# 4483 sayılı memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hk (s.s.466)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim
- **Tarih:** 9 Haziran 2004
- **Gündem:** 4483 SAYILI MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI HK (S.S.466)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-06-09-4483-sayili-memurlar-ve-diger-kamu-gorevlilerinin-yargilanmasi-hk-s-s

> Orhan Eraslan (CHP), 9 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 4483 SAYILI MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI HK (S.S.466)); konuşma 2.175 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı Maddelerin İlavesi Hakkında Kanun Teklifinin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, memurların ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmasıyla ilgili bulunan 4483 sayılı Yasada değişiklik yapılmasına ilişkin bir kanun teklifi, apar topar, olağandışı yollarla, Sayın Meclisimizin huzuruna gelmiş bulunuyor.

Adalet Komisyonumuz, mutat olduğu veçhile, perşembe günleri saat 10.00-10.30'da toplanır. Bu kanun teklifi o kadar önemliymiş ki, pazartesi günü 13.30'da toplantıya çağrıldık ve bir acele içerisinde, katılma fırsatı bile bulamadan, ne yazık ki, bu teklif Genel Kurulun gündeminde yer almış bulunuyor ve bir aceleyle de, sırasını beklemeden, huzurunuza gelmiş bulunuyor. Neden acaba; bu kadar acele niye; niçin bu yapılıyor; bu konuyu bir irdelemek lazım.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, dün akşam, dokunulmazlıklarla ilgili kurulan komisyonun raporunu görüştük ve yasama dokunulmazlığıyla ilgili görüşmeler sırasında, İktidar Partimizin sayın sözcülerinin şimdiye kadar hep söz ettikleri bir şey vardı: "Dokunulmazlık sadece milletvekillerine mahsus değil, başka kanunlarda da var; örneğin, memurlara da dokunamıyoruz, memurların da dokunulmazlığı var, kaldırılacaksa tümü kaldırılsın." Bu gibi sözlerde bulunuyorlardı. Gerçi, memurların yargılanmasındaki izin sistemi bir dokunulmazlık değildir, kavramı çarpıtmaya gerek yok; ama, bir an doğru söylediklerini varsaysak bile, bu anlayışta olan İktidar Partisinin, doğal olarak, Memurların ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunu ilga edecek bir düzenleme getirmesi, ortadan kaldıracak bir düzenleme getirmesi, beklenen bir tutumdu; çünkü, kendi sözcüleri bunu söylüyorlardı ve Sayın Başbakan, televizyondan da, tüm ulusun gözüne baka baka, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda taahhüt altına girmişti. Bu taahhüdü yerine getirmemek için, İktidar Partimiz, şimdiye kadar bu yasayı öne sürüyordu, bu varken niye milletvekillerinin dokunulmazlığı kalksın diye. Bu durumda beklenen şey, bu yasanın da kaldırılmasıydı. Ne yazık ki, sözler ile uygulama ters olarak tezahür etmiştir. İktidar Partimizden beklenen bir yaklaşım değil de, tersi bir yaklaşım, farklı amaçlarla, farklı saiklerle gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.

