# 2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim
- **Tarih:** 25 Mart 2003
- **Gündem:** 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 6 NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2003-03-25-2003-mali-yili-butcesi-6-nci-tur-gorusmelerinde

> Orhan Eraslan (CHP), 25 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 6 NCI TUR GÖRÜŞMELERİNDE); konuşma 994 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; Yüksek Yargıtayımızın 2003 malî yılı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi sevgiyle, saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz üzere, Yargıtayımız 1868 yılında kurulmuş olan ve Anayasamızın 154 üncü maddesinde tanımlanan bir yüksek mahkememizdir. Anayasamızda da ifade edildiği gibi, yargının, yargısal denetimini yapan, en üst karar merciidir, bir içtihat mahkemesidir.

Bu nedenle, yargının en üst noktasında olan Yargıtayımızın bütçesi "Adalet Mülkün Temelidir" özdeyişinden de hareketle, büyük önem arz etmektedir. Yargıtayımıza bütçeden ayrılan pay, bir anlamda, yargıya verilen değer anlamına gelmektedir, hukuk devletine verilen değer anlamına gelmektedir.

Sayın Adalet Bakanımız bir konuşmasında "Siyasetçilerin yargıya yapılan yatırımların prim yapmadığını düşündüğünü; çünkü, bu yatırımların oya dönüşmediğini, kimsenin adliye binası güzel oldu diye, oy vermediğini, bu yüzden de adliyelerimizin bakımsız ve perişan olduğu" nu söylemesi üzerine -ki, bu, isabetli bir fotoğraftır, doğru bir fotoğraf çekimidir- doğrusu, 59 uncu cumhuriyet hükümetinin adalet işlerinde daha titiz olacağı zannına kapılmıştık; ancak, ne yazık ki, Adalet Bakanlığı ve Yargıtayın bütçesini de gördükten sonra, boş yere ümitlendiğimizi üzüntüyle anlamış bulunuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, bütçeler hükümetlerin politikalarını uygulama aracıdır. Bu bütçeyle de anlaşılacağı üzere, 59 uncu cumhuriyet hükümetinin öncelikleri arasında ne yazık ki, adalet yok, ne yazık ki, hukuk devleti yok; gerisi laf... Bütçede ödenek olmayınca ya da yeterli ödenek olmayınca, ona önem de vermemiş oluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, Yargıtayımızın bütçeden aldığı pay binde 2'nin altındadır. Üç temel erkten biri olan yargıya verilen pay budur. Yasama, yürütme, yargı. Yargı, Türkiye Cumhuriyeti bütçesinde binde 2'nin altında pay alıyor.

Adalet Bakanlığının bütçesi de, aynı şekilde, binde 8'in altındadır. Bu payla, bu ödeneklerle adaleti gerçekleştirmek mümkün değildir ya da sağlıklı biçimde gerçekleştirmek mümkün değildir.

Sayın milletvekilleri, Yüksek Yargıtayımızın bütçesi 27 küsur trilyondur. Bunun 16 trilyonu personel gideri, 1,4 trilyonu personelin emekli keseneği karşılığı, 5,4 trilyonu bilgisayar alımı ve program yazılımı içindir -ki, bana göre, bir önceki yıllara göre tek olumlu gelişme bu fasıldır- geriye, tedavi gideri, yakıt gideri, pul gideri, harcırah ve sair giderler kalmaktadır. Bu koşullar altında, Yüksek Yargıtayın elinde sandalye alacak parası bile yoktur. Yargıtaya gittiğinizde görürsünüz ki, yüksek hâkimlerimizin her birinin oturduğu sandalyeler başka başka modellerde, kırık döküktür. Bu, Türkiye için yüz ağartıcı bir durum değildir.

Değerli arkadaşlarım, özellikle, son yıllarda görev yapan her cumhuriyet hükümetinin Adalet Bakanı, iyi niyetle -bakın, altını çiziyorum, iyi niyetle- ve parlak laflarla, yapacakları yargı reformundan, adalet reformundan bahsederler; hatta, kendisinden önceki bakanlara da göndermelerde bulunurlar; ancak, bu bütçe ödenekleriyle, bu paralarla hiçbir şey yapma olanağı yoktur. Gerçekçi olalım. Bu parlak sözler, sadece arşivlerde kalmaya mahkûmdur.

Ayrıca, ülkemizde sahiden adalet reformunu gerçekleştirmek mi öncelikli, yoksa, daha da işin başlangıcı olan adliye reformunu mu gerçekleştirmek öncelikli; burası biraz tartışmalıdır.

