# Avrupa birliği konseyi raporu hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ömer Çelik (AK Parti, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim
- **Tarih:** 7 Ekim 2004
- **Gündem:** AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ RAPORU HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/omer-celik-22-2004-10-07-avrupa-birligi-konseyi-raporu-hakkinda

> Ömer Çelik (AK Parti), 7 Ekim 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AVRUPA BİRLİĞİ KONSEYİ RAPORU HAKKINDA); konuşma 1.635 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER ÇELİK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kuşkusuz, Türkiye'nin demokratikleşme çabaları açısından dün son derece tarihî bir dönemeçti. Bu Meclise ruh veren ayrıksılık, bu Meclisin dünkü reform çabalarının o şekilde sonuçlanmasına dönük iradesi bakımından da önemli olmuştur. Bilindiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin dünyadaki bütün parlamentolardan farklı bir özelliği var ki, bu Meclisin büyüklüğünün bir sembolüdür bu. Dünyadaki bütün millet meclisleri, bütün parlamentolar bir savaşın neticesinde kurulmuşken, sadece bizim Türkiye Büyük Millet Meclisimiz, Kurtuluş Savaşına başkomutanlık ederek bu süreci yürütmüştür. Bütün meclisler bir savaşın neticesinde kurulmuşken, bu Meclis bir savaşı yönetmiştir ve modern cumhuriyetin kurulmasına zemin teşkil etmiştir; bu bakımdan çok ayrıksı bir yeri vardır. Bu Meclis, bu ayrıksılığını her dönemde ve her tarihsel koşulda sürdürmüştür. Büyük Atatürk'ün muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkma hedefi olarak gösterdiği hedefe doğru ilerlenirken de, tarihin her kritik aşamasında ayrıksılığını ortaya koyarak, milletin geleceğe yürüme iradesine en büyük öncülüğü yapmıştır. Nitekim, Avrupa Birliği konusunda da bu Meclis, iktidarıyla muhalefetiyle ve bütün unsurlarıyla, Türkiye'nin aydınlık bir geleceğe yürümesi, daha modern bir ülke olması ve dünya koşullarında rekabet edebilir, küresel rekabet içerisinde öncü olabilir bir ülke olması bakımından iradesini sonuna kadar göstermiştir. Biraz evvel muhalefet sözcüsünün de belirttiği gibi, bundan sonra da göstermeye devam edecektir. Bu sebeple, Yüce Meclis bir kere daha her türlü takdiri hak etmiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Avrupa Birliği sürecimiz, kuşkusuz, teknik ayrıntılarını tartışabileceğimiz birçok konunun yanı sıra, bugüne kadar görülmemiş, hem Avrupa'da hem dünyanın başka yerlerinde yankı yaratan hem de bizim kendi tarihimiz açısından kaydedilmesi gereken birçok sembolik anlam taşıyor. Bunların en önemlilerinden bir tanesi, 11 Eylül olayları sonrasında ortaya çıkan ve dünyanın nereye gittiğinin anlaşılamadığı çeşitli gelişmeler karşısında herkesin tedirgin olduğu bir dönemde, medeniyetlerarası savaştan, değerlerarası soğuk savaştan bahsedildiği, hatta Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşından bahsedildikten sonra, soğuk savaşın üçüncü dünya savaşı olarak kaydedildiği ve 11 Eylülden sonra dünyada ortaya çıkan koşulların kimi stratejistler tarafından dördüncü dünya savaşı olarak adlandırıldığı bir dönemde, Türkiye gibi bir ülke, medeniyetlerarası köprü işlevi gören, kıtalararası, ülkelerarası geçiş noktası olan, kavşak noktası olan bir ülkenin, bir yandan bir eliyle Doğu derinliğini tutarken, öte yandan Batı perspektifini elinin altında tutarak büyük bir sentez ve büyük bir model ortaya koyması, Doğu derinliği içerisinde Batı'da temsil edilen evrensel değerler konusundaki reform sürecini son derece ciddî bir biçimde ilerletmesi, bütün dünyanın önünde, dünyanın kötü gidişine sebep olan koşulların dışında başka türlü modellerin de ortaya çıkabileceğini göstermesi bakımından çok önemli olmuştur.

