# Vııı.tur. (dışişleri bak.,kültür ve turizm bak.,çalışma ve sosyal güv.bak.)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ömer Zülfü Livaneli (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 22 Aralık 2003
- **Gündem:** VIII.TUR. (DIŞİŞLERİ BAK.,KÜLTÜR VE TURİZM BAK.,ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜV.BAK.)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/omer-zulfu-livaneli-22-2003-12-22-viii-tur-disisleri-bak-kultur-ve-turizm-bak-calisma-ve-sosyal-guv

> Ömer Zülfü Livaneli (CHP), 22 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VIII.TUR. (DIŞİŞLERİ BAK.,KÜLTÜR VE TURİZM BAK.,ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜV.BAK.)); konuşma 1.098 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Kültür Bakanlığı bütçesiyle ilgili görüşlerimi sunmak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Günlerden beri, burada, çeşitli bakanlıkların bütçeleri görüşülüyor. Bu konuda, sayın milletvekilleri ve bakanlar konuşuyorlar. Bunların hepsi, elbette bir ülke yönetiminde önemli; ama, Kültür Bakanlığının bütçesini görüşürken, galiba kültüre özel bir önem vermemiz gerekiyor; çünkü, kültür, savunmanın da, eğitimin de, sağlığın da nasıl yapıldığını belirleyen, bizim, temel; yani, heykelin üzerine yerleştirildiği temel ve kaide gibi bir unsur; o bakımdan, bizi biz yapan temel bir konu olduğu için, bu konudaki görüşlerimi söylemek istiyorum.

Bunu, dünyada en iyi anlayan lider, bence, Mustafa Kemal Atatürk'tü ve "Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür" derken, gerçekten inandığı ve çok önemli bir şeyi söylüyordu. Kurduğu halkevleri, köy enstitüleri ve büyük kültür hamleleri yoluyla, bilimi, çağdaşlığı, kültürü, sanatı, ahlakı, fedakârlığı ve yurtseverliği öne çıkaran bir kültür yerleştirmeye çalıştı Türkiye'ye, bunu hepimiz biliyoruz; ama, bugüne baktığımızda, maalesef, bu ideallerden çok uzak olduğumuzu görüyoruz. Yıllardan beri, hepimizin bildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti, hızlı bir lümpenleşme ve hoyrat bir değerlerini yitirme süreci yaşıyor. Bu süreç, bence, bugün, ülkemizin varlığını tehdit eder hale geldi.

Uzun zamandır Türkiye'nin bir kültür krizi içerisinde olduğunu düşünüyorum. Bu temel bir kriz ve diğer krizleri de bu tetikliyor bence. Ekonomik sıkıntıya düştüğümüz zaman, yurt dışına telefon açıp "bize şu kadar para gönderin, bu kadar kredi verin" dememiz mümkündür; ama, manevî değerleri ve değerler sistemimizi yitirdiğimiz zaman, telefon açıp "bize biraz ahlak, biraz değer gönderin" denilecek bir değerler IMF'si dünyada mevcut değil. (Alkışlar)

Bugün, Türkiye'ye baktığım zaman, maalesef iki zararlı etki görüyorum bizim öz kültürümüzü baltalayan; bir, süratle Ortadoğululaşma, Ortadoğu'ya kayma gibi bir eğilim var; bir de, bununla bağdaşan Amerikan yüzeysel kültürünün etkisi var. Bunlar da, çoğunlukla televizyonlar yoluyla yayılıyor.

Değerli arkadaşlarım, çocuklarımız, okullardan ve aileden aldıkları eğitimden daha çoğunu televizyondan alıyorlar; saatlerce oturuyorlar bu programların karşısında ve bunlar, bize ait olmayan şeylerle yetişiyorlar. Mesela, sizin de bildiğiniz gibi, televizyonlarda sabahtan akşama kadar göbek atılıyor. Aslında, göbek atmayı gerektirecek, o kadar sevinilecek bir neden var mı, bilmiyorum; ama, bu, ayrıca, bizim geleneğimiz de değil. Musahipzade Celal'i ya da kaynaklarını okuduğunuz zaman, Türk kültürüne ait bir unsur değil göbek dansı, bir Ortadoğu dansı; ama, bugün geldi yerleşti biliyorsunuz.

