# Türk ceza kanunu ile hapishane ve tevkifhanelerin idaresi hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (1/304) (s. sayısı: 43)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim
- **Tarih:** 5 Şubat 2003
- **Gündem:** TÜRK CEZA KANUNU İLE HAPİSHANE VE TEVKİFHANELERİN İDARESİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (1/304) (S. SAYISI: 43)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2003-02-05-turk-ceza-kanunu-ile-hapishane-ve-tevkifhanelerin-idaresi-hakkinda-kan

> Orhan Eraslan (CHP), 5 Şubat 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU İLE HAPİSHANE VE TEVKİFHANELERİN İDARESİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (1/304) (S. SAYISI: 43)); konuşma 1.047 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu ile Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bilindiği üzere, geçen dönemde, cezaevlerinde açlık grevleri ve ölüm oruçları yaşandı, dramatik birtakım olaylar oldu. Bunun üzerine, 57 nci hükümet tarafından, şimdi görüşmekte olduğumuz konuda bir yasa tasarısı hazırlanarak Parlamentoya sevk edilmişti; kadük oldu. Bu tasarı, 58 inci hükümet tarafından yenilenerek şimdi huzurunuza getirilmiş bulunuyor. Bu tasarı, mutlaka bir ihtiyaçtan doğdu; bir hastalık vardı, o hastalığın tedavisi ihtiyacı doğdu; ancak, acaba teşhis doğru muydu, bu konuya değinmekte yarar var. Hastalık neredeydi, teşhiste hata yapıldı mı yapılmadı mı bunu değerlendirmek istiyorum.

57 nci hükümet tarafından hazırlanan yasa tasarısı, fevkalade tepkisel, tepkiyi içeren bir tasarıydı. Bu tasarı Adalet Komisyonuna geldiğinde, Cumhuriyet Halk Partili üyeler ve AKP'li üyeler olarak, oybirliğiyle, bu tasarının bir tepki yasası olduğunu, sakat olduğunu gördük; doğrusu, insan haklarının kullanılması, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması açısından önemli sakınca ve sınırlamalar getirdiğini gördük. Bu tasarının bir alt komisyona sevk edilmesi oybirliğiyle uygun görüldü. Alt komisyonda yapılan iyi bir çalışmayla, yasa tasarısı, deyim yerindeyse, insancıllaştırıldı, demokratikleştirildi, insana daha yakın hale getirildi, temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasındaki sınırlamalar bir ölçüde -tamamen demeyi arzu ederdim- kaldırıldı, kaldırılmaya çalışıldı; ancak, hâlâ, bizim kanaatimizce önemli sakatlıkları da içermektedir, yeri geldikçe buna değineceğiz.

Şimdi, alt komisyonca yapılan bu çalışmadan sonra, komisyon çalışması sırasında ne yazık ki, -üzüntüyle ifade etmek istiyorum- Bakanlıkça, özellikle çok tartışılan 6 ncı madde konusunda, tasarının geri çekilmesi tehdidinde bulunuldu ve bu koşul içerisinde bazı antidemokratik hükümleri içermesine rağmen, bazı temel hak ve hürriyetleri sınırlayıcı hükümleri içermesine rağmen, mevcut durumdan daha iyileşme sağladığı için bu tasarının bu şekilde geçmesine rıza göstermek zorunluluğu doğdu.

Evet, yasa önemli eksiklikler içeriyor. Mesela, Ceza Yasasının 307 nci maddesine 307/a ve 307/b maddeleri olarak çerçeve 2 nci maddeyle eklenen ekler, kuşkusuz, bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor; ancak, gerek ceza miktarının yüksekliği, gerekse birtakım muğlak ifadeleri taşıması uygulamada tereddütleri doğuracaktır ve tartışmalara neden olacaktır.

Keza, çerçeve 3 üncü maddedeki değişiklikle, esasen, Türk Ceza Kanununun 516 ncı maddesinde var olan bir hüküm tekrar edilmiştir. Bu da, bir anlamda, Bakanlığın o tepkiselliğini bir ölçüde devam ettirdiğini göstermektedir.

Çerçeve 5 inci madde ise, bir insanlık dramı olan ölüm oruçlarıyla ilgilidir. Bu konuda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, özellikle hekimlik mesleğinin etik kurallarına riayet edilmesi, Dünya Tabipler Birliğinin, Tokyo ve Malta Bildirgeleri esaslarının dikkate alınması konusunda ısrarlı davrandık; aynı hassasiyeti, burada hakşinas olmak durumundayız, AKP'li arkadaşlarımız da gösterdiler. Bu maddenin alt komisyon çalışması sırasında, müdahalenin ancak bir hekim gözetiminde yapılması hususunda kanaat birliği yaratmaya çalıştık; fakat, AKP'li arkadaşlarımızın oylarıyla, ileride çok sakıncalı olacağını gördüğümüz -çerçeve 5 inci maddenin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi- gecikmesi hükümlü ve tutuklu için hayatî tehlike doğurabilecek ise, bu tedbirlere hekim gözetimi olmadan da başvurulabileceğini içeren cümle ne yazık ki tasarı metnine konulmuştur; bu, yer almamalıydı. Bu cümle, bu maddeyi, ileride sürekli istismara yol açacak -işte, hekimin gecikmesi söz konusu olabilir, müdahale edememesi durumu olabilir gibi- istismar edilebilecek bir noktaya getirmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarının üzerinde en çok tartışılan maddesi ise çerçeve 6 ncı maddesi. Bu madde, kamuoyunda bilinen şekliyle, avukatların cezaevlerini ziyaretleriyle ilgili maddedir. Şimdi, bir konuya değinmekte yarar var. Savunma hakkı, avukatlara tanınan bir hak değildir; savunma hakkı, en temel insan haklarındandır, yaşam hakkıyla koşuttur; avukatlar, sadece, savunma hakkının kullanılmasında bir vasıtadır. Bunun için, bu maddedeki imkânı, bu maddedeki çabayı, avukatlara tanınan bir ayrıcalık, bir istisna gibi görmemek gerekir, işin özü buradadır.