(x) 466 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli arkadaşlarım, aslında, görüşeceğimiz bu teklifler arasında, yine, İktidar Partimizin bir saygıdeğer üyesinin, Sayın Ertuğrul Yalçınbayır'ın böyle bir teklifi var; samimiyetle vermiş, inanarak söylediği şeyleri; demiş ki: "Bu yasayı yürürlükten kaldıralım." Böyle bir kanun teklifi var; ama, komisyonda, ne yazık ki, Sayın Yalçınbayır'ın teklifi itibar görmemiştir. Onun yerine, Sayın Mehmet Ali Bulut ve 3 arkadaşı tarafından hazırlandığı söylenen kanun teklifi, yargılamayı daha da güçleştirecek bir biçimde, yargılamanın önüne önemli engeller çıkaracak bir biçimde, kabul edilerek Genel Kurulun huzuruna indirilmiştir. Bu noktada, Sayın Adalet Bakanı da kanun teklifine -dikkat edin, Sayın Adalet Bakanı da kanun teklifine- sahip çıkmıştır, savunmuştur. Bunlar tutanaklarla belli. Burada ben de diyorum ki: Acaba, bu, kanun teklifi miydi, yoksa, bir tasarıydı da, utangaç bir biçimde teklife mi çevrildi? Bunu inceledik. Evet, arkadaşlarım, üslup itibariyle -Adalet Komisyonu üyesi olduğum için bilebiliyorum- Adalet Bakanlığının bürokratlarınca hazırlanan bir tasarı, teklif şeklinde önümüze gelmiştir. Burada, imza niteliğinde olan birtakım sözcükler vardır, sadece o bürokrat tarafından kullanılan. En basit, çarpıcı örneğini söyleyeyim; ben ona "bay ve/veya" diyorum "ve", "veya" gibi iki bağlacı, arka arkaya, Amerikan aksanıyla kullanan başka kimse yok. Teklife baktığınızda "ve/veya"sı var; imzasını koymuş oraya. Bu bir tasarı olması gerekirken -Bakan sahip çıkıyor, Komisyon Başkanı sahip çıkıyor- "millete karşı ayıp olur, bari teklif yapalım" diyerek, apar topar, olağandışı yollarla huzurunuza getirilmiş bulunuyor ve Sayın Yalçınbayır'ın daha önce Adalet ve Kalkınma Partisinin sözcülerinin söylediği noktada bu yasayı yürürlükten kaldırmaya dönük teklifi de Anayasanın 129 uncu maddesine aykırılık teşkil eder iddialarıyla itibar görmemiştir. Kanaatimi sorarsanız, bu bir samimiyetsizlik örneğidir; bu yasanın kaldırılması, Anayasanın 129 uncu maddesine de aykırılık teşkil etmez; çünkü, izinlerle ilgili başka yasalar da var. Anayasanın o maddesini okursanız, onun bir istisna olduğunu, bir istisna hükmü olduğunu görebilirsiniz ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda da bunun düzenlenme imkânının olduğunu görebilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, peki, ne oldu da bu teklif geldi, bu teklifte ne var? Arkadaşlarım, bu teklif, yargılamayı kolaylaştıran bir teklif değil -biraz sonra madde madde inceleyeceğiz- yargının önüne engeller çıkaran bir teklif; bu teklif, yolsuzlukları örtmek için bir yorgan yasası olma çabasıdır, yorgan yasası çıkarma teklifidir. Söylediğim gibi, Sayın Bakan katılıyor, Komisyon Başkanı katılıyor, apar topar, olağanüstü yollarla bu teklif geliyor. Niye bu acele; kim için; ne için yapıyorsunuz değerli arkadaşlarım?!

Bu teklife bir bakalım. Dört temel öğesi var bu teklifin. Birincisi, izin makamları. İzin makamları yaygınlaştırılıyor. Düşünebiliyor musunuz, bu teklifin 1 inci maddesine (k) bendi olarak eklenen bende göre, bir belediye başkanı, kendi memurunun yolsuzluk yapması halinde, yargılanma iznini kendi verecek; böyle bir şey olabilir mi?! 3 219 savcının önüne engel çıkarıyorsunuz, izin makamı çıkarıyorsunuz. Aranızda belediye başkanlığı yapanlar da vardır, bizim aramızda da vardır. Önemli bir şey olmadıktan sonra, büyük olasılıkla, memurunun yolsuzluğunu belediye başkanı bilir; ya göz yummuştur ya ortaktır; bilemiyorsa, çok da duyarsızdır -hadi, burada söylemek istemiyorum- başka bir şeydir; bilmemesi mümkün değildir. Çok uzak ihtimaller vardır; yani, çok değişik haller olabilir; ama, genel olarak bilir. Hadi benim dilim varmıyor, ama, bilirsiniz; bunlar bir bölümünde de ortak yapılıyor. Bunları gözönünde tutmak gerekir. Hal böyleyken, 3 219 belediyede kendi memurunun yargılanması konusunda izin makamı olarak belediye başkanının tanınmasının doğru olmadığını ve uygulamayı genişlettiğini, engeli genişlettiğini, çok tabiî ki, anlayabilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, ikincisi, şikâyet ve ihbarlar güçleştiriliyor. Vatandaş, yolsuzluk şikâyet ve ihbarında bulunacaksa, bunun önüne 2 nci maddeyle önemli engeller çıkarılıyor.

Üçüncüsü de, yargılama ve itiraz makamları değiştiriliyor. Yargılama ve itiraz makamları, güvenceli, daha üst dereceli makamlardan daha alt dereceye, daha nüfuz edilebilecek noktaya doğru çekilmeye çalışılıyor.

