# İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 3 Şubat 2010
- **Gündem:** İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-23-2010-02-03-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda

> Osman Coşkunoğlu (CHP), 3 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA); konuşma 897 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu öğretmen atamalarındaki haksızlık ve usulsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş Meclis araştırması önergesinin lehinde konuşmak istiyorum.

Bu noktada, bir iki belki fazla bilinmeyen noktaya değineceğim ama ondan önce, benden önce konuşan iktidar milletvekilinin vermiş olduğu rakamlar dikkatimi çekti. Benden önce konuşmuş olan iktidar milletvekili, dersliklerdeki artış, sınıf başına düşen öğrenci sayısı, öğretmenlerin aldığı maaşlar gibi istatistikler verdi. Sonuç: Üniversite giriş sınavında hâlâ sıfır alan öğrenci sayısı var ve hâlâ eğitim düzeyimiz belli bir noktaya gelmemiş. Demek ki bu bir itiraf oluyor. Biz şunu yaptık, bunu yaptık ama hâlâ ülkemizdeki eğitimin kalitesini yükseltemedik diyor. Şimdi, bunu itiraf olarak kabul ediyorum, o rakamları. Bunun üstüne inşa etmek istiyorum neden bu araştırma önergesinin önemli olduğunu.

Değerli milletvekilleri, öğretmenin rolü ve önemi anlaşılmıyor. Söylemde “Öğretmen önemlidir.”, “Eğitim önemlidir.”, “Bilgi önemlidir.” herkesin ağzında. Önemlidir, doğru ama bu önemin gereği yapılıyor mu yapılmıyor mu, buna bakalım yani laf bol, söylem bol ama eylemlere bakalım.

Bir teknik veya ideolojik diyebileceğim bir hata yapılıyor. O da şu: Deniyor ki, zorladığım zaman, birkaç konuşmada “Olanaklarımız artsın, ülkemizin geliri artsın, ekonomik büyüme olsun, vergiler toplansın, devlet daha zengin olsun, ondan sonra eğitime daha fazla yatırım yapabiliriz, daha fazla öğretmen istihdam edebiliriz.” deniyor.

Burada, değerli milletvekilleri, dikkatinizi çekmek istediğim yanlış bir neden-sonuç ilişkisi var. “Önce zenginleşelim, ondan sonra eğitim” gibi, “Ne yapalım paramız yok” gibi laflar yeterince... Bu yanlıştır, bunun yanlışlığını… Hızlı kalkınan ülkelere bakarsanız, önce zenginleşelim de ondan sonra kaynak ayıralım eğitime dememişlerdir, önce eğitim ve bilgi girdisiyle daha güçlü bir ekonomi, ucuz iş gücüne dayanan değil, bilgiye dayanan ve katma değere dayanan bir rekabet gücüne ulaşabilmişlerdir. Burada çok ciddi bir teknik hata yapılıyor; önce zenginleşelim, paramız olsun, ondan sonra eğitime yatırım yaparız yanlıştır, eğitime yatırım yaparak zenginleşilir. Bunu, etrafınızda bakın, hızlı gelişmiş ülkelerin hepsinde bunu görürsünüz.

Ayrıca, ayrıca, ilgilenenlere ben burada teorik bir sonuç da vereyim. Bakın, ekonomide Nobel ödülü kazanmış Gary Becker denilen bir ekonomi profesörü vardır, bu da Chicago Üniversitesindedir. Yani, neoliberal görüşü savunan bir üniversitede olduğu hâlde, şu teorisiyle, beşeri sermaye teorisiyle Nobel ödülü almıştır Gary Becker, onu incelemenizi öneririm. Kısaca yaptığı şudur, gösterdiği, kanıtladığı, bilimsel olarak kanıtladığı, Nobel almasına neden olan teori şudur: Fakir bir ülkede fakir bir ailenin bir çocuğu var. Bu çocuk ekonomik olanaksızlıklar nedeniyle okula gidemiyor. İşte Gary Becker şunu kanıtlayarak Nobel ödülü aldı: Eğer o çocuğun okula giderek, çalışmayarak dolayısıyla, ailesine getireceği parayı devlet öderse, çocuk çalışmak yerine okula gidiyor, çalışırken kazanıp eve getireceği parayı devlet o eve veriyor. İşte, böyle bir durumda o ülke daha hızlı kalkınır. Bu da teorik olarak ve pratikte uygulamaları olan, sonuçları ampirik olarak da görülmüş olan bir sonuçtur, inkâr edilemeyecek bir sonuçtur. Dolayısıyla ülkemizin ekonomik olarak yeterince kalkınamamış olması ve “Ekonomik olarak kalkınalım da ondan sonra eğitime önem veririz.” anlayışı yanlıştır. İdeolojik olarak iyi niyetle de olsa böyle bir yanlışa saplananları bu konuda uyarmak ve doğruya davet etmek isterim. Tabii, olayın bu teknik bir yönü. Teknik olarak hatalı düşünülebilir, neden-sonuç ilişkilerini bazen karıştırabiliriz.

