# Türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:234)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim
- **Tarih:** 31 Temmuz 2008
- **Gündem:** TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:234)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-23-2008-07-31-turkiye-bilimsel-ve-teknolojik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kan

> Osman Coşkunoğlu (CHP), 31 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:234)); konuşma 1.574 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair, önümüze tekrar gelmiş olan, Kanun Tasarısı’nın tümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek için huzurunuzdayım.

Bu tasarı -bu tasarıda düzenlenen en önemli maddeler- daha çok Bilim Kurulu ve TÜBİTAK Başkanının belirlenmesine yönelik, geçmişte gündemimize gelip, bizleri meşgul edip, daha sonra uygulanabilirliği yasal olarak bulunamamış, Anayasa Mahkemesi veya Cumhurbaşkanlığı tarafından geri gönderilmiş taslakların bir yenisidir. Ayrıca, 278 sayılı Kanun’da bazı değişiklikleri, gerek yeni çıkan Kamu İhale Kanunu, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu ve Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu yürürlüğe girdikten sonra gerekli olan bazı değişiklikleri içermektedir.

Bu tasarının geçmişinden biraz söz etmek istiyorum. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik -o zamanlar adı Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu idi, kısaca TÜBİTAK- Araştırma Kurumu ile ilgili tasarı ilk kez 9 Ekim 2003 tarihinde “TÜBİTAK Başkanını bir defaya mahsus olmak üzere Başbakan atasın.” şeklinde önümüze geldi. Bu yasa tasarısına biz muhalefet ettik. Sayın Başbakanın Başkanı atamasının doğru olmayacağını, siyasileştirme yönünde ve kadrolaşma yönünde zaten süregiden AKP icraatının bir parçası olarak itiraz ettik. Bizim itirazımız dinlenmedi. Sayın Cumhurbaşkanından yasa geri döndü. Sayın Cumhurbaşkanının itirazını da hiçbir şekilde kale almadan, dikkate almadan aynı tasarı aynen tekrar Meclisten 1 Aralık 2003 tarihinde geçti ve arkasından Anayasa Mahkemesi bozdu.

(x) 234 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.

O sırada düşünce “Anayasa Mahkemesi kararları geriye işlemeyeceğine göre, o arada, ben yaptım oldu, atamaları yaparız, o da kalır.” şeklinde idi. Fakat hesapta olmayan bir mahkeme daha girdi işin içine -bol mahkemeli bir yasadır bu- idare mahkemesi de yürütmeyi durdurdu ve bu, tabii geriye işleyen bir durum yarattı.

Daha sonra, 4 Mayıs 2005 tarihinde önümüzdeki yasa tasarısı için ilk girişim yapıldı ve 5344 sayılı Yasa çıktı. Bu da önce Sayın Cumhurbaşkanından döndü, ondan sonra tekrar çıktı, ondan sonra 18 Mayıs 2005 tarihinde Anayasa Mahkemesinde iptal edildi, yürütmesi durduruldu, bunun üzerine tekrar önümüze geldi.

Bu sürece bir bakalım: Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bilim ve teknolojiyi ilgilendiren bir konuda, böyle zorlamalarla, yasaları zorlamak pahasına zamanının bu kadar alınmış olması çok üzücüdür. Özellikle ciddi ekonomik sıkıntıların, bütün dünyada, geçmişinizdeki altı yıl içerisindeki likidite bolluğu, dünya ekonomisinin parlak dönemlerinin israf edildiği yıllardan sonra bütün dünya ekonomisinde kendisini gösteren sıkıntıların ve yanlış hükûmet ekonomi politikalarının sonuçları üzerine halkımız sıkıntı içerisindeyken, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Yasa’yla, yasaları zorlamak pahasına, bu tasarıyla bunca yıl maalesef meşgul edilmiştir.

