# Yükseköğretim kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.238)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Çakır (MHP, Samsun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim
- **Tarih:** 17 Haziran 2008
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.238)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-cakir-23-2008-06-17-yuksekogretim-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-238

> Osman Çakır (MHP), 17 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.238)); konuşma 974 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA OSMAN ÇAKIR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 238 sıra sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkelerin yükseköğretim sistemleri, özellikle üniversitelerin sevk ve idaresi, yükseköğretim kurumlarının bilimsel ve teknolojik ARGE sistemlerindeki işlevi ile yeri, ülkelerin ekonomik girdisi olarak yükseköğretimin kalitesi ve bir üretim faktörü olarak rolü artık dünyada yaygın olarak tartışılan bir konudur. Bu alanda araştırmalar yapılmakta, kongre, sempozyumlar düzenlenmekte, dergiler ve raporlar yayımlanmaktadır. Yükseköğretimin verimliliği, işlerliği, finansmanı, yönetimi, denetimi, insana ve halka hizmet anlayışı, kurumların yönetimindeki işletmecilik anlayışı, kurumlar arası rekabet, bunların sosyal adalet ve fırsat eşitliğiyle bağdaşırlığı ve özerklik ile akademik hürriyet üzerindeki etkileri gelişmiş ülkelerin ana tartışma konularıdır.

Ülkemizde ise bu konuda bir kargaşa ortamı yaşanmakta, siyasi çıkar beklentileri nedeniyle gerçek dışı beyan ve davranışlar, ideolojik katılık ve dar görüşlülük ve bilimsel gerçeklerden uzak bir tartışma ortamı sürdürüle gelmektedir.

Yükseköğretim konusundaki paydaşlarını ilgililerin ve tarafların hiçbir şekilde birleşerek uzlaşamayıp ortaya yeni bir sistem ve yeni bir yapı koyamaması, eskiyen, yıpranan, çağ dışı kalan ve gün geçtikçe de kanayan mevcut YÖK sisteminin sürdürülmesi zorunluluğuna yol açmaktadır.

Üniversitelerimiz Türk insanının ve ülkemizin beklenti ve ihtiyaçlarına uygun çözümler üreten, önümüzdeki sorunları görüp çıkış yollarını öneren kurumlar olmaktan uzak bir yapıda bir görünüm sergilemektedir. Yükseköğretim konusundaki tartışmalar siyasi ve ideolojik çıkar hesapları içinde boğulup gitmekten bir türlü kurtarılamamaktadır. İşin kuramsal ve felsefi yanları da hiç ele alınamamaktadır. Çünkü, yükseköğretim sisteminin kalitesi bir ülkenin ekonomisinin en önemli girdileri arasındadır. Buna fevkalade önem vermek durumundayız. Ülkemizin rekabet gücünün asli unsurlarından biri olan yükseköğretim, ülkenin sosyoekonomik politikalarının da en önemli yapı taşlarından biridir. Toplumun ihtiyaçlarına duyarlı, ülke insanını daha fazla dikkate alan ve yön veren, çağımızın bilimsel ve teknolojik gelişmelerini yakından takip eden, çağın istihdam anlayışı ve felsefesiyle uyumlu mezunlar yetiştiren çağdaş bir üniversite yapısını gerçekleştirebilmek için yeterli kaynakları mutlaka oluşturmak durumundayız; sadece kaynak oluşturmak değil, kaynakların etkili ve verimli bir şekilde kullanılabilirliğini de sağlamalıyız.

Şu anda uygulanmakta olan mevcut bütçe sistemi, kamu kaynaklarının hem dağıtımında hem de kullanımında aşırı merkeziyetçi, bürokratik işlemleri yoğun, sınırlayıcı, çalışanları ve üniversite yöneticilerini motive etmeyen, üretimi engelleyen, üniversitede olması gereken akademik ortamı desteklemekten uzak olan bir yapıdır. Üniversitelere sağlanacak mali kaynaklar serbest ve torba bütçe sistemiyle tahsis edilmeli ve kaynağın kullanımında denetimi ve hesap sorulabilirliği mutlaka sağlanmalıdır. Kaynakların etkin, ekonomik ve verimli bir yasal düzenlemeyle uygun olarak kullanılmasından sorumlu olan yöneticileri, hesap verebilir bir sistem içerisinde düzenlemek durumundayız.

2003 yılından bu yana Yükseköğretim bütçesinin Milli Eğitim Bakanlığı bütçesindeki payı sürekli düşerek, 2003’te yüzde 25 olan Yükseköğretimin payı, maalesef 2008’de yüzde 19,7’ye düşmüştür. Üniversite, fakülte ve yüksekokul sayısındaki büyük artışa rağmen üniversitenin payı azalmıştır. Öğrenci başına ödenekler ise son derece yetersizdir; Amerika Birleşik Devletleri’nde öğrenci başına 30 bin dolar, OECD ülkelerinde 13 bin dolar, AB ortalaması da 20 bin dolar olmasına rağmen, Türkiye maalesef 5 bin dolarla yetinmek zorunda kalmaktadır.

