# Kanser hastalığı konusunun araştırılarak alınması gerekn önlemler hakkında (s.s. 648)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Durmuş (MHP, Kırıkkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim
- **Tarih:** 7 Nisan 2011
- **Gündem:** KANSER HASTALIĞI KONUSUNUN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKN ÖNLEMLER HAKKINDA (S.S. 648)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-durmus-23-2011-04-07-kanser-hastaligi-konusunun-arastirilarak-alinmasi-gerekn-onlemler-hakk

> Osman Durmuş (MHP), 7 Nisan 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KANSER HASTALIĞI KONUSUNUN ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKN ÖNLEMLER HAKKINDA (S.S. 648)); konuşma 1.994 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24’üncü Döneme gitmeden evvel, Kanser Araştırma Komisyonu, çok ciddi bir mesai gösterdi, çok ciddi uluslararası araştırmalar da yaptı, böyle bir raporu hazırladı. Kanser konusuyla ilgili yükü 24’üncü Döneme bırakıyoruz. Biz gidiyoruz, hep birlikte gidiyoruz. 24’üncü Dönemde gelecekler var, gelemeyecekler var.

Şimdi, ciddi bir envanter çalışmasının yapılması lazım sayın milletvekilleri. Birinci Körfez Savaşı sırasında Bağdat’ta müşahede ettiğim şey, Bağdat hastanelerinde birçok lösemili çocuk vardı. Özellikle tanksavar ve uçaksavar mermilerinin içerdiği uranyum-235 nedeniyle o çöller uranyumla kirlenmişti. Uranyumun yarılanma ömrünü düşünürseniz -geçenlerde bir televizyon programında, zannediyorum Urfa’ydı, Güneydoğu’da, toz bulutları bütünüyle şehrin üzerine yerleşmişti- uranyum içeren o toz bulutları sadece Irak’a zarar vermeyecek, Anadolu toprağına düşen o bulutlar eğer uranyum partikülleri içeriyorsa aynı şekilde bizim ülkemize de verecektir.

Hatırlayın, geçenlerde tsunami nedeniyle Japonya’da yıkılan santrallerin oluşturduğu bulutlar Kuzey Amerika üzerinden, Atlas Okyanusu üzerinden İspanya ve Avrupa Kıtası’na geldi, ülkemize kadar geldi. E, dünyada bu radyasyonlar bu tür kazalarla yayılıyor, Çernobil de yakında yayıldı. Ancak oradaki radyoaktif madde stronsiyum ve sezyumun beş yüz senelik bir yarılanma ömrünü düşünürsek, Allah’tan yağmurlar var, Allah’tan gökyüzüne yayılırken dilüsyonel olarak miktarı azalıyor da “musâbiyyet” dediğimiz maruz kalış süremiz daha az olacak.

Şimdi, Karadeniz Bölgesi’nin muhatap olduğu bu radyoaktivite yağmurlarla denize taşınabilir, toprağın derinliklerine gidebilir ama çölde yağmur da yok, pek yağmur da düşmüyor. O yüzeyde kalan radyasyon orada doğan bebekleri lösemi yapacak, yapıyor, yapmaya devam ediyor ve bizim ülkemize de zarar verecek. Bunun envanterinin tutulması lazım. Karadeniz Bölgesi’nin, Çernobil’den etkilenen bölgenin otuz yıllık, elli yıllık patoloji takiplerinin yapılması lazım. Hastanelerimizde yapılan tiroit cerrahileri sonrası, ne kadar tiroit kanseri var, bunlar bir artış gösteriyor mu, göstermiyor mu, yoksa dilüsyonel olarak azalmış da hastalık ilerlemiyor mu, bunu görmemiz lazım.

