritasının işlemesi konusunda Filistin tarafının ciddî bir muhatap olarak alınmasını engelleyici davranışların önüne geçilmesi gerekiyor.

Öte yandan, yine, evrensel prensipler ve uluslararası hukuk açısından, Filistin'de ortaya çıkan görüntülerin, bundan sonra, dünya düzeninin belli bir meşruiyet ve belli bir hukuk temelinde işlemesine dönük tüm zeminleri tahrip edecek bir noktaya geldiğini düşünüyoruz.

Filistin ve İsrail'in, tanınmış ve yaşayabilir sınırlar içerisinde yan yana yaşayacak bir barış ortamına kavuşması bizim görüşümüzün esasını oluşturmaktadır. Bunun için, Filistin Devletinin, yaşayabilir bir devlet olarak hayatiyetini sürdürmesi barış için temel şartlardan bir tanesidir. Yaşayabilir bir Filistin Devleti, sadece Filistinlilerin güvenliğini değil, aynı zamanda İsrail'in güvenliğini de garanti altına alan bir şeydir.

Irak'ta meşru yönetimin tesis edilmesi bakımından dikkat edilmesi gereken birkaç tane nokta var; birincisi, 30 Haziranda koalisyon güçlerinin devir işleminin sembolik bir işlem olmaması gerekiyor. Burada, perde gerisinde koalisyon güçlerinin olduğu, perdenin önünde ise, bir uydu hükümetin olduğu bir yapılanmanın Irak'ın şu anda bulunduğu durumu daha da kötüleştireceği konusundaki uyarılarımızı şimdiden yapıyoruz. Bu sebeple, uydu bir hükümet değil "Irak tüm Iraklılarındır ve Irak'ın kendi kaderini tayin etme hakkı Irak Halkına aittir" prensiplerine uygun, gerçek temsil yeteneğine sahip bir yapılanmanın ortaya çıkması konusunda, tarafların tüm sorumluluklarını yerine getirmesi konusunda hassas olmaları gerektiğini söylüyoruz.

Irak'ta yaşayan Araplar, Kürtler, diğer etnik unsurlar ve Türkmenler bizim vatandaşlarımızın akrabalarıdır; hiçbirini diğerinden ayırt etmiyoruz, hepsine eşit bir mesafeden bakıyoruz ve bu çerçevede, hepsinin yönetimde ciddî bir şekilde, sanal olmayan bir tarzda temsil edilmesinin, Irak'ın güçlü ve barışçı geleceği açısından son derece önemli olduğunu söylüyoruz. Bu sebeple, şu ana kadar Türkmenlerin Irak'taki yapılanma denkleminin dışında tutulmasına dönük uygulamalara bir an evvel son verilmesi gerekmektedir. Türkmenler, Irak'ın diğer tüm aslî unsurları gibi, Irak'ın bir aslî unsurudur ve yönetimde kendi ağırlıklarına ve tarihî geleneklerine uygun bir biçimde yer almalıdırlar; bu, Irak'ın gerçek bir yönetime kavuşması açısından vazgeçilmez bir durumdur.

Öte yandan, bugün Hz. Ali'nin türbesine bomba isabet etmesi olayında olduğu gibi, Kûfe ve Necef gibi belli dinî gruplarca kutsal sayılan kentlere dönük davranışlarda son derece titiz olunması gerekir. Belli dinî grupların kutsal saydığı mekânlara dönük, insanların inançlarını incitecek uygulamaların ortaya çıkması, Irak'ta geçiş takvimini sabote edecek durumları doğuracaktır. O sebeple, bir istikrarın adresi olması gereken geçiş takviminin, yeni bir kaos takviminin başlangıcı olmaması için, özellikle kutsal değerlere karşı hassas olunması konusunda koalisyon güçlerinin son derece titiz davranması gerekir.

Türkiye'nin bölgeye dönük rolü, kaçınılmaz bir biçimde tarihî bir roldür. Türkiye, bölgeye ilgisi olan, gerek Irak'a gerek Filistin'e ilgisi olan diğer ülkelerden bir ülke değildir; âdeta, Türkiye'nin siyasî genetiğinin bir parçasıdır bölge. Irak'taki durum, Türkiye'nin güvenliğini bire bir ilgilendirmektedir. Filistin'e ise milletimiz büyük hislerle bağlıdır. Hem bölgeye bağlıdır hem de bölgedeki ortaya çıkan durumlara dönük olarak son derece ciddî bir takip içerisindedir. Kuşkusuz, bölgeye hislerimizle bağlı olmamız, hissiyatımızla bir siyaset üreteceğimiz anlamına gelmiyor, hislerimizi hiç terk etmeden, son derece soğukkanlı ve akılcı bir siyaset ve çözüm modeli önermek zorundayız. Bu süreçte Türkiye'nin rolü, son derece hayatî bir rol olacaktır; çünkü, Türkiye, diğer bölge ülkelerinden veya diğer uluslararası güçlerden bir güç olmadığı için konunun her iki tarafına da eşit çerçevede yaklaşabilecek, eşit çerçevede, eşit ağırlıkta söz söyleyebilecek bir tarihsel ağırlığa sahiptir.