Değerli arkadaşlarım, nihayet, bir diğer unsuru da şudur: Yürürlük ve soruşturma engelleri var. Yürürlüğü de, Anayasaya aykırı bir biçimde geriye yürütülüyor. Geriye yürütülüyor, Anayasaya aykırı bir biçimde geriye yürütülüyor. Yine, soruşturma engelleri çıkarılıyor. Tasarının -kusura bakmayın, tasarı diyorum; ama, aslında "utangaç tasarı" diye adını koyduk- teklifin dört temel unsuru bu.

Değerli arkadaşlarım, nedir bu teklifte amaç; hadi söyleyelim:

1.- Yargıtay 4. Ceza Dairesinde yargılanan 3 tane büyükşehir belediye başkanımız var, daha doğrusu İktidar Partisinin belediye başkanı var; Ankara, Adana ve İstanbul eski Belediye Başkanı. Onları kurtarmaya mı dönüktür?

2.- İstanbul Belediyesiyle ilgili Adalet ve Kalkınma Partisinin birtakım yöneticileri hakkındaki -15 kadar; isimlerini isterseniz okuyabilirim; yakışık almaz diye okumuyorum- davaları by-pass etmek için midir yoksa; niçindir bu?

Değerli arkadaşlarım, 4483 sayılı Yasa henüz beş yılı doldurmadı; uygulamada bir aksaklığı yok. Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat uzun yıllar kullanıldı; düşünebiliyor musunuz, uzun yıllar, Osmanlı kanunu; bu kanun çıkana kadar kullanıldı, uygulaması oldu. Ondaki uygulama aksaklıkları bu kanunla düzenlendi. Daha beş yılı doldurmadan, bu kanun, hiç de haklı olmayan gerekçelerle değiştirilmeye çalışılıyor.

Değerli arkadaşlarım, İktidar Partimiz, bu kanun teklifiyle yolsuzluğu önleme iddialarından vazgeçiyor. Açıkça ilan edilmese de, bu kanun teklifini kabul etmekle, artık "yolsuzluğu önleme iddiamız vardır, bu doğrultuda çaba sarf edeceğiz" diyemeyeceksiniz.

Sayın Adalet Bakanımızın burada olacağını zannediyordum.

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Buradayım.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Evet, buradaymış.

"Kurtuluş savaşı vereceğiz yolsuzluğa" diyordu. Bu tasarıyla, kurtuluş savaşı verilmez. Bu tasarıyla, yolsuzluğa teslimiyet tescil edilir, teslim olunur.

Değerli arkadaşlarım, getiriliş zamanı da enteresan bu tasarının, bu teklifin. Tam, yargı tartışmalarıyla, tam, YÖK tartışmalarıyla kamuoyu meşgulken, böyle gizliden geçiverecek, hani -sizleri tenzih ederim; deyim yerinde değil ya- cambaza bak gibi bir şekilde getiriliyor ve malı götürme yasası diyebileceğimiz yasa geçirilmeye çalışılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu teklif, bu Meclisten çıkan, 22 nci Dönemde çıkan en vahim, en tehlikeli üç beş tasarıdan, tekliften biridir; en tehlikelilerinden biridir. Devleti soymanın icra fiilleri başlangıcıdır bu teklif, icra fiilleri başlangıcıdır. Bir adım ötesi, devleti soymaya teşebbüstür değerli arkadaşlar. Sizleri bu noktada uyarıyorum, dikkatinizi yoğunlaştırmanızı diliyorum. Bu teklif, özel bir sipariştir, kişiye özel hükümler içermektedir. Sayın Başbakanımız "yargıda, hukukta her zaman iki kere iki dört etmez" diyor. Sayın Başbakan yanılıyor değerli arkadaşlarım, hukukta her zaman iki kere iki dörttür, adalette her zaman iki kere iki dörttür. Eğer iki kere iki dört değilse, onun adı adalet değildir. Başka mülahazalarla iki kere ikiye beş derseniz ya da üç derseniz, onun adı adalet değildir. Tam da hukuk ile matematik kardeştir; birisi sayısal ifadedir, birisi sözel ifadedir; ama, her şart altında, o verilerle o sonuç elde edilirse, onun adı adalettir, onun adı hukuktur; onun dışında hiçbir şey kabul edilemez. Burada, bu anlayışla, iki kere iki dört etmez, bizimkileri görmeyiverin anlayışıyla bu teklif getirilmiştir.