Kırıkkale’nin Karakeçili ilçesinin içme suyu boruları asbesttir. Türkiye’de birçok vilayette hâlâ asbestli borularla halkımız su içiyor. O hâlde İller Bankamızın bir master program hazırlaması lazım. Türkiye’de asbestli borudan su içen kaç ilçemiz, kaç beldemiz, kaç vilayetimiz var, bunların hepsinin gözden geçirilip o su şebekelerinin hepsinin yenilenmesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, sizin elinizde olmayan nedenlerle kanserojenlerle muhatap olabiliyorsunuz, biraz evvel söyledim, Çernobil ya da Japonya’daki örnek ama bizim elimizde olan şeyler var. Eğitim düzeyimizi artıramazsak… Bugün hastaneleri bir nevi hipermarketlere çevirdik. İnsanlar koşarak gidiyor her gelene check-up yapılıyor, herkese tomografi çekiliyor, herkese MR çekiliyor. Benim oradaki görevli arkadaşım, MR’daki dokuz tonluk manyetik alanın üç ay evvel stent takılan vatandaşın kalp damarındaki stendi söküp alacağını düşünemiyor. “Hayır kardeşim, ben sana yapamam, bir üç ay geçsin.” demesi gerekirken işe para açısından bakıyor. Benim hastam hastaneye gidiyor beyin tomografisi çekilmiş “Bir de akciğer çekilsin.” deniyor, o da çekiliyor. Altı ay geçmemiş, altı aylık radyasyon yükünü almış, hadi, altı ayın içinde ikinci bir tomografi yapılıyor. “Hayır kardeşim, dur.” diyen yok.

Röntgen muayenehanelerine izin veriyoruz. Apartman katlarında izin veriyoruz. Alt katta oturan vatandaşın tepesinden röntgeni şutluyoruz. Orada Atom Enerjisinin kontrol yaptığından emin değilim, o ruhsatların denetlendiğinden emin değilim, benim zamanımda da o durumda binalar vardı, ısrarla söylüyordum, ne kadarını denetleyebildiğimi de bilmiyorum, açık söyleyeyim.

Meclise geliyoruz, “Üzerinizde herhangi bir şey var mı?” Hipermarkete giriyoruz, “Bir şey var mı?” Bir röntgen türbininden geçiyoruz, hepimizin röntgenleri çekiliyor, silah var mı yok mu diye. Orada da radyasyon alıyoruz.

Benim evimde bir küçük odam var, oturma odası. Sabaha kadar televizyon açık, uyuyoruz açık, havalandırma iyi değil. O röntgen şuasıyla kirlenen alanın bir aspiratörünün olması lazım. Pencereyi açtığınız zaman… Nasıl doğal gaz kirliliği olduğunda pencereyi açıp süpürgeyle süpürüyorsanız aynı şekilde süpürmemiz lazım. Penceremizi açmıyoruz, havalandırmıyoruz. Sabaha kadar o radyasyonu alıyoruz. Sabah kalktığımızda her yerimiz kırılıyor, yorgun, isteksiz kalkıyoruz. Bu bizden doğan, kendi davranış biçimimizden doğan bir hadise.

Değerli parlamenterler, gıda ambalajlarında birçok kanserojen var. Gıda boyalarının çoğu anilin türevleri, maalesef kanser içeriyorlar. Bir önceki Cumhurbaşkanından rica ettim, yazı yazdım. Bu Gıda Kanunu’nu, Sağlık Bakanlığının içinden söküp attınız, bu yanlış. Gıdanın fabrika üretimini, tarla, bağ, bahçe üretimini Tarım Bakanlığı kontrol eder. Restoranda, sunumda Sağlık Bakanlığının çevre ve sağlık elemanları, gıda mühendislerinin kontrol etmesi lazım. Hâlâ bizim gıda mühendislerinin kadrosu yoktur, kadrolarını vermiyor Maliye Bakanlığı.

Dolayısıyla, hepinizi karamsarlığa sevk etmek istemiyorum, bizi izleyen vatandaşları da uyarmak istiyorum, bu yolla tedbir almamız için söylüyorum.

Bakın, bir arkadaşım vardı, hatırlayacaksınız; kaçıncı dönem milletvekili oldu, bilemiyorum. Zannediyorum, Anavatan Partisinden “Mehmet Ali Altın” diye, Gazi Üniversitesinin Başhekimliğini yapan bir arkadaşım. Milletvekili olmak onun için büyük bir tutkuydu. Epey uğraştı, sonunda oldu, nasip oldu ama tutkusu o kadar yüksekti ki bir de illa bakan olacak. Ya, olmuyor işte bu işler. Allah sizi inandırsın, altı ay sonra pankreas kanserinden öldü. Ben hâlâ ona üzülürüm.

