# İcra iflas kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ( s.sayısı :372 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim
- **Tarih:** 12 Şubat 2004
- **Gündem:** İCRA İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI ( S.SAYISI :372 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-02-12-icra-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-sa

> Orhan Eraslan (CHP), 12 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İCRA İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI ( S.SAYISI :372 )); konuşma 1.920 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 372 sıra sayısıyla görüşülmekte olan İcra ve İflas Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi arz edeceğim; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, 17.7.2003 tarihinde, 100 maddenin üzerinde bir tadilatla, İcra ve İflas Yasası görüşülmüştü, Yüce Meclisimizden birtakım değişiklikler yapılarak çıkarılmıştı. Şimdi, yeniden, aynı kanunda birtakım değişiklik isteğiyle, hükümet tasarısı önümüze gelmiş bulunuyor.

Genellikle kamuoyunda da böyledir; İcra ve İflas Yasası denilince pek sevimli karşılanmaz, icra ve iflas hukuku denilince de pek sevimli karşılanmaz; çünkü, icra, zoralımdır, malını zorla almaktır birisinin, bir borçlunun. İflas da daha vahim bir sonuçtur. Peki, bunun yerine bir şey koyma imkânımız var mı; hayır.

Değerli arkadaşlarım, devlet odur ki, hukuk devleti odur ki, alacaklıya alacağını hukuk çerçevesi içerisinde tahsil imkânını verir, borçluya da borcunu hukuk çerçevesi içerisinde eda imkânını verir. Buna hukuk devleti diyoruz. Eğer, alacaklı alacağını hukuk çerçevesi içerisinde tahsil edemezse, borçlu da borcunu hukuk çerçevesi içerisinde eda ederek kurtulamazsa, burada, hukuk devletinden söz etme olanağı yoktur.

Onun için, gelişmiş tüm toplumlarda icra ve iflas hukuku diye bir hukuk dalı vardır, icra ve iflas yasası diye de bir yasa vardır. Bütün sevimsizliğine rağmen, bu, olmak zorundadır. Üstelik de, icra ve iflas yasasının bir ülkede tıkır tıkır işliyor olması, sorunsuz işliyor olması, o ülkenin hukuk devletine ne kadar yaklaşmış olduğunun bir göstergesidir; yani, icra ve iflas yasası, hukuk devletinin turnusol kâğıdıdır, bir indikatörüdür.

Bir ülkede insanlar, devlete başvurarak, icra ve iflas kanunu aracılığıyla mı alacaklarını tahsil ediyorlar; yoksa, eşkıyaya başvurarak, eşkıyaya mı tahsil ettiriyorlar; bu, çok temel bir ayıraçtır. Eğer devletin organlarından yararlanıyorlarsa, orada hukuk devleti vardır; yok, özel tahsilat bürolarından, eşkıyadan, mafyadan medet umuyorlarsa, orada hukuk devletinden bir uzaklaşma vardır. Bu temel çerçeveyi belirttikten sonra, konunun sevimsizliğiyle birlikte, konuyu irdeleme durumundayız.

Değerli arkadaşlarım, İcra ve İflas Yasası da "temel yasa" dediğimiz yasalardandır; tıpkı Ceza Kanunu gibi, tıpkı Ceza Usul Kanunu gibi, Ticaret Kanunu gibi, Medenî Kanun gibi temel kanunlardan bir tanesidir. Bunun için, temel kanunlar yapılırken, azamî düzeyde toplumun her kesimiyle uzlaşma arayışı içerisinde olunmak lazım gelir; çünkü, temel kanunlar, konjonktürel kanunlar değildir; “konjonktür böyle getirdi, bugün bunu böyle yapalım, hele bir idare ededuralım, altı ay sonra, yedi ay sonra başka bir şey yaparız, nasıl olsa biz buradayız, işimiz de kanun yapmak” mantığıyla temel kanunlar görüşülemez. Temel kanunlar, rejimin temel göstergeleri olduğu için, üzerinde, çok zarurî ihtiyaç duyulmadıkça oynanmaması gereken kanunlardır ve geniş mutabakatlarla hazırlanması gereken kanunlardır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bizim öteden beri -konuyla yakından ilgili olanlar bilir- icra ve iflas hukukumuzda tıkanmalar olmuştur; süreç çok uzundur, alacaklı alacağını çok kolay tahsil edememektedir, tahsilat masraflı olmaktadır, canından bezmektedir, hatta yakın zamanda -tüm arkadaşlarım hatırlar ki- özel tahsilat büroları da -ne acıdır ki, bu kürsüden söylemekten de sıkıntı duyuyorum- ülkemizde boy göstermiştir. İşte, İcra ve İflasta yapılan köklü bir değişiklikle bu önlenebilmiştir. Böyle sıkıntılı bir süreç yaşanan ülkede, Sayın Adalet Bakanımız 7.5.2003 tarihinde Adalet Komisyonunda yaptığı bir konuşmada -metinden okuyacağım değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın sözüdür- şöyle demektedir: "Türkiye, yeteri kadar yatırım yapamayan bir ülke; bunu, kendi iç kaynaklarından yapamıyorsa, mutlaka, yabancı sermayeyi de davet etmesi lazım. Türkiye'de bu anlamda, yatırım yapacak olan kişilerin ihtilaf vukuunda alacaklarını tahsil edebilmeleri noktasında birkısım düzenlemelerin de yapılması gerekiyor. Esasen, yalnız yabancılar için değil, kendi içhukukumuz bakımından da bu neviden düzenlemelerin yapılması gerekiyordu. Bundan hareketle, biz, böyle bir düzenlemeyi huzurunuza getirdik."