Bir diğer nokta da, esasen, nedense, Bakanlık bürokrasisi, hep, avukatların cezaevine gireceği şeklinde, cezaevine girmesi şeklinde işi tasrih etmiştir. Avukat, cezaevine girmiyor, ceza çekilen bölgelere gitmiyor; avukat, müvekkiliyle görüşmeye mahsus yere gidiyor, mahkûm ya da tutuklu oraya getiriliyor. Tutuklunun, avukatın yanına getirilmesinde ve geri götürülmesinde farklı kişilerce, defalarca aranması söz konusudur. Dolayısıyla, burada, avukatın, yargının bir unsuru olduğu, üstelik kurucu bir unsuru olduğu unutularak, mahkûmun bir ortağıymış ya da suçlunun bir ortağıymış muamelesine tabi tutulması, insan haklarına da, Avukatlık Yasasının 58 inci maddesine de aykırıdır.

Şimdi burada değinmek istediğimiz bazı noktalar var. Bir ülkede demokrasinin genişliği, seviyesi neyle ölçülür; bunun en önemli kriterlerinden biri olan savunmanın genişliği ve savunmanın önünde engellerin olmamasıyla ölçülür. Eğer bir ülkede savunma engellere çarpıyorsa, savunma engelleniyorsa, orada -kimse kusura bakmasın- demokrasi henüz gelişmemiştir, tekemmül etmemiştir, tekâmül etmemiştir, eksiktir, yarımdır; konuyu bu şekilde ortaya koymak durumundayız.

İdare, çeşitli nedenlerle ve çeşitli anlaşmazlıklar sebebiyle cezaevinde düzeni sağlayamayınca, bunun avukatların sorumluluğunda olduğu savını, ne yazık ki işlemeye başlamıştır. Benden önce konuşan arkadaşımızın da belirttiği gibi, Türkiye'de 48 000 avukat var. Bakanlık yetkililerinden "avukatlar şimdiye kadar içeriye ne soktular, bildiğiniz olayları bir söyleyin, 48 000 avukat ne soktu" diye sorduğumda, bana bir metin verildi.

Değerli milletvekilleri, bu metne göre 199 avukat cep telefonu sokmuş; sanırım, bunların içerisinde 199'u değilse de, belki 195'i, unutkanlıkla olan bir şeydir; benim de başıma geldi, ben de bir avukatım unutkanlıkla içeriye cep telefonuyla geçtiğim olmuştur; onu, ne sanığa ne de müvekkilime vermek gibi bir kastım vardı; diğer arkadaşlarımızın da... Dolayısıyla, 199 avukatın suç işleme kastıyla cep telefonu soktuğunu kimse savunamaz.

14 avukat bıçak sokmaya teşebbüs etmiş. Bu bıçakların boyutuna bakmak lazım; çakı mıdır değil midir, unutkanlık eseri midir, o da ayrı bir şey. Geriye kalan 2 avukat, silah ve mermi, 3 avukat da esrar; yani, kırksekizbinde 5.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bıçakla da suç işleniyor; hiç üretimi yapılmasın, çok sayıda insan bıçakla öldürüldü; öyle mi?.. Yani, 48 000 kişilik bir camiada üç beş kişi suç işleyecek diye, camianın tümünü töhmet altında bırakmaya -töhmet altında kalsın avukatlar, zararı yok; avukatlar onu taşır, birçok şeyi taşıdıkları gibi- çok temel bir hak olan savunma hakkını sınırlamaya kimsenin hakkı olmadığını düşünüyoruz.

Şimdi, amacımız, tabiî ki, cezaevlerinde huzur ve sükunu temin etmek; ama, bunu temin ederken, kantarın topuzunu kaçırıp savunma hakkını budamamak, insan haklarını budamamak, bunları da işler durumda tutmak.

Tüm bunlara karşın, savunmada, avukatın sır tutma mükellefiyeti bu tasarıyla korunmuştur. Belgeleri eskiden olduğu gibi -ilk tasarıdaki gibi- artık, yetkili yetkisiz herkes inceleyemiyor, savunması nedir diye bakamıyor; bu tür iyileştirmeler de sağlanmıştır, bir anlamda, üçlü protokolden bir adım daha ileridir. Açık sözle ifade ediyoruz, gönlümüzün arzu ettiği yasa değildir, üçlü protokolden bir adım ileridir. Uygun bulmadığımız noktalara, yeri gelince, maddeler üzerinde görüşme yapılırken arkadaşlarımız değineceklerdir; ancak, üçlü protokolden, mevcut uygulamadan bir adım ileri olan bu yasa tasarısına kabul oyu vereceğiz; yani, ölümün yerine sıtmaya razı olmak gibi bir şey.

Hepinize saygılar, sevgiler sunarım. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Türk ceza kanunu ile hapishane ve tevkifhanelerin idaresi hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve adalet komisyonu raporu (1/304) (s. sayısı: 43)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 5 Şubat 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2003-02-05-turk-ceza-kanunu-ile-hapishane-ve-tevkifhanelerin-idaresi-hakkinda-kan (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
