# Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim
- **Tarih:** 26 Mayıs 2005
- **Gündem:** TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KAN.TEKL.(SS : 901 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2005-05-26-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kan-tekl-ss-901-3

> Orhan Eraslan (CHP), 26 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KAN.TEKL.(SS : 901 )); konuşma 1.596 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; konuşmamı tamamlamaya çalışacağım mümkün olduğu kadar.

Basın özgürlüğünde kalmıştık, iftira maddesi... Değerli arkadaşlarım, iftira, kamu efkârında kullanıldığı şekilde düşünülmemelidir. Elbette iftira çok ağır bir şeydir; ama, iftira hususi kasıtla işlenir, özel kasıtla işlenir, birisini mahkûm ettirmek için işlenir. Buna iftira denir teknik anlamda, ceza hukukunda. O, günlük kullanımındakinden farklıdır.

Bunun için, temel olarak, gerek Yargıtayın bu suçlara bakan dairesinin görüşü gerekse öğretideki ağırlıklı görüş, basın yoluyla iftira suçunun olamayacağı doğrultusundadır. Basın yoluyla yapılan iftira hakaret niteliğini taşır; çünkü, iftirada bir özel kasıt vardır. O kasıt, o kişiyi mahkûm ettirmektir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, gazeteci basın yoluyla haberi yazdı. Bu haberden dolayı cumhuriyet savcısı ihbar sayabilir bunu, dava açabilir, yargılama sonucu beraat edebilir. O zaman, basına, iftira ettiği yargısına varılarak geri dönülmesi lazım. Bu, vahim bir şeydir. Arkadaşlar, bu, gerçek olmayan haberin cezalandırılması anlamına gelir. Bunu, öteden beri, eskiden beri siyasî iktidarlar arzu ederler nedense. Bunun elli yıllık da bir öyküsü vardır; ama, basında şöyle bir şey vardır: Haber günlük akar. Değerli arkadaşlar, haberin tam doğru olup olmadığını teyit edebilme olanağınız yoktur. Üstünkörü, yaklaşık bir incelemeyle doğru gibi gözüküyorsa haber yazarsınız. Kimi zaman yanlış da çıkabilir. Bunu soruşturma zamanına, olanağına sahip değilsiniz. Soruşturduğunuz anda o haber, haber olmaktan çıkar.

Değerli arkadaşlar, önceki yasada da var iftira maddesi, 285'te. Açalım bakalım 285'i "basın yoluyla" diye bir laf yok; yeni katılmış buraya. Bu da, basın özgürlüğü açısından önemli bir sınırlamadır.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bu sınırlamaları kaldırmamız gerekiyor. Kaldırmazsak; birincisi, gerçek olmayan haber tehdidiyle bütün basını tazyik altına, baskı altın alırız, özgürlükleri sınırlarız. İkincisi, haber kaynağını yok etme nedeniyle özgürlükleri sınırlarız. Bu iki noktayı düzeltmemiz gerekiyor.

Ayrıca, 140 ıncı maddedeki düzenlemede, 60 ıncı maddeyle birleştirdiğinizde, bu koşullara uymayan tüm gazete, yayın kuruluşları, televizyonlara, hepsine devletin el koyabilme olanağını veriyorsunuz; ki, çok vahim bir durum doğuruyor. Bunu bilmemiz gerekir.