Bir ilginç mahkeme kararı daha ifade edeyim. Bu Yasa etrafında sadece sözünü ettiğim Anayasa Mahkemesi kararları olmamıştır, bir de 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde bir tazminat davası görülmüştür. 28 Kasım 2006 tarihinde Başbakan mahkûm olmuştur. Tazminat ödemeye mahkûm olmuştur, mahkeme kararlarını dinlememek nedeniyle. Ben bunu daha önce bu tasarının tartışılması sırasında da ifade ederken, AKP sıralarından Sayın Başbakanın daha önceki bir mahkûmiyetiyle ilgili söylediğim zannedilmişti. Hayır, Sayın Başbakan 28 Kasım 2006 tarihinde yine bir asliye hukuk mahkemesi tarafından mahkeme kararlarını dinlememekten dolayı mahkûm olmuştur ve tazminat ödemiştir.

Bu kadar çok mahkeme lafı ettikten sonra, sözüme devam etmeden önce, dünkü karar için, yani Anayasa Mahkemesinin, neredeyse oy birliğiyle, AKP’yi laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak mahkûm etmesini de dikkatinize getiriyorum. Bundan sonrasında daha farklı bir yönetim anlayışının egemen olacağını diliyorum. Bu karar karşısında epey sevinildiğini hissediyorum, gördüm, o de beni şaşırttı. Neredeyse oy birliğiyle, laiklik karşıtı eylemlerin odağı bir parti olmak çok sevinilecek bir durum değil diye düşünüyorum, umarım bundan sonrası değişir.

Şimdi gelelim, bu yasayla söz konusu olan, bu yasanın içindeki bazı maddelerdeki bazı çekincelere.

Bu yasa tasarısının 3’üncü maddesi, yine Başbakana belli bir yetki veriyor Başkanı belirleme konusunda.

7’nci maddesi, TÜBİTAK’a, üniversite ve diğer araştırma faaliyeti yürüten kurum ve kuruluşlara karşı bir avantaj veriyor; bu iyi midir kötü müdür? Bunların, araştırma yapan diğer kuruluşlarla ve üniversitelerimizle görüşülmüş olmasını dilerdim, böyle bir şeyin yapılmamış olduğunu görüyorum. 7’nci madde, Kurum tarafından ARGE faaliyetlerinin yürütülmesi veya desteklenmesi amacıyla ithal edilmesi gereken bazı malzemelerde, TÜBİTAK’a, diğer kurumlara sağlanmayan bir avantaj veriyor, umarım iyiye kullanılır.

9’uncu madde de, yine Kurumun nitelikli personel istihdamında bazı özel durumlar ihdas ediyor. Bunların kötüye kullanılmayacağını, gerçekten bilim ve teknoloji açısından ülkemizin ihtiyacı olan personelin, araştırmacıların, değerli araştırmacıların TÜBİTAK’a kazandırılacağını umarım. Bu maddeler yanlış uygulamaya uygun, müsait maddelerdir, bunların uygulanmasını da izliyor olacağız.

Bundan sonra TÜBİTAK ile ilgili bazı düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Türkiye’nin bence gerek ekonomisi için gerek bilim ve teknolojisi için gerekse topluma bilim ve teknolojiyi sevdirme açısından göz bebeği, odak bir kuruluş olan TÜBİTAK’ın çalışmaları hakkında birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Önce, bazı TÜBİTAK’ın yayınladığı rakamlar veya yaptığı işler ile diğer örneğin, Devlet Planlama Teşkilatının rakam veya önerileri arasında bazı farklılıklar görüyorum -çelişki sözünü kullanmak istemiyorum- bunlara dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunlar rakam işidir, hesaplanması o kadar zor işler de değildir. Örneğin, gayrisafi yurt içi hasıladan ARGE’ye ayrılan pay TÜBİTAK dokümanlarında binde 7,6 diye ifade ediliyor. Devlet Planlama Teşkilatının Dokuzuncu Planı’nın 2008 programında 2006 rakamı yoktur, 2005 rakamı vardır. Bunların niye paylaşılmadığını ve bu rakamlar arasındaki farklılığı merak ediyorum.