Bunun yanı sıra, bir yandan da, İngilizce konuşma merakı var. İngilizce bilmeyen insanlar bile... Televizyonlarda İngilizce konuşuluyor, Türk halkına mal satmak için İngilizce reklam yapılıyor. Ben, bunu anlayamıyorum! (Alkışlar) Ekranlardaki bu düzeysizliğin ve Türkiye'yi sarıp sarmalayan sığlığın başlıca nedenlerinden bir tanesi böyle.

Hani, fast food diye bir alışkanlık var -ben yabancı kelime kullanmayı sevmem ama- böyle bir alışkanlık oluştu biliyorsunuz; ayaküstü atıştırma. Bunun zararlarını doktorlar söylüyor; ama, bir de ruhlara atıştırılan abur cuburlar var; abur cubur müzik, abur cubur film, abur cubur diziler, şunlar bunlar.

Bugün, bizim değerlerimiz korkunç bir saldırı altında, bunu hepimiz biliyoruz. Ayrıca, Türkçemiz de saldırı altında. Dünyanın en güzel dillerinden biridir Türkçe, dünyanın ifadesi en güçlü dillerinden biridir; ama, neredeyse Türkçe konuşmaktan utanır hale geliyoruz ve gençlerimizin konuştuğu Türkçeyi de görüyorsunuz, birkaç yüz kelimeye sıkışmış bir şey.

İspanyol düşünür Ortega y Gasset diyordu ki: "Hiçbir şey, kitle kültüründeki yozlaşma kadar hızla bulaşmaz." Biz, ne yazık ki bunu görüyoruz; çok süratle bulaşıyor ve bizim ömür dilimimizde yaşıyoruz; yani, ülke başka bir hale getiriliyor ve bunu söylemekten biraz utanıyorum ama, acaba, birileri, Türkiye'yi, Amerika'nın Ortadoğu'daki bir eyaleti durumuna mı düşürmek istiyorlar, böyle gizli plan mı var diye de şüpheleniyorum gerçekten.

Oysa, Türkiye'nin, böyle dar bir çerçeveye sığmayacak kadar zengin bir kültürü var. Bunu tekrarlamamıza lüzum yok, hepiniz biliyorsunuz bunu, büyük bir kültür geleneğimiz var. Bizim bütün anlayışlarımız değişik ve en temel unsurlarımızdan biri olan, kültürümüzü temsil eden İslam anlayışımız da değişik. Biz, Arap İslamından değişik bir İslam yaratmışız Türkiye'de, yüzyıllar içinde. Bunun da çok önemli göstergeleri vardır; Osmanlı İmparatorluğu bile klasik bir Arap imparatorluğu ya da Arap devleti gibi değildi. 600 yıl boyunca, Osmanlı İmparatorlarından bir tanesi hac ziyareti yapmadı mesela. Şimdi vakit yok bunları uzun uzun konuşmaya; ama, bir soru işareti olsun diye söylüyorum; değişikti yani. Bizim, Anadolu'nun Araplaşmamasını sağlayan, Anadolu'nun Türk İslamını yapmasını sağlayan da, Ahmet Yesevî geleneğinden gelen Hacıbektaş ve onların torunları, Alevî geleneği. Bunun ne kadar önemli, Türkçe yazan, Türkçe söyleyen, Türk kültürünün de önemli bir boyutunu olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bunu söylerken, tabiî, bir şeyi hatırlamak istiyorum; Sayın Başbakan geçenlerde, maalesef, Alevîliği bir inanç olarak görmediğini söyleyen ve dolayısıyla, bir kimlik olarak Alevîliğin meşruiyetini tartışılır duruma sokan bir şey söyledi. Bu doğru bir şey değil bence; çünkü, Alevî geleneği çok köklü bir gelenek ve bizim, İslam Dinini kabul etmemize rağmen Arap olmamamız ve Türk olarak devam etmemizi sağlayan gelenek. Bu bakımdan, bu, çok doğru bir söz olmadı. Ayrıca, bugün bütün dünyanın tartıştığı İslam ile demokrasiyi ve moderniteyi birleştirme çabalarında da bu önemli bir örnektir. Çünkü, yüzyıllardan beri, biliyorsunuz, kadın-erkek ayrımına karşı çıktılar, din sömürücülüğüne, bağnazlığa, softalığa, yobazlığa karşı çıkmışlardır ve bunun için de, bu, bizim için çok önemli bir gelenektir.