Yabancı sermayenin bir ülkeye gelme koşulunun alacağını tahsil etmesine bağlı olduğunu büyük bir vukufiyetle belirtiyor; bunun altına ben de imzamı atarım, doğrudur. Bir ülkeye yabancı sermaye gelir, kendini riske atarsa, alacağının garantide olup olmayacağını incelemek, irdelemek durumundadır; hukukî güvenilirlik aramak durumundadır. Bu konuda Sayın Bakanın belirlediği husus doğrudur; ancak, yapılan iş, şimdi yaptığımız iş, bu belirlemeyle uyum içerisinde mi; değerli arkadaşlarım, buna, canı yürekten "evet, uyum içerisinde" demeyi arzu ederdim; ancak, bu mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, icra ve iflas hukukumuzda iki aksama var dedik. Birincisi, tahsilat gecikiyor; ikincisi, tahsilat masraflı. Buna ilişkin, bu sıkıntıları giderecek bir tek madde yoktur; yani, esas itibariyle yoktur. Daha önce, bizim muhalefetimize rağmen değiştirilip de geri dönülen bazı şeyler var; ama, onlar tali birtakım unsurlardır; esas itibariyle yoktur.

Şimdi, huzurunuza gelen bu değişikliğin ruhunda üç madde var arkadaşlar; birisi 1 inci madde, birisi 5 inci madde, birisi de 9 uncu maddedir. 1 inci maddeye baktığımızda, fiilen hacizde muhafaza kaldırılıyor -adına ne dersek diyelim- borçlunun üçüncü şahıs elinde bulunan malına haciz gittiğinde, üçüncü şahıs "benim bunda rehin hakkım var, mülkiyet hakkım var" derse, İcra ve İflas Kanunumuzun 99 uncu maddesine göre bir süreç başlatılır, istihkak süreci başlatılır. Böyle demezse, üçüncü şahsın elinde de olsa bu mal haczedilerek muhafaza altına alınabilir; ama, bu düzenlemeyle bu imkân yok ediliyor. Bundan sonra borçlu, malının başına bir üçüncü şahıs koyup da, bu üçüncü şahıs -hiçbir sebep açıklamasına gerek yoktur- "efendim haczedemezsiniz, götürmenize benim muvafakatim yok" dediği anda -mülkiyet iddiasında bulunmasına gerek yok, rehin iddiasında bulunmasına gerek yok- muhafaza yoktur.

Değerli arkadaşlarım, icra ve iflasla ilgili arkadaşlar çok iyi bilirler, muhafaza, tahsilatın yüzde 90'ıdır. Muhafaza yoksa, tahsilat da yoktur. Değerli arkadaşlarım, o zaman, 1 inci maddeyle, fiilen, muhafazayı ortadan kaldırmış oluyoruz, İcra ve İflas Kanunumuzun işlerliğini kaybettirmiş oluyoruz. Bunun farkına vararak mı yaptık, farkına varmayarak mı yaptık bunu, bilmiyorum. Ben, bu hususu komisyonda da dile getirdim; ama, mutlaka madde metninden çıkması gerekir. Mevcut durumda ihtiyaç karşılanıyor, mevcut durum bir sorun yaratmıyor. Ortada bir sorun yok, durup dururken sorun yaratmanın bir âlemi yok. İstismara yol açabilecek bir düzenleme.

