# 2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Özçelik (Siirt)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim
- **Tarih:** 15 Aralık 2010
- **Gündem:** 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-12-15-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi

> Osman Özçelik, 15 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2011 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNUN TASARISI İLE 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİNHESAP KANUNU TASARISI HAKKINDA); konuşma 947 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun 2011 yılı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kuruluşu 1930’lara dayanan ve zamanla değişik isimler alarak günümüze kadar gelen anayasal bir kurumun bütçesini görüşüyoruz.

Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunu bünyesinde barındıran bu Kurumun kuruluşunun hangi gereksinimlerden doğduğu ve kuruluş felsefesini doğru bilmez isek bu kuruluşun, bu Kurumun neye hizmet ettiğini ve işlevini doğru yapıp yapmadığı konusunda, dolayısıyla bütçeden ayırdığımız parayı hak edip etmediği konusunda bir fikir sahibi olamayız.

Bize göre Kurum kuruluş felsefesine uygun bir işlev sürmekte, sürdürmekte ve bunu bihakkın yerine getirmektedir. Ancak, Kurumun kuruluş felsefesine, evrensel bilim kurallarına ve ülkenin toplumsal, tarihsel gerçekliğine uygun olup olmadığını araştırmak gerekir. Eğer böyle değilse -ki böyle olmadığını düşünüyoruz- böyle iddia edenler bilimi hiçe sayıyor diyebiliriz.

Dünyada gelişen milliyetçilik akımlarının etkisinde İttihat ve Terakkicilerin geliştirdikleri milliyetçi ve giderek ırkçı bir anlayışın cumhuriyet döneminde de geliştirilerek tüm topluma yayma ve benimsetme amaçlı çeşitli projelerden biridir bu kurumlar. Osmanlı’da “Etrâkı bî-idrâk" olarak hor görülen Türk etnisitesinin karşıt reaksiyon olarak örgütlenmesi ve iktidara gelmesi ile ideolojik yapısına bilimsel gerekçeler bulma, yaratma girişimidir bu çaba.

Batı ülkeleri ve yarattıkları uygarlık karşısından kendisini aşağılanmış hisseden millete öz güven aşılamak amacıyla akıl almaz teoriler üretilmiştir. Teorinin dildeki ifadesi “Güneş Dil Teorisi”dir. Tarih açısından da “Türk Tarih Tezi” olarak bu teori ortaya çıktı.

Güneş Dil Teorisi’ne göre Türkçe dünya tarihindeki ilk dillerden biridir ve dünyadaki bütün dillerin kökeni ve ana kaynağıdır. Türk Tarih Tezi de 1932’de toplanan 1. Türk Tarih Kongresi’nde şekillenmiştir. Buna göre Türk milleti uygarlığın ve insanlığın beşiği olan Orta Asya’dan çıkmış beyaz ve ari bir ırk olup o günlerde kimi bilim adamları Türk ırkının sarı ırktan geldiği iddiası karşısında beyaz ve ari bir ırk olduğu, dünya üzerindeki bütün uygarlıkların Türklerden etkilenip geliştirildiği ifade edilmiş, kongre ayrıca Türk ırkının antropolojik yapısı ve özelliklerini de tartışmış, kafatası yapısında kerametler aramıştır. Bazı insanların kafatası ölçümleri yapılmaya kalkılmıştır. Kongre Türk ırkının Orta Asya kökenli derin uygarlığıyla yetinmemiş, ayrıca Türk ırkının atalarının Anadolu’da Etiler ve Mezopotamya’da Sümerler olduğu tezini bir çırpıda kabul etmiştir.

Bütün bu kaba, ırkçı belirlemeler öğretmenlere belletilerek okullarda bu şekilde eğitim yapılması konusunda emirler verilmiştir, bu konuda makaleler yazılmış, kitaplar yayınlanmıştır. Dünyadaki dil bilimcilerin alay konusu olan bu tezler Türkiye’deki gerçekçi bilim adamları tarafından da benimsenmedi. Nitekim Atatürk’ün vefatından sonra Ankara Üniversitesi’nde Güneş Dil Teorisi dersleri ortadan kaldırıldı. Bu konuyla ilgili soru soran, derslere neden son verildiğini soran öğrencilere İbrahim Naci Dilmen “Güneş öldükten sonra teorisi nasıl hayatta kalabilirdi?” diye yanıt verir.

Bugün bu iki teoriye açıkça sahip çıkılmıyor belki ama “Kemalizm” adı altında bu anlayış devletin temel ideolojisi, temel paradigması olarak hâlâ yürürlükte. İktidarlarıyla, muhalefetleriyle Parlamentoya girebilen hemen her parti bu resmî ideolojiyi savunma konusunda âdeta yarış içindeler. Resmî ideolojinin çarpıklığını, değişmesi gerektiğini uygar dünyanın erişmiş olduğu demokrasi standartlarına uygun bir demokrasi için çaba sarf edenler, emeği savunanlar, insan haklarını savunanların karşısına yasal engeller çıkarılmakta ve Parlamentoda temsillerinin önüne bin bir zorluk çıkarılmakta, engeller konmaktadır.

