# 2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Çakır (MHP, Samsun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim
- **Tarih:** 16 Aralık 2009
- **Gündem:** 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-cakir-23-2009-12-16-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi

> Osman Çakır (MHP), 16 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2010 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (S.S.: 442) VE 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2008 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISINA AİT GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ VE EKİ RAPORLARIN SUNULDUĞUNA DAİR SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI TEZKERESİ İLE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.:443)); konuşma 1.104 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA OSMAN ÇAKIR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Avrupa Birliği Genel Sekreterliği bütçesi hakkında konuşmak istiyorum.

Hepimizin bildiği gibi, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz yaklaşık elli yıl önce, 1960 yılında Ankara Anlaşması’yla başladı. 1999 yılında 57’nci Hükûmet döneminde Helsinki Zirvesi’nde Türkiye adaylık statüsü aldı. Türkiye'nin diğer ülkelerle eşit şartlarla ve gecikmeksizin müzakerelere başlanacağı taahhüt edildi ancak 3 Ekim 2005’e kadar müzakere süreci başlatılamadı. Gerek 17 Aralık 2004 zirve kararlarında ve strateji belgesinde ve gerekse ilerleme raporlarının hemen hemen tümünde, Türkiye’ye tam üyelik değil, ikinci bir sınıf ilişki statüsünde veya imtiyazlı bir ortaklık adı altında daima bağlı tutulan bir pozisyon belirlendi. Bu temel belgelerle, bir taraftan Türkiye AB’ye tam üyelikten dışlanırken diğer taraftan da ülkemizi Avrupa yapılarına sıkıca bağlamayı ve özel bir statüye oturtmayı öngören bir müktesebat, bir hukuki zemin oluşturulmaya çalışıldı.

Bugüne kadar bu 35 müzakere faslı içerisinden 1 fasıl, bilim ve araştırma faslı geçici olarak kapatıldı. Bu fasılla birlikte 11 fasılda müzakereler açılmış ve devam etmektedir. 2006’dan bu yana dondurulmuş 8 fasıl var. AB, Ankara Anlaşması’na dayalı ek protokolü tam olarak Türkiye'nin uygulamaya koymadığını belirterek toplam 8 fasılda müzakerelerin açılmaması ve hiçbir faslın da geçici olarak kapatılmamasına karar vermiştir. Böylece, 8 fasıl askıya alınmış, 5 fasıl bloke edilmiş, 9 fasıl da şu anda Konseyde beklemektedir.

AB’ye tam üyelik müzakereleri 14 Aralık 2007 Liderler Zirvesi’nden sonra yayınlanan bildirgede “tam üyelik” ibareleri çıkarılmış, bundan sonra da her türlü Avrupa belgesinde bu ibarelerden kaçınılmaya çalışıldığı izlenilmiştir. AB için şimdi gerçekte tek amaç Türkiye’yi yapay sorunlarla bunaltmak ve köprülerin atılacağı bir gerilim yaratmadan en uygun ortamda bize özel bir statü kabul ettirmektir. AB mevcut tutumunu değiştirmedikçe Türkiye'nin AB’ye üyeliği sanal bir hedef olmaya mecbur kalacaktır.

Bu durumda şu sorunun yanıtını verme zamanı gelmiş ve geçmektedir: Türkiye Kopenhag ve Maastricht Kriterleri’ni eksiksiz ve harfiyen yerine getirmiş olsa bile diğer aday ülkeler gibi AB’ye tam üye olabilecek midir? Bu sorunun cevabını maalesef Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği yetkilileri bile bilmemektedir çünkü Türkiye için hiçbir şey belli değildir, olması gereken şekilde de değildir ve ortada bir samimiyet de yoktur.

