# Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Özçelik (Barış ve Demokrasi Partisi, Siirt)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim
- **Tarih:** 28 Nisan 2010
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-04-28-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas

> Osman Özçelik (Barış ve Demokrasi Partisi), 28 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 795 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 26’ncı maddesine bağlı geçici 20'nci madde üzerine Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçici 20’nci madde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeniden yapılanmasının esas ve usullerini düzenlemektedir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yeniden yapılanmasının, kuşkusuz kurumda, kuruma bağlı bireylerin katılımını sağlamanın, katılımcı demokrasi adına önemli bir gelişme olduğunu ve biçimsel bir katkı sağlayacağını söylemek mümkün.

İnsan haklarına, hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir hukuk devletinin oluşumunda kurumsal yapı ve organizasyonlar tabii ki çok önemli ancak bu yeterli değil, asıl, adaletin sağlanmasında, adaletin tesisinde en etkili faktör yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıdır.

Resmî devlet ideolojisi ve devlet yapılanması, olgulardan ziyade algılar yaratmaya dayalı ideolojik bir yapılanmadır. Olgular, bilimsel verilere dayalı, kanıtlanabilir özellikteki bilgi ve bilgi sistemleridir. Mevcut sistem olguları değiştirmeye, olguları çarpıtmaya yönelen bir yapıdadır ancak diyalektik bilimi, olguların ancak diyalektik usullerle değişim ve dönüşüme uğrayabileceğini, dışarıdan müdahalelerle subjektif değişimlerin ve dönüşümlerin sağlanmasının mümkün olmadığını göstermektedir; bu şekildeki müdahalelerle olgular değişmez.

İşte, burada devlet, mevcut olguları değiştirmeye yönelik ve yeni algılar yaratmaya, çarpık algılar yaratmaya, yanılsamalı algılar yaratmaya çaba gösteren bir yapı sergilemektedir.

Türkiye, çok etnisiteli, çok inançlı bir toplumsal yapıya sahipken resmî ideoloji herkesi Türk, herkesi Müslüman ve herkesi Hanefi mezhebine ait kılmaya çalışmaktadır. İşte, çatışmalı durum buradan kaynaklanmaktadır. İşte, bizim yapmaya çalıştığımız, mevcut yanılgılı, yanılsamalı algıları değiştirmek ve olgulara uygun davranışlar sağlamak amaçlı yürüttüğümüz mücadele nedeniyle toplumda çatışmalar, toplumda yanlış anlaşılmalara meydan vermemek üzere yaptığımız mücadele bu yapının değişmesine yöneliktir.

Olguların yerine algıları yerleştirmeye çalıştığınızda yanılsamalar oluşmakta ve bu yanılsamalar yine, toplumda kargaşaya, çatışmaya ve kaosa ve sorunlar yaratmaya dönüşmektedir. Mesela bizleri bölücü, şiddet yanlısı göstermeye çalışmak, algı yanılsamaları yaratmaya yönelik ideolojik ve bilinçli bir çabadır. Biz bu alışkanlıkları, bu duygusal yaklaşımların algılarda yarattığı etkileri kırmaya çalışıyoruz. Çatışma, olguları değiştirmeye ve yanılgılı algıları değiştirmeye yönelik toplumsal kesimler arasında olmaktadır.

TESEV, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı, yaptığı araştırmalarda demokratikleşmedeki devlet yapısının engeli yanında yine, bireylerin ve toplumsal zihniyette bu eksik algı, yanılsamalı algıların önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Profesör Mithat Sincar’ın çok sayıda yargıç ve savcıyla uzun görüşmeler yaparak bu kesimlerin devlet, adalet ve hak kavramlarına nasıl yaklaştıklarını araştırdı ve çok ilginç sonuçlara ulaştı. Almanya’da Nazi yargıçlarının oynadığı rol ile Yassıada mahkemelerinin… Yine 12 Eylül darbe döneminin, mahkemeleri nasıl korkunç bir silaha dönüştürdüğünü hepimiz biliyoruz, hatırlarımızda ve günümüzde, tamamı olmasa bile kimi yargıç ve savcıların, adalet, hukuk, insan hakları kavramlarına yaklaşımlarının tüyler ürpertici etkisinde kalmamak mümkün değil.