Dolayısıyla, bizim, Avrupa Birliği sürecinde ülkemizde gerçekleştirdiğimiz reformlar, bu reformların dışpolitikamıza yansıması, ekonomimize yansıması, sadece kendi ülkemizin özel tarihsel koşulları bakımından tarihsel ve çok önemli olaylar olmasının ötesinde, bütün dünyaya katkı yapan, bölgemize katkı yapan gelişmelere bir sembol olması bakımından önemlidir.

Kuşkusuz, dünyanın çeşitli ülkeleriyle mukayese ettiğimiz zaman, bizim son dört beş sene içerisinde yaşadığımız çeşitli olaylar ve son seçimlerden sonra gerçekleştirilen reform süreci, çeşitli ülkelerde on yıla, onbeş yıla varan çok ciddî tartışmaların ortaya çıkmasına yol açmıştır ve bu tartışmalar ortaya çıktığı zaman da çeşitli ilerlemeler, bu ilerlemelere bağlı olarak tekrar geri çekilmeler, büyük kırılmalar yaşanmıştır; fakat, milletin verdiği destekle, Yüce Meclisin iradesi, bu süreci hiçbir kırılma yapmadan, hiçbir akamete uğratmadan son derece ciddî bir şekilde, son derece güçlü bir şekilde, sistematik bir şekilde yürütmüştür.

Başka ülkelerle, bugün Avrupa Birliği içerisinde son derece güçlü olan ülkelerin o dönemdeki yaşadığı tarihsel koşullarla ve tartışmalarla mukayese edildiği zaman, aslında, üzerinde mutabakata varılmış ve güçlü bir iradeyle ortaya konulmuş bu süreç, diğer yerlere göre daha az maliyetle ve daha büyük fayda elde ederek gerçekleştirilmiştir. Bu da "sadece halkın yüzde şu kadarı Avrupa Birliği sürecine destek veriyor" şeklinde anketlere yansıyanın çok ötesinde, halkımızın tamamının, çağdaşlığa, modernliğe ve bu ülkenin daha iyi bir ülke olması yönündeki taleplere destek verdiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Bugün, Avrupa Birliğine girmeyi istememizin en büyük sebebi, Yüce Meclisin malumu olduğu üzere, sadece bir kıtaya ait olmak, bir kıtanın ekonomik refahından faydalanmak, bir kıtada yaşanan kriterlere ait olmak değildir. Bizim açımızdan, Avrupa'da, bugün, temsil edilen değerler, artık, evrensel nitelik kazanmıştır ve Avrupa'da temsil edilen değerler, Avrupa'nın kendisinden çok daha büyüktür. Dolayısıyla, biz, bir kıtaya ait olmak ya da bir kıtanın stratejik eksenine dahil olmak üzere bu Avrupa Birliği sürecini ilerletmiyoruz, tam tersine, insanlığın üzerinde mutabakata varmış olduğu değerler sistemine dönük irademizi göstermek, ülkemizi bu değerler sistemi etrafında daha ileriye götürmek için bu değerleri istiyoruz.