Üyelikten Sayın Başbakan da umudunu kesmiş olacak ki “Biz de Kopenhag Kriterleri’ni Ankara, Maastricht kriterlerini de İstanbul kriterleri olarak kabul eder, yolumuza devam ederiz.” diyor. Acaba, Sayın Başbakan, bu konuda bakanları ne yapıyor, Avrupa Birliği konusunda bakanları ne ediyor diye bakıyor mu? Bakanlıkların Avrupa Birliği kriterlerini gerçekleştirmede ne ölçüde gayret gösterdiklerini ve uyum sağlamada ne ölçüde başarı sağlayıp sağlamadıklarını takip ediyor mu? Eğer ediyorsa Avrupa Birliği kriterlerinin kendi bakanlarının hiç de umurunda olmadığını Sayın Başbakan çok yakından görecektir. Bu konuda bakanlarının hiçbir gayretleri olmadığını, sadece durumu idare ettiklerini ve gerçekte hiçbir şey yapmayıp ancak yapar gibi göründüklerini de çok açıkça fark edecektir. AB üyeliği hedefinde olduğu gibi Ankara ve İstanbul kriterlerini gerçekleştirmede de bakanlar fevkalade hayal kırıklığı yaratmaktadır. Zaten gidişat da kendisini ortaya koymaktadır.

AB üyeliğine inanmayan sadece Başbakan ve bakanları değildir. 1999 yılında Türkiye, Helsinki Zirvesi’nde adaylık statüsü aldığında AB’ye olan yüzde 75 destek, bugün halkımızda, 2009 yılında yüzde 30’lara kadar düşmüştür. Bugün gazeteler de yüzde 40 civarında bir rakam vermiş ama gerçek rakamlar bu civarda ifade ediliyor.

AB’ye olan inancı ve beklentisi de artık milletimizin kalmamıştır. AB bütün işlemlerinde Türkiye’ye haksızlık yapmaya devam etmektedir. Türkiye’yle aynı tarihte müzakerelere başlayan Hırvatistan bugün 33 fasıldan 22’sini açmış, 10 tanesini de kapatmıştır. Hırvatistan toplam 18 fasılda görüşmeleri yürütmektedir ve 2012 yılında da tam üyeliğe kabulü planlanmaktadır. Genişleme belgelerinde Türkiye'nin yol haritası belirsiz ve ucu açık ifadelerle yer almaktadır. Başka ülkelerin yol haritaları belirli, tarihli ve takvimlidir. Haziran ayında Sırbistan için dahi vizeyi kaldıran AB, Türkiye'nin hukuki haklarını bile vermeye direnmektedir. AB, Adalet Divanının kararlarını bile görmezlikten gelmektedir. Gümrük birliğinden dolayı uğradığımız maddi zararlar telafi edilmemektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Fransa, özellikle Sarkozy döneminde Türkiye'nin AB’ye katılım sürecine karşı çıkmıştır ve Türkiye’yi farklı statülere yönlendirmeye çalışmış ve Fransa döneminde açılması planlanan fasıllar da açılamamıştır.

AB, Kıbrıs konusunda da Türkiye’ye haksızlık yapmaktadır. Türkiye'nin iç meselelerini kendince tanzim etmeye kalkışan AB, bağımsızlığımızı yok saymakta; ayrımcılığı, bölücülüğü haklı göstermeye çalışmakta ve bunları “Fikir özgürlüğü” başlığı altında Türkiye’ye dayatmaktadır.

İşgal altındaki Karabağ’da işgalci Ermenistan’ın bu topraklardan çıkmasını sağlamak yerine Azerbaycan ve Türkiye’yi çözüm için taviz vermesi gereken taraf hâline getirerek işgali haklı çıkarma görüntüsü vermektedir ve Ermenistan’la olan sınırlarımızı açmayı öncelikle öngörmektedir.