Kemalizm diye kutsanan, herkesin, anayasal olarak her siyasi partinin de uymak zorunda bırakıldığı resmî ideoloji militarist bir ideolojidir, bağnaz milliyetçilikle bezenmiştir, devleti kutsayıp bir fetiş hâline getirmiştir ve içinde halk yoktur, emekçiler yoktur.

Çok partili sistemle birlikte demokrasiye geçildiği söylenir ancak bu hiç de inandırıcı değil. Çok partili sistem, ideolojik gardiyanlık görevi üstlenmiş siyasi partilerle halkı oyalayan, birden çok devlet partisinin ötesinde hiçbir anlam ifade etmiyor.

Resmî ideoloji resmî tarihe dayanmaktadır. Resmî tarihte bugün bu ülkede yaşayan 20 milyon Kürt ya yoktur ya Türk’tür ya da şuurdan yoksun, kandırılmış, kökü dışarıda insanlardır. Resmî ideoloji ve resmî tarih bu.

Türk Tarih Kurumu, 400, belki 400’den fazla kitap yayınladı. Bu kitapların hiçbirinde Kürtlere ilişkin bir tek belirleme yok, bir tek atıf yok. Sadece zararlı cemiyetler faslında zikredilen Kürt Teali Cemiyetinden söz edilmektedir, o da zararlı cemiyetler faslında. Olmayan bir şeyin nasıl olur da zararlı bir cemiyet kurduğu da ancak ırkçı bir yaklaşımın gözleriyle bakıldığı zaman ortaya çıkabilir.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde Kürtçeden alındığı belirtilen bir tek kelime yoktur. Kürtçeden Türkçeye geçen, bin yıldır birlikte yaşamış olmanın getirdiği bir sosyal durum olarak, sosyolojik bir durum olarak Kürtçeden Türkçeye geçen yüzlerce kelime olmasına rağmen, bu Türk Dil Kurumu sözlüklerinde Farsça kelime diye ifade edilmektedir.

Bugünlerde Türkçenin saflaştırılması, arılaştırılması konusunda yapılan çabalara, çalışmalara yeni bir anlayış getirildi. Yaklaşık 20 bin civarında kelime, terim ve deyim sözlükten çıkarılacak. Neden? Bakın şöyle ifade ediyor Türk Dil Kurumu: Doğu ve güneydoğu bölge ağızlarında kullanılan sözcükler bunların bir kısmı. Yine Kürtçe demiyor, doğu ve güneydoğu bölge ağızlarında kullanılan sözcükler. Neden çıkarılıyor? Türk gelenek, kültür ve inançlarına uymadığı için sözlükten çıkarılmaya çalışılıyor 20 bin kelime.

Bugünlerde “Eh, biz bu iddialardan vazgeçtik.” deniliyor. Vazgeçtiniz de seksen yıldır asimile yoluyla yok etmeye çalışılan insanlardan özür dilemeyi hiç aklınıza getirdiniz mi? Kürtlerin en insani haklarının bir tekini bile anayasal güvence altına aldınız mı? Yok. Sadece “Kardeşiz.” deniliyor. Yani bunu da bir lütuf gibi sunuyorsunuz. Bunu bile aşağılayıcı bir ifade tarzıyla söylediğinizin farkında mısınız?

Bu ülkede milyonlarca Alevi yurttaş yaşıyor. Bunları asimilasyona tabi tutan devlet anlayışı, bir taraftan laik devlet derken diğer taraftan gerçek İslam’la alakası olmayan yeni bir din anlayışı üretiyor. Aleviler zorunlu din derslerine tabi tutuluyor, cemevleri ibadethanelerden sayılmıyor. “Sınıfsız, kaynaşmış bir toplumuz.” deniyor “Köylü milletin efendisidir.” deniyor “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” deniyor ama gerçekten böyle midir? Gayrimüslim yurttaşlarımız vardı, onların hiçbiri yok şimdi neredeyse. Nerede Ermeniler, nerede Yahudiler, nerede Rumlar, nerede Ezdiler, Kürt Ezdiler? Onları arıyoruz.

Sayın milletvekilleri, resmî ideolojiyle, resmî tarihle hesaplaşmadan ve toplumsal gerçeklikle ve hatalı politikalarla yüzleşmeden bu ülkenin huzur ve barış bulması da refah, huzur toplumu yaratmak da demokrasiden söz etmek de mümkün değil.

Vergilerimizle beslediğimiz bu kurumlar bilim dışı ırkçı politikalar üretmekte ısrar etmeye devam ettiği sürece bütçeden ayırdığımız parayı hak etmemiş olacaklar, onlara helal etmeyeceğiz.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Özçelik (Siirt). “2011 yılı merkezi yönetim bütçe kanunun tasarısı ile 2009 yılı merkezi yönetim kesinhesap kanunu tasarısı hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 15 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-12-15-2011-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunun-tasarisi-ile-2009-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
