# Tc anayasasının bazı maddelerinde değişiklik (s.s.430)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 4 Mayıs 2004
- **Gündem:** TC ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK (S.S.430)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-05-04-tc-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-s-s-430

> Orhan Eraslan (CHP), 4 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TC ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK (S.S.430)); konuşma 759 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, Meclisimiz, çok önemli bir ayıbı daha sona erdirmektedir. Ölüm cezalarının yerine getirilmesi, Anayasamızın 87 nci maddesine göre, Meclisimizin görevleri arasında sayılmıştır.

Şu garip tecelliye bakın ki, bir mayıs akşamında, bir mayıs sabahına karşı üç genci astığımızdan otuziki yıl sonra, Başbakanı astığımızdan kırküç yıl sonra ölüm cezalarının ayıbını temizlemek için buradayız.

Şimdi, ölüm cezası nedir, ne gibi etkileri olmuştur, ne gibi özellikleri vardır; bir ceza mıdır değil midir; izin verirseniz, bunları biraz irdeleyelim; çünkü, bu noktaya gelinmesi çok kolay olmamıştır. Biz, bu noktaya "asmayalım da besleyelim mi"lerden geldik. Bunları unutmamak gerekir ve tarih düşmek gerekir. Bu noktaya gelinmesinde yüzlerce aydının emekleri vardır, yüzlerce insanın çabaları vardır, yüzlerce insan haksızlığa uğramıştır.

Ne acıdır ki, 17 yaşında bir çocuğun, sırf asabilmek için, önce yaşı büyütülmüş, sonra cezası infaz edilmiştir. İşte, tarihimizde bunlar da vardır.

Bu konuyu görüşürken, gerek rahmetli Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamını önlemek için insanüstü gayret gösteren ve gerekse Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını önlemek için insanüstü gayret gösteren İsmet Paşayı rahmetle anmamak mümkün müdür.

Tarih düşmek için söylüyorum. Diyebilirsiniz ki: "Yahu, idam cezası kalkıyor işte, gidiyor, uzatmayın; şunu bitirelim, evlerimize gidelim." Hayır arkadaşlar, tarih düşeceğiz; bir tarih düşüyoruz. Bir insanın hakkını yemek doğru değil.

Benim de hocam olan, yıllarca idam cezasına karşı mücadele veren rahmetli Faruk Erem'in adını anmamak mümkün müdür?! Beşeriyetin gelişmesinde önemli katkıları olan ve daha 18 inci Yüzyılda idam cezasının ceza olmadığını söyleyen İtalyan ceza hukukçusu Beccaria'nın adını anmamak mümkün müdür idam cezasının kaldırılmasıyla ilgili konuda ve Voltaire'i anmamak mümkün müdür.

Değerli arkadaşlarım, bugün, İtalyan ceza hukukçusu Sanminiatelli'nin deyimiyle, ölüm cezasını kaldırmış olmamak bir suçtur. Bugün, biz, bu suçu işlemeyi reddediyoruz, ölüm cezasını Anayasamızdan tamamen çıkarak. Bu açıdan, umuyorum, 22 nci Dönem Parlamentosu, herhalde, başka şeyde geçmese de, bu açıdan tarihe geçmeye layıktır. Victor Hugo "ölüm cezası, barbarlığın ezeli ve mahsus alametidir; nerede ölüm cezası yaygınsa, orada barbarlık tahakküm sürüyor; nerede ölüm cezası kaldırılmış ise, orada medeniyet hüküm sürüyor" demektedir.

Değerli arkadaşlarım, bunlar, geçen yüzyılın düşünürleri. Bu konuyu bugüne kadar sürdürmüş olmaktan üzüntü duyuyorum. Daha da üzüntü duyduğum bir mesele var. "Avrupa Birliğine gireceğiz, 6 nolu Protokol var, 13 nolu Protokol var" savıyla, konuyu kavramayan arkadaşlarımızın olabileceği düşüncesiyle, bu konunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Artık, ölüm cezası, uygarlığın önünde, geri çekilmektedir. İnsanlık ilerledikçe ve geliştikçe, toplumlar, ölüm cezasının gayrimeşru olduğunu bir bir ilan etmekte ve tarih huzurunda katil olmayı kabul etmemektedir; hukukî katilliği reddetmektedirler.

