# Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti hükümeti arasında sağlık alanında işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:232)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Durmuş (MHP, Kırıkkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim
- **Tarih:** 16 Temmuz 2008
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SAĞLIK ALANINDA İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:232)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-durmus-23-2008-07-16-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-kuzey-kibris-turk-cumhuriyeti-hukumet

> Osman Durmuş (MHP), 16 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA SAĞLIK ALANINDA İŞBİRLİĞİNE İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:232)); konuşma 1.805 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 232 sıra sayılı, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında sağlık alanında iş birliğine dair anlaşma nedeniyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, her iki ülke sağlık bakanları arası ilişki 10 Şubat 1998 tarihli İş Birliği Anlaşması ile başlamıştır. 29 Aralık 1999’da Kuzey Kıbrıs Sağlık ve Çevre Bakanlığı ile yaptığımız ek protokol ve 2003 yılındaki ek protokol çerçevesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti uyruklu hekimlere belirli kontenjanlar dâhilinde tıpta uzmanlık sınavına girmeleri ve ihtisaslarının yarı süresini Lefkoşa’daki Doktor Burhan Nalbantoğlu Hastanesinde, diğer yarısını da Sağlık Bakanlığımızın eğitim hastanelerinde tamamlamalarını sağlamaktayız. Özellikle de Kıbrıslı doktorlarımızın büyük ekseriyeti de Türkiye’deki tıp fakültelerinden mezun olmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eksikliği görülen, biraz evvel CHP Grubu adına konuşan arkadaşım ifade etti, beyin cerrahisi, nöroloji, enfeksiyon hastalıkları -tabii onkoloji, adli tıp gibi konular da sayılabilir- gibi konularda Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı kısa süreli rotasyonlarla bu görevi tamamlamaya çalışmaktadır. Yine, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki sağlık personeline kısa süreli eğitimler Türkiye’de verilmektedir. AKP Hükûmeti döneminde isabetli bir gelişme olarak kardiyoloji ve kalp cerrahisi konusunda, bizim Azerbaycan’da yaptığımız gibi, Türkiye’den hekimler gönderilerek anjiyo, stent uygulaması ve kalp cerrahisi ameliyatları yapılmaktadır. Oradaki hekimlerin bu işi yapar hâle gelene kadar bunun devam etmesinde büyük yarar görüyoruz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde üretilen malların ithalatı konusunda gümrük işlemlerinin hızlandırılacağı taahhüt edilmiş. İlaçlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devlet laboratuvarlarından alınacak analiz sertifikası ve kozmetik ürünleri, dezenfektanlar, pestisitler, deterjan ve temizlik malzemeleri konusunda Türkiye’de geçerli mevzuat doğrultusunda ruhsat almaları hâlinde, ithalat işlemleri hızlandırılmaktadır.

Burada, özellikle uzun yıllar İngiltere’den bavul ticareti yoluyla Türkiye’ye kaçak yollardan sokulan kalp kapaklarıyla ilgili SSK hastalarını tekrar hastanelere çağırarak sorunlu kapakların değiştirildiği hafızalarımızdadır. Bu kapak ve benzeri tıbbi malzemenin Türkiye’ye girişi, 57’nci Hükûmet döneminde yasaklanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nde ruhsat ve izin verilmiş Kuzey Kıbrıs Türk Hükûmeti ürünlerine sağlık ve serbest satış sertifikası verilmesi hâlinde, bunların ticareti serbestçe yapılabilmektedir.

1998 yılında imzalanan Anlaşma’nın on yıllık süresi dolduğundan, bu defa bu Anlaşma’nın yenilenmesi söz konusudur.

Değerli milletvekilleri, Kıbrıs’ta Türk lider Talat ve Rum lider, tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık konusunda mutabakata varmıştır. Bu konuya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.

26 Nisan 2004’te AB Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uygulanan izolasyonların kaldırılacağına dair söz vermiştir. Ancak Rumların engellemesiyle AB verdiği sözü unutmuş görünmektedir. Kıbrıs Türklerinin referandumda “evet” demesi için her sözü veren, paralı kampanyalar başlatan AB, Rumların “hayır” diyeceğini bilmiyor muydu? Biliyordu tabii. Rumlar hiçbir dönemde verdiği sözü tutmamıştır. İngiltere de bunu çok iyi bilmektedir.

Her iktidar değişikliğinde yeni bir hamle yapıp Türkiye ve Kıbrıslı Türkler aleyhine bir gelişmeyi Kıbrıslı Rumlar ve Yunanlılar, maalesef, başarmıştır. Bu diplomatik manevraların çoğunu Türkiye kaybetmiştir. 1960’ta kurulan devleti yıkmak için 1963’te, 65’te, 74’te girişimde bulunmuşlardır. EOKA terör örgütü marifetiyle Türkleri soykırıma tabi tutmaya başlayınca 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtıyla garantör Türkiye Türklerin can güvenliklerini koruyabilmiştir. Kıbrıs Türkleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletini kurmuştur.

