# Danışma kurulu önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Orhan Ziya Diren (CHP, Tokat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim
- **Tarih:** 11 Haziran 2009
- **Gündem:** DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/orhan-ziya-diren-23-2009-06-11-danisma-kurulu-onerisi

> Orhan Ziya Diren (CHP), 11 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 1.203 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ORHAN ZİYA DİREN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ısınma ve kuraklığın Türkiye üzerindeki etkilerinin araştırılmasıyla ilgili Demokratik Toplum Partisinin vermiş olduğu önerge üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, küresel ısınma, kelime anlamı olarak, insanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasıdır. Sanayi Devrimi’nden sonra binlerce fabrika kurulmuş, yeni teknolojiler gelişmiş, bilinçsizce tüketilen fosil yakıtlar sonucunda dünyanın haddinden fazla ısınmasının şartları oluşturulmuştur. Neticede, sanayinin gelişmesi, atık artışı, ormanların telef edilmesi, savaşlar derken insanlık kendi sonunu kendi hazırlamaktadır. Birleşmiş Milletler İklim Konferansı’nda küresel ısınmanın nedenleri arasında yüzde 90 insan faktörü olduğu ve 2100 yılına kadar dünya ısısının 1,8 ila 4 derece arasında artacağı tespiti yapılmıştır.

İnsanoğlunun varoluşundan bu yana dünyamıza yaklaşık 13 milyar insan gelmiş ve gitmiştir. Yapılan hesaplamalar bu rakamın doğru olduğunu teyit etmektedir. Bugünse bu rakamın yaklaşık yarısı kadar insan ve buna paralel de aynı sayıda artmış bir hayvan varlığı yeryüzünde bulunmakta ve tüm bu canlılar topraktan nemalanmaktadır. Bu sayısal artış yetmiyormuş gibi geometrik bir hızla gelişen sanayileşme hareketleri ve bunların doğa ve çevreye olumsuz etkileri, yeni oluşan kentler ve bunların inanılmaz boyutlarda gelişerek tarım topraklarını yok etmeleri, yine yaz-kış değişimleri, yağışlar ve bunun sebep olduğu toprak kayıpları, erozyonlar, ulaşım hizmetleri için kara yolu, tren yolu ağları ve hava meydanları için kaybedilen tarım toprakları, bu hayati malzemeyi acımasızca yok etmeye devam etmektedir.

İnsanların maalesef acımasızca yok ettiği ormanlar, yani doğanın akciğerlerinin de tükenişini, yine atmosferdeki ozon tabakasının yok oluşu sonucunu ve güneş ışınlarının filtre edilemeyişi sonunda artan kanser vakalarını da maalesef üzülerek görüyoruz. Bir de buna küresel ısınma ve kuraklıkların etkileri eklendiğinde durum daha da vahim bir hâle gelmektedir. Bugün yaklaşık 950 milyon insan kıtlığın pençesinde âdeta kıvranmaktadır.

Sayın milletvekilleri, sera gazı salımlarını azaltma konusu, arıtma teknolojileri kullanılarak çözülebilir nitelikte bir sorun değildir. Dolayısıyla, yenilenebilir enerji kaynaklarından azami yararlanmayı gerektirmektedir. Bu konuda Türkiye için çözüm yaklaşımı, konutlarda ısı yalıtımı, ulaşımda toplu taşımacılık, demir yolu, deniz yolu ve sanayide temiz yakıt kullanımı teknolojilerinin ve yenilenebilir enerjilerin en uygun güvenlik ve ekonomik koşullarının oluşturulması mutlaka gerekmektedir. Sera gazı salımlarının azaltılmasında fayda-maliyet hesaplarının sağlıklı bir şekilde yapılması için kamu ve özel sektörün tüm alt sektörlerinde detaylı salım envanterlerinin mutlaka çıkartılması zorunludur ve büyük ihtiyaç vardır.

