# Madenlerle ilgili meclis araştırması önergelerinin(10/37,38,44,82,92,95,96,116)birleştirilerek görüşmesi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Sür (CHP, Balıkesir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim
- **Tarih:** 11 Mayıs 2004
- **Gündem:** MADENLERLE İLGİLİ MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİNİN(10/37,38,44,82,92,95,96,116)BİRLEŞTİRİLEREK GÖRÜŞMESİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-sur-22-2004-05-11-madenlerle-ilgili-meclis-arastirmasi-onergelerinin-10-37-38-44-82-92-9

> Orhan Sür (CHP), 11 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADENLERLE İLGİLİ MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİNİN(10/37,38,44,82,92,95,96,116)BİRLEŞTİRİLEREK GÖRÜŞMESİ); konuşma 1.580 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ORHAN SÜR (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tarafımdan hazırlanarak 47 Cumhuriyet Halk Partili milletvekili tarafından imzalanan ulusal zenginliğimiz bor madenlerinin stratejik ve ekonomik değerlerinin araştırılmasını amaçlayan önerge hakkında, önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama başlamadan önce, bu oturumun başında Meclis Başkanımızın dile getirdiği sözcüklere, dile getirdiği temennilere yürekten katıldığımı ifade etmek istiyorum; ama, şuna şaşıyorum: Bu Mecliste, bundan yaklaşık ondört onbeş ay önce bu konular konuşuldu; o günlerde, bunların yaşanacağı, bu Meclis kürsüsünden dile getirildi. Amerika Birleşik Devletleri ve emperyalist güçlerin sömürüyü düşündükleri hangi ülkede, girdikleri hangi yerde, Irak'ta yaptıklarını yapmadığını gördünüz?! Bizim kuşağımız Vietnam'ı, Manila katliamlarını ne çabuk unuttu; yani, Irak'ta yaşananlar bir sürpriz miydi?! O nedenle, o günlerde bu Mecliste Amerika'nın peşine takılıp da Irak'a girmeyi savunanları, tekrar, bir kez daha vicdanlarıyla baş başa bırakmak istiyorum ve Irak'ta yaşananlar nedeniyle de, Amerika Birleşik Devletlerini ve İngiltere'yi kınıyorum.

Çok değerli arkadaşlarım, yine borla ilgili konuya girmeden, Sevgili Bakanımızın burada yaptığı konuşmalarda bizlere verdiği bazı müjdeleri, sanırım, kamuoyu ve bizler biraz farklı algılıyoruz; onları, Sayın Bakanımla da paylaşmak istiyorum. Örneğin, Sayın Bakanım, geçtiğimiz yıl hükümetimizin aldığı bir karar doğrultusunda yardımlaşma fonu aracılığıyla ülkemizdeki fakir vatandaşlarımıza dağıtılan kömür nedeniyle, ülkede kömür fiyatlarının yaklaşık 20 dolar civarında düştüğünü ifade etti. Sayın Bakanım, herhalde, biz, başka ülkelerde yaşıyoruz; şimdi, ben, size bunun tam tersini söylüyorum. Ben, sizin Türkiye'nin birçok noktasına dağıttığınız Soma kömürünün bitişiğindeki en yakın ilin milletvekiliyim, Balıkesir'in Milletvekiliyim. Sizin o uygulamanızın hemen ardından, Balıkesir'de, Soma-Kısrakdere kömürü fiyatları yüzde 30 oranında arttı. Cebinde parası olan vatandaş gidip kömür alamadı. Sizden rica ediyorum, lütfen, size bu bilgileri getirenler ile benim söylediklerimi bir karşılaştırın; yani, iktidarda olunca farklı, muhalefette olunca farklı görünmemeli bazı şeyler, bunlar yaşanan olaylar. Türkiye'de, bu uygulamanın sonucunda, geçtiğimiz kış, cebinde parası olan vatandaş kömür almakta zorlanmıştır. Dileyelim, önümüzdeki kış bunlar tekrar yaşanmaz.