İstismara yol açabilecek bir düzenleme, şöyle ki: Diyelim ki, ben borçluyum, benim malım üzerinde haciz yapılacak, bunu bir başka kişiye durdurtuyorum "hayır bu benim uhdemdedir, sen götüremezsin" diyor, yetiyor bu. Bütününü kanun maddesinden okuyalım isterseniz; kanun burada arkadaşlarım. Bu yanlıştır, bu doğru değildir. Bu, çeteyi yaratır. Bu, tahsilat bürolarını yaratır; çünkü, alacağını devlet eliyle tahsil edemeyen yurttaş, çare aramaya başlar. Bu, geçmişte yaşandı ve köklü bir değişiklikle önlendi. Bunu, Sayın Bakan tecrübelidir, o zaman da sanırım Bakanlar Kurulundaydı, bilir. Yeniden, böyle bir yola, böyle bir tahsilat çetesini -zaten mevcutta yavaş yavaş kımıldanmalar var- hortlatacak bir yola sapılmasının, Türkiye açısından bir yararı olduğunu düşünmüyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, ikinci önemli değişiklik de, 5 inci maddeyle, iflasın ertelenmesi noktasındadır. İflasın ertelenmesi, bir Alman müessesesidir. Bizim hukukumuzun kaynağı, İsviçre icra ve iflas hukukudur. Biz, Alman müessesesini de aldık hukukumuzda bulunsun diye, Fransız müessesesini de aldık, İsviçre müessesesi de var; biraz sonra, 9 uncu maddede göreceğiz, Amerikan müessesesi de geliyor; yani, bir İcra ve İflas Kanunu, koleksiyon olmaz. Ee, Japon müessesesini de getirelim, Japonlar da sanayide ileriye gitmiş... Yani, böyle olmaz arkadaşlar, bir bütünlük olur. Haydi, her şeye rağmen dedik ki, Alman müessesesi, İsviçre müessesesine uyabilir; Ticaret Kanunumuzda da, bu, lafız olarak, 324 üncü maddede var idi; bunu şekillendirelim. 17.7.2003 tarihinde yaptığımız bir değişikle, 4949 sayılı Yasayla yaptığımız değişiklikle, 179/a ve 179/b maddeleri adı altında, iflasın ertelenmesini sağladık.

Değerli arkadaşlarım, dikkat buyurun; şimdi, iflasın ertelenmesi ne gibi bir hukukî sonuç doğurur; arkadaşlarımın önünde kanun maddesi olmadığı için, anlamını bilemiyorlar, fark edemiyorlar. Bakın: "Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

Erteleme sırasında, taşınır, taşınmaz veya ticarî işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak, bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz."

Değerli arkadaşlarım, yani, herhangi bir kurum ya da kuruluş iflasın ertelenmesi kararı aldığı zaman, devlet de dahil, hiç kimsenin, hiçbir borç için, o kurumun, kuruluşun aleyhine icra takibi yapma, alacağını tahsil etme şansı yoktur. Bunun için, biz, temmuzda, bunun süresi bir yıl olsun, yetmezse bir yıl daha uzatılabilsin dedik. Yani, kayyımın raporu üzerine bir yıl daha uzatılabilsin.

Arkadaşlar, bu değişiklik ne zaman çıktı; temmuz ayında. Ne kadar süre geçti; altı ay. Daha bir yıllık süre geçmedi, artı bir yıl daha geçmedi. Bu kanunun uygulamada işe yaramayacağı neticesine varabilmiş değiliz. Daha bu kanun işliyor, işlemiyor diye bir şey yok; çünkü, süresi dolmadı. Şimdi, buna bir değişiklik getiriliyor arkadaşlar. Süre beş yıla çıkıyor; bir yıl erteleme, kayyımın verdiği rapor dikkate alınarak toplam dört yıl da uzatma. Yani, bir yıl artı dört yıl, beş yıl. Yani, borca batık bir şirket, isterse, beş yıl hiçbir takibe uğramadan, hakkında hiçbir tahsilat işlemi yapılmadan yaşayabilecek. Bunun adına da "istihdamı güçlendiriyoruz" diyeceğiz...

Arkadaşlar, insanların hayatının sonu nedir; Allah gecinden versin herkese, ölümdür; şirketlerin, ticarî tüzelkişilerin de iflastır. Evet, iflas kötüdür, kim diyor iyidir diye; ama, sağlıksız olan gitmezse, sağlıklısı gelmez; liberalizmin anakuralı budur. Siz, parti bildirgenizde ekonomik liberalizmi savunuyorsunuz. Yani, ben başka bir şeyi savunuyorum; bu başka, sizin cihetinizle söylüyorum.

Şimdi, sağlıksız olanın gitmesi gerekir. Beş yıl boyunca, bu sağlıksız, başka sağlıklıları sömürecekse, o sağlıklıları da batırma potasına çeker. Bir de, beş yıl, böyle, alacağını tahsil edemeyen yabancı sermaye, bu ülkeye gelmez Sayın Bakanımın dediği gibi, kimse kusura bakmasın. Bu, yeni çıkmış bir yasa, iki yıllık süresi dolmamış, denenmemiş, ne olduğu belli değil, olumlu-olumsuz sonuç vereceği belli değil, o zaman, neden, bunu bir artı dört yapıp beş yıl daha uzatma ihtiyacı duyuluyor?!