Ülkemizde, şimdiye kadar, siyasî maksatlar, fikrî peşin hükümler, hissî sebeplerle, ne yazık ki, ölüm cezası savunulagelmiştir. Temenni ediyorum ki, bugün, bir devri, bir anlayışı kapatabilelim; Anayasamızdan, ölüm cezasının Meclisimizce onaylanması maddesini çıkararak, hukukî katil olmayı reddedelim. Zaten, bu Yüce Meclis, 1984'ten bu tarafa, böyle bir infazı da kabul etmemişti. Bunu, hakkı teslim etmek adına söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ölüm cezası, zayıf bir devletin kuvvet gösterisidir; devlet, öldürme dışında suçu önleyemediğini her infazda itiraf ediyor anlamını taşır.

Ölüm cezasının bir ceza olup olmadığına da kısaca değinmek istiyorum, değerli arkadaşlarım. Konu kapsamlı, çok ayrıntılı, hazırlığımız da var; ama, korkum şuydu ki, bu kadar kısa sürede bunu işleyemeyiz.

Ölüm cezası, suçluları cemiyetten kati surette atarak ıslahı imkânsız suçluyu yok ediyor kavramı yanlıştır; ıslahı imkânsız suçlu da yoktur; sadece bulunamamış ıslah yöntemi vardır, ıslah yöntemleri yetersizdir. Bunu bilmemiz gerekir.

Ölüm cezası, nedamet için geçmesi gereken zaruri zamanı ortadan kaldırmaktadır.

Suçlu yakalanamayacağı ümidiyle suç işler; ölüm cezası, suçluyu, belli bir noktadan sonra geri dönüş imkânını vermeyecek, nedamet duymayacak noktaya getirir.

Bir diğer nokta da şudur: Esasen, ölmüş bulunan maktulü kurtarmak için, faili öldürmek ne kadar makul bir davranıştır, takdirinize sunuyorum.

Ölüm cezasının vatandaşları korkutacağı tezi de yanlıştır. Hani bizde derler ya "Taksim'de üç adam sallandır gör bak bakalım ne olur" diye, o tez de yanlıştır; çünkü, devlet, halkının ölümden fazla korkmasını isteyemez; öyle an gelir ki, halkından bunu ister, vatan müdafaası gibi noktalarda. Ayrıca, ölümden korkutmak terördür, hukukdışıdır; devlet, bunu da isteyemez.

Herkes ölümden de korkmaz. Bakın, intihar ölümdür; ama, ölüm cezasının yerine getirilmesi sayısıyla intihar sayısını mukayese ettiğinizde intihar sayısının ölüm cezasından daha fazla olduğunu görürüz.

Ölüm cezası bir ibret mi; hayır, ibret değildir. Yıllardır, trafik kazalarında, Sakarya Savaşında şehit olanlardan fazla kayıp veriyoruz; ama, süratli araba kullanmaktan, dikkatsiz araba kullanmaktan vazgeçmiyoruz.

Maçlarda ölenlerin sayısı, ölüm cezasında Ölenlerin sayısından daha fazladır; ama, maça gitmekten de vazgeçmiyoruz. Demek ki, ibret teorisi de yanlıştır.

Kaldı ki, ölüm cezasının alenen infaz edilmesi de, bir yerde, halkın, sehpanın başına, bayrama gider gibi toplanmasını sağlamış, bu teşhirler, yığın ruhunda zalim bir zevk sevkı ve kan insiyakı oluşturmuştur;. bu yüzden gizli yapılmasına karar verilmiştir. Gizli yapılan şeyler de ibret verici değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Tc anayasasının bazı maddelerinde değişiklik (s.s.430)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 4 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-05-04-tc-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-s-s-430 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