Değerli arkadaşlarım, gelelim bora. Aslında, yine, Sayın Bakanımızın burada ifade ettiği bilgiler doğrultusunda, düşüncenin şöyle bir yöne kaydığını fark ediyorum: Yeni bir Maden Yasası Tasarısı getiriyoruz. Bu tasarı bu Mecliste yasalaştığında, Türkiye madenciliğinin sorunu çözülecek, Türkiye'deki madenlerin sorunu çözülecek. O nedenle, bu tip araştırma önergelerine de gerek yok, 8 tane araştırma önergesi var, bunları da kabul etmeyelim -zaten AKP Grubu adına konuşan arkadaşımız da bunu ifade etti- biz bunu kökten çözüyoruz...

Değerli arkadaşlarım, özellikle bor konusunda, sizleri bir kez daha düşünmeye çağırıyorum. Bakın, Allah bu ülkeye çok sayıda doğal kaynak vermiş, çok sayıda madenimiz var. Çok madenimiz var; ama -işte, biraz önce burada arkadaşlarımız konuşuyorlar- altın rezervimiz 400-500 ton, Türkiye'nin iki yıllık ithalatını karşılıyor. İşte, kömürde şu kadar, demirde bu kadar rezervimiz var; ama, borda farklıyız arkadaşlar. Borda, dünyanın bir numarasıyız. Dünyada söz sahibi olabileceğimiz tek madenimiz var, o da bor. O zaman, elbette ki, bu denli güçlü olduğumuz bir konuda çok özel yasalar çıkarmak zorundayız, çok özel politikalar uygulamak zorundayız; yani, bunun için oturup düşünmeliyiz, ulusal bir strateji tespit etmeliyiz ve bu stratejiyi ulusal politika haline getirmeliyiz. Hangi hükümet gelirse gelsin, bu politikanın arkasında durmalı.

Bakın, aslında, konuşma metnimin ileriki aşamalarında gündeme getireceğim bir konu vardı; onu, burada gündeme getirmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, biraz önce Sayın Bakanımız, Türkiye'nin, dünyadaki bor rezervinin yüzde 72'sine sahip olduğunu ifade etti.

Arkadaşlar, yaklaşık elli veya altmış yıl sonra, dünyada, Türkiye dışında bor üretebilen bir devlet kalmayacak; yani, altmış yıl sonra, Türkiye, dünyadaki bor rezervlerinin yüzde 100'üne sahip olacak. O zaman, şimdiden bazı önlemleri almak zorundayız; şimdiden, altmış yıl sonrasına hazırlanmak zorundayız; şimdiden, bu stratejiyi geliştirmek, bunun ekonomik değerini, bu ülkeye vereceği katmadeğeri hesaplayıp ona göre projeler üretmek zorundayız. "Biz maden yasası yaptık. Canım, kömür madeninin yanında, bakır madeninin yanında bor da gelir geçer" mantığıyla yaklaşırsak, inanıyorum ki, bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmış oluruz.

Aslında, Bor Enstitüsü Yasasının görüşülmesi aşamasında, buraya bor madenini de getirip sizlere gösterdim. Çoğunuz, gerçekten, o güne kadar görmemiştiniz. Bor madenini, kısaca sizlere anlatmak istiyorum. Kimyada, saf bir element olarak, dünyada doğal olarak bulunmadığını bildiğimiz borun element numarası 5. Doğada saf olarak bulunmuyor; ama, oksitlenmiş bor bileşikleri olarak, boratlar olarak, eski çağlardan beri bilinen bir ürün. Sodyum kökenli olanlara tinkal, kalsiyum kökenli olanlara kolemanit, sodyum kalsiyum kökenli olanlara ise üleksit adı veriliyor ve bütün dünyada böyle tanınıyor.

4 000 yıl önce, Tibet'te kullanılmaya başlanılmış. Biraz önce değerli arkadaşımız, dünya madencilik tarihini verirken bu noktayı sanırım atladı; 4 000 yıl önce, bor madenini, Tibet'te kullanmaya başlamışlar. Babilliler, Uzakdoğu'dan bor madenini almışlar, getirmişler ve altın üretiminde kullanmışlar; Mısırlılar, mumyalama işleminde kullanmışlar, Romalılar cam yapımında kullanmışlar, eski Yunanlar ve Romalılar, bugün kullandığımız gibi, bazı birimlerde temizlik işlerinde kullanmışlar. MS 875 yıllarındaysa, Arap doktorlar ilk kez boru ilaç olarak kullanmış. Bor, Avrupa'ya Marco Polo tarafından getirilmiş. 1790 yılında, Güney Amerika'da And Dağlarında bulunmuş ve İtalya'da ilk borikasit fabrikası 1830 yılında üretime geçmiş.