Bir diğer nokta, yine TÜBİTAK’ın çalışmalarıyla ilgili: “Bizim çok ihtiyacımız olan, şu anda çok ihtiyacımız olan bir bilim ve teknoloji ve hatta bir sanayi politikasının ve stratejisinin belirlenmesine TÜBİTAK’ın katkıları çok önemli olacaktır.” Bu benim sözüm değildir. Bunu Sayın Başbakan 12 Eylül 2006 tarihinde Bilim Teknoloji Yüksek Kurulunun 14’üncü toplantısında da ifade etmiştir. Bu toplantıda, 2006’daki toplantıda “Ulusal Yenilik Stratejisi hazırlığı gündemimizde yer alıyor.” demiştir Sayın Başbakan, konuşmasından aynen ifade ediyorum. Ondan sonra, sanki bu strateji varmış gibi konuşmasına devam etmiştir.

Ben, TÜBİTAK’ın Ulusal Yenilik, yani İnovasyon Strateji ve Eylem Planı’nın hazırlandığını görmedim. Zaten Devlet Planlama Teşkilatının yayınladığı 2008 programının Resmî Gazete’de yayınlanan 144’üncü sayfasında “Ulusal Yenilik Strateji ve Eylem Planı hazırlanacaktır.” diye bir tedbir vardır ve bu tedbirin aralık sonuna, yani 2008 Aralık sonuna kadar gerçekleşeceği söylenmiştir. Bu, Devlet Planlama Teşkilatının 2008 programında ifade ediliyor. 2006’da Sayın Başbakanın “Bu yapılacaktır ve gelecek toplantıya kadar bir eylem planının ortaya çıkacağını umarım.” şeklinde ifade ettiği strateji, çok ihtiyacımız olan Ulusal Yenilik Stratejisi ve Eylem Planı’dır.

Şimdi, bununla ilgili olarak şu sıralar Sayın Bakan Nazım Ekren de bir çalışma içerisindedir, hangi sektörleri destekleyelim şeklinde. Bugünkü Dünya gazetesinin haberine göre, bazı sektörlerin, yüksek teknoloji üretmek kaydı şartıyla destekleneceği söylenmiştir. Bu, Sayın Nazım Ekren’in yaptığı bir açıklamadır bugünkü Dünya gazetesinde çıkan.

Öte yandan, Sanayi Bakanlığı da bir sanayi politikası hazırlamakta olduğunu, bunun için bir sanayi envanteri hazırlamakta olduğunu söylüyor. Sayın Nazım Ekren, sanayi politikası denilebilecek bir öncelikler açıklıyor. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunda bazı öncelikler belirlenmiş olmasına rağmen, o öncelikleri bir stratejiye dönüştürecek, bir politikaya dönüştürecek bir dokümanı TÜBİTAK hâlâ çıkaramamıştır ve bütün bunlar olurken birkaç ay önce biz burada ARGE Teşvik Yasası çıkardık ve bu Teşvik Yasası’nda hiçbir öncelikten, stratejiden, politikadan söz edilmiyordu.

Bu dağınıklığı dikkatinize getirmek isterim. Bunlar ciddiye alındığı izlenimini bende bırakmıyor. Sanayi Bakanlığı bir çalışma içerisinde. Sayın Ekren bugün bir açıklama yapıyor. 2006 yılından beri bir strateji hazırlamakla yükümlü TÜBİTAK böyle bir belgeyi henüz açıklamadı. Bu arada, “Ne olursa olsun, ARGE olsun.” şeklinde bir yasayı kabul etmiş durumdayız.

Bu dağınıklığın ve bu belgeler arasında… Ha, bu arada Dokuzuncu Plan var, onda da başka öncelikler, oradan, buradan alınmış öncelikler ifade edilmiş. Bilim ve teknoloji gibi önemli bir konuda öyle rastgele laf etmeyi, kendini pek açmayan bir konuda bu dağınıklığın çok dikkat çekici olduğunu ifade etmek isterim.

