# Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim
- **Tarih:** 10 Şubat 2005
- **Gündem:** TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2005-02-10-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701

> Orhan Eraslan (CHP), 10 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.158 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 29 uncu maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, tarım ürünleri lisanslı depoculuğunun yasasının çıkması, gerçekten, ülkemiz açısından önemlidir. Eğer iyi disipline edilebilirse, arz yığılmasını, finansman sıkıntısını gidermede önemli yararlar da sağlayacağına inanıyorum. Ancak, yasayı çıkarırken, tarımın içinde bulunduğu genel durum nedir, ona bir bakmak lazım.

Değerli arkadaşlarım, beni bağışlayın; ama, söylemek zorundayım. Hükümetinizin tarım politikası, her yerinden patlak vermeye başladı. Onun için, iyi işletilirse yararlı olabileceğine inandığımız ve bu nedenle karşı çıkmadığımız lisanslı depoculuk kanunu vesilesiyle, Türk tarımı ne noktadadır, bunu değerlendirmek istiyorum. Bu değerlendirmeyi ivedi yapmazsak, ihtimal ki, lisanslı depoculuk kanununu çıkarmış olmamız bir işe yaramayacak. Zamanımız elverdiği süre içerisinde, Türk köylüsünün içine düştüğü duruma müdahale edilmesi gerektiği hususlarına değinmek istiyorum. Bu konularda gereken yapılmazsa, her yasayı durdurmak zorunda kalıp, hükümete bir tasarı hazırlayıp, hiç işe yaramayan Tarım Bakanlığının kaldırılması tasarısını görüşmeyi önermek zorunda kalacağız. Mademki köylüye bir yararı yok, Tarım Bakanlığına ne gerek var noktasına doğru gidiyoruz.

Sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım; belki de, benim sitemli konuşmama güceniyorsunuz; ancak, gerçek şu ki, köyler yanıyor, köylü fukaralıktan perişan; bu doğru değil, bu hak değil, bu reva değil. Biz, oturmuşuz, depoculuk tartışıyoruz; çiftçi can çekiyor, Türk tarımı ölüyor. Bırakın IMF'nin, Dünya Bankasının dolambaçlı formüllerini, bırakın Amerikan çiftçisini daha zengin etme politikalarını da, kendi çiftçinizin haline bir bakın; Anadolu kan ağlıyor.

Değerli arkadaşlarım, benim yöremde en önemli ürün patates. Çok şükür ki ve ne acıdır ki, patates üreticisinin canına okudunuz! Onlar size ne zaman rahmet okurlar, orasını bilemem. Merak etmeyin, bu seferki konuşmam patates üzerine olmayacak. Ben de biliyorum, patates üzerine çok konuştum; Mısır'da sağır sultan duydu da, hükümet ne zaman duyar bilmiyorum. Soruyorum, patatese ihracat desteği verecek misiniz; köylü kiloyla patates satamıyor, sıkıntı var diye; geçen seneki gibi ihracat desteğini sezon kapandıktan sonra, geriye dönük olmasın, eşe dosta, kayırmak için olmasın, köylüye yarasın diye; duvarlarda ses var, hükümette çıt yok.

Değerli arkadaşlarım, tamam, bu defa patates konuşmayacağız, buğday konuşalım. Patateste durum vahim de, buğdayda tablo çok mu aydınlık?! İsterseniz bir değerlendirelim.

Değerli milletvekilleri, 4 900 000 hektar nadas alanı ayrıldıktan sonra, işlenen 18 700 000 hektar alanın 13 900 000 hektarı; yani, ülkemizin işlenebilir tarım toprağının yüzde 75'i hububat ekiminde kullanılıyor. Bu alanın 9 500 000 hektarı da münhasıran buğday ekilen alan; yani, ülkenin işlenen tarım alanının yüzde 50'si. Bu kadar önemli bir alanı kapsayan ve milyonlarca çiftçi ailesinin geçim kaynağı olan buğdayda durum nedir?

Değerli milletvekilleri, hükümet, 2004 yılında, Toprak Mahsulleri Ofisine, buğday alımı için, Anadolu kırmızı sert buğdayına 370 500 TL kilo başına, makarnalık Anadolu durum buğdayına da 392 000 TL kilo başına fiyat belirlemişti. Oysa, aynı tarihlerde, Ziraat Mühendisleri Odasının buğday tarımının sürdürülebilir olması için önerdikleri asgarî fiyat, kilo başına 405 000 liraydı.

İş bununla da kalmadı. Toprak Mahsulleri Ofisi alımı 2 000 000 tonla sınırlandırınca, Toprak Mahsulleri Ofisinin açıkladığı fiyatların altında fiyatlar oluşmaya başladı. Hele hele, Ofisin 150 alım merkezi kapatılınca, buğday, borsada 320 000 liradan, alım merkezlerine uzak yerlerde ise 280 000 liradan alınıp satılmaya başlandı. Durum gerçekten vahimdi.

Stratejik bir ürün olan ve insan beslenmesindeki temel ürünlerden biri olan buğday üzerinde spekülasyonun önlenmesi ve hem üreticinin hem de tüketicinin korunması için kurulan ve piyasada regüle edici, yani düzenleyici görevi olan Toprak Mahsulleri Ofisi, en az 3 500 000 ton buğday stoklayarak fiyat kontrolü ve piyasa düzenlemesi yapması gerekirdi; ne yazık ki, bu yıl itibariyle, en fazla 1 875 000 ton buğday almıştır; yani, 2 000 000 tonun da altında kalmıştır. Aynı Toprak Mahsulleri Ofisine, geçen yıl zaten doğru dürüst buğday alımı yaptırılamamıştı; hasat zamanı hükümet buğday ithal ederek piyasayı düşürmüştü. AKP Hükümetinin tarıma bakışı, buğday üreticileri yönünden de değişmedi.