Sayın milletvekilleri, küresel ısınmaya bağlı kuraklık söz konusu olunca akıllara ilk gelen su kullanımıdır. Ülkemiz topraklarının 25,8 milyon hektarlık kısmı sulanabilir arazilerden oluşmaktadır. Ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı ise 8,5 milyon hektardır ancak Devlet Su İşleri, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve halk sulamalarıyla bu alanın ancak 4,9 milyon hektarlık kısmı sulamaya açılabilmiştir. Sektörel bazda yapılan su tüketim tahminlerinde, ülkemizin ekonomik olarak sulanabilir 8,5 milyon hektar arazisinin bu iş için ayrılan ödenekler dikkate alındığında, tamamının sulamaya açılabilmesi için onlarca yıl gerekmektedir.

Kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemizde kuraklık ve çölleşme sorunlarının küresel ısınmayla daha da artacağı dikkate alındığında, sulama aynı zamanda önemli bir sorunu da beraberinde getirmektedir, o da toprakların çoraklaşması, yani toprak kalitesinin bozulmasıdır.

Yağışlı bölgelerde toprak içerisinde doğal olarak bulunan tuzlar yağmur sularıyla birlikte akarsulara ve yer altı sularına karışır ve böylece toprak yıkanmış olur. Bu nedenle, yağışlı bölge topraklarında genellikle tuz birikmesi ve çoraklaşma olmaz. Ancak yanlış sulamalarda, iklimi sıcak yağışı az bölgelerde tarımsal üretim ve verimi artırmak amacıyla toprağa kontrolsüz, gelişigüzel verilen sular yeteri kadar direne edilmediği ve topraktan boşaltılamadığı için toprağın kapilaritesiyle asidik veya bazik tuzların yüzeye çıkması ve dolayısıyla çoraklaşma ve verimsizliğin artması meydana gelmektedir. Maalesef, bu durum şu anda Güneydoğu Anadolu Bölgemizde çok açık görülmektedir. Harran Ovası’nın topraklarında belirgin bir tuzlanma başlamıştır. GAP bölgesinin kalan toprakları da sulamaya açıldıkça bu problem o kısımlarda da görülecektir. Özellikle batı ve güney bölgelerimizde aşırı sulamalar sonucu toprak kalitesi bozulmuş, tuzlanma, zararlı ve hastalık oranları artmış ve verim düşmeye başlamıştır. Çukurova, Gediz, Söke ve Amik ovaları da bunun tipik örnekleridir.

Sayın milletvekilleri, küresel ısınma ülkemizde etkisini göstermeye başlamış, yağışlar azalmış, su kaynaklarının bilinçsiz kullanımı ve sulama yatırımlarının yetersizliği tarımsal alanları ve bu alandaki nüfusu tehdit etmektedir.

Hububat hasat döneminin başladığı bugünlerde yaklaşık 3 milyon çiftçimiz, dolaylı olarak da 15 milyon insanımız zor günler yaşayacaktır. Ülkemizin belli bölgelerinde yağışların az olması, yanlış sulama politikaları ve Toprak Mahsulleri Ofisinin yanlış alım politikaları sonucu çiftçimiz yine kara kara düşünmektedir. Örneğin, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ülke hububat üretiminin yüzde 30’u, kırmızı mercimek üretiminin hemen hemen tamamı yapılmaktadır. Ancak yağışların bölgede az olması ve kuraklık nedeniyle üretim rakamlarının neredeyse yarıya düşeceği, bunun sonucu hububat ithalat rakamlarının artacağı da tahmin edilmektedir.

Belleklerimize önceden yerleşen “Türkiye, tarımda kendine yeten yedi ülkeden biri.” lafı artık çok gerilerde kalmıştır. Tarımsal ithalat ve ihracat rakamları arasındaki uçurum gittikçe açılmaktadır. Özetle, henüz tarımda net ithalatçı değiliz ama giderek daha fazla tarımsal ürün ithal ettiğimiz gerçeğiyle de karşı karşıyayız. Geleneksel tarım ürünleri yerine yaş meyve ve sebze ihracatıyla durumu belki şimdilik toparlıyor ve kurtarıyoruz ama hububat ve benzer ihracatta ise mevcut toprak büyüklüğüyle bu ürünleri değil ihraç etmek, üretmek bile olanaksızlaşacaktır.