Arkadaşlar, milletvekili olduk, millet seçti geldik. Şimdi bir çoğunuz gideceksiniz, iktidar grubundan daha fazlası, bizden daha azı… Bu her şey demek değildir. Sağlığımız her şeyin üstündedir. Bizim bu kitapçığa, arkadaşlarımız Hükûmete zarar gelir diye stresi koymamışlar. Stres kanserojenler içinde çok büyük bir etkendir. İstirham ediyorum, yaşanacak ömrünüz var, önünüzde güzel günler var, torunlar var, geleceğiniz var. Biraz da burada seçmen baskısı, lider baskısı, itiraz edemediniz… Hükûmet tarafı hiç edemedi. Maşallah, iyi ki bizim bir…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şikâyetin mi var Osman?

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Şikâyet de kabul edebilirsin Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kayda geçiyor.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Şimdi, iyi ki sizde görme özürlü kardeşim vardı da o itiraz hakkını kullandı da, oh, rahatça gidecek o ama birçoğunuz burada her şeye parmak kaldırdınız. Biz burada çırpındık, didindik ama parmağımız yetmedi. Biz orada stresli, siz burada sakin… Ama bu stresleri atma fırsatı doğdu önünüze. Gittiğiniz yerde, Allah’ınızı severseniz, seçilirseniz ne âlâ, seçilemezseniz gülün, oynayın, yaşayın. Hayat, milletvekili olmak demek değildir. İlla vekil olmak zorunda değilsiniz, asil olun, hayatınızı yaşayın ve…

AHMET TAN (İstanbul) – Genel başkanlara vekâleten konuşuyorsun.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Genel başkanlar da kendilerini bir odaya hapsetmesinler, sakin olsunlar; bunlar da insanlar, bunlara da hak tanısınlar canım, bu kadar da olmaz yani.

Şimdi, bu hafta Giresun’daydım değerli arkadaşlar. Kalkandere, İkizdere ve Doğankent, HES’lerin kurulduğu yer. Doğankent en eski HES’in kurulduğu yer, çok güzel bir vadi, harika. Yenileri de kuruluyor. Vadiler dik. Şimdi, elektriği elde ediyor, vadinin üzerinden o gerilim hatları gidiyor. Arkadaşlar, orada rüzgâr yok, orada kanser olayları, o güzelim Doğankent Vadisi’nde kanser olayları yüksek. Niçin? Bir hava trafiği yok, radyasyon tepelerinde duruyor. Ne yapıp yapıp…

Erdöl bana bakıyor, o da görevini yapmadı Sağlık Komisyonu Başkanı olarak. Ben de onun üyesiyim, demek ki ben de yapmamışım.

Şimdi, HES’i veriyorsunuz, doğayı kirletiyor, şu ediyor, bu ediyor, vazgeçtim. Ya, hiç değilse o vadiden çıkana kadar yer altından gitsin, yüksek gerilim hattı havadan gitmesin, bu insanlar kanser olmasın, bırakalım biraz daha yaşasınlar.

Kendim için bir şey istiyorsam namerdim, ben hepimiz için istiyorum.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Süleyman Demirel de öyle diyor.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – O artık ayrıldı, elini eteğini çekti. Hâlâ onunla mı uğraşıyorsun? Bırak ya, stres etme.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kim elini eteğini çekti!

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Süleyman Bey çekti.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yok canım, neyi çekti ya!

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Yapmayın ya!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kimin vekil olacağını o kararlaştırıyor.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Ya, geri dönmesi yakın, yapmayın ya, dokunmayın.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bir şey demedik, dokunmadık canım.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, gerçekten, son zamanlarda sosyal çevremde, özellikle beyin sapında, beyinle beyincik arasında, beyin zarları tümörleri portakal büyüklüğünde, yakınlarımda, milletvekili arkadaşlarımda olanlar oldu. Neden? Kulağımızı seçmene kaptırmışız, telefon burada. Abdülkadir Akcan burada mı? Aman, takip ettirsin kendisini, o hiç ayırmıyor.