Değerli arkadaşlarım, bu yıl 150 sabit alım merkezi kapatılan Ofis, alıma, ABD'den temin ettiği 150 000 000 dolar krediyle çıktı "bedelin yarısı peşin, yarısı 30 gün sonra" denilmek suretiyle, köylü, aracıya, tefeciye boğduruldu.

Akaryakıt istasyonları, borç karşılığı getirilen buğdaylarla âdeta Ofise döndü. Sezonda 280 000-320 000 lira arasında olan buğday fiyatları, şu anda 380 000 ilâ 420 000 liraya fırlamıştır. Ne yazık ki, köylü, her zamanki gibi, yine kaybetmiştir.

Sayın milletvekilleri, buğday, nüfusumuzun beslenmesinde büyük önem arz eden stratejik bir üründür. 9 500 000 hektar alanda -yıllar itibariyle değişmekle birlikte- ortalama 19 000 000 ton civarında ürün elde etmekteyiz. Bu, aşağı yukarı, kendi ihtiyacımızı karşılar. Kişi başına 225 kilogram hesapladığımızda, yaklaşık 16 000 000 ton gıda olarak tüketilir. Tohum olarak da, dekara 20 kilogramdan hesapladığımızda 2 000 000 ton civarında bir rakam olur ki, topladığımızda 18 000 000 ton eder. 1 000 000 tona yakınını da kayıp olarak düşünebiliriz.

Buğday üretiminden vazgeçemeyiz. Buğdayda ithalatçı olursak, kendi kafamıza kurşun sıkmış sayılırız. Buğday üretiminin sürdürülebilirliği için IMF, Dünya Bankası politikalarından derhal vazgeçilmelidir.

Tarım, dünyanın her yerinde korunan ve devlet desteğine ihtiyaç duyulan bir sektördür. Tarım demek, doğayla savaş demektir. Bu savaşta devlet koruması, devlet desteği olmadan çiftçinin ayakta kalması mümkün değildir. Dünyanın en ileri ülkelerinde dahi tarım sektörü serbest piyasa koşullarına dayanamaz. Dünyanın her ülkesinde tarım desteklenir. Gelişmiş ülkelerin tarım teşvikleri 300 milyar doların üzerindedir. Gelişmiş ülkeler bu korumacılığı bıraksalar, tarım ticareti yüzde 17 artarak, gelişmekte olan ülkelere 60 milyar dolarlık ekkaynak yaratacaktır. Demek ki, gelişmiş ülkeler de tarımda korumacılığı bırakmamaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, Amerika Birleşik Devletlerinde tarım desteği 45,1 milyar dolardır; yüzde 70 artışla, on yılda 73,5 milyar dolara ulaşacaktır. Avrupa Birliğinde de durum farklı değildir. 98 milyar euroluk bütçenin yaklaşık yarısı tarımsal desteğe gitmektedir.

Türkiye'de tarım kesiminde kişi başına millî gelir 700 dolar, Avrupa'daysa 9 300 dolardır. Avrupa'da buğday üreten çiftçi, ton başına 63 euro destek almaktadır. Avrupalı buğday üreticisi Türk buğday üreticisinin 10 katı para kazanmaktadır. Türkiye'de ortalama işletme büyüklüğü 5,5 hektar, Avrupa'daysa 17,5 hektardır. Türkiye'de hektar başına verim 2 ton, Avrupa'daysa 6,6 tondur. Türk buğday üreticisinin yıllık kazancı 3,5 milyar lira, Avrupa'nınki ise 33,9 milyar liradır. Hesap ortada. Bizim maliyetimizin Avrupa çiftçisinden kat kat fazla olduğu da açıktır.

Değerli milletvekilleri, bizim çiftçimizin Avrupalı çiftçinin karşısında tarıma devam edebilmesi için desteğe ihtiyacı vardır. Bu destek, tapuya değil, çiftçiye olmalıdır. Bu desteklerle;

1- Maliyeti aşağıya çekmemiz lazım,

2- Teknoloji yatırımı yapmamız lazım,

3- Verimliliği artırmamız lazım.

Değerli arkadaşlarım, tarım ürünleri diğer sektör ürünlerine benzemez. Dolayısıyla, saf ticaret mantığını tarıma uygulamak mümkün değildir. İşin sosyal boyutu vardır, istihdam boyutu vardır, stratejik boyutu vardır, bu gibi pek çok boyutu vardır.

Bakınız, komşumuz İran bile, yıllardan sonra kendi ihtiyacını karşılayabilen 14 000 000 ton buğday ürettiği için bayram etmektedir. Biz de, buğdayda kendimize yeterli olmaktan vazgeçemeyiz.

Tarımı sürdürülebilir kılmak için destekleme zorunluluğu vardır. Bunun için de, IMF'nin, Dünya Bankasının politikalarını uygulayarak, Amerikan çiftçisini kazandırarak, kendi çiftçimizi vahşi liberalist politikalara boğdurmamalıyız.

Hem üzülmeyin, Amerikan çiftçisini Amerika koruyor, Türkiye hükümetinin desteğine ihtiyaçları yok. Sadece kendi pamuk çiftçilerine ayırdığı destek bile, tek başına, tüm Afrika'ya ayırdığı yardımın 3 katı. Hem unutmayalım ki, kendi çiftçimizin derdine derman olamazsak, tarımı tekrar sürdürülebilir hale koyamazsak, belki, bugün görüştüğümüz Lisanslı Depoculuk Kanununu çıkarmasına çıkarırız; ama, çiftçi, ona ne koyar, kimi koyar; artık, orasını siz düşünün.

Hepinize saygılar, selamlar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2005-02-10-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
