# Orman kanununda değişiklik yapılması (s.s.224)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Sür (CHP, Balıkesir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim
- **Tarih:** 30 Temmuz 2003
- **Gündem:** ORMAN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.224)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-sur-22-2003-07-30-orman-kanununda-degisiklik-yapilmasi-s-s-224

> Orhan Sür (CHP), 30 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORMAN KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.224)); konuşma 1.312 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ORHAN SÜR (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 1 inci maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli arkadaşlarım, inanıyorum ki, ileride, Türkiye ormancılık tarihini yazanlar, 2003 yılının temmuz ayının son haftasını, ormancılık tarihimiz için kara bir hafta olarak yorumlayacaklar. Dün, ormanlarımızın büyük bir bölümünün Anayasal satışını onayladı bu Meclis, bugün de, yine, ormanlarımızın büyük bir bölümünün talan edilmesine yönelik bazı maddeleri içeren bir yasa tasarısını görüşmekte.

Biraz önce, bu kürsüye gelip, Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşma yapan değerli arkadaşım, aslında, kendi fikirlerini anlatmadı; ben, satır satır okudum; tasarının gerekçesini burada bize dağıtılan kitapçıktan okudu; yani, bizlere farklı bir şeyler söylemek gereğini hissetmiyorsunuz. Burada, iddia edilen ve bu tasarının bu şekilde hazırlanmasına neden olduğu söylenen bazı sorunlar var. Karadeniz Bölgesinde olduğu gibi, Anadolu'nun dört bir tarafında, ormanlar nedeniyle yargılanan köylülerimiz elbette var; ama, ormanlar nedeniyle yargılanan köylülerimiz var diye, ormanlarımızı talana açmak zorunda mıyız?!

Şimdi, biraz önce, bu nedenler bize anlatıldığında, uzunca bir süre önce okuduğum bir şey aklıma geldi. Ulusumuzun, devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün babası, eğer tarihi okuduysak, biliyoruz ki, bir dönemler, şu anda Yunanistan olarak bildiğimiz bölgede kereste tüccarlığı yaptı. O dönemde, ormanda saklanan çetelerin tüccarlara çok saldırması ve bu nedenle, o tüccarların, padişaha şikâyette bulunmaları üzerine, padişahın da, o bölgede güvenliği sağlamak amacıyla bulundurduğu o zamanın Osmanlı paşasına "burada güvenliği sağla" talimatını vermesi Osmanlı paşasının aklına çok dâhiyane bir fikir getirdi; bütün ormanları yaktırdı. O bölgede bütün ormanlar yanınca, artık, o bölgede ormanların içinde eşkıya kalmadı ve sorun kökten çözüldü.

Şimdi, görünen odur ki, aslında, aslî görevi ormanlarımızı korumak, kollamak ve geliştirmek olan Sevgili Çevre ve Orman Bakanımız, neredeyse, ülkemizdeki bütün ormanları ya 2/B olarak dağıtacak ya talana açacak, ormanlarımızı bırakmayacak ve kendisi rahatlayacak, Orman Bakanlığına da gerek kalmayacak. Görünen o değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, yapılmak istenilen ne; kızılağaçlar ve kestane ağaçlarımız... Önce, kızılağaç ne; herkes kızılağacı bilmeyebilir; kızılağaç, genellikle nemli iklimlerde yetişiyor, ülkemizde Trakya, Marmara ve özellikle de Karadeniz Bölgesinde yetişen bir ağaç türü; boyu 20 metreye kadar ulaşabiliyor ve gerçekten, Karadenizimizi kaplayan o güzel yeşilliklerin çok büyük bölümü kızılağaç ormanları. Yaklaşık 65 000 hektar koru var ve kızılağaç alanlarımızın yaklaşık 100 000 hektar olduğu ifade ediliyor Orman Bakanlığı tarafından. 1 700 metre yükseklerde doğal olarak yetişiyor ve Türkiye'nin güzel bir bitki örtüsü.

Aynı şekilde, kestane de, Kuzey Anadolu ve Marmara'da yetişen bir ağacımız, boyu 30-35 metreye kadar çıkabiliyor ve yaklaşık 30 000 hektar alanda.

Dün burada kesinleşen anayasa değişikliğiyle yaklaşık 500 000 hektar orman arazimizi orman dışına çıkardık, bir noktada satış kararı alındı. Şimdi de, neredeyse, bu alanın yarısı kadar bir alanı talana açıyoruz. Belki bunu kabul etmek istemiyorsunuz; ama, değerli arkadaşlarım, şunu bilmenizi istiyorum: Karadeniz Bölgesinde, özellikle Doğu Karadeniz Bölgesinde, bu kızılağaçlar, ekolojik dengeyi koruyor; evet, yöre halkının başta yakacak gereksinimini karşılıyor, belki az da olsa sanayide kullanılıyor; ama, bu kızılağaçların esas bize yararı, bu bölgedeki büyük heyelanları önlemesidir.