Ne hikmetse, dış destekli müdahale veya komplolarla Türkiye'de değiştirilen iktidarlar, Türkiye'de yeni göreve gelenler, ABD ve Yunanistan iş birliğiyle bir bakıma bir sınava tabi tutulmaktadırlar. Deneyimsiz politikacılar ya açık vermiş ya da iktidarlarını korumak için, yerlerini sağlama alabilmek için diyet ödemek zorunda kalmışlardır. AKP Hükûmetine kadar birçok hükûmet diyet ödemiştir. Yunanistan’ın NATO’ya döndürülmesi, Ege FIR hattının Yunanistan’a bırakılması, AKP’nin Kıbrıs’ı AB’ye girişin şartı hâline getirmesi, çözüm için bir adım önde olma tezi, Belçika modeli önerisi, olmadı Annan Planı, daldan dala atlamalar devam ediyor. En son atılacak adımı da Talat atıyor, AKP dinliyor görünüyor.

Değerli milletvekilleri, diyeti ve ödünü AKP kadar güzel ambalajlayıp kamuoyuna “Karşılıklı iyi ilişkiler. Komşuyla dostluk gösterileri. AB’ye girdik. Evet dedik, Rumları köşeye sıkıştırdık…” Kıbrıs’ta çözüm olarak sunabilen ikinci bir hükûmet gösterilemez. Bu ver kurtulcu zihniyet, Türk kamuoyunu bilgilendirip uyandıranları da “Teslimiyete hayır” diyeni de cezalandırmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AB, ABD, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum yönetimi, AKP’lilerin bu alicenap tavrından hoşnuttur ancak Kıbrıs henüz Rum’a teslim edilmemiştir, barışın teminatı Türk ordusu henüz Kıbrıs’tan çıkartılamamıştır. Nitekim, AKP’nin kapatılmaması için Türk yargı sistemine müdahale etmekte ve yeni taviz ve diyetlere zemin hazırlamaktadırlar. AKP, kendisi için beslenen iyi duygulara cevap vermekte zorlanmayacaktır, nasılsa Türkiye Büyük Millet Meclisinde 340 hazır parmak mevcuttur. Bugünlerde AKP’nin diyet uzmanı gibi davranan Talat “Tek devlet, tek egemenlik” sözünü vermiş görünüyor. “Çözümsüzlük çözüm değildir.” diyen AKP lideri, ödünleri Talat’a verdirerek sorumluluktan kurtulacağını tasavvur etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Kıbrıs’ın zemini ve fikrî yapısı, artık Türkiye garantisiz, AB üyesi Güney Kıbrıs’a iltihak planını gerçekleştirecek kadrolarla yönetilmek olmamalıdır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, dökülen kanları, katledilen insanlarımızı, kadın ve çocuklarımızı, şehit ve gazilerimizi, ödenen bedeli bu kürsüden dillendirmeye devam edeceğiz. AKP, bugüne kadar yaptığı etkin propaganda yöntemiyle, medyanın güçlü desteğiyle gerçeklerin karartılması ve konuşulanların duyulmaması için yine gündem değiştirecektir. Daha olmadı “Millet size notunuzu verdi. Bizi yüzde 47 ile iktidar yaptı.” savunması yapacaktır. İyi de, sizin karşınızda parçalı da olsa yüzde 53 muhalefet var, bunu görmüyor musunuz? Siz, 48 milyon oyun yüzde 33’ü olan 16 milyon oy almadınız mı? Muhalefetin görevi, gerçekleri söyleyerek iktidarı uyandırmaktır. İçeride size dış politika konusunda yapılan muhalefet, sizin pazarlık gücünüzü artıran bir faktördür, bunun farkında değil misiniz? Eğer muhalefet sizi uyandıramazsa halkı bilgilendirecektir. İkili partili Batılı demokrasilerde, iktidarlar iki üç puanlık değişikliklerle el değiştirmektedir. Kıbrıs’ta olduğu gibi, partiler satın alınıp partiler yıkılarak, Esperanto bir parti kurarak tek adam diktatöryasına fırsat verilmemektedir.

Her partiden, her tarikattan ve menfaat grubundan özel şartlarda oluşturulmuş bir mozaik partisi görüntüsünün ürünü partilerin sürekliliği yoktur. Arsasına gecekondu kondurmayanların mücadele takati kalmamış, emanetçileriyse güçsüz görünüyor. Sizin, parçaları birleştiren tutkalınız ne kadar dayanıklı, hep birlikte göreceğiz.

