# Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim
- **Tarih:** 25 Mayıs 2005
- **Gündem:** CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903

> Orhan Eraslan (CHP), 25 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)); konuşma 1.826 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; 903 sıra sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bundan kısa bir süre önce, Ceza Muhakemesi Kanunu adıyla bilinen, daha önceki adıyla da "CMUK" olarak bilinen 1412 sayılı Yasayı değiştiren bir Ceza Muhakemesi Kanunu yaptık. Bunun çok hızlı bir çalışma olduğunu, bendeniz, defalarca, burada, çeşitli vesilelerle ifade ettim. Birtakım hataları vardı; ama, bir gerçeği söylemek gerekirse, Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk Ceza Kanununa göre daha az hatalar içeren bir kanundu. Henüz bu kanun uygulanmadı, uygulamaya, yürürlüğe girmedi, 1 Nisanda yürürlüğe girecekti, 2 aylık bir ertelemeyle, 1 Haziranda yürürlüğe girmesi bekleniyor. Şimdi, bunda, alelacele birtakım değişiklikler yapıldı, birazdan onu görüşeceğiz. Değişiklikler daha mı iyi oldu daha mı kötü oldu, onları izninizle değerlendirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, görüşeceğimiz yasa, maddî ceza hukukuna ilişkin değildir, usul hukukuna ilişkindir. Bu açıdan, kazanılmış hak doğurmaz; yani, şu çalışmayı, yine, böyle dar bir zamana yayarak, tıkanık bir şekilde, ne yapıldığı anlaşılmaz bir şekilde yapılmasını doğru bulmadığımı, öncelikle, ifade etmek istiyorum.

Şu konuda, İktidar Partisinin acelesini anlayabilirim, haklı da bulabilirim; Ceza Kanunu, maddî ceza hukuku açısından sonuçlar doğuracağından, kazanılmış haklar doğuracağından, 1 Haziran tarihi itibariyle yürürlüğe girmesi ihtiyaçtır; ama, usul yasalarında böyle bir şey yoktur; yani, usulî kazanılmış hak doğurmazlar, ne zaman çıkarsa çıksın, çıkan usul yasası uygulanır, önceki uygulamalar da hatalı sayılmamış olur, maddî ceza hukuku gibi değildir. Bu durumu tespit ederek; yani, bu acelenin niye olduğunu, niye milletvekillerinin, bu kadar önemli bir yasada, yeteri kadar görüş ve fikir sahibi olmadan, bu programa getirildiğini anlama ihtiyacı içerisinde olduğumu da belirtirim.

Değerli arkadaşlarım, Ceza Muhakemesi Yasası ve ceza muhakemesi hukuku, aslında, sadece, bir formaliteden ibaret değildir, bir proses yasası, bir prosedür yasası değildir. Yani, adına usul de denilse, muhakeme yasası da denilse, bir proses yasası değildir, bir formalite yasası değildir. Her zaman her yerde Ceza Usul Kanununun Anayasayla ilgisi çok yakın olmuştur. Ceza Muhakemesi Yasası muhtevaya ilişkin önemli hükümler taşımaktadır. Muhakemenin muhtevaya ilişkin hükümlerinin çoğu da, Anayasanın en önemli hükümleridir. Aslında, Ceza Muhakemesinin muhteva hükümleri aynı zamanda Anayasanın "Başlangıç" hükümleridir. Bu itibarla, Ceza Muhakemesi sadece bir usul düzenlemesi olmayıp, temel haklarla ve Anayasa esaslarıyla doğrudan doğruya ilgili, hukukî hayatta çok geniş etki alanı bulunan bir hukuk dalıdır ve bir yasadır.

Çağdaş ve modern toplumlarda, hukuk devletlerinde devlet kudretine sınır tanımak gereği tartışma konusu bile edilemez. Bunu kimse çağdaş toplumlarda tartışmaz. Devlet kudretine bir sınır konulur. Devlet kudretine sınır tanıma ile devleti yok etme karıştırılmamalıdır. Yani, devlet kudretine bir sınır tanıyalım denilince, kimi insanlar, kimi arkadaşlarımız, devleti bütünüyle ortadan kaldırmak ya da yok saymak anlamında yorumluyorlar. Hayır, değildir. Bazıları ikincisini anlıyorlar. Demokratlık değildir devleti yok etmek de. Devletin hukuka uyar duruma gelmesidir aslolan. İşte demokrasinin çizgisi burada başlar.