Ülkemizde borun tarihçesini incelediğimizde ve kısa bir bor gezintisi yaptığımızda nelerle karşılaşıyoruz; 1850'li yıllarda, Bebek'te mermer işleriyle uğraşan Polonyalı bir mültecinin, eski ortağı Fransız Cammie Desmezures'a alçıtaşından yapıldığını sandığı bir heykeli hediye etmesiyle Osmanlı döneminde bor macerası başlamış. Cammie Desmezures, bu alçı taşı heykeli incelediğinde, bunun aslında alçı taşı olmadığını, bir bor parçası olduğunu saptamış ve hemen, iki ortak, Türkiye'de, Osmanlı topraklarında bor aramaya başlamışlar ve ilk boru, Balıkesir İli Susurluk İlçesi Sultançayır bölgesinde bulmuşlar. Aslında, bulunan bu bor madeni eski bir maden değil; MÖ 13 üncü ve 14 üncü Yüzyıllarda Romalılar tarafından kullanılan bir maden; ama, bilinmiyormuş yani, kullanılmamış daha sonra. Pandermit adı verilen bu bor bileşiğini hemen ihraç etmeye karar vermişler; ama, işte o Avrupalının Türkiye'ye baktığı göz olan sömürü gözüyle bakmışlar, Osmanlı Padişahına "biz buradan alçıtaşı ihraç edeceğiz" demişler ve alçıtaşı ihraç etmek için izin almışlar ve ihracata başlamışlar. Çok büyük paralar kazanmışlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Sür.

ORHAN SÜR (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu izni alır almaz da başka bir şey daha yapmışlar değerli arkadaşlarım; hemen, Fransa'da, Paris'e yakın bir yerde bir bor rafine tesisi kurmuşlar. Dikkat edin, Türkiye'de kurmuyorlar! İşte yabancı sermayenin ve o çok özenle ülkeye gelip, ülke kaynaklarını açmaya çalıştığımız insanların ta yüzyıllar öncesindeki bakışı zaten buydu; yine aynı! Paris'te kurmuşlar rafine fabrikasını ve oradan ülkemizin borunu yağmalamaya devam etmişler. Bir süre sonra bunun bor olduğu anlaşılmış; birbuçuk, iki yıl kadar yasaklanmış; tekrar izin çıkmış. O bölgedeki insanlar, halkımız, bu yağmalamayı durdurmaya çalışmışlar; elbette, durduramamışlar. Bu yağmalama, cumhuriyet dönemine kadar gelmiş.

Değerli arkadaşlarım, genelde madenle ilgili konuştuğumuzda şunu bilmek zorundayız: Bu ülke topraklarında çıkan madenlerin -Osmanlı dönemi de dahil, Çanakkale Savaşına kadar olan bölümde- çok büyük bir bölümü, Fransız, İngiliz, İtalyan, Rus, Yunan uyruklu vatandaşlar tarafından çıkarılmış ve bu madenlerle ilgili, bu ülke topraklarında, bu çıkan madenleri hammadde olarak kullanan hiçbir tesis yapılmamıştır ve hâlâ da yapılmamaktadır. Stratejileri budur. Özellikle bor konusundaysa, bu daha ağırlıklı bir şekilde yaşama geçmektedir. Türkiye bor madenlerinin dünyanın en güçlü tröstlerinin eline geçmesi 1950 yılındadır. 1950 yılında, hükümetin çıkardığı 3/12002 sayılı kararnameyle dünya tekeli Borax Consalidated Limitet Şirketi, Türkiye'deki bor işletim haklarını satın almıştır. Aslında, bu şirket, daha sonraları çok adını duyacağımız Rio Tintonun bir alt kuruluşudur ve Rio Tinto Şirketi dünya tekelidir, borda dünya tekelidir.