Üniversiteler yapacağı her projenin maliyet bedelini çok açık ve net bir şekilde ortaya koymalı, bütçeden aldıkları kaynakların hesabını verebilmelidir ve sonuçta, tahsis edilen kaynak, yani maliyetlere karşılık planlanan amaçlara ulaşılıp ulaşılmadığı da denetlenmelidir, maalesef üniversitelerimiz böyle bir yapı içerisinde değildir, görünürde de Hükûmetin böyle bir gayreti gözükmemektedir. Hesap verilebilirlik, Sayıştay denetimi değildir; projenin amacına ulaşıp ulaşmadığının, sonradan yöneticilerin performanslarının sorgulandığı bir sistemdir. Bağımsız, akredite kuruluşlar tarafından yapılması gereken şeffaf bir yapı olmalıdır.

Görüşülmekte olan kanunun 1’inci maddesinde, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin önceki yıldan devreden finansman fazlasının yüzde 25’i YÖK hesabına aktarılmaktadır. Bu oran mutlaka artırılmalıdır. Neden finansman fazlasının yüzde 75’i ÖSYM hesabında bekletilmektedir, bu belli değildir. Bu oranın en az yüzde 50’ye çıkarılmasında büyük bir fayda vardır. Bu rakam, ÖSYM bütçesinden Yükseköğretim bütçesine aktarılacak olan rakam -yüzde 50 veya yüzde 25- her ne olursa olsun mutlaka öğrenci yurtları yapımında kullanılmalıdır ve üniversitelere öğrenci yurdu yapımı kaydıyla aktarılmalıdır. Üniversite yurtları geliştirilmeli, iyileştirilmeli, öğrenci kapasiteleri artırılmalıdır, buna fevkalade ihtiyaç bulunmaktadır, çünkü bugün Türkiye üniversitelerinde 2 milyon 400 bin öğrenci öğrenim görmektedir.

81 yerde üniversite kurulmuştur; hâlihazırda 94’ü devlet, 33’ü vakıf olmak üzere 127 üniversite bulunmaktadır. Bunların üçte 1’i yeni kurulan üniversitelerdir ve şiddetli bir şekilde kaynağa, özellikle ve öncelikle de öğrenci yurtlarına ihtiyacı bulunmaktadır. Bu nedenle, ÖSYM’de biriken kaynaktan YÖK bütçesine en az yüzde 50 bir kaynak aktarılması gerekir. Üniversitelerin öğrenci yurdu ihtiyaçları için kullanılacak bu para, üniversite kapısındaki gençlerimizi sokağa veya kötü niyetli kuruluş ve kişilerin kucağına bırakmaktan önleyecektir.

Değerli milletvekilleri, bu vesile ile yine bu kanun ile düzenlenen rektör seçimi konusuna da değinmek istiyorum. Üniversitelerde rektörlerin seçimle gelmesi demokratik açıdan cazibeli görünmesine rağmen, uygulanan sistemin demokrasiyle ilgili bir alakası olmadığı gibi son derece sakıncalı bir sistem hâline gelmiştir. Üniversitelerde popülist anlayışları hâkim kılmış, öğretim üyelerini kamplara ayırmış, onların arasında uzlaşılmaz, verimsiz, anlamsız, gereksiz bir kavga ortamı oluşturmuştur. Liyakat, çalışkanlık, başarı kriterleri yerini yandaşlık kriterlerine terk etmiştir. Bu durum üniversitelere önemli ölçüde darbe vurmuştur.

Seçmenlerin seçilen tarafından atandığı bu sistemde, üniversitelerin reel ve gerçek kadro ihtiyaçları, verimlilik, bilimsellik, yeterlilik, akademik başarı yerini siyasi veya kişisel çıkar yandaşlığına veya menfaat öngörülerine bırakmıştır. Bu nedenle, bu sistemden derhâl vazgeçilmelidir. Bu konu tartışmaya açılarak toplumsal bir uzlaşmayla yeni bir yöntem tespit edilmelidir.

Yasada öngörülen yeni kurulan üniversitelere rektör seçimi ve atama sistemi isabetli ancak eksiktir. Bu kanun ile yardımcı doçent, doçent, profesör olarak atanabilmek için çeşitli kriterler getirilmektedir. Bir üniversiteyi yönetecek rektör ataması içinse hiçbir kriter öngörülmemektedir. Bu nedenle, bu konudaki kriterlerin de öngörülmesi, şeffaf ve denetlenebilir bir seçim sistemi gerçekleştirilmesi fevkalade doğru olacaktır.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerimizden dünyada ilk 500 üniversite sıralamasına ancak iki üniversite girebilmektedir ve üniversitelerimizin performansı maalesef yeterli değildir. Ancak bu kötü tablodan övünülecek bazı rakamlar da çıkarmak mümkündür. Burada bunu da belirtmekten fevkalade gurur duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Ülkemizde, üniversitelerimizde olan kadın profesörlerin oranı yüzde 29’dur ve dünyada kadın profesör sayısı açısından Türkiye üniversiteleri 1’inci sıradadır. Yine, toplam akademik elemanlar arasında kadın oranı yüzde 39’dur ve dünyada, Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra da Türkiye’deki kadın araştırmacı sayısı açısından 2’nci durumdayız. Bu, fevkalade önemli ve övünülecek bir husustur, Türk üniversitelerinin ve cumhuriyetin çok büyük bir başarısıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Çakır (MHP, Samsun). “Yükseköğretim kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.238)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 17 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-cakir-23-2008-06-17-yuksekogretim-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-238 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