Hukuk, esasında bir sınırlamadır değerli arkadaşlarım. Her alanı bir sınırlamadır. Bir bağdır, bir çeşit bağlamadır. Hürriyetler, çizilen sınırlar içerisinde varlık kazanır. Bir yerde sınırlama yoksa, orada hürriyetler de yok demektir. Devlet kudretinin sınırları, hem devlete ayrılan yetki sahasını belirler hem de kişi özgürlüklerinin koruyucu duvarını teşkil eder. İşte, bunu sağlayan, Ceza Muhakemesi Kanunudur değerli arkadaşlarım, bu kadar önemli bir yasadır.

Devlet kudretinin, kuşkusuz, sınırları, Anayasada hukuk devletidir; diğer yasalar gücünü buradan alır, kaynağını buradan alır, esaslarını buradan alır, devlet yetkilerini ve kişi özgürlüklerini buradan aldıkları sınırla düzenlerler. Bütün bu noktalar nazara alındığında, siyaset ile hukukun en ziyade etkileştiği alan, Ceza Muhakemesidir; çünkü, Ceza Muhakemesinin konusu, doğrudan doğruya, Anayasanın başlangıç ilkeleridir, kişinin özgürlük alanının sınırlanmasıyla ilgilidir.

O yüzden, olağanüstü dönemler geldiğinde, olağandışı dönemler geldiğinde ilk darbeyi yiyen yasa, Ceza Muhakemesi Yasası olur, CMK değiştirilir, CMUK değiştirilir. Ne yapılır; tutuklama süreleri uzatılır, tutuklama sebepleri genişletilir, gözaltı süreleri uzatılır, sorgu yöntemleri farklılaştırılır; bütün bunlar, olağanüstü yönetimlerin başvurduğu yöntemlerdir.

Hukuk devleti ile otoriter rejimler arasındaki temel indikatör, turnusol kâğıdı, Ceza Muhakemeleri Usul Yasasıdır ya da Ceza Muhakemesi Yasasıdır.

Bütün bu anlatılanlar sebebiyle, kimi bilim adamları Ceza Muhakemesi Yasasına "Anayasanın yürürlük kanunu" da diyorlar.

Değerli arkadaşlarım, tüm bu anlatılanlar ışığında, CMK'da yapılan bu değişiklikler doğru mu olmuştur; izin verirseniz onları irdeleyelim.

Demin anlattığımız gibi, CMK, önemiyle doğru orantılı olmayan bir zaman zarfında görüşülmüştür. Bu anlamda birtakım eksiklikleri vardır, yoktur demiyorum; ama, TCK'dan kat kat üstündür, buradan çıkan TCK'dan kat kat üstündür. Bu eksiklikler, yine böyle bir sıkışık programa gelmemek durumundaydı, tartışıla tartışıla düzeltilmek durumundaydı. Yine, ne yazık ki, sıkışık bir programa geldi.

Şimdi, yapılan değişiklikler, çok doğru değişiklikler değil arkadaşlar; beklediğimiz, demokratik hak ve özgürlükleri geliştirecek değişiklikler değil. Bunu belirtmek zorundayız. Yasaları biz kendimiz için, toplumumuz için yapmak durumundayız. 17 Aralık öncesi sıkışık bir takvimde, AB görsün diye bir yasa yapıldı. Tutanakları açar bakarsanız, burada, ben, o konuya da değindim. Bunu AB için değil, kendi toplumumuz için, kendi ihtiyaçlarımız için yapmak durumundayız; çünkü, inanıyoruz ki, bizim toplumumuz, her toplumdan daha fazla, belki, en az onlar kadar ya da -farklı bir ifade tarzıyla- demokrasiye, özgürlüklere layık bir toplumdur. Şimdi yapılan değişikliklerde bütün bunlar gözardı edilmiş; âdeta, olağanüstü dönemleri, otoriter rejimleri çağrıştırır bir düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlarım, bu değişiklikle, bu teklifte... Yani, niye teklif olarak geldi, orasını da anlayabilmiş değilim. Şimdi, kanun teklifi olarak geliyor; teklif sahibi çıkıp teklifini savunmuyor, ne komisyonda ne bir başka yerde. Yani, bu, tasarı ise, hükümet buna tasarı demeli. Yani, bu şekilde teklif olarak gelince, bu, bir kişinin, bir milletvekilinin yahut üç beş milletvekilinin iyi niyetle getirdiği bir şey biçiminde gözükmüyor bize. Çünkü, arkasında hükümet bütün gücüyle duruyor.