Sayın Başbakan bu konuda yanılıyor ve sizin de, bir noktaya, dikkatinizi çekiyorum. İşte, mademki seçildik, biz haklıyız, yargı da ulusal egemenliğe bir saygı göstersin anlayışı yaygınlaşıyor.

Değerli arkadaşlarım, burada, ulusal egemenlik kavramı da yanlış yorumlanıyor. Ulusal egemenliğin iki bacağı vardır; birisi, millet adına yasa yapmak, yani, parlamento; biri de, millet adına yargı yürütmek, hüküm vermek, yani, yargı. İkisi de ulusal egemenlik adınadır. Bu konuda yanılmayın. Bu, yandaş kayırmayı, siyasette kirlenmeyi, benim hırsızımı koruyayım senin hırsızını mahkûm ettireyim anlayışını getirir. Bu doğru değildir, bu adalet değildir. Adalette iki kere ikinin dört ettiğini hiçbir zaman unutmayın.

Değerli arkadaşlarım, kim korunacak; rüşveti belgeli, milletvekili adayı, Ulaştırma Bakanlığının Sayın Müsteşar Yardımcısı mı? Engin Civan... Hani, rüşvetin belgesini göster denilince, rüşvetin belgesi mi olur denilmişti. Çok şükür, belgesi de oldu, bizim literatürümüze o da girdi, banka havale makbuzlarıyla rüşvet belgelendi. Ya da rüşvete bulaşmış bir başka müsteşar yardımcısı mı; kim korunmak isteniyor; yoksa, büyükşehir belediye başkanları mı? Yoksa, duble yol rezaletinden dolayı haksızlıklar mı korunmaya, örtülmeye çalışılıyor?

Değerli arkadaşlarım, dikkat edin, hassas konular. Bu yasaya evet derseniz, kirlenirsiniz, aşırı kirlenirsiniz.

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) - Duble yolda ne rezalet var?

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Söyleyeyim mi? Söyleyeyim mi?

FATİH ARIKAN (Kahramanmaraş) - Söyleyin.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Söyleyeyim; ama, şimdi, zaman yetmeyecek. Müsaade edin söyleyeceklerime, onu da diğer zaman söyleyeyim size.

Yoksul milletin varlıklarını korumak hepimizin ödevidir. Bu yoksul milletin varlıklarından elimizi çekmek hepimizin ödevidir. Buna elini uzatanın elini kırmak, yine, hepimizin ödevidir. Bu konuda hepinizin dikkatini çekiyorum. Ayıptır, yazıktır, günahtır; bu milleti soydurmayın. Adalete inanın; adalete inançsızlık çok kötü neticeler getirir.

Değerli arkadaşlarım, yine, AKP sözcüleri, dokunulmazlığın kaldırılmasıyla ilgili görüşmelerin hepsinde şunu söylüyorlardı: "Yargı bağımsızlığı yok, yargı etki altında; bunun için dokunulmazlığın kaldırılmasını istemiyoruz." Şimdi, bu noktada, yargının bağımsız olmadığı noktada, yargı etki altına alınarak mı üst derece mahkemelerinin alt dereceye düşürüldüğünü ben de merak ediyorum.

Biz yargıya güveniyoruz; ancak, Sayın Adalet Bakanı ve müsteşarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda yer almasının, yargı bağımsızlığı önünde önemli bir zedeleyici neden olduğunu, etken olduğunu da biliyoruz. İşte, burada aklımıza geliyor; acaba, Yargıtay 4. Ceza Dairesinde yargılanması gereken büyükşehir belediye başkanlarını, Ankara'nın, herhangi, suça göre, görevli mahkemelerinde yargılandırmakta, ağır cezada yargılandırmakta, ister istemez, insanın aklına, nüfuzla ilgili bir sorun mu var diye geliyor.

