# Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 9 Şubat 2005
- **Gündem:** TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701

> Osman Coşkunoğlu (CHP), 9 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.127 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 18 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun ve kişisel görüşlerimi açıklamak üzere buradayım.

18 inci madde, lisanslı depo işleticisinin ne gibi hakları olduğunu ve ne gibi yükümlülükleri olduğunu ayrıntılı olarak ifade ediyor. Bu ifade edilen hak ve yükümlülükler... Bir lisanslı depo işleticisi var, onun iş yaptığı çiftçimiz var. Burada, lisanslı depo işleticisinin haklarını -üretici karşısında- ve de üreticiye olan yükümlülüklerini açıklıyor. Bunlar, madde madde, gayet güzel açıklanmış; fakat, bu açıklamalarda, bu kurallarda, sık sık unutulduğuna tanık olduğumuz, birçok yasada unutulduğuna tanık olduğumuz bir konu var.

İyi niyetle hazırlanıyor yasalar. Haklarını, yükümlülüklerini koyalım depo işletmecisinin deniyor, depo işletmecisinin ve lisanslı depoculuğun ne kadar iyi bir sistem olduğu ifade ediliyor; fakat, bunlar ifade edilirken ve bu hak ve yükümlülükleri belirledikten sonra, bu sistemin iyi çalışacağını beklemek için birtakım varsayımlar yapılıyor. İşte, bu varsayımlarda hükümetimizin üst üste bazı hatalar yaptığı kanaatindeyim; bunu açıklamak istiyorum.

Bakınız, hatalardan birincisi şudur: Bu yasa tasarısının genel gerekçesinin ikinci paragrafı şöyle başlıyor ve bunu sık sık duyuyoruz: "Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere birçok gelişmiş ülkede uzun süreçlerden sonra lisanslı depoculuk sistemi sağlam şekilde oluşturulabilmiştir." Ancak sistemin başarılmasından sonra o ülkenin tarımsal üretim ve ticaretinde, istihdamında rekabet edilebilirlik sağlanmıştır, olumlu gelişmeler olmuştur; bu süreçten sonra olmuştur.

Şimdi, bu, madalyonun çok eksik olan bir yüzüdür; çünkü, sadece lisanslı depoculukta bu olmaz. Bu, çok güçlü devlet desteğiyle, tarımın katmadeğeri daha yüksek ürünlere geçmesi ve daha verimli bir işletme haline getirildikten sonra veya daha doğrusu, onunla beraber uygulanan bir süreçtir.

Sık sık yapıldığını gördüğüm bir hata hükümette; bir uygulama Amerika Birleşik Devletlerinde veya Avrupa Birliğinde gayet güzel uygulanmıştır -bakıyoruz, Avrupa Birliğinde, Amerika Birleşik Devletlerinde tarım, Türkiye'ye göre oldukça iyi durumda- o zaman, biz de bu uygulamayı kendimize alalım... O uygulamayı alırken, onun yanındakiler ihmal ediliyor. Şimdi, bu destekleri -Avrupa Birliğinde ve Amerika Birleşik Devletlerinde çiftçiye çok daha fazla destekler verildiğini hepimiz biliyoruz- vermeden bu uygulamayı almak, beklenen ve arzu edilen sonucu vermeyecektir. Dolayısıyla, eğer -taklit her zaman kötü şeydir ama- kendimize uyarlayarak Batı'dan bir şey alacaksak, onu eksik ve tek bir yönüyle almamamız gerekir orada başarılı bir sonuç ortaya çıkardığı için. Bu, yapılan birinci hata ve bu yasada da bu görülüyor.

İkincisi, neden-sonuç ilişkileri karıştırılıyor. Nasıl?.. İşte, Batı'da belli bir uygulama var. Ee, Batı'da tarım gelişmiş... O zaman biz de bu uygulamayı alalım. Acaba, Batı, o uygulamayla mı bu gelişmişlik düzeyine erişti, yoksa belli bir gelişmişlik düzeyine eriştikten sonra mı o uygulama başarılı oluyor... Bu konuda da sık sık yanlışlıklar yapıldığını görüyorum. Birçok diğer vesileyle tartıştığımız Köy Hizmetleri gibi konularda, örneğin, bölgesel eşitsizlikler ortadan kalktıktan sonra ancak o gibi bir uygulama başarı şansını yakalayabilir, bu görülüyor; fakat, gelişmiş ülkelerde bu uygulanıyor, dolayısıyla biz de bunu uygulayalım anlayışı... Bu anlayışta çok temel bir yanlışlık var ve birçok yasanın altında da bu görülüyor. İkincisi buydu.

Üçüncüsü: Şimdi, burada -tekrar- bir işletmeci var, bir de çiftçimiz var. Bu maddede işletmecinin hak ve sorumluluklarını -bazı kısımlarında soru işaretlerim var, ona değineceğim- gayet güzel yazmış. Şimdi, bu böyle olunca, işletmecinin hak ve sorumlulukları belli, tamam; bu koşul içerisinde işletmeci çiftçiyle karşı karşıya gelince, aralarında bir anlaşma gayet güzel yürür. Bunu varsaymak... Bu kadar gerçekdışı bir varsayım yapmanın hatalarını hükümetimizin görememesine, ben, çok şaşırıyorum.