Ülkemizin ciddi bir teknoloji politikasına, ciddi bir bilim ve teknoloji politikasına ihtiyacı vardır, bu konuda TÜBİTAK’ın yararlı çalışmaları vardır. TÜBİTAK, bütçe görüşmesinden sonra -o zamanlar yoktu ama- son iki yıllık çalışma programını açıklamıştır. Burada oraya buraya kaynak aktarılmıştır, kaynak daha önceki yıllara göre nispeten bol verilmiştir fakat ortada bir strateji, bir politika, bir hedef yoktur. Bu çok ciddi bir eksikliktir; bu, sanayi politikamıza da yansımaktadır.

Nitekim, Sayın Başbakan kendisi, “Kim ne yatırım yaparsa yapsın destekleyelim.” şeklinde, belli yörelerde, kırk dokuz ilde -önce otuz altı, sonra kırk dokuz ilde- böyle bir Teşvik Yasası’nın sakıncalı olduğunu ve daha sonra düzeltileceğini söylemiştir. Bu sözünün üstünden de iki yıl geçmiştir, hâlâ ciddi bir sanayi politikasına, bilim ve teknoloji politikasına ve stratejisine dayanan bir çalışma, bir belge yoktur, sadece dağınık bazı işlevler, işlemler, çalışmalar vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimi kapatmadan önce, yine bugünlerde çok üstünde durduğumuz küresel ısınmayla ilgili ve zaten ihmal edilmiş bir tarım politikamız olduğu için -her ne kadar Sayın Tarım Bakanı buna katılmıyorsa da- çok ciddi sıkıntılardan geçen çiftçilerimizin girdilerinin pahalandığı, daha verimli çalışma ortamı ihtiyacı içerisinde olduğu günlerde tarımda da ARGE’nin yaygınlaştırılması için çaba gösterilmesi gerektiğini de ifade etmek istiyorum, bir Cumhuriyet Halk Partisi önerisi olarak sunmak istiyorum.

Bakın, size, OECD’nin 2007’de yayınladığı Tarım Politikaları İzleme ve Değerlendirme Raporu’nda Türkiye’ye ayrılan sekiz sayfada çarpıcı bir iddiayı, bu OECD raporundan aynen okuyorum: “Aşırı üretimden dolayı değer kaybı yaşayan fındık, tütün gibi ürünlerden daha değerli ürünlere geçişi sağlayacak ürün dönüşüm programına ayrılan dönüşüm ödemeleri…” Yani mali kaynakların yeterli kullanılmadığını iddia ediyor OECD ve rakam veriyor: “2001-2005 yılları arasında bu işe ayrılan 213 milyon dolardan sadece 4 milyon doları kullanılmıştır.” Katma değeri daha yüksek ürünlere geçiş için, bu tarım alanında ARGE’ye yönelik çalışmaların yapılabilmesi için ayrılmış olan 213 milyon dolardan sadece 4 milyon dolar kullanılmış, 2006 yılında da ödeme yapılmamış artık bunun için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Coşkunoğlu, sözlerinizi tamamlayın

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, bilim ve teknoloji dediğimiz zaman aklımıza sadece uzay teknolojileri -ki çok önemlidir- sadece iletişim teknolojileri, bilgi teknolojileri -ki çok önemlilerdir- gelmemelidir, tarımla ilgili bilim ve teknolojiler de gelmelidir. Türkiye, özellikle talebin, gıda talebinin giderek arttığı bir ortamda ve küresel ısınmanın yarattığı sıkıntılar ve darlıkların yaşandığı, bir de biyoyakıt gibi ürünlerin ortaya çıktığı bir ortamda tarım konusunda stratejik önemini korumaktadır. Bu konuda da şimdiye kadarki ihmallerin düzeltilmesini diler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “Türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:234)”. TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim tutanağı, 31 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-23-2008-07-31-turkiye-bilimsel-ve-teknolojik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kan (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