Değerli milletvekilleri, önüne gelenin -bilgili bilgisiz, ilgili ilgisiz- Türk adaletini içine düştüğü çıkmazdan kurtarmak için parlak adalet reformları önerdiğini biliyoruz; bunların bir bölümü hiç denenmemiştir ve ne getireceği ne götüreceği belli değildir. Bu açıdan, sonucu ne olacağı belli olmayan, sırf reformcu görünmek adına adalet reformu hazırlama yerine, öncelikli olarak, bir adliye reformu hazırlanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, hangi yasayı çıkarırsanız çıkarın, hangi reformu yaparsanız yapın, adil, kaliteli ve hızlı adalet, ancak, iyi fizik mekânlarda ve iyi yetişmiş elemanlarla ve iyi donanım ve iyi olanaklarla olur. Onun için, ilk önce, adalet binaları çağdaş standartlarda olmalıdır. Tüm çağdaş dünyada en görkemli binalar adalet sarayları iken, ne yazık ki, ülkemizde, adliye binalarının beşte 1'i bile Adalet Bakanlığının malı değildir. Çoğu binalarımız apartman dairesi ya da bodrum katıdır veyahut bir kahvehanenin üstü ya da kebapçı dükkânının üstüdür; buram buram kebap kokusuna boğularak adalet gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır; çok dramatik bir durumdur. Bu koşullar altında, hangi reformun, ne kıymeti olabilir?!

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün; ancak, bunun için adliye aramaya gerek yok. Başkentimizde bulunan ve şu anda bütçesini görüştüğümüz yargımızın başı Yüksek Yargıtayımıza bakmak yeterlidir. Yüksek Yargıtayımızın, beş ayrı hizmet binasında hizmet gördüğünü biliyoruz. Yargıtay Başkanlığının bulunduğu bina da dahil, tüm Yargıtay binalarımız dökülüyor; kanalizasyonları patlamış, sıvaları dökülmüş, pencereleri onarımsız; yani, bir perişanlık içerisinde, koku içerisinde, hâkimlerimiz, yargı erkini, yargıyı yerine getirmeye çalışıyorlar, yargı görevini yapmaya çalışıyorlar, adalet dağıtmaya çalışıyorlar. Ciddî bir onarıma ihtiyaç var; bunun için istenen ödenekler bile karşılanmamaktadır; burada da kısıntıya, kesintiye gidilmektedir. Yargıtayın pencereleri dökülmüş, her odasına girdiğinizde içeride rüzgâr esiyor. Ciddî anlamda güvenlik sorunları vardır. Bunun karşılığında yeterli ödenek konulmamıştır.

Bunun yanı sıra, iyi yetişmiş eleman sıkıntısı da had safhadadır. Politik amaçlarla çeşitli küçük kasabalar ilçe haline getirilmiş ve buralara devletin başka personeli gitmediği halde, hâkim ve savcılar gitmektedir. Ancak, bu personel yeteri kadar deneyimli olmadığı gibi, deneyimli hâkim yanında çalışmadıkları için gereği gibi yetişemeyen hâkimler, gittikleri yerlerde yeterli derecede verimli olamamaktadırlar. Keza, adliyelerin böyle küçülmesi, bilgi aktarımını sağlamadığı gibi, insangücü planlamasını da rasyonel hale getirmemekte, yargıyı da hızlandırmamaktadır.

Aynı şekilde, hâkim, savcı dışındaki yardımcı adliye personeli de daima adliyelerimizde yetersizdir. Bugün, adliyelerimizdeki manzara müthiş derecede kötüdür. Zabıt kâtibi ve mübaşir açığı had seviyededir. Kırık dökük, 30-40 yıllık daktilolarla, eksik kadroyla adalet gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

Keza, hâkim ve savcılar ve gerekse de diğer adalet personeli, çalıştığının karşılığını alamamaktadır. Mübaşir ve zabıt kâtipleri ve diğer adliye personeli, ülkemizin en az maaş alan devlet memurları arasındadır. Aynı şekilde, infaz koruma memurları da, yaptıkları göreve nazaran mağdur durumdadırlar. Eksik kadroyla, tatmin edici ücret almadan çalışan memurdan yeterli verim almak mümkün müdür?!

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, adliyelerimiz donanım yönünden de perişandır. Mahkemelerin çoğu, halen, 30-40 yıllık daktiloyla çalışmaktadır, mübaşir halen pazarcı esnafı gibi tarafları bağıra çağıra duruşmaya çağırmaktadır; adliyelerimizde bir ışıklı pano bile yoktur.

Tüm bunlar düzeltilmeden yapılacak adalet reformunun yeni karışıklıklar çıkarmaktan başka bir yararını görmek mümkün değildir. Bunun için, adalete para ayırmalıyız. Çözümü yanlış yerde aramamak gerekir. Mutlaka ve mutlaka, adalet reformu da gerekir, yargı reformu da gerekir. Buna karşı çıktığımı zannetmeyin. Ancak, önce, adliye reformu, yakıcı bir ihtiyaç haline gelmiştir. Adliyeyi düzeltmeden, adaleti düzeltmek mümkün değildir.

Sayın milletvekilleri, diyebilirsiniz ki, bu bütçe restorasyon bütçesi, tasarruf bütçesi, ne yapalım, bunun için Yüksek Yargıtay'ın ödeneklerinde de kısıntıya gidilmiştir, ülkenin yaşadığı şartlar bellidir...

Değerli arkadaşlarım, böyle bir yaklaşımda, kısmen haklılık olabilir; ama, adalette tasarruf olmaz, tasarruflu adalet olmaz; her şeyde tasarruf olur, adalette tasarruf olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “2003 mali yılı bütçesi 6 ncı tur görüşmelerinde”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 25 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2003-03-25-2003-mali-yili-butcesi-6-nci-tur-gorusmelerinde (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