Somut olarak, tütün konusuna değinelim. Şu anlarda tütün tespitleri yapılıyor. Nedir konu; tütüncüyü, tütün üreticimizi, sözleşmeli tütünle, tüccarımızla baş başa bıraktık. Tüccarımız bir yerde, tütün üreticimiz bir yerde; ikisi arasında anlaşsın, bu iş gül gibi yürür varsayımıyla baş başa bıraktık. Sonuç: Dünyaca ünlü olan, dünyada bir marka olan Türk tütününü kaybediyoruz. Küçücük Küba, beğenmediğimiz bir yönetimle, beğenilmeyen bir yönetimle yönetilen küçücük Küba, bir Havana purosunu dünya markası yapmış ve bunun arkasından, büyük kazançlar ve kendi ülkesi için belli bir prestij sağlarken, bu kadar uluslararası üne kavuşmuş, kendi başına bir marka haline gelmiş olan tütünümüzü biz terk ediyoruz; ama, söyleme göre, işte orada sözleşme, tüccar var, karşısında üretici var, aralarında anlaşsın; işte, hak ve yetkileri belli. Ee, çalışıyor mu bu sistem?! Çalışmaz. Neden çalışmaz? Çünkü, hak ve yükümlülükleri ne kadar siz yasayla belirlerseniz belirleyin, karşılıklı pazarlık ve görüşme içerisinde olan iki grup eşit güçte olmadıkça, aralarında, doğru, hakça ve piyasanın öngördüğü bir anlaşmanın gerçekleşmesi mümkün değildir. Çiftçimizin gücü belli, onun karşısında tüccarımızın gücü belli; dolayısıyla, hatta hatta, dünyada tekelleşmiş, tekel piyasasının gücü belli. Şimdi, böyle bir gücün karşısına, biz, çiftçimizi koyup da, aranızda biz kuralları yazdık, anlaşın dememiz ne kadar anlamsızsa, işte, burada da, biz, hak ve sorumlulukları, yükümlülüklerini belirtiyoruz, lisanslı depo işletmecisi ile onun karşısındaki çiftçi otururlar, anlaşırlar, gül gibi devam eder diye varsaymak son derece yanlıştır.

Ne yapılması gerekir? Yapılması gereken, çiftçimizin de, eşit güçte pazarlık yapabilmek, çatır çatır pazarlık yapabilmek... Tüccarın, almıyorum o zaman ürününü dediği zaman, örneğin tütünde, ne yapacak bizim üreticimiz, ne yapacak? İşte bu güvenceyi, bu gücü, bu tartışma, pazarlık gücünü çiftçimize kazandırmadan, onu, lisanslı depo işletmecisiyle, tüccarla, şununla bununla baş başa koyarak, biz, çiftçimizin giderek daha mağdur duruma düşmesi sonucuna neden oluruz.

Şimdi, 18 inci maddenin (a) fıkrasını okuyayım: "Depolama hizmetleri karşılığında Bakanlıkça onaylı ücret tarifesi çerçevesinde ücret talep etmek." Haa, şimdi bir ücret söz konusu; yani, biz bu fıkrayla, depocunun çiftçimizden talep edeceği ücreti bakanların karar verdiği ölçüler içerisinde tutarak, sözümona, depocunun haksız birtakım taleplerini önleyeceğiz. Şimdi bunu, hükümetin üstünde... Bu lisanslı depocular, tüccarlar, bu gibi kitlelerimizin, onların da elbette hakları var; fakat, onların gücü ile çiftçimizin gücü aynı mıdır; çiftçimiz örgütsüzdür, örgütsüz olduğu sürece -bu, dünyaca bilinen bir gerçektir- çiftçimiz daima güçsüz kalacaktır; gerek hükümetin bu fiyat politikalarında gerekse pazarlık konusunda çiftçimiz güçsüz kalacaktır.

Somut örnek vereyim: Tatlandırıcı konusu vardır; Cargill, Amerikan Şirketinin Bursa'da kurmuş olduğu fabrikada ürettiği nişasta bazlı tatlandırıcı. Nedir tatlandırıcı kotası; yüzde 10. Şimdi, bunun karşısında şekerpancarı üreticisi diyor ki; ben şekerpancarı üretmek istiyorum. Bakanlar Kurulunun tatlandırıcı kotasını -yüzde 10'du daha doğrusu o - yüzde 50 azaltıp artırabilme hakkı var, yetkisi var. Tatlandırıcı kotasını azaltırsa, şekerpancarı üreticimizin yüzü güler; çoğaltırsa, şekerpancarı üreticimizin kotası düşer. Yani, tatlandırıcı kotasının artırılması, şekerpancarı üreticimizin aleyhinedir ve bunu belirleyecek olan Bakanlar Kuruludur. Bakanlar Kurulu bunu artırdı mı azalttı mı; artırdı; yüzde 50 artırdı, kota yüzde 10'dan 15'e çıktı; bu, bizim şekerpancarı üreticilerimizin aleyhine bir karardır Bakanlar Kurulunda. Neden; kim daha güçlüyse o daha etkisini sürdürebildiği için.

Dolayısıyla bu maddede sayılan hak ve yükümlülükler üzerine bir şey söylemek mümkün değildir; fakat, bunları kâğıt üzerinde belirleyip, çiftçimizle -karşı karşıya değil de- anlaşma yapmasını beklediğimiz lisanslı depocuların hak ve yükümlülüklerini kâğıt üzerinde belirledikten sonra piyasanın işlediği gibi hakça bir düzenin işleyeceğini beklemek yanlıştır.

Çiftçimizi, mutlaka ve mutlaka örgütlü ve diğer bazı mekanizmalarla, gerek tüccara karşı gerek bu tasarının kabulü durumunda lisanlı depoculara karşı haklarını daha iyi savunur bir duruma getirmeden, bunları yasayla belirlemekle bir sonuç alınamaz. Bunu ifade ediyorum. Hükümetin buna kulak vermesini ve çiftçimizin kendilerini sürekli mağdur duruma düşürecek güçsüzlükten çıkaran önlemleri de almasını talep ediyorum.

Bu talebimle sözümü tamamlar, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