Bir yandan da, biliyorsunuz, burada, geçen dönemde de konuşmamda tekrar etmiştim; kültür-siyaset ilişkisini de çok iyi denetlememiz gerekiyor; çünkü, kültür o kadar büyük ve kapsamlı bir şey ki, siyasetin dar pencerelerine sığmıyor. Siyaseti kültürün her alanına sokmaya çalıştığımız zaman yanlış şeyler oluyor. Maalesef, bu, Türkiye'nin önemli bir konusu ve herkesin çok tartıştığı türban konusunda da, galiba, kültür ile siyaseti ayırdığımız zaman bir çözüm bulunabilir; çünkü, dünyanın birçok yerinde, bugün, türban, bir siyasî mücadele aracı olarak görülüyorsa, bunun siyasetten tamamen ayrışması gerekiyor. Eğer, türban, bir kişisel özgürlük, bireysel özgürlük alanına girecekse, yapılması gereken tek şey, bunun siyaset olmaktan çıkarılmasıdır. Siyaset olmaktan çıkmadığı sürece, hiç kimse bireysel özgürlük alanını da anlayamaz.

Fransa'nın getirdiği kurallara bakın. Fransa türbanı yasaklıyor. Sadece türbanı yasaklasaydı derdik ki, işte, ülkesindeki İslamî azınlığa karşı ırkçı, ayırımcı bir politika uyguluyor; ama, aynı zamanda, o kadar dikkatli bir şey yapıyorlar ki, Hıristiyan haçını yasaklıyorlar, Yahudi kippasını yasaklıyorlar. Bunun üzerinde önemle durmak lazım. Haçlı seferlerine katılmış, onları düzenlemiş Katolik bir ülke, haç gibi en önemli kavramlarını, Hazreti İsa'nın çarmıha gerildiği haç sembolünü yasaklıyorsa, demek ki, rejimde, laiklikte bir tehdit gördüğü için yapıyor ve türbana karşı yürütülen mücadeleyi de bu kapsamda görmek gerekiyor bence.

MUSA UZUNKAYA (Samsun) - Fransa için!..

ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ (Devamla) - Hayır... Fransa için değil... Fransa haçı yasaklıyor; onu söylüyorum. Haçı yasaklaması için...

RESUL TOSUN (Tokat) - Bugün, Alman Başbakanı "başörtüsünü okullarda yasaklayamam" diye açıklama yaptı.

HALİL TİRYAKİ (Kırklareli) - Bir dinleyin... Başörtüsü denilince ayağa kalkıyorlar!

ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ (Devamla) - Fakat, arkadaşlar, bunu uzun uzun tartışacak vaktimiz yok. Ben şunu söylemek istiyorum: Fransa, eğer, bugün haçı bile yasaklıyorsa, demek ki, rejime bir tehdit görüyor. Bu türban meselesinin de rejim için bir tehdit olmaktan çıkarılması gerekiyor. Bakın, bugün, bireysel özgürlük dediğiniz, bir örnek vereceğim, teşbihte hata olmaz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ömer Zülfü Livaneli (CHP, İstanbul). “Vııı.tur. (dışişleri bak.,kültür ve turizm bak.,çalışma ve sosyal güv.bak.)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-zulfu-livaneli-22-2003-12-22-viii-tur-disisleri-bak-kultur-ve-turizm-bak-calisma-ve-sosyal-guv (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
