# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.93)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Çakır (MHP, Samsun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim
- **Tarih:** 19 Haziran 2008
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.93)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-cakir-23-2008-06-19-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai-2

> Osman Çakır (MHP), 19 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.93)); konuşma 1.040 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA OSMAN ÇAKIR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinde söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP Seçim Beyannamesi’nde “Yaşadığımız sıkıntıların çoğunun kaynağı ve çözümü eğitimde saklıdır. Partimizin eğitimde temel hedefi, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmektir. Bu amaçla ülkemiz insanının, özgür düşünen ve bağımsız karar verebilen, yeniliklere açık, öz güven sahibi, hayata olumlu bakan, problem çözme yeteneği gelişmiş, bilim ve teknoloji üretebilen bireyler olarak yetiştirilmelerini sağlayacak önlemler alınacaktır.” denmektedir.

Şimdi soruyorum: Aradan altı yıl geçmiş. Bu hedefler ne ölçüde gerçekleştirilmiştir ve bu konuda neler yapılmıştır?

Yine aynı beyannamenin “Üniversiteler” başlığında “Temel görevi, özgürce bilgi üretmek, yaymak, ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel araştırma ve incelemeler yapmak ve nitelikli bir eğitim-öğretim vermek olan üniversitelerimiz, son yıllarda uygulanan yanlış politikalar nedeniyle problem yumağı hâline gelmiştir.

Öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısındaki artış, üniversite-sanayi işbirliğinin yeterince sağlanamaması, akademik özgürlüklerin kullanılmasında karşılaşılan güçlükler de üniversitelerimizin bilimsel araştırma potansiyelini açığa çıkarmalarına engel olmuştur. Biriken bu sorunların çözümü için köklü bir reforma ihtiyaç vardır.

Partimiz, üniversitelerin çağdaş anlamda öğretim ve araştırma kurumu olmalarını sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirecektir.”

Şimdi soruyorum: Aradan altı yıl geçti, Adalet ve Kalkınma Partisi, üniversitelerin çağdaş anlamda öğretim ve araştırma kurumu olmalarını sağlayacak hangi düzenlemeleri gerçekleştirmiştir, hangi başarıların altına imza atmıştır? Takdirlerimizi yüce milletimizin takdirine bırakıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine, Hükûmet Programı’nda “Hükûmetimiz, üniversitelerin çağdaş anlamda öğretim ve araştırma kurumu olmalarını sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirecektir.

Yükseköğretim Kurumu, üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan, standartlar belirleyen bir yapıya kavuşturulacak; üniversiteler, idari ve akademik özerkliği olan, öğretim elemanları ve öğrencilerin serbestçe bilimsel faaliyette bulunduğu araştırma ve öğretim kurumları düzeyine çıkarılacaktır.”

Şimdi, Hükûmetimiz, aradan geçen altı yıl sürede YÖK Kanunu’yla ilgili bir değişiklik yapmış, bu Kanun’un Cumhurbaşkanınca geri gönderilmesinden sonra “Bunu buzdolabına koyduk, dondurduk” diye Sayın Başbakan ifade etmiş ve o günden bugüne bir türlü bu buzdolabından bu kanun çıkarılarak hiçbir gelişme sağlanamamıştır.

Değerli milletvekilleri, yükseköğretim sistemimizin küresel yarışa uyum sağlayabilmesi, Türk milletine ve insanlığa daha çok hizmet edebilmesi için yükseköğretime ayrılan kamu ve özel kaynakların artırılması, üniversitelerin kaynak çeşitlendirme ve kaynak yaratmasının önündeki yasal ve bürokratik engellerin kaldırılması elbette ki şarttır. Çünkü, bilim, Türk insanının günlük yaşamına, sağlık, mutluluk ve refahına katkı yapacaktır. Bilimin yapıldığı yerler olan üniversitelerimiz de sorumluluklarının bilincinde olmalıdır. Evimizdeki bir bilgisayar vasıtasıyla her türlü hizmete ve binlerce derse, kursa ulaşmanın mümkün olduğu, hatta binlerce dersi okuyup sertifika ve diploma alma imkânının bulunduğu bir süreçte üniversitelerimizin kendilerini süratle çağa uydurması gerekmektedir. Bu nedenle kurulan ve kurulmakta olan yeni üniversitelerin araç, gereç ve altyapı problemlerinin en kısa zamanda çözülmesi çok önemli bir husustur.

Bunun kadar önemli bir husus da üniversitelerdeki sınıfların, laboratuvarların, konferans salonlarının ve hizmet binalarının ekonomi, ekoloji ve estetik özellikleri bakımından çağdaş mimarinin ve Türk mimarisinin en iyi örnekleri olması ve gelecekteki ihtiyaçlara göre geliştirilebilir nitelik içermesidir. Bu nedenle daha işin başında, projelendirme ve planlama safhasında olan kırk bir tane yeni üniversitenin kuruluşunda bu hususlara büyük dikkat sarf edilmelidir.

Bunun yanında üniversite sadece fiziki binalar değildir. Üniversiteyi oluşturacak en önemli unsur olan öğretim elemanlarının yetiştirilmesi üniversite binalarının yanında fevkalade önemlidir. En iyi elemanları, iyi öğretici ve araştırıcıları üniversiteye çekebilmek gereklidir. Bunun için de bunlara daha iyi imkânlar sunulmalıdır.