Basın özgürlüğünü esaslı sınırlayan iki temel nokta vardır, ben diğerlerine çok katılmıyorum. Şimdi, ikide bir önümüze getirilir; efendim, 305 inci madde, ifade özgürlüğünü çok sınırlıyor, şöyle oluyor, böyle oluyor... Değerli arkadaşlar, ben, ilk günden bugüne kadar 305 inci maddeyi ısrarlı bir biçimde savundum, halen de savunmayı sürdürüyorum. 305 inci maddenin, yani "temel millî yararlar" maddesinin fikir özgürlüğüyle, ifade özgürlüğüyle uzak yakın bir ilgisi yoktur. Şimdi, 305 inci maddenin iki unsuru var; birisi, bir yabancı kişi ya da kuruluştan para alacaksınız yahut maddî menfaat sağlayacaksınız. Diğeri, ülkenin bağımsızlığı, ulusal bütünlüğü, millî güvenliği ve Anayasadaki temel nitelikleri aleyhine çaba sarf edeceksiniz. Affedersiniz, yabancı bir ülkeden para alarak ya da yabancı bir kuruluştan para alarak fikir nasıl oluyor? Nasıl fikir olabiliyor böyle bir şey? Nasıl olabiliyor, bu, fikir? Yani, fikir, insanların beyni kamyon da parayla yüklenen bir şey değil ki. Fikir, insanların günlük yaşantısında edindiği kültürünün, şunun bunun ışığıyla dışarıdan algıladıklarının beyninde oluşturduğu bir şeydir. Parayla alınmaz satılmaz fikir, arkadaşlar. Fikir, parayla alınmaz satılmaz. Yani, yabancı verecek parayı, sen fikir icat edeceksin! Hem de hangi konuda; ülkenin bağımsızlığı, ulusal bütünlüğü, millî güvenliği ve Anayasadaki temel nitelikleri aleyhine. Ve buna, biz, devlet olarak, sessiz kalacağız, seyirci kalacağız.

Arkadaşlar, nerede o; biz de o ülkede yapalım. Var mı öyle bir şey? Dünyanın her ülkesinde benzer maddeler vardır. Bu maddenin aynısı; hatta, daha geniş kapsamlısı Fransız Ceza Kanununda vardır. Birtakım insanlar, basın özgürlüğü, fikir, ifade özgürlüğü deyince, bunu ileri sürüyorlar. Hayır, bu doğru değil, bu tuzağa düşmeyin. Bu konuda uyanık olmak gerekir iktidarıyla muhalefetiyle. Burada, 305 inci maddeyi kendi haline bırakarak, bu maddenin işleyemez hale getirilmesine gönlümüz razı değildir.

Üstelik, bir başka şeyi söylemek istiyorum size. Bu madde, yeni vazedilmiş bir madde değil değerli arkadaşlarım. 765 sayılı Ceza Kanununun 127 nci maddesinde de var böyle bir şey. Üstelik, orada, temel millî yararlar tarif edilmemiş, millî menfaatlar denilmiş; yani, asıl, nereye çekersen, orada çek. Burada, hiç olmazsa sayılmış, şunları şunları millî menfaat sayıyorum, millî yarar sayıyorum diye.

Şimdi, herkese, önüne geldiği şekilde, bu ülkenin bütünlüğüne, toprak bütünlüğüne, ulusal bütünlüğüne karşı faaliyet gösterebilme hakkını tanımak mı oluyor demokrat olmak?! Böyle bir şey yok değerli arkadaşlar!

Bu açıdan, Sayın Adalet Bakanı, son günlerde gelişen olaylarla ilgili, benim kanımca da doğru bir laf etmiştir; ama, ne yazık ki, İktidar Partisi, Bakanına sahip çıkmamıştır. Buradan, biz, o noktada ettiği söze sahip çıkıyoruz, arkasında duruyoruz, o noktada desteğimiz vardır. Yanlış ettiği sözler de vardır Sayın Bakanın başka olaylarla ilgili; ama, o olayla ilgili ettiği sözler doğrudur. Size de öneriyoruz; Bakanınıza, doğru söz ettiği noktadan dolayı sahip çıkın arkadaşlar.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Biz, Bakanımızın her sözüne sahip çıkarız Orhan Bey.

ORHAN ERASLAN (Devamla) - Mesele yok, mesele yok. Duyamadık da, duyulsun diye söylüyoruz; duyamadık sahip çıktığınızı.