Daha sonraki dönemlerde, Türkiye'de, gerek özel sektörde gerek başka isimler altında bor üretimi yapan bütün şirketlerin üst birimi, biliniz ki, Rio Tintodur. Hatta, Rio Tintonun internetteki web sayfasına girerseniz, Türkiye üzerinde oynanan oyunları görürsünüz. Rio Tintonun alt kuruluşları 1950'li yıllarda, 1960'lı yıllarda, Türkiye'de bor kalmadığını iddia eden raporlar düzenlemişlerdir, Türkiye borunun en kalitesiz bor olduğunu ifade eden raporlar düzenlemişlerdir; ama, şimdi biliyoruz ki, Türkiye boru, dünyanın en kaliteli boru ve en nitelikli boru ve Türkiye -Bakanımızın da ifade ettiği gibi- dünya bor rezervinin yüzde 70'lerine sahip.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir üründen bahsediyoruz. Zamanımız çok sınırlı, fazla da zamanınızı almak istemiyorum ve konuşmamı bitirmek istiyorum. Bu ürünün değerlendirilmesi gerekiyor. Bu ürün yıllarca yağmalanmış, taa 1978 yılına kadar. 1978 yılında, o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi Hükümeti bor madenlerini devletleştirmiş. O günden beri devletimiz tarafından üretilen ve pazarlanan bir ürün. Bugüne geldiğimizde, borun durumunu incelediğimizde, maalesef -Sayın Bakanımız da biraz önce rakamlar verdi- 200 000 000 dolarlardan bahsediyoruz ihracatta. Dünyada milyarlarca dolarlık bir pazarı var borun; ama, biz, 200 000 000 dolardan bahsediyoruz, 300 000 000-350 000 000 dolara çıkarmayı başarı olarak hedefliyoruz. İşte, yanlışımız burada. Biz, altmış yıl sonrasını düşünüp, elli yıl sonrasını düşünüp milyarlarca doları hedeflemek zorundayız. Buna adım attık. Geçtiğimiz dönemde, burada, bir bor enstitüsü kurulması için çalışma yaptık, bir Bor Enstitüsü kurduk; ama, yeterli mi; yetmez. Bu Bor Enstitüsünün üreteceklerini, teknolojiyi sanayie aktarmak zorundayız. Bu nedenle, borun hem çıktığı hem işlendiği bir il olan Balıkesir'deki iki organize sanayi bölgesinin, organize bor sanayi bölgeleri olarak değerlendirilmesini önermiştim o zamanlar, önerimi yineliyorum; ama, bu ulusal varlığımızı korumak ve kollamak zorundayız. Bunun için de, stratejilerimizi ve politikalarımızı bugünden belirlemek zorundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Başkanımızın tanıdığı bu uzatma hakkını kötüye kullanmak istemiyorum. Sözlerime, Meclis Başkanlığımızın hepimize dağıttığı, Ulusal Kurtuluş Savaşı devam ederken Birinci Meclis üyeleri arasında yapılan bir ankette Balıkesir Milletvekili rahmetli Hacim Muhittin Çarıklı Beyin verdiği bir yanıtla son vermek istiyorum.

Değerli vekillerimiz, o dönemde, kurtuluşun reçetesini bize göstermişler. Tarih, 27 Eylül 1922. Daha cumhuriyet ilan edilmemiş. ulusun verdiği bağımsızlık mücadelesi, 9 Eylülde işgal kuvvetlerini İzmir'de denize dökmüş. Anadolu'nun dört bir tarafından dumanlar yükseliyor; ama, Yüce Türk Ulusu hedefine ulaşmış, bağımsızlığa ulaşmış.

Temmuz 1921'de vekillerimize sorulan soru şu: "Kazanılacak olan ulusal bağımsızlık savaşımızın bolluk getirici ve verimli olması neye bağlıdır?" Rahmetli Çarıklı yanıtını söyle bitirmiş: "Bugün kahraman Türk Ordularının sağladıkları büyük zaferlerin neşesiyle herkes sevinçli ve bütün dünya da Türkün bu yeni ve en büyük harikasına hayrandır; ancak, süngünün sağladığı geçici utkulara aldanmayalım. Bence, bu savaşımın verimli olması, ancak, ulusal kültürün ve ekonominin gelişmesinin sağlanmasıyla mümkün olacaktır."

Değerli arkadaşlarım, işte, ulusal kültürü ve ekonomiyi yerel kaynaklarımıza sahip çıkarak sağlayabiliriz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Sür (CHP, Balıkesir). “Madenlerle ilgili meclis araştırması önergelerinin(10/37,38,44,82,92,95,96,116)birleştirilerek görüşmesi”. TBMM Genel Kurulu, 87. Birleşim tutanağı, 11 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-sur-22-2004-05-11-madenlerle-ilgili-meclis-arastirmasi-onergelerinin-10-37-38-44-82-92-9 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