Bu konuda Avrupa'da ortaya çıkan çeşitli önyargıların, bu konunun anlaşılmasına dönük Avrupa içerisinde yaşanan tartışmaların, aslında, Türkiye'nin bu güçlü iradesi karşısında hiçbir önemi yoktur. Bundan on sene öncesini hatırladığımızda, on sene öncesine baktığımızda, Türkiye'nin bugünkü aşamaya gelmesi, hem Türkiye'nin içerisinde öngörülebilen bir şey değildi hem de Avrupa'daki çeşitli önyargılarla Türkiye'yi değerlendiren, hatta yobazlığa varacak derecede Türkiye'ye karşı önyargı besleyen çevreler tarafından, sorulduğunda, mucize olarak değerlendirilebilecek bir şeydi; ama, bugün, eğer, Türkiye'de olup bitenler Avrupa'da büyük bir hayret uyandırıyorsa, büyük bir hayranlık uyandırıyorsa, "sessiz devrim" olarak adlandırılıyorsa, bu, Türkiye'nin önündeki bütün önyargıların, Türkiye'nin iradesinin karşısında nasıl eridiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Şimdi, kuşkusuz, ortaya çıkan rapor, net, güçlü ve "nitelikli" bir yeşil ışık yakmaktadır; yani, Türkiye'nin kırkbir yıllık mücadelesi, daha da geriye gidelim, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren sürdürdüğü modernleşme mücadelesi çok ciddî bir dönemeç almıştır. Bunun yanı sıra, rapor içerisinde bizim de itiraz edebileceğimiz, bizim de tamamen yüzde yüz katılmadığımızı söyleyebileceğimiz, hatta daha da ileri giderek, haksızlık ve adaletsiz olarak değerlendirebileceğimiz hususlar vardır; fakat, hiçbir müzakere süreci, bu kadar büyük hiçbir değişim, kuşkusuz, pürüzsüz olmaz. Bu tip olaylarda, bu tip sosyal olaylarda bakılması gereken şey, ana gövdenin ve asıl ağırlığın nereye doğru kaydığı yönündedir. Burada açıkça söylemek gerekirse, ortaya çıkan raporla birlikte ana gövde, Türkiye'nin müzakere süreci içerisinde görevlerini tam olarak yaptığı, çağdaşlık perspektifi konusunda ciddî bir eleştiriye muhatap olamayacak bir düzeyi yakaladığı şeklindedir ve nitelikli bir "evet" çıkmıştır Türkiye'ye.

Burada, kuşkusuz, bazı eleştiriler var. Bu eleştirilerden bir tanesi, raporda müzakerelerin askıya alınmasından bahsediliyor olması. Şimdi, bu, aslında işin tabiatı gereği olan bir şeydir, işin doğasında bu vardır. Mesela, tarih aldıktan sonra -böyle bir şey olamaz; ama, varsayalım ki oldu- herhangi bir hükümet geldi, herhangi bir şey oldu, insan haklarını zedeleyen, gözden kaçan ya da kaçmayan bir düzenleme yapıldı. İşte, bu tip düzenlemelerin olması halinde zaten işin doğası gereği müzakerelerin askıya alınmasından bahsedilir. Hatta, daha da ileri giderek söylersek, Nice Anlaşmasının 7 nci maddesi, üye ülkelerin bile demokratikleşmeden geri adım attığı takdirde üyelikten çıkarılacağını öngörmüş. Zaten, bu, işin tabiatı gereği böyledir; çünkü, belli bir demokratikleşme seviyesini tutturduktan sonra, ben nasılsa bu süreci yakaladım ya da nasılsa bu birliğe üye oldum diyerek o süreçten geri adım atmaya kalktığınız takdirde doğal olarak o kulübün dışına çıkarsınız. Burada bunun belirtilmiş olması, aslında, Türkiye'nin, dün daha çok kısa bir zaman önce düşünce hürriyetinin çeşitli kısıtlamalara tabi olduğu, daha henüz hafızalarımızda yer etmiş birtakım hak ve özgürlük kısıtlamalarının taze olduğu bir dönemden çok kısa sürede bu döneme geçmiş olmasını teyit eden bir şeydir. Zaten bu sebeple bu, ayrıca, Avrupa'nın kendi içerisinde durduk yerde karar vereceği, monolog merkezli bir karar süreci değildir, bu, diyalog merkezli bir karar sürecidir. Yani, insan hakları konusunda ve diğer konularda bu irade sürdüğü sürece hiçbir şekilde bu maddenin bir geçerliliği ve bir anlamı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Ayrıca şunu söylemek gerekir: Eğer bir eleştiri getirilecekse, ortaya bir tavır koyulacaksa, bu, bizim şu anda hiçbir şekilde üzerimize alınmamamız gereken bir meseledir; çünkü, demokratikleşme, çağdaşlaşma ve Türkiye'yi daha ileriye götürme, Türkiye'deki insanların insan hak ve hürriyetlerinden daha çok faydalanması konusunda milletin tam iradesi vardır, Meclisin tam iradesi vardır. (Alkışlar) Bu müzakerelerin askıya alınması maddesi konusunda üzerimize alınacağımız hiçbir şey yoktur. Bu madde, sadece bunu buraya koyanların meselesidir.

HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Çok rahatsınız!..

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Bunu buradan çıkarmak için, kuşkusuz gerekli çabalar gösterilecek, gerekli mücadeleler verilecektir.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Önemli değilse niye çıkarılmadı?!

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Bu ortaya çıkan şey, her şeyin zemin olduğu bir dönemeç değildir, bundan daha iyisi de olacaktır.

Tarih verilmedi falan diye bahsediliyor. Tarih, zaten Komisyonun işi değil, tarih, Konseyin işi, 17 Aralığın işi. Bugünden 17 Aralığa kadar, bu Meclisin ve hükümetimizin yapacağı şey zaten bellidir. Burada yapılması gereken, hoşlanmadığımız maddelerin düzelmesi için uğraşmak ve kesin, net, orada belirtildiği şekilde, Kopenhag Zirvesinin birinci paragrafında atıf yapıldığı şekilde, gecikmeksizin müzakerelerin başlaması yönünde bir iradeye en uygun zeminde kavuşmak olmalıdır.

Ayrıca, müzakerelerin açık uçlu olmasıyla ilgili süreçten bahsedildiği zaman, unutmamak gerekir ki, İrlanda, İngiltere, Danimarka, bütün bu ülkelerin -şu anda Avrupa Birliği içerisinde son derece önemli olan ülkelerin- neredeyse oniki yıla varan müzakere süreçleri olmuştur. İngiltere gibi bir ülke 2 kere veto yemiştir. Niçin; çünkü, müzakere sürecine dahil olmak, hiçbir şekilde müzakerenin garantisi değildir, o ölçüleri yerine getirdikten sonra ancak müzakereleri elde etmek mümkündür.

Kuşkusuz, hoşlanmadığımız yerleri düzelteceğiz, kuşkusuz, beğenmediğimiz yerler konusundaki siyasî irademizi koyacağız; ama, şimdi birtakım tartışmalar yapılıyor, işte, kültürel hakların, demokratik hakların geliştirilmesi konusunda, bu, işte, cumhuriyetin, üniter devletin zararına olan bir şey midir gibi... Türkiye, basit bir ülke değildir, zayıf bir ülke değildir, Türkiye, son derece güçlü bir ülkedir ve muhalefet sözcüsünün güzel ifadesiyle, Türkiye yumruğu uzun bir ülkedir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, üniter devleti daha da güçlendirerek, üniter devleti daha da kuvvetli kılarak kültürel hakları geliştirme irademiz vardır, cumhuriyeti daha da derinleştirerek ve daha da pekiştirerek demokratikleşmeyi gerçekleştirme konusunda Türkiye'nin hiçbir problemi yoktur.

İşgücünün kalıcı olarak engellenmesi hususundaki madde kesin bir hüküm içermiyor, "böyle bir şey olabilir" deniliyor. Ayrıca, unutmamak gerekir ki, Avrupa Birliği denilen değerler düzeninde, felsefî olarak, sadece felsefî değil, aynı zamanda hukukî olarak, bir işgücünün ilelebet dışlanması demek, dolaşıma kapatılması demek, hem felsefî hem hukukî bakımdan, Avrupa Birliğinin temel değerlerine ve temel pozisyonuna aykırıdır; bu, insan haklarına aykırı bir durumdur; hiçbir dolaşım ilelebet engellenemez. Dolayısıyla, oraya konulan maddenin "düşünülebilir" şeklinde konulsa bile, uygulanma imkânı yoktur; bu, açık ve doğrudan, diğer...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Bu madde çıksın!

ÖMER ÇELİK (Devamla) - Mesela, şöyle bir şey gibidir: "Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde, belli bir zaman diliminde demokrasiyi askıya almak mümkündür" ifadesi ne kadar mantıksızsa, bu ifade de o kadar uygulanamaz bir ifadedir; çünkü, temel değerlerine aykırıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ömer Çelik (AK Parti, Adana). “Avrupa birliği konseyi raporu hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 3. Birleşim tutanağı, 7 Ekim 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-celik-22-2004-10-07-avrupa-birligi-konseyi-raporu-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