Yani, niye teklif olarak geldi, onu da anlamadım; ama, bu teklifte değerli arkadaşlarım, gözüme çarpan temel noktalar şunlardır; bunların üzerinde izin verirseniz biraz durmak istiyorum: Tutuklama süreleri, gözaltı süreleri artırılıyor, kolluğun yetkileri artırılıyor, temel özgürlüklerin özüne dokunuluyor bu yasa teklifiyle. Yani, acaba, şöyle mi denilmek isteniyor: Ya, biz, bir CMK yaptık, işte bunu da 17 Aralıktan önce, AB kapsamında, AB gördü, artık iş bitti. Yani, yine, "biz, hadi gel, eski düzenimize dönelim, otoriter devam edelim" mi denilmek isteniyor; "otoriter bir biçimde, otoriter uygulamalara devam edelim" mi denilmek isteniyor; bunu anlayabilmiş değilim.

Değerli arkadaşlarım, elimizdeki bu yasa teklifini kabul ederseniz... Sizin, çok sevdiğiniz bir deyim var kendinize yakıştırdığınız, sık sık diyorsunuz ki: "Biz muhafazakâr demokratız." Muhafazakârlığınıza karışmam amma, buna evet dedikten sonra, birazcık "demokrat" deme konusuna kendiniz de bir bakın, pek de o kadar kolay olmayacak. Muhafazakârlığınıza bir şey demiyorum; o sizin takdiriniz; ama, buna evet deyip de “biz demokratız” diye ortalıkta biraz zor dolaşırsınız arkadaşlar. Bu çok da haklı olmaz. Bütün hakları, özgürlükleri sınırlayacaksınız, kısıtlayacaksınız, "biz demokratız..." Sevsinler öyle demokratı! Neredeymiş bu demokrasi?! Bunlara dikkatinizi çekmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, kimi demagojik açıklamalar da oluyor: Demokrasi olacak amma, bizim ülkemizin şartları var; işte, suçla mücadele etmemiz lazım; efendim, terörle mücadele etmemiz lazım, bunu diyenler suçla mücadele etmeyi erteliyorlar, vay işte teröre şöyle oluyor, bakın, şu gün şöyle oldu, bugün böyle oldu...

Değerli arkadaşlarım, bu ülke, kurulduğu günden bu yana suçla mücadele ediyor. Suçla mücadele de hukuk içerisinde olur. Suçla mücadele, hukuksuzlukla, hukuku rafa kaldırarak olmaz. Suçla mücadele edecekseniz hukuk içinde edeceksiniz. Aksi takdirde, siz suç işlemiş olursunuz. Bu, hukukun en evrensel prensibidir. Elbette Türkiye, içine düştüğü amansız bir kışkırtılmış terörün karşısında; bu terörün pençesinden kurtulacaktır, terörle de en etkili şekilde mücadele edecektir. Kim diyor ki terörle mücadele edilmesin, böyle bir şey mi var?! Ama, şimdi, terörle mücadele derken, değerli arkadaşlar, genel bir yasayı, herkese uygulanabilecek bir yasayı antiterör yasası haline dönüştürmeye hakkımız yok, bu doğru değil; herkese uygulanabilecek bir yasayı antiterör yasası haline getirmek doğru değil. Bu teklif yasalaştığı zaman bunun neresinde özgürlük kalacak? O, devletin sınırladığı alandan geri kalanı özgürlük olacak. Burada sınırladığı alandan geriye bir şey kalmıyor. Buna dikkatinizi çekmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu demagojiye doğrusu çok prim vermemek gerekir. Kuşkusuz, her Türk vatandaşı, her yurtsever, her vatansever terörle mücadeleden yanadır; ben, hepinizin de öyle olduğuna inanıyorum, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında olan değerli arkadaşlarımın, hangi partili olursa olsun; her vatansever yurttaşımın vatansever olduğuna -en az benim kadar- inanıyorum ve bunlara karşı olduğuna inanıyorum; bu başka bir şey; ama, bu, demokrasiyi yok etmenin gerekçesi olmamalıdır, hürriyetleri yok etmenin gerekçesi olmamalıdır, o demagojiktir, o doğru değildir, o haklı değildir, ona prim vermemeliyiz.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, birazcık izin verirseniz, tasarıyı şöyle... Tasarı diyorum, kusura bakmayın, yani tasarı gibi geldiği için... Teklifi şöyle ufkî bir biçimde geçelim kısa kısa. Kuşkusuz, ilgili maddelerinde başka konuşacak arkadaşlarımız var; ama, yani, söylediğimiz şeyler havada asılı kalmasın.

Teklifin 2 nci ve 3 üncü maddesi, beden muayenesini düzenlemiş.