Öğretim elemanlarının özlük hakları çok önemli ölçüde iyileştirmeyi beklemektedir. Son yıllarda öğretim elemanlarının maaşlarında diğer bazı meslek mensuplarına oranla azalma olmuştur. Her alanda en yeteneklilerin bilim yoluyla yönlendirilmeleri gerekirken, akademisyenlik çekiciliğini yitirmiş ve daha iyi bir iş bulamayanların tercih ettiği bir alan hâline gelmiştir. Suyu getiren ile testiyi kıranın aynı maaşı aldığı, hatta ikinci tiplerin bir şekilde yöneticiler tarafından ödüllendirildiği bir kurumda en iyi olanlar barınamamaktadır.

Gelişmiş ülkelerde araştırma geliştirme faaliyetlerine özel kesimin ve üniversite dışı sektörün ağırlığı çok fazladır. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler maalesef bu konularda fazla yatırım yapmamaktadır. Dünya bilimine katkı yapmak, bilimdeki gelişmelere yetişmek artık gittikçe çok daha zorlaşmaktadır. Mükemmel bir altyapı, teknolojik ihtiyaçların temini, kütüphane ve diğer altyapı imkânlarının gerçekleştirilmesi çok pahalıya mal olmaktadır. Bu vesileyle de olsa, özel sektörün üniversiteye yatırım yapması aslında çok önemli, yararlı bir husustur. Ancak Ağrı Dağı Üniversitesinin adı değiştirilmeyip binalara veya kampüse bir ad verilmesi daha iyi olurdu. Örneğin, Ağrı Dağı Üniversitesi İbrahim Çeçen kampüsü gibi bir isim olabilirdi.

Ancak burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum geçmişte üniversite yöneticiliği yapmış bir kişi olarak: Daha 1975 yılında kurulmuş olan üniversitelerimizin aradan otuz üç yıla yakın zaman geçtiği hâlde daha altyapılarındaki eksikleri tamamlanmadığı da bir gerçektir. Devletin yatırım yapma imkânları fevkalade kısıtlıdır ve ihale sistemi ve inşaatların bir türlü bitirilememesi maliyetleri büyük ölçüde giderek daha fazla artırmaktadır. Bu nedenle, özel sektörün yapacağı yatırımların çok kısa sürelerde gerçekleştirildiği takdirde eğitim-öğretime ve bilime büyük bir katkı yapacağı hiçbir şekilde tartışılmaz bir gerçektir.

Ben inanıyorum ki Sayın İbrahim Çeçen bu bağışını -şartlı değil de- bu ismin konulması şartını koşmadan yapsaydı, herhâlde, daha sonra, kadirşinas milletimizin temsilcisi olan bu Büyük Millet Meclisi bunu gerekli şekilde onurlandırırdı.

Kırk bir tane yeni üniversite kuruldu. Bunların büyük yatırımlara ihtiyacı var. Devletin bu kampüslerin tümünün yapılmasını temin etmesi en az yirmi beş-otuz seneyi alacaktır. Özel sektörün gerçek ve samimi gayretle hareket etmesi hâlinde, bu kampüslerin beş yıl içerisinde bitirilmesi mümkündür.

Bu nedenle, konu, vicdani açıdan da son derece kritik bir konudur. Burada karar vereceğimiz husus, bu bağışın kabul edilmesi veya edilmemesiyle ilgili bir şarta bağlı olmuş olmasıdır. Ortadaki sıkıntı bunun çözülmesindendir. Değerli İbrahim Çeçen’in, adının kampüse verilmesini kabul etmesiyle konunun daha uygun bir çözüme kavuşturulacağına inanıyorum.

Ayrıca, buradaki hassasiyetlerimizi ifade etmemizin bir nedeni de Ağrı Dağı Üniversitesinin kampüs alanında yapılacak akademik, idari ve sosyal binaların inşasına dair protokolün gerçek bir hukuki belge niteliği taşımamasıdır. Çünkü, yapılan protokolde birçok açıklıklar bulunmaktadır. Hatta, bu protokol Ağrı Dağı Üniversitesinden bahsetmektedir ve Ağrı Dağı Üniversitesiyle ilgili terimler içermektedir. Halbuki bugün bu üniversitenin adı değiştiği takdirde, ileride bu protokol de adı olmayan bir üniversite ile İbrahim Çeçen arasında yapılmış bir protokolden ibaret olacaktır. Bu nedenle, bu protokolün yeniden gözden geçirilerek taahhütlerinin daha sağlama bağlanması ve İbrahim Çeçen’in de onore edilerek, bir başka şekilde bu yatırımın gerçekleştirilmesinde fayda vardır.

Tabii ki, Ağrı’da yapılacak bu yatırımın o bölgedeki insanlarımıza, o bölgedeki gençlerimize, çocuklarımıza çok büyük imkânlar getireceği ve onlar için yeni ufuklar açacağı büyük bir gerçektir. Hepimizin, böyle yatırımların yanında olması gerektiği, desteklemesi gerektiği de önemli bir husustur. Herkesin bunun sorumluluğunda, bunun bilincinde olduğunu da biliyorum. Ancak, bir orta yolun bulunarak, konunun çözüme kavuşturulması konusunda da Sayın Millî Eğitim Bakanımıza çağrıda bulunuyorum.

Hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Çakır (MHP, Samsun). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.93)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 19 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-cakir-23-2008-06-19-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