Değerli milletvekilleri, Kuzey Kıbrıs Türklerine, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ne verilirse biz bundan hoşnut oluyoruz ve gurur duyuyoruz. Ancak, devletinden ve egemenliğinden vazgeçip, devlet olma niteliğini yitirecek, Rum tebaası hâline dönüştürülecek Kıbrıs’ı kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Kuzey Kıbrıslı Türklere gönülden bağımız devam edecektir. Bu imzalanan anlaşma Rum devletine bir taviz olarak dönüşecekse, bundan Türk milletinin hoşnut olacağını düşünmüyorum.

Değerli milletvekilleri, ne zaman İngiltere’yle Rumların arası açılsa, İngiliz üsleri dolayısıyla bozulsa, o dönemde Türk diplomasisine destek vermişler ve Rumlarla Türklerin çatışmasını temin etmişlerdir. Nitekim, Montrö’de Ecevit Karamanlis’le görüşürken, bu sefer de İngilizlerin alternatifi olarak Amerika araya girmiş, Amerikan Dışişleri Bakanı bu görüşmeyi akamete uğratmak için her türlü gayreti göstermiş. O günkü Başbakanımız “Amerika’nın gölgesi bu anlaşmanın üzerine düşmüştür.” dediğinde kendisine soruyorlar: “Ne istiyorsunuz?” Hemşehrim Diyojen gibi “Gölge etmesinler başka ihsan istemiyorum.” diyor.

Kıbrıs, Girit, Sicilya, Amerika ve İngiltere için birer uçak gemisidir. Ne zaman oradaki Rumlarla Türklerin işleri iyi gitmeye başlasa bir diğeri bunu bozacaktır. Çünkü oradaki üslerin devamını İngiltere istiyor, Amerika da yeni üs istiyor.

Türklerin çatışmasını her dönemde temin ettiler. Kıbrıs’taki gazeteler son zamanlarda yazıyor: AB Dönem Başkanı -o zaman İngiltere- İngiltere de artık gelişmelerden yaka silkmiş görünüyor. Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü işlerlik kazanacak ama ne pahasına? AB’deki son gelişmelere göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne doğrudan ticaretin başlaması için önce Mali Yardım Tüzüğü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nden ayrılacak, sonra tüzüklerin işlerlik kazanması karşılığı Maraş taviz olarak istenecek ve mülk değişimi konusunda mutabakat sağlanacak.

Rumların sürekli işi yokuşa sürmeleri, AB Dönem Başkanlığı sırasında İngiltere’yi iyice sıkıntıya soktu. İngiltere işi üstünden atmak ve deklarasyonun daha tarafsız ve baskıdan uzak hazırlanması düşüncesiyle bu işi AB Komisyonuna havale etti. Komisyon çalışmalarının başında Rumlar tüzüklerin birbirinden ayrılması karşılığı mali yardım sözüne onay verebileceklerini belirttiler. Daha sonra tüzükler birbirinden ayrıldı. Tüzüklerin birbirinden ayrılması garantilenince Rumlar bu sefer Mali Yardım Tüzüğü’nün serbest bırakılması için Maraş’ın iade edilmesi şartını öne sürdüler. Bu şarta komisyonun diğer üyeleri yüksek sesle itiraz edince Maraş şartını geri çektiler ama yerine de Yeşil Hat Ticaret Tüzüğü ile ilgili bir deklarasyon yayınlanmasını istediler. Deklarasyon şartını AB Komisyonuna kabul ettiren Rumlar, bu sefer deklarasyonun içine özellikle Maraş’ın ve kuzeydeki Rum mallarının iadesini koydurttular. Yani, ne istedilerse şöyle veya böyle yaptırdılar. Ha işin başında Maraş şartını koydurmuş ha sonunda, hiç fark etmedi aslında. Maraş şartı gene koşul olarak kararın içinde yer aldı.

Komisyonun hazırladığı bu deklarasyon sanki AB Komisyonu tarafından değil Kıbrıs Rum kesimi tarafından hazırlanmış görüntüsü içinde, altında bir tek Papadopulos’un imzası eksik.

AB Komisyonunda varılan bu uzlaşı sonucu ortaya çıkan deklarasyon, Komisyonun yeni bir önerisi olarak AB Daimî Temsilciler Komitesine, COREPER’a sunulacak, COREPER’dan da onaylandıktan sonra AB Dışişleri Bakanlarının onayına sunulacak, onaydan sonra da resmiyet kazanacak.

Söz konusu deklarasyon tek taraflı ve Kuzey Kıbrıs için hiçbir bağlayıcılığı yok. Ancak bu deklarasyon AB’yi hukuken bağlıyor. İleride AB üyesi bir ülke, mesela Rumlar, bu deklarasyonu öne sürerek, bu alanda istediğini yaptırmak hakkına sahip olacaklar.