Yanlış yaptığı şeyler oldu Sayın Bakanın, ben çok eleştirdim kendisini, sert de eleştirdim; o başka. Adalet Bakanı olarak söylememesi gereken şeyler de oldu; o da başka. Ama, son gelişen olaylarda, o 305'le ilgili nokta doğru bir noktadır arkadaşlar. Bu ülkenin, ulusal güvenliğe, millî bütünlüğe, beraberliğe, toprak bütünlüğüne, her şeye ihtiyacı var; yani, bunlar, öyle yabana atılıverecek, önüne gelene "buyurun, biz kendimiz bilemeyecek durumdayız, yapın" diyebilecek bir şey değil. Bu, basın özgürlüğü de değildir. Basınla ilgili sınırlamalar vardır; ama, asla bu 305 değildir, asla değildir.

Değerli arkadaşlarım, 1 Haziran milat değildir. "Vay be, 1 Haziran geçti, bu artık olmaz" değildir. Bunların altını çiziyorum, belirtiyorum. Bunları, ileride, yeniden... İleride dediğim, çok ileride değil. Artık bu belli, 1 Haziranda yürürlüğe girecek. Girmezse, maddî hukuka ilişkin olduğu için hak doğuracak; bunun bilincindeyim. Onun için, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu eksikliklere rağmen teklifi engellemiyoruz. Niye engellemiyoruz; çünkü, 1 Haziranda bunun yürürlüğe girmesi lazım; maddî hukuka ilişkin. Maddî hukuka ilişkin olunca, hak doğuruyor. Giremezse, sıkıntı yaşar Türkiye. Girecek, eksiğiyle girecek. Hatalarını bilmemize rağmen engelleme yapmayış nedenimiz bu.

Yani, bu noktada, bundan sonraki çok kısa bir sürede, basın özgürlüğüyle ilgili ayrı bir paket hazırlamamız gerekecek arkadaşlar. Biz varız buna, biz varız. Hiç kimse bizi bahane etmesin, CHP razı gelmedi diye bahane etmesin; basın özgürlüğüne varız. 305 inci madde dışında, buyurun, konuşalım. 305 inci maddeyi basın özgürlüğü saymıyoruz; hem, 305 inci maddede son yapılan değişikliği de doğru bulmuyorum, onu da söyleyeyim, yabancı katılmasını. Yabancının yaptığına casusluk denir, vatandaşın yaptığına hıyanet denir. Casusluk ile hıyanet aynı şey değil. Bir yabancıya, bizim millî yararlarımıza bağlı kal diyemezsin; ama, vatandaşına diyeceksin. Bu ülkenin havasını teneffüs eden, suyunu içen, ekmeğini yiyen, yani, konforunu yaşayan insana, bu ülkeye bağlı kal deme hakkına, yurttaş olarak hepimiz sahibiz. Yabancınınki bu değil; yabancınınki casusluk kapsamındadır, eksiklik varsa oraya ilave edilir; ama, yurttaşınki hıyanet kapsamındadır. Yani, orayı bir yana bırakırsak, 305'i, basın özgürlüğüyle ilgili her düzenlemeye Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz varız. Olmalıdır; açık taahhüdümüzdür, olmalıdır, buyurun. Hiç kimse bahane etmesin; bir.

İkincisi, değerli arkadaşlarım, yasanın, sadece ondan ibaret olsa özrü, sıkıntı olmaz. Hekimler geldi bize. İktidar Partisi Grubunun temsilcileriyle görüşmüşler, ondan sonra bizlerle de görüştüler, sorunlarını anlattılar. Yazmışlar, çizmişler. Tabiî, hukukçu değil bunlar, hekim; ama, ben aldım, baktım; Türk Tabipler Birliğinin, çeşitli tabip odalarının, Türk Cerrahi Derneğinin, adlî tabiplerin hepsi ayakta. Sıkıntıları var; bunları dinlemek lazım arkadaşlar. Yoktur bir şey, siz bilmezsiniz demek, en çok ben bilirim demek, çok haklı değil. Nitekim, iki üç maddedeki taleplerini, ilk incelememe göre çok haklı da buldum. Yani, gözümüzden kaçabilme olasılığı var. Diyorlar ki, defansif hekimlik gelişecek; tababet mesleği bir risk mesleğidir diyorlar. Biz, mucizeler yaratabiliriz sağlıkocaklarında, ilkyardımlarda; ama, bu düzenlenişle elimizi hastaya vuramayız, vurursak sıkıntı yaşarız; bunu düzeltin, Amerika'daki gibi defansif hekimlik gelişmesin; bir üstümüze havale etmeyelim biz de diyorlar, zaman geçebilir diyorlar. 83 üncü maddeyle ilgili bir sıkıntıları var. Doğru, arkadaşlar; orada öyle de anlaşılabiliyor; öyle anlaşılmıyor diye söyleyemem. Bunu düzeltelim; bunda bir şey yok; yani, bunu düzeltelim.