Şimdi, bu çıkarılmak istenen yasayla, eğer, kızılağaçlar ve aşılı kestane ağaçları, orman ağacı olmaktan çıkarılıp talana açık hale getirilirse... Şu bir gerçek, bizim orman köylümüz, en yoksul kesimimiz. Bugüne kadar, sözde, orman köylüsünü düşünerek, orman köylüsü düşünülerek çıkardığımızı söylediğimiz birçok yasayla, ormanlarımızın tahrip olmasına, maalesef, bizler öncülük ettik; yine aynısını yapacağız. Köylümüz çok yoksul; belki birkaç yıl bu kızılağaçları kesecek, birkaç yıl 3-5 kuruş oradan para kazanacak; ama, özellikle Doğu Karadenizde ekolojik dengeyi allak bullak edeceğiz; özellikle Doğu Karadeniz Bölgesinde, her sene üzüntüyle izlediğimiz, her sene yaşadığımız o heyelanların daha sık yaşanmasına neden olacağız. Bunları gözönüne almak zorundayız.

Değerli konuşmacı arkadaşlarım, işte, özel ormanlardan bahsediyorlar, işte, insanların kendi tapulu arazilerindeki ağaçları kesme özgürlüğünden bahsediyorlar ve bunları kestikleri için de yargılandıklarını, mahkemelerde süründüklerini ifade ediyorlar. Elbette, böyle bir sorun varsa, Orman Bakanlığımızın ve Büyük Millet Meclisinin görevi, vatandaşlarımızın çektiği bu sıkıntıları yok etmektir. Bunun da yöntemi, orayı talana açık bırakmak değildir; gereken tedbirleri alırsınız, gereken ekipmanı sağlarsınız, gereken insangücünü oraya tahsis edersiniz ve bu vatandaşların bu sıkıntıları çekmesini de engellersiniz; ama, biz bunu yapmıyoruz. Bizim yaptığımız, kesin kesebildiğiniz kadar, kesin kesebildiğiniz kadar!

Değerli arkadaşlarım, şimdi, şunu diyebilirsiniz "kendi mülkünden kesse ne olur?" Bakın, ben, size, bazı rakamlar vermek istiyorum: Sevgili Çevre ve Orman Bakanımızın aslî görevi, orman kadastrosunu bitirmektir. Şimdi, Karadeniz Bölgesinde, bu kızılağaçlarımızın yetiştiği Karadeniz Bölgesinde orman kadastromuzun hangi konumda, hangi durumda olduğunu biliyor musunuz; bakın, ben size rakamlar vereyim. Orman alanlarımızın, Giresun'da yüzde 6,5'inin, Artvin'de yüzde 3,8'inin, Trabzon'da yüzde 12,4'ünün orman kadastrosu yapılmıştır. Yani, bunun anlamı şu değerli arkadaşlarım: Karadeniz Bölgesinde orman kadastrosu yok. Nerenin orman olduğu, nerenin özel mülkiyet olduğu belli değil. Siz, şimdi, burada, kızılağaçların kesilmesini serbest bırakırsanız, kesilen kızılağacın ormandan mı kesildiğini, özel mülkiyetten mi kesildiğini nereden tespit edeceksiniz?! (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu kadar açık, bu kadar somut bilgiler var elimizde. Ondan sonra, kalkıp diyorsunuz ki, işte, özel mülkiyettekini kessinler. Şimdi, adam gelecek -kızılağaç çok güzel bir ağaç, tarla sınırlarında yetişiyor, dere kenarlarında yetişiyor, her yerde yetişiyor- tarlanın sınırındaki bir ağacı kesecek, gece de girecek orman içindeki 5 ağacı kesecek. Bunun tersini söylemek mümkün mü?! Bugüne kadar bu ormanlar böyle tahrip olmadı mı?! Yani, dün burada tartıştığımız 2/B alanları bu şekilde orman dışına çıkarılmadı mı?! Şimdi, yeni orman tahribatlarıyla yeni 2/B alanları oluşturmuyor musunuz bu yasayı bu şekilde geçirmekle?! İnanın, yeni 2/B alanları oluşturuyorsunuz ve bunun vebalini de çekeceksiniz. Bu ülkenin yeşil örtüsünü yok ediyorsunuz. Ormanlarımızın ulusal varlığımız olduğunu unutuyorsunuz.