Arkadaşlar, gerçekten, ilk defa basın beni sıkıştırmıştı bu cep telefonları konusunda, Bakanlığım süresinde, “Cep telefonu İngiltere’de zararlı diyorlar, ne diyorsunuz?” diye. Dedim ki: “Çok faydalı.” Demek ki benim de zamana ihtiyacım var. Dedim ki: “Çok faydalı.” “Niye?” dediler. “Ya, 112’ye basarsın, Kızılay’da kalp krizi geçirdiğinde, ambulans ve doktor sana yetişir.” dedim.

“İkinci şık -sabit telefonu bulamazsın orada- doktorunu tanıyorsan onu çevirirsin, hemen sana telefonla bilgi verir, bu avantajı var.” dedim. Israr ettiler, illa da başlık arıyorlar, o kadar da tembeller ki, bir de haberin başlığını arıyorlar. “Ne yani, Kızılderililer gibi dumanla mı anlaşacağız?” dedim. Başlık o oldu. Keşke dumanla anlaşsak, kanseri artırıyor, kulaklığı takalım, onu bir yere sarkıtalım. Kalbin üzerine koyup, ameliyata girerse cerrah kalbin ritmini bozuyor. Ben yaşadığım için hiç şu cebimde taşımadım, taşımamanızı tavsiye ederim.

Değerli arkadaşlarım, işte geldik gidiyoruz, bari doğru şeyler söyleyelim de aklınızda kalsın istiyorum, bizi dinleyenler de takip etsin istiyorum.

Burada, bir bitki reklamı propagandası yasası RTÜK Yasası’yla çıktı. Değerli arkadaşlarım, dedim ki: “Akşam iki bardak nar suyu içerseniz sabaha kadar tuvalete taşınırsınız, diüretik etkisi var.” Bizim insanımız bilmez. Gider kazanla kaynatır, kepçeyle içer. Dolayısıyla ciddi sıkıntılar olur. Değerli arkadaşlarım, birçok ARGE çalışması yapılarak yapılmış ilaçlar varken televizyonlarımızda “şu ilaç kansere iyi geliyor, bu ilaç, şu bitki kansere iyi geliyor” reklamları yapılıyor. Zakkumcu Ziyalar arttı. Yapmayın, dünya bu kadar parayı boşuna vermiyor.

Dolayısıyla kanseri önlemek için İller Bankası yer altı şebekesindeki asbest boruları çıkarmalı. Kanseri önlemek için… Karadeniz’de çöp dökecek yer yok arkadaşlar. Giresun “Çöpümü nereye dökeceğim?” diyor, Ordu diyor ki: “Sen dök de ben de oraya dökeyim.” Of’ta mı, bir yerde bir yer yapılmış, herkes oraya biniyor ama çöp dağları oluşuyor. O çöplerin içinde birçok kanserojen var. Gelin, katı atıkları bir yerde halledecek mekanizmaları, teknolojileri kuralım, ülkemizi koruyalım.

HES’lerin örneğini söyledim. Nükleer enerjiyi ben savundum arkadaşlar, geçen dönem “Temiz enerji, Fransa’da plajlarda bile var.” diye savundum. Bu kömür santralleriyle elde edilen, o hava kirliliğini yapan santrallere göre daha iyi dedim ama yani Japonlara da Allah herhâlde dedi ki: “Sen Hiroşima’dan, Nagazaki’den daha akıl almadın mı?” O çelik bariyerleri yıktı geçti ve çok zor durumdalar. O hâlde fay hattının üzerine yapmayalım. Ankara Tıp Fakültesinin nükleer atıkları çöp tenekesinde bulundu. Küçükçekmece’nin nükleer atığı hurdacıda bulundu. Arkadaşlar, çok vurdumduymaz bir toplumuz ve sorumlu olan kişiler gerekli tedbirleri almıyorlar.

Mehmet Şandır da şimdi, “Bahçeli’ye söyleyeyim, Osman Durmuş’u çizdireyim, liderlere çattı.” diyor, gözüme bakıp duruyor. Valla, Devlet Bahçeli’ye ben kendim de gider söylerim!