Değerli arkadaşlarım, bunun nedeni belli. Ben, isim zikretmek istemiyorum; ama, basından da duyuldu -herkesçe malum- iktidara yakın olan bir şirketi kurtarmak için temel yasada bir değişiklik yapıldığı söyleniyor ve bunun adını biliyoruz, basın yazdı, ben de biliyorum, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarımız şifahen de söylediler; ama, Yüce Meclisin kürsüsünden ifade etmek istemiyorum. Böyle bir şey için, bu, doğru değildir arkadaşlar. Temel bir kanunun üzerinde böyle bir değişiklik yapılması doğru değildir. Şirket kurtarma ilk değildir. Zaman zaman çeşitli iktidarlar şirket kurtarmışlardır. Şirket kurtarmanın yolu, şirket kurtarma yasası yapacaksın. Muhalefet olarak, biz, destek verir miyiz; bakarız, şirket optik alanda, elektronik alanda bir teknoloji üretiyor mu, lider bir kuruluş mu, ülkeye faydalı mı, hakikaten kurtarılması gerekiyor mu, hakikaten basiretli mi davranmıştır; yoksa, kötü mü davranmıştır, niye batıyor, onu değerlendiririz, biz de bu ülkenin insanıyız ve yardımcı olmak isteriz; ama, bakkalcılık şirketini de kurtaralım... Kurtarmayalım arkadaşlar, alacaklı alacağını alsın, bu ülkenin sırtına yük olmasın. Eğer, bankayı alacağını tahsil edemez duruma sokarsak, bu defa bankayı batırırız, domino taşı etkisi yapar, bankanın bedelini de bizler öderiz; bu ülkede sayısız örnekleri var bunun. Bunun için, temel yasaları bu amaçla kullanmamalıyız değerli arkadaşlarım. Bu konuda hepinizden sağduyu istiyorum. Bir artı dört yıl istismara açık bir şeydir, inanılmaz derecede açık bir şeydir. Mevcut haliyle bir artı bir denenmemiştir, yetersiz olup olmayacağı belli değildir. Kaldı ki -biraz sonra da görüleceği üzere- iflasın ertelenmesi kararını alan şirket, yeni getirdiğimiz Anglosakson uygulamasıyla, uzlaşma yoluyla borçların yeniden yapılandırılmasıyla elini güçlü hale getirip, aynı anda iflasın ertelenmesini istedi "bankalar, hele bir gelin, ben uzlaşacağım sizinle, borçlarımızı yeniden yapılandıralım" dediğinde, önüne çöktüremeyeceği finans kuruluşu yoktur.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey haksızlık olur, rekabeti ortadan kaldırır, malî sektörü çökertir, doğru bir yaklaşım değildir. Her sistemin geciktirici sistemlerini icra ve iflas hukukumuza ithal ederek icra ve iflas hukuku yapmış olmayız, kanunu yapmış olmayız; bu kanunun adı tahsilat kanunu, tahsilatın geciktirilmesi kanunu değil. İşin daha vahimini söyleyeyim: Bu tür şeyler yapılırken, fatura, hiçbir günahı olmayan işçilere yükleniyor. İşinden, ekmeğinden olmasın diye yapıyoruz; ama, bu kanunun orijinalinde -Sayın Bakan biliyor, sizler tanıksınız, hatırlayan arkadaşlar var- "işçiler kıdem tazminatlarını isteyemez" diye yazılıydı. Bizim muhalefetimizle, bizim bastırmalarımızla bu olay gerçekleşti.

Değerli arkadaşlarım, 9 uncu maddede de, Anglosakson hukukunda yer alan "chapter eleven" adıyla yer alan bir müessese getiriliyor. Bu, Avrupa'da bile on yıl, yirmi yıl tartışılıyor ve ayrı kanunlarla deneniyor; bizde de "İstanbul yaklaşımı" adı altında denendi. Bu da, bir başka anlı şanlı işadamımızın siparişidir. Bunlar gazetede çıktı. Merak edenler olursa, kimin, neyi sipariş ettiğini, bu kürsüden açıklamakta da tereddüt etmem; sırf, Meclisin mehabeti bozulmasın diye söylemiyorum; o da, onun siparişidir.

Arkadaşlar, bu, İcra ve İflas Yasası, insaf edelim... Yani, ülke için güzel şeyler yapalım, güzel olmayan şeyleri temel yasaların arasına sıkıştırarak; yani...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “İcra iflas kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ( s.sayısı :372 )”. TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim tutanağı, 12 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-02-12-icra-iflas-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-sa (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