Tabiî ki biz yargıya güveniyoruz; ama, güvenli mahkemeler, Yargıtay, Danıştay, Yargıtay Başsavcısı devredışına alınıyor. Bu durumda, yolsuzlukları örtbas edelim derken garip bir durum da ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, mülkî idare amirleri ilçe ya da ildeki hâkimin yargılamasına terk ediliyor ve yaratacağı sorunlar düşünülmüyor. Burada mülkî idare amirinin ne olduğunu, bu teklifi hazırlayanların bilmediği anlaşılıyor. Öyle gariplikler var ki... Örneğin, ilçe emniyet amiri, Hâkimler Kanununa tabi olduğu için -bu teklif kabul edilirse- ilin valisinden daha iyi korumaya sahip; İlçe emniyet amiri kendi kanunundan dolayı Hâkimler Kanununa tabi olduğu için, ilin valisinden daha önemli ve daha iyi bir korumaya sahip. Böyle bir çelişki yaratılıyor; ama, mülkî idare amirlerini normal vatandaş yapalım derken, mülkî idare amiri olmaktan çıkarıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, eşitlik anlayışı, yanlış şekilde yorumlanıyor. Eşitlik anlayışı, yargı önünde eşitliktir; ama, kimi makamları daha güvenceli yargılama noktasına getirmek bir görevdir. Bugün, bir vali için, bir mülkî idare amiri için herhangi bir savcının soruşturma açıp, herhangi bir sulh ceza mahkemesinden tutuklama isteyebileceğini düşündüğünüzde, işin vahametini düşünebiliyor musunuz. Bunun eşitlik anlayışıyla ne ilgisi var; siz ona devleti, hükümeti temsil yetkisi vermişsiniz. Yani, burada bu yanlışlıklara yer vermeyelim.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanın anlattığı gerekçeler -ben, komisyon sırasındaki tüm tutanakları inceledim- konuyla hiç ilgili değildir, hiçbirisi bu kanunun çıkmasını gerektiren durum değildir. Bu kanun teklifinde, dünya uygulamaları nazara alınmamıştır; dünyada bu işler nasıl yapılıyor, dengeler nasıldır... Apar topar, işte kurtaralım birilerini yeter denilmiştir. Burada adalet inancı, vicdan, hiçbirisi dikkate alınmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, zamanım yetmedi, eğer Sayın Başkan müsamaha gösterirse, kanun teklifini kısaca analiz etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Eraslan.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - 1 inci maddenin (e) bendiyle, bakanlıklara bağlı kuruluşların en üst amiri devredışına alınıyor, (k) bendiyle, tam tersi gerekçelerle, belediye başkanları izin makamı haline getiriliyor. Birinin gerekçesinde de "en üst amirleri izin makamı olsun dedik" deniliyor. Bakanlıklar bağlı kuruluşlarda en üst amirleri devredışına alıyorsunuz, belediyelerde devreiçine alıyorsunuz; bunu anlayabilmek zor.

2 nci maddeyle, şikâyet çok sıkı, çok ağır şartlara bağlanıyor, ihbar imkânsızlaştırılıyor.

3 üncü maddeyle, önceki maddedeki önincelemeler ve soruşturmalar şikâyeti engelliyor, savcılık şikâyeti işleme koyamıyor. Burada anlatmayı çok istediğim bir şey var: 4483 sayılı Yasanın yanı sıra, bir de 3628 sayılı Yasa vardır. Eskiden beri hep vardı, Memurin Muhakematı Hakkında Kanun varken, 1609 da vardı.

Bazı suçların cezalandırılması için izin gerekmez. Şimdi, 3 üncü maddeyle bunu getirdiğiniz zaman, cezalandırılması için izin gerekmeyen suçtan dolayı savcılığa doğrudan doğruya yapılacak şikâyet, idare mahkemesinin kararı gerekçe gösterilerek işleme konulmayabilecektir; 3 üncü madde bunu düzenliyor.

Değerli arkadaşlarım, 4 üncü maddeyle de, Bakanlar Kurulu kararı ve ortak kararla atanan kamu görevlileri, valiler, kaymakamlar, genel müdürler, il ve ilçe belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve il genel meclisi üyelerinin itirazları, yargının işi çok diye, itiraz mercii olan Danıştay 2. Dairesinin görevleri arasından çıkarılıyor; oysa, Danıştay 2. Dairesinin görevi, bunlara bakmaktır, münhasıran bunlara bakmaktır. Üst dereceli ve güvenceli yargının tamamı, devredışına çıkarılıyor.

Bu teklifin yasalaşmamasını diliyorum.

Sayın Başkanın müsamahasını suiistimal etmek istemiyorum.

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “4483 sayılı memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hk (s.s.466)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-06-09-4483-sayili-memurlar-ve-diger-kamu-gorevlilerinin-yargilanmasi-hk-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