12 Eylül askerî darbesi sırasında, yüksek yargı mensuplarının generallerin karşısına geçerek, hizaya gelerek, el pençe divan durarak emir beklediklerini unutmuyoruz.

28 Şubat döneminde, yine yüksek yargı mensuplarının, başkanlarının ve üyelerinin generallerin karşısına geçip brifing aldıklarını ve bu duruma itiraz etmediklerini biliyoruz.

Tüm bunlar, hâkimler, yargıçlar ve savcıların otoriteye itaat ve resmî ideolojiye sadakat sonucu ortaya çıkan durumlardır. Sistem böyle oluşmuştur.

Eğitimle ve her türlü propagandayla devletin kutsallığı, devletin büyüklüğü ve vatandaşın, bireyin, yurttaşın hiçleştirildiği bir propaganda sistemi ve eğitim sistemi mevcuttur. Yargıçlar ve savcılar bu anlayışla davranmakta, bireyden önce devleti korumaya yönelik bir görevle görevli olduklarını düşünmektedirler. Kendilerini devletin bir memuru olarak gördüklerinden, devleti koruma görevi üstlendiklerini düşünmektedirler.

Oysa hukukçu Sami Selçuk: “Hukukçunun görevi vatanı, milleti korumak değildir, hukukun korunmasına yönelik çaba içinde olmaları gerektiğidir. Devleti, milleti koruyacak olan güvenlik güçleridir, hukukçuların görevi değildir. Hukukçuların görevi hukuku korumaktır, hukuku kurtarmaktır. Yargıcın görevi kuvvetlinin yanında, yani devletin yanında bireyi korumaktır, bireyin hak ve özgürlüklerini korumaktır. Devletin güvenlik sorunu eksiksiz bir demokrasiyle sağlanabilir. Eksiksiz bir demokrasi, insan hakları hukukunun çerçevesine bağlı kalınarak insan hakları hukukunun uygulanmasıyla, devletin demokratikleşmesi ve dolayısıyla devletin güvenliği ancak bu şekilde sağlanabilir.”

Profesör Mithat Sincar “Devlet güvenliğinin tehlikeye düştüğünü düşündüğünüzde demokrasi kavramına nasıl yaklaşılması gerekir?” diye savcı ve yargıçlara sorduğunda, çok ilginç cevaplar alınıyor, birçok savcı ve yargıç tarafından ilginç yanıtlar veriliyor. “Benim ülkem söz konusu olduğunda, vatan ve millet söz konusu olduğunda ben hukuk mukuk tanımam.” diyen birçok yargıç ve savcının varlığı tespit edilmiştir. Kendisini hukukun değil devletin hatta rejimin savcısı ve yargıçları olarak gören, ne yazık ki, çoğunlukta. Böyle düşünmeyenler, kendisini hukukun savcısı, kendisini hukukun, adaletin yargıcı görenler ya sistemin dışına atılmakta ya da ekonomik ve sosyal nedenlerle sistemin içinde kalarak sisteme adapte olmaya zorlanmaktadırlar. Sistem, itaatkâr ve ürkek hâkim ve savcılar üretmeye devam etmekte ve sistem bunun üzerine kuruludur. Bu nedenle, yargıç ve savcıların siyasal iktidar, yürütme ve yasama yanında kendisini devletin asıl sahibi gören otoriter ve militer kurumlara karşı bağımsızlığının sağlanması gerekir. Bundan da önemlisi, hâkimlerin ve savcıların güvencede olabileceği demokratik bir ortam yaratılarak hâkim ve savcıların tamamen bağımsız ve tarafsız olmalarının sağlanması demokrasinin asıl gereğidir. Bu yapılanma, bu düzenleme bunu ne kadar sağlıyor belli değil. Bunun bir zihniyet dönüşümüyle de sağlanabileceği açıktır.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, gerek yasama faaliyetlerinde gerekse bu Anayasa görüşmelerinde grubumuz milletvekilleri olabildiğince hiçbir çatışmaya, hiçbir sataşmaya meydan vermeden halkımızın bize verdiği görevi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Özçelik (Barış ve Demokrasi Partisi, Siirt). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 28 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-04-28-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