Değerli arkadaşlar, "iç ve dış beden" diye ayırmış. Yani, böyle bir şey hiçbir bilimsel ölçüde yok "iç ve dış beden" diye. Bizim daha önce yaptığımız düzenlemede, hâkim, savcı kararına bağlıydı beden muayenesi; şimdi "bedenin dışını doğrudan kolluk muayene eder" denilmek isteniyor. "Bedenin dışını kolluk muayene eder, bedenin içi hâkim kararıyla muayene edilir." Burada atlarsanız, bir şeyi görememiş olursunuz. Yani, anüs ve cinsel bölgeleri bedenin içi sayıyor, işte başka birtakım, kan, saç, tükürük, tırnak gibi birtakım beden şeylerini bu kapsamda sayıyor. Onun dışındaki muayeneler kolluğun doğrudan yapabileceği şeyler. Nedir bunlar; parmak izlerinizi alabilecekler, el svaplarınızı alabilecekler; yani, bir çeşit utangaç fişleme bunun adı. "İç-dış beden" diye kulağı dolaydan göstermenin sebebi o; bir çeşit utangaç fişleme.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, 3 üncü maddede, mağdur muayenesi söz konusudur. Mağdurun -teklifin deyimine göre- iç muayenesinde rıza aranmamıştır. Hadi sanık için hâkimin, savcının kararı yeterli olabilir; ama, mağdur açısından rıza aranmak durumundadır. Aksi, insan haklarına aykırıdır. Bu, suçun sanığı değildir, mağdurdur; yani, vücuduna dokunulmasına müsaade etmeme hakkına sahiptir. Ne olabilir; diyelim ki tecavüz mağduruysa, vücudunu muayene ettirmezse, o delilden vazgeçmiş sayılır. Bu, mağdurun hakkıdır, insan hakkıdır; yani, bunun tanınmaması dahi, bu bakış açısının ne kadar çarpık olduğunu, ne kadar doğru olmaktan uzak olduğunu gösteriyor.

Değerli arkadaşlarım, 6 ncı maddesiyle... Ben, kısa geçiyorum, zamanı ekonomik kullanmak için. Tabiî, Sayın Başkan, şahsımız adına da sözümüz olacaktı, ekleme yaparsanız, bölünmemiş olur konuşmamız.

6 ncı madde de, keşif hükümleri, yer göstermeyle ilgili. Değerli arkadaşlarım, hepimizin bildiği bir şey var; hazırlık soruşturmasında, yer gösterme diye bir şov var idi. Şov diyorum; yani, kameralar, işte, arkasından sanıklar, işte, polis yelekleri giydirilmiş yahut bilmem ne, böyle kullanılır, işte, yer gösterildi, şu oldu, bu oldu... Bu, doğru olmayan bir şeydi. Esas itibariyle yer gösterme denilen şeyin bir delil niteliği de yoktu yargılama açısından. Bir delil niteliği de yoktu; yani, takdirî delil niteliğindeydi daha doğrusu; ama, böyle bir şey yapılmasın diye, biz, yer gösterme işlemini keşif hükümlerine tabi kıldık; keşif hükümleri çerçevesince, cumhuriyet savcısı yaptırabilecekti. Şimdi, 6 ncı maddedeki düzenlemeye göre, cumhuriyet savcısının bu yetkisinden vazgeçiyoruz, yer göstermeyi, yine, eskiden olduğu gibi, kolluk, yapmaya devam edecek; kolluğa bırakılıyor.

Tabiî "ne var bunda, şimdi de kolluğa bırakılıyordu" diyebilirsiniz. Şu var, değerli arkadaşlarım: Biraz önce İnfaz Yasası bitirildi. Orada, cezaevinden sanığın, hatta hükümlünün yer gösterme için alınabileceği söylendi, hâkim kararıyla alınabileceği söylendi. Şimdi, burada yaptığımız değişiklikle birlikte, keşif hükümleri uygulanmayacak artık, kolluk yürütecek bunu. Yani, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bir şahıs, hükümlü, "yer gösterme" adı altında kolluk tarafından alınabilecek, onbeş güne kadar varan bir şekilde bulundurulabilecek. Bunun neresinin hukuk devletiyle bağdaştığını, hukuk devleti kavramını birazcık bilen arkadaşlar bana da anlatırlarsa, ben de memnun olacağım; ama, ben bunun hukuk devletiyle bağdaşmadığını, birçok bakımdan mahzurlu olduğunu size anlatabilirim.

Değerli arkadaşlarım, şu bir gerekçe değildir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