Bu durum, bölgenin en önemli ikinci geçim kaynağı olan hayvancılığı da direkt etkilemektedir. Hayvanların yem bulamaması ve otlak alanların da olumsuz etkilenmesi sonucu hayvancılıkta da ciddi bir gerileme beklenmektedir. Özellikle büyükbaş süt ve et hayvancılığı çok sıkıntıya düşecektir. Aslında, son yıllarda hayvancılığa yapılan destek ve politika değişiklikleri ve özellikle birkaç yurtsever sermayedarın fedakâr katkılarıyla bu sektörde bir büyüme sağlanmış gibi görünüyorsa da Adalet ve Kalkınma Partisinin uyguladığı yanlış ekonomik politikalar sonucu tüketim talepleri inanılmaz ölçüde azalmış ve özellikle süt hayvanlarımız, günlerce emek vererek, günlerce para harcayarak oluşturduğumuz tatminkâr olmasa da güçlü süt hayvancılığımız nihayet hayvanların kesime gönderilmesiyle büyük zarar görmeye başlamıştır. Bu konuda çok müteyakkız olmak mecburiyetindeyiz.

Bu konuda da Roma’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Bütün dünyanın yaptığı Okul Sütü Projesi derhâl hayata geçirilmelidir ve süt tüketen yeni ve sağlıklı bir neslin yetiştirilmesi mutlaka sağlanmalıdır. Böylece, sağlık ve tedavi harcamaları azalacak, hatta her uygulayıcı ülkede görüldüğü gibi müteakip bütçeler bundan kârlı bile çıkacaktır. Hepinizin malumları, rahmine bebek düşmüş bir hanım gebeliğinin ilk altı ayında sağlıklı bir süt beslenmesi gerçekleştirmediği takdirde maalesef zekâdan yoksun çocuklar doğurmaktadır. Oysa çağımızda zekâyla artık yarışlar yapılmaktadır. Dolayısıyla, biz, sağlıklı beslenmiş anneler ve sağlıklı beslenmiş çocukları da yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Onun için bu Okul Sütü Projesi’ni -hepinize ısrarla hatırlatmak ve önermek istiyorum- hepimiz savunalım. Bütün dünyada bu yapılıyor, Türkiye’mizde de bunun yapılması lazım. Buna niyet etmiştik, AKP’den de bir milletvekili arkadaşımla bu konuda gerekli girişimlerde bulunmuştuk ama her neyse bu işten AKP Hükûmeti ve ilgili bakanlar kaçındılar ve bir kaçamak yola gittiler ve süt tozu üretimini desteklemeye başladılar. Bu son derece yanlış bir iştir diye düşünüyor, bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ülkemizde kişi başı yıllık süt tüketiminde 30 litreyle son sıralarda olmamıza karşın Avrupa Birliği ülkelerinde bu rakam 95 litrelerdedir. Keza, et tüketiminde de çok gerilerde olduğumuzu söylemeliyiz. Bizde yıllık 12 kilogram olan et tüketimi Avrupa Birliğinde 20 kilogram civarındadır ama ben bu rakama, tabii ki Avrupa'da tüketilen ve yaklaşık 40 kilogram/yıl olan domuz eti rakamını eklemiyorum. Onu da eklersek bizim 12 kilogram et tüketmemiz karşısında Avrupa 64 kilogram et tüketmektedir. Dolayısıyla, toplum olarak proteik beslenmeden uzak ve ne kadar zavallı durumda olduğumuzu da açıkça görmeliyiz. Nitekim toplumumuzun sağlık standardında da bunu açık açık görüyoruz, hastanelerimiz hastalardan geçilmiyor.

Bu bağlamda, tüketici kadar üreticiler de büyük zarar görmektedir. Bu nedenle, zarar gören çiftçilere ivedilikle yardım ve destek çalışmaları derhâl başlatılmalıdır. Tarım Bakanlığı buğday alım fiyatlarını açıklamış ama maliyetleri bile karşılamayan bir durum ortaya çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Orhan Ziya Diren (CHP, Tokat). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 11 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-ziya-diren-23-2009-06-11-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