Dün burada tartıştığımız, dün burada görüştüğümüz ve dün burada kabul edilen yasada, belki bir düşünceniz vardı; işte, oradan büyük gelirler bekliyorsunuz, 25 milyar dolar oradan hayal ediyorsunuz; ama, bugünkü görüşülen bu değişiklikte nelerin amaçlandığını, inanın, anlayabilmiş değilim. Araştırdım, günlerce araştırdım; şu yasa, biliyorsunuz, geçen hafta gündemdeydi. İnternette çalıştım, çeşitli orman kuruluşlarına sordum, söylenen şu: Doğu Karadeniz Bölgesinde birkaç tane fabrika var ve onların da hammaddeye ihtiyaçları var; işte, kızılağaçlar kesilerek onların hammadde ihtiyaçları karşılanacak.

Yazıktır arkadaşlar, bu yeşilliği bu şekilde yok etmek yazıktır. Yani, siz, şimdi şunu diyorsunuz: Nasıl olsa baltaları elimize aldık, baltalar elimizdeyken, dün 500 000 hektarı yok ettik, bugün de 200 000 hektarı kesiverelim canım! Şarkı söyleyerek gidersiniz "baltalar elimizde, uzun ip belimizde." Ama, gelecek kuşaklar size o şarkıyı söyletmeyecekler; bundan emin olabilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, bunlar, Türkiye'nin gerçekleri. Bu gerçekleri söylediğimiz zaman, belki karşı tezler sunabilirsiniz; ama, ben, özellikle orman kadastrosu konusu üzerinde tekrar durmak istiyorum. Değerli Çevre ve Orman Bakanımız önce orman kadastrosunu bitirmek zorundadır.

Bu değişiklik tasarısının diğer maddelerinde, gerçekten, orman kadastrosuyla ilgili bizim de katıldığımız maddeler var; ama, ormanları yok ettikten sonra orman kadastrosu ne işe yarayacak; ben, onu da pek anlayabilmiş değilim; orman kalmadıktan sonra orman kadastrosu oluşturacağız.

Peki, ne yapılmalı; değerli arkadaşlarım, önce kızılağaçlar ve kestaneler orman ağacı sayılmaya devam edilmeli; bu, tartışılmamalı bile. Orman kadastrosu çalışmaları hızla tamamlanarak, ülkemizin gerçek orman envanteri çıkarılmalı, neresinin orman, neresinin özel mülkiyet olduğu, artık, Türkiye'de tartışılmamalı.

Gerçekten, tapulu arazilerindeki orman ağacı sayılan bu ağaçların sahipleri tarafından değerlendirilmesini kolaylaştırmak zorundayız. Bir sıkıntı varsa -ki, anlatılanlar var olduğunu doğruluyor- bu sıkıntının çözümü için bu Meclis çalışmalıdır. Ormanların kesilmesini serbest bırakarak değil, biraz önce ifade ettiğim gibi, bu sıkıntıyı doğuran nedenleri ortadan kaldırarak ormanlarımıza sahip çıkmalıyız. O orman köylüsüne bu şekilde sahip çıkmalıyız, onu desteklemeliyiz.

Yeni bir öneri olarak: Doğrudan gelir desteği, arazilerinde kızılağaç yetiştirenlere öncelikle ve ağırlıkla verilmeli, Çevre ve Orman Bakanlığımız, kızılağaç yetiştirilmesine destek olmalı. Elbette, bölgede, kızılağacın hammaddesine gereksinim duyan sanayi tesislerimiz var. Bu sanayi tesislerimizin de kızılağaç plantasyonları kurmaları özendirilmeli, uygun araçlarla, bu sanayi tesislerimizin, kızılağaçları kendilerinin yetiştirip, kendilerinin kullanması sağlanmalı. Bunlar, ülkemizin geleceği için düşündüklerimiz; bunlar, bugün için değil, gelecekteki kuşaklarımız için düşündüklerimiz; ama, bugün bu ormanları talana açarsak, inanın, gelecek kuşaklara orman kalmayacak. Ormansız bir ülkenin ne olduğunu, elbette, Ankara'nın, Meclisin 3-5 kilometre dışına çıktığımızda hepimiz görüyoruz; bozkırın ne olduğunu, yeşilin ne olduğunu da Karadeniz'e gittiğimizde görüyoruz. Karadenizimizi kurtarın, Marmaramızı kurtarın, kızılağaçlarımızı kurtarın. Sayın Bakanım, lütfen, artık, ormanlarımıza dokunmayın. Sizin göreviniz ormanlarımızı korumaktır, ormanlarımızı tahrip etmeye yönlendirmek değil.

Ben, bu duygularla, Yüce Meclisi selamlıyor, ormansız bir ülkede yaşamak istemediğimi, çocuklarımızın da bunu istemediğini burada yineliyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Sür (CHP, Balıkesir). “Orman kanununda değişiklik yapılması (s.s.224)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 30 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-sur-22-2003-07-30-orman-kanununda-degisiklik-yapilmasi-s-s-224 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