Olayın bir de anlayış yönü var. Daha önce bu kürsüden söylendi yine: Efendim, atamalarda siyasi baskı veya rol oynanmıyormuş. Oynanıyor ve o kadar çirkin bir şekilde oynanıyor ki, bu konuda -yani içinizdeki iyi niyetlileri de uyarmak isterim- halkımıza da şunu anlatmak isterim: AKP İktidarının pervasızca kadrolaşması, oraya buraya adamımı koyayım iddiası, muhalefetin sorunu değildir, halkımızın sorunudur. Neden? Bu anlayışla yapılan atamalar sonucunda alınan kötü hizmetlerden halkımız mağdur olmaktadır. Dolayısıyla ben, halkımızın, bu konuya, bu atamaların siyasi yandaşları koruyacak şekilde yapılmasına bizden önce, muhalefetten önce -hangi iktidar olursa olsun- karşı çıkması gerektiğini burada ifade etmek isterim.

Bunun en kötü…

SONER AKSOY (Kütahya) – Halk memnun Osman Bey.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Halk memnun değil, halk memnun değil.

SONER AKSOY (Kütahya) – Halk çok memnun.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla)- Hiç memnun değil.

SONER AKSOY (Kütahya) – Seçimler belli ediyor.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) - Ben bunun en kötü örneğini söyleyeceğim. Bu -artık buradan üzülerek söylediğim- üstünde kesinlikle siyasi rant gibi bir şey yapılmaması gereken ama sizlerle mutlaka paylaşmam gereken, son iki ay içerisinde kendi seçim bölgem Uşak’ın Eşme ilçesinin yatılı bölge okulunda olan bir olaydır. Oradaki yatılı bölge okulundaki olay… Burada, zaten aileden sorumlu Bakanımız da var, onun da dikkatine getirmek isterim. Yatılı bölge okulunda iki tane on üç yaşındaki kız, çok ağır bir şekilde -burada kürsüden söylenmeyecek kadar- cinsel tacize uğramıştır. Bu olay basit bir adli vaka gibi geçiştirilemez “Efendim, adliyeye intikal etmiştir, suçluları bulur cezalandırırız.” diye geçiştirilemeyecek bir olaydır ve Türkiye'nin çok çeşitli yerlerinde de buna benzer olaylar oluyor. İki tane on üç yaşındaki kız… Tekrar söylüyorum: Gidin, oradaki aileler memnun mu bakalım bu yatılı bölge okullarındaki durumdan? O yurtlarda mutlaka bayan öğretmen olması gerekir. Sorun bakalım var mı? Sorun bakalım aileler bundan memnun mu?

Değerli arkadaşlarım, buna göz yumamayız. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde zaten kızlarını okula gönderme konusunda belli bir dirençle karşılaşıldığı ortamda, bu gibi olayların, derhâl bizi, hepimizi ayaklandırması gerekir. Burada atama bekleyen öğretmenler var, burada yatılı okullar var, nelerin olup bittiğini bilmediğimiz ve bayan öğretmenlerin olmadığı okullar var çok sayıda. Ben onların yüzdesini -şimdi o konuda bir inceleme yapıyorum- şu anda bilmiyorum ama çok sayıda olduğunu biliyorum. Bunu gözden kaçıramayız. Yatılı bölge okullarının mutlaka ve mutlaka çok dikkatli bir incelemeden geçmesi gerekir.

Bir de, bu iki olayı… Çok fazla üstünde durmak istemiyorum, gerçekten çok çirkin. Ama o iki olayın müsebbibi de, nereden, nasıl gelmiş, ona da bakmak lazım. Bir tanesi taşeron firmadan. Bu taşeron firmadan rastgele…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 3 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-23-2010-02-03-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