Avrupa Birliğinin ve Parlamentosunun bütün raporlarında yer alan haksız, adaletsiz dayatmalar, AB yetkililerinin ve ülkelerinin beyanları, açılamayan fasıllar, çözülemeyen sorunlar, bitmeyen kriterler gösteriyor ki AB Türkiye’yi oyalamaya devam etmektedir. Bu süreçte de dişine uygun gördüğü bir iktidar vasıtasıyla alabildiği kadar çok taviz alıp Türkiye'nin birliğini sarsarak bölücülere imkân ve fırsat oluşturmak, bölemezse de Türkiye’yi zayıflatmak arzusundadır. AB, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temellerini, üniter yapısını, Lozan’ı görmezlikten gelmekte, yetkililerimiz de buna rıza göstermektedir. Bugün İsviçre’de minareler yasaklanırken Fener Rum Patriğine ekümenik sıfatı vermek, apartman bodrumlarına kadar kiliseler kurdurmak, ruhban okulları açmak nedense bizim hükûmetlerimizin asli görevi hâline gelmiştir. AB Komisyonunun Türkiye’yle ilgili Etki Raporu, AB Konseyi ve Parlamentosu için bir aday ülkeye özel olarak hazırlanmıştır. Bu, Türkiye’ye çifte standart uygulandığının, Türkiye’nin dışlandığının kanıtıdır. Avrupa Birliğinin amacı, yüksek stratejik öneme sahip Türkiye’yi kontrol altında tutmaktır; Türkiye’yi âdeta teslim alarak AB’den uzak bir konumda ama kontrol altında bulundurmak istemektedir.

Müzakereler başlayalı dört yıl oldu. Geçen sene kasım ayında AB Komisyonu tarafından yayınlanan İlerleme Raporu’nda on bir müzakere başlığının açıklanmamasının sebebi olarak Türkiye’nin gerekli ön hazırlıkları yapmaması olarak gösteriliyor. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Bakan, Hükûmet bakanı olarak göreve geldiğinde en büyük hedeflerinin AB olduğunu belirterek “Yarım asırdır gel-gitlerle dolu olan AB sürecini gerçek ve varılabilir bir hedef hâline getirdik.” diyor ve ekliyor “Türkiye’yi AB sürecinden dışlamaya kimsenin gücü yetmez.” Sayın Bakan neye güveniyor, neye dayanıyor, hangi olumlu sinyaller alıyor bilemiyorum ama AB’nin kararlarına baktığımız zaman aynı cesareti ben bulamıyorum ve orada da ben böyle bir olumlu hava ve tavır göremiyorum.

Sayın Bakanın işe başlamasıyla 5916 sayılı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin bütün üst kadroları tamamen tasfiye edildi. Bu görevlere hangi kriterlere göre yapıldığı belli olmayan yeni atamalar yapıldı ve yıllardır AB ile ilgili çalışmalarda bulunmuş uzmanlar işinden ayrılmak zorunda kaldı. Sayın Bakan bu Kanun’un gereği olduğunu söyleyecek ama bu Kanun yeni uzmanlara ihtiyaç duymuş, yeni bir giriş sınavı açmayı zorunlu hâle getirmiştir ancak yazılı sınavı kazananların listesinin ilan edildikten sonra neden değiştiğini, ikinci bir sınavın neden gerekli görüldüğü ikinci bir listenin neden asıldığı ve iki liste arasındaki farklar da izah edilmediğinden bir kargaşa ve skandal ortadadır. Bünyesinde uzman alımında bile objektif, saydam ve AB ölçülerine göre bir seçim yapamayan Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin AB’ye ne derece uyum sağlayacağı ve müzakere çalışmalarında bu hâliyle ne kadar başarılı olacağı da ortadadır.

AB’ye diğer ülkelerle eşit şartlarda onurlu bir tam üyelik esas olmalıdır. Adaylık statüsü alışımızın onuncu yılında AB’yle müzakere sürecinde bir sıçrama mutlaka gerçekleştirilmeliydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Çakır (MHP, Samsun). “2010 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (s.s.: 442) ve 2008 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2008 bütçe yılı kesin hesap tasarısına ait genel uygunluk bildirimi ve eki raporların sunulduğuna dair sayıştay başkanlığı tezkeresi ile plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.:443)”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-cakir-23-2009-12-16-2010-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-s-s-442-ve-2008-yi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