Değerli arkadaşlarım, kanseri önlemek birinci görevimiz. Kanser olduktan sonra, erken teşhis konulduğu zaman birçok şey yapılabilir. Adam doktor olmuş, otuz yaşındaki kadına mamografi çekiyor. Yanlış. Kırkını doldurmadan çekmeyecek. Normal röntgenle mamografi çekiyor. Suç, günah. Ee, cezası yok. Hani Malpraktis Kanunu?

Bu ülkede -Sayın Erdöl, Danıştay Tam Gün’ü durdurdu, Performans’ı durdurmadı- “performans” diye her geleni kesiyorlar! Meslektaşlarımızın ahlakı bozuluyor, paragöz olmaya başladılar. İğne batıracak… Kuaföre gittim, dedi ki: “Benim hanıma ‘tiroit ameliyatı ol’ dediler.” “Yahu, şu tetkiki bir getir, neymiş” dedim. Dedi ki: “3 santim, 5 santim nodül varmış.” Ben bir baktım, 3 milim, 4 milim!

Arkadaşlar, 3 milim, 4 milim nodülde ameliyat olmaz. Tiroit kalmayacak. Bir zaman Kırşehir Devlet Hastanesinde apandis ve safra kesesi kalmamıştı, önüne geleni ameliyat ediyorlardı, ben kavga ettim de sonra beni kovdular oradan!

Değerli arkadaşlarım doğru söyleyeni dokuz köyden kovuyorlar, onuncu köyde de dövüyorlar. Valla, ben bu Parlamentoya geldiğim günden beri doğruları söylüyorum. Başka yerde de doğruları söylüyorum. Niye, ben ölmeyecek miyim? Öte dünya kavramına inanmıyor muyuz?

O hâlde değerli arkadaşlarım…

SONER AKSOY (Kütahya) – İnanıyor musun!

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Yahu, sen çatma şimdi, günaha giriyorsun, bak! Benim gibi bir masuma çatıyorsun, ayıp oluyor!

Değerli arkadaşım, senden öte dünyada davacı olmayacağım, ben benim yükümün bana yettiğini düşünüyorum. Gelin, siyasal olarak bu toplumu germeyin. Liderler Anayasa dayatmasın. Toplumu bölmeyelim, birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi savunalım, aile bütünlüğünü savunalım. Geleceğimiz olan çocuklar için bu ülkeyi kirletmeyelim. Radyasyonla kirletmeyelim, kanserojenlerle kirletmeyelim ve temiz sularımızı koruyalım. Küresel gücün gözü içme sularımızda, içme sularımıza sahip çıkalım.

Nükleer santral yapacak isek de güvenli alana yapalım ama Rus teknolojisi, Çin teknolojisi olmamalı.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Hiç yapmayalım Sayın Bakan, hiç yapmayalım.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – O da doğru. Ama alternatif enerjiye de ihtiyaç var, kalkınmamız lazım.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Var, alternatif enerji kaynakları çok.

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Olabilir.

Efendim, bizim zamanımızda 10 milyar dolardı, siz şimdi 20’ye çıkardınız. O niye çıktı, bilmiyorum. Bizim zamanımızda da sıkıntılar vardı o ihalede. Biz itiraz etmiştik, siz de edin artık diyorum ama gidiyorsunuz, zamanınız kalmadı!

Sayın Başkan, çok kahrımı çektin. Ben, burada, zaman zaman ses tonumu artırdım kulaklarımın zarı patlak olduğu için, özür dilerim. Hucurat Suresi görgü kurallarında ses tonunun yükseltilmesinin doğru olmadığını söylüyor. Ama benim kulaklarımın iki zarı da patlak olduğu için, duyamayınca size duyurmak için, orada sohbet eden, laf atan arkadaşım da duysun diye sesimi yükselttim. Hepinizden, sesimi yükselttiğim için af diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Başkanım, tamamlayabilir miyim?

---

**Kaynak gösterme:** Osman Durmuş (MHP, Kırıkkale). “Kanser hastalığı konusunun araştırılarak alınması gerekn önlemler hakkında (s.s. 648)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 7 Nisan 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-durmus-23-2011-04-07-kanser-hastaligi-konusunun-arastirilarak-alinmasi-gerekn-onlemler-hakk (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