Bu koşullar altında Mali Yardım Tüzüğü’nün doğrudan, Ticaret Tüzüğü’nün veya diğer adıyla Ambargoların Kaldırılması Tüzüğü’nün ve Yeşil Hat Tüzüğü’nün Kıbrıs’ta genel bir çözüm olmadan işlerlik kazanması kocaman bir hayalden öteye geçemeyecek.

Burada gözle görülmeyen tehlike, bu deklarasyonun içeriğiyle ilgili olarak Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasında ileride bir anlaşmazlık olması durumunda AB Adalet Divanına çözüm için başvurulduğunda bu deklarasyonun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı için de bağlayıcı hâle geleceğidir.

Bu koşullar içinde iyice değerlendirildiği vakit, Kıbrıslı Türklerin bu deklarasyonu reddetmesi, mali yardımdan vazgeçmesi, ambargoların kaldırılacağından ümit kesmesi gerekmekte ve AB’ye elveda demesi gerekmektedir.

Artık, Kıbrıs konusunun bir krizin içine sürüklendiği ve bu krizin de giderek geri dönülmez çıkmaza dönüştüğü kesin. Bunun da sonu, eski statüye, yani AKP öncesi döneme dönmektir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki ekonomik sıkıntılar aynen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne de yansımakta. Devlette örgütlü sendikalar greve gitmiştir. Talep ettiklerini tabii ki alacaklar. Özel sektör iflasın eşiğinde. İnsanlar sesini çıkaramıyor ya da çıkardıkları zaman duyması gerekenler duymuyorlar. Son zamanlarda aynı Türkiye’de olduğu gibi kapalı kapılar arkasında ihaleler yapılıyor. Aldığımız bir duyum, Telsim’in lisans devir sözleşmesini Vodafone’a verdiğiyle ilgiliydi. Geçen günlerde Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı kısa bir açıklama yapıyor, Telsim lisans ile devir sözleşmesi imzalanmış, bunu resmen açıklıyorlar.

Değerli milletvekilleri, adada İngiliz üslerinin varlığının zaman zaman tartışıldığını biliyoruz. Özellikle bu vericiler konusunda, çevreyi kirlettiğiyle ilgili Rumlar zaman zaman yaygaralar koparıyorlar. Baz istasyonlarıyla ilgili çeşitli sıkıntıları dile getiriyorlar. Benzer bir olay ise geçen nisan ayında yaşanmış. Yeşil hatta eylemler yapılmış, Avrupa Parlamentosu Milletvekili Marios Matsakis, bazı AP üyelerinin üsleri ziyareti sırasında gerçekleştirdiği eylem nedeniyle tutuklanmış. Tutuklamanın arkasından açlık grevine başlamış. Tutukluluk hâlinin sona ermesine, İngiltere ile Güney Kıbrıs Rum tarafı arasında çıkabilecek muhtemel bir krizin engellenmesi istendiği için engellenmiş. Bütün bu gelişmeler Kıbrıs’ta yoğun tepkilere neden oluyor, ama Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Türkiye Büyük Millet Meclisine Kıbrıs’ta olan gelişmelerle ilgili en ufak bir açıklama yapmıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde yayınlanan gazeteler, Türkiye Cumhuriyeti’nde yayınlanan ve yarısı hükûmetin kontrolüne geçen televizyonlar Kıbrıs’ta ne gibi gelişmeler var, Türk milletini bilgilendirmiyor.

Değerli milletvekilleri, bundan otuz dört yıl önce Türk Silahlı Kuvvetlerinin Hilarion Kalesi’nde veya oradaki alayımızın topyekûn imhasıyla karşı karşıya kaldığı durumun bir defa daha yaşanmasını ne Türk milleti adına ne Rum cemaati adına biz istemiyoruz. Ama Türkiye İktidarı, AKP İktidarı bu vurdumduymaz tavrıyla, bu ver kurtulcu tavrıyla, bu işi sadece Talat’a havale ederek bu işi çözemez. Uluslararası toplantılarda Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünün oradan çekilmesiyle ilgili Türkiye üzerinde baskıların yapılmasına çanak tutamaz, tuttuğu takdirde çıkacak olayların tüm sorumluluğu AKP Hükûmetinin ve Başbakan Erdoğan’ın olacaktır.

Burada Sayın Bakan oturuyor. Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi olarak Kıbrıs’ta olan gelişmelerden bilgi almak, bilgi sahibi olmak istiyorum. Basın-yayın organları yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Durmuş (MHP, Kırıkkale). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti hükümeti arasında sağlık alanında işbirliğine ilişkin anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.:232)”. TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim tutanağı, 16 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-durmus-23-2008-07-16-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-kuzey-kibris-turk-cumhuriyeti-hukumet (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