Şimdi, 278 ve 280 inci maddelerde "suçu ihbar eder" demişiz. O kadar katılıkla ve o kadar ağır cezayla söylemişiz ki, diyor ki hekim: "Ben, kanun ile hastanın arasında kalıyorum, ceza tehdidi ile hastanın arasında kalıyorum. Hekim olarak ulvî görevimi mi, hekimlik görevimi mi yapayım, hayata döndürmeyi mi yapayım, öbürünü mü yapayım?.. Bu, bana sıkıntı veren bir durum; beni bu durumdan kurtarmanız gerekir" diyor. Böyle, daha başka şeyleri de var.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bunlara çözüm bulmamız lazım. Bunlar, sorunlu maddeler. Sorunlu değil dersek, yarın, yargılanacak ve bu sebeplerle mahkûm olabilecek insanların arkasında durabilme şansımız olmaz. Yani, bunlar yolsuzluk yapsın, bir şey yapsın değil, bunlar rahat çalışsın diye. Bakın, Atatürk demiş ki: "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz." Arkadaşlar, biz, Türk hekimlerinin elini kolunu bağlarsak kendimizi kime emanet edeceğiz, kendimizi kime emanet edeceğiz?.. Burada ciddî sorunlar var. Bunu politika için söylemiyorum, ciddî sorunlar var. O zaman gördük mü; hayır görmedik, itiraf edeyim; bunda hiçbir şey yok. Daha göremediğimiz bir sürü şeyler olduğunu da her vesileyle söylüyorum arkadaşlar. Hayatın bu kadar geniş alanını düzenleyen yasada göremediğimiz şeyler olur. Bu, hep art niyetten değil. Göremezsiniz. Hayatın doğasının gereği bu. Sonra?.. Gördüğümüz zaman bunu düzeltmek lazım. İkinci noktada da bunu söylüyorum değerli arkadaşlarım; gelin, bunu düzeltelim; hekimlerimiz de rahat etsin, defansif hekimlik gelişmesin ülkemizde.

Bir üçüncü nokta, değerli arkadaşlarım, çocuklarla ilgili ceza artırıldı; biraz sonra huzurunuza gelecek; yani, o, çok doğru olmadı arkadaşlar. Evet, çocuk suçu yaygınlaşıyor; Çocuklar, suçta, ülkemizde daha yaygın bir biçimde kullanılıyor. Bunda tereddüt yok; ama, sosyal devleti tahrip ettiğimiz için, sosyal devlet tahrip edildiği için, çocukları koruyamadığımız için bunu ceza yoluyla engelleyebiliriz mantığından vazgeçmek gerekiyor. Çocuklar, cezalandırılmak yerine, korunmaya muhtaç durumdadır, korunmaya muhtaç durumdadır. En başta da suçta kullanılan çocuklar korunmaya muhtaç durumdadır. Gelin bunları düzeltelim değerli arkadaşlarım. Bunların hepsinin düzeltilmeye ihtiyacı var ve istersek, bunları iyi niyetle yapabiliriz, yapmamızın önünde bir engel yok. Yani, 1 Haziran oldu, o iş bitti, şimdiye kadar neredeydiniz... Yok böyle bir şey, yok böyle bir şey. 1 Haziran milat değil. Bunu da yaptık; en güzeli de değil; çok büyük eksiklikler olanı, yanlış olanı olduğunu biliyoruz; ama, ok yaydan fırladı, ok yaydan fırladı. Hiç olmazsa, verilen hasarı onarmak gibi bir görevle karşı karşıyayız diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2005-05-26-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kan-tekl-ss-901-3 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