Tüm bunlar, birincisi, Irak Halkının güvenlik ve esenliği içindir. Irak Halkının güvenlik ve esenliği, dünyanın barış içinde olması, dünyada barışçıl bir düzenin sürdürülmesi açısından bugün anahtar noktasındadır. O sebeple, Irak'ın geleceği, artık Iraklıların geleceğini çok açık bir biçimde aşmıştır ve tüm insanlığın geleceğini ilgilendiren gelişmeleri pozitif ya da negatif yönde tetikleyebilecek bir düzeye ulaşmıştır.

Öte yandan, İsrail-Filistin meselesi, yaşayabilir bir Filistin Devletinin varlığı, İsrail'in güvenliği ve Filistin Halkının güvenliği açısından temel kot durumundadır. Bir yanda masum insanları ve sivilleri öldüren terör eylemleri, öbür yanda, yine, masum insanların ve sivillerin ölümüne yol açan hükümet himayesindeki birtakım şiddet politikaları arasında kalmak, İsrail Halkının da Filistin Halkının da yararına değildir.

Filistin davası, birtakım masumlara ve sivillere yönelik terör eylemlerinin etiketi altında kalmayacak kadar büyük bir davadır. Öte yandan, İsrail Hükümetinin, İsrail Devletinin ve İsrail Halkının güvenliği için, bu şiddet politikalarından, Refah Mülteci Kampında ortaya çıkan manzaralara yol açan uygulamalardan titizlikle kaçınması gerekir. Tüm bunlar, Filistin ve İsrail Halklarının güvenliği ve esenliği açısından son derece önemlidir. Türk Halkı, Filistin Devletinin, İsrail Devletinin, Filistin Halkının ve İsrail Halkının dostudur ve Türk Halkının, Türk Hükümetinin buradaki yaklaşımı, bizim yaklaşımımız, her iki halkın esenlik içerisinde bir arada yaşayabileceği bir çözüm modelinin tesis edilmesine dönüktür; bu, ne birtakım marjinal terör eylemlerinin, masumlara dönük ve sivillere dönük terör eylemlerinin angajmanı altında kalmalıdır ne de hükümet himayesindeki kabul edilemez birtakım şiddet politikalarının gölgesinde bırakılmalıdır.

Gelinen noktada, uluslararası güçlerin, bu soruna dönük oluşturdukları yol haritasını dinamik bir biçimde işletmeleri, dörtlü çalışma grubunun, aynı zamanda İslam Konferansı Örgütünü de ciddî bir biçimde yanına katarak, Türkiye'nin üreteceği sinerjiyi sürekli gündemde tutarak, bu olayın çözümüne dönük olarak ciddî ve hızlı bir süreç katetmesi, bugün gelinen noktada, dünya barışı için son derece kritik olmuştur. Bugün "Büyük Ortadoğu Projesinden", Büyük Ortadoğu Bölgesine demokrasi ve refah getirilmesinden bahsediliyor; ama, herkes bilmelidir ki, adı ister Büyük Ortadoğu Projesi olsun isterse başka bir proje olsun, adı ne olursa olsun, Büyük Ortadoğu Bölgesine demokrasi, refah ve insan haklarına dayanan düzenler gelmesi isteniyorsa, demokrasi ve insan hakları temelindeki yerel dinamiklerin meşru zeminlerde harekete geçmesi bekleniyorsa, bunun için öncelikle meşruiyet zemininin kurulması lazımdır; meşruiyet zemininin omurgasında da Filistin sorununun çözümü yatmaktadır.

Son olarak, kimden gelirse gelsin ve kime yönelirse yönelsin, ister resmî hüviyeti olsun isterse resmî hüviyeti olmasın, tüm terör eylemlerini şiddetle kınıyoruz ve bütün bu süreç boyunca gerek Filistin Halkından gerek İsrail Halkından hayatını kaybeden masumların, kadınların, çocukların ve masum sivillerin hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ömer Çelik (AK Parti, Adana). “Irak halkına yöneltilen şiddet ve türkiye'nin ırak politikası konularında (8/14,15)”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-celik-22-2004-05-25-irak-halkina-yoneltilen-siddet-ve-turkiye-nin-irak-politikasi-konulari (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
