# Orman yangınları hk

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim
- **Tarih:** 16 Temmuz 2003
- **Gündem:** ORMAN YANGINLARI HK
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2003-07-16-orman-yanginlari-hk

> Osman Pepe (AK Parti), 16 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORMAN YANGINLARI HK); konuşma 1.459 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz ormanlarının çok önemli bir kısmının, yüzde 58'inin yangına hassas bölgelerde olması, Adana'dan başlayıp, Antalya, Muğla, Aydın, İzmir, Çanakkale ve İstanbul'a kadar uzanan bu Akdeniz havzası içerisinde, yazın sıcaklığın 40 derecenin üzerine çıkması, hava rutubetinin, neminin de yüzde 10'lara kadar düşmüş olması, maalesef, orman yangınlarını fevkalade tehlikeli bir noktaya taşımaktadır.

Orman varlığımızın yeterli olmadığını; Türkiye'yi -tek başına- destekleyebilecek, besleyebilecek oranda olmadığını; Türkiye'nin dünyada orman zengini ülkeler arasında yer almadığını biliyoruz. Biz, bugüne kadar, Orman Genel Müdürlüğü ve Orman Bakanlığı marifetiyle, Türkiye'nin orman alanlarının genişletilmesi, Avrupa ve dünyada, orman varlığı açısından kendi kendine yeten bir ülke haline gelmesi için ciddî çalışmalar yaptık ve önemli adımlar attık.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta, değerli milletvekili arkadaşımızın da ifade ettiği gibi, Muğla'da, Bodrum'da 2 yangın, daha sonra da Marmaris'te 1 yangın meydana geldi. Fevkalade enteresan bulduğumuz bu yangınların çıkış şekli, zamanı, takvimi, bizi, konuyla alakalı olarak daha titiz, daha şüpheci davranmaya sevk etmektedir; çünkü, Bodrum'da bundan bir hafta önce çıkan yangın devam ederken, birkaç saat sonra, bir başka noktada bir başka yangın çıkıyor. Dün, Bodrum'da Konakönü mevkiinde başlayan yangın devam ederken, 1,5 saat sonra, bir başka noktada bir başka yangın daha çıktı. Bu tür yangınların, Türkiye'nin turizm potansiyeli açısından fevkalade kritik olan, marka olan bölgelerinde çıkmış olmasının altını, bilhassa, çizmekte fayda görüyoruz; çünkü, bunların, sıradan insanların kusurlarından kaynaklanabileceğini kabul etmek mümkün değildir. Zaten, konuyla alakalı gerek Bakanlığımızın ilgili birimleri ve gerekse valilik tarafından, faillerin tespiti ve yangınların sebepleri hakkında bölgede çok ciddî bir çalışma sürdürülmektedir.

Bakın, biz, Orman Genel Müdürlüğü ve Çevre ve Orman Bakanlığı olarak orman yangınlarının önlenmesiyle alakalı temel stratejiyi iki ayak üzerine oturttuk: Bu iki ayaktan biri, orman yangınının çıkmasına engel olmak, onu önlemek. Bunun için eğitim, bunun için propaganda, bunun için denetim, bunun için bölgede jandarmanın ve bizim ilgili birimlerimizin devriye gezmeleri noktasında üst düzeyde bir duyarlılık ve tedbir, sonuna kadar alınmıştır. Elbette ki, her hal ve şart altında, hangi tedbiri alırsanız alın orman yangınlarının çıkmasına mani olamıyorsunuz. Stratejimizin ikinci ayağı da çıkan yangına çok kısa süre içerisinde müdahale etmek ve bunu en az kayıpla telafi etmek, yangını söndürmektir.

Bu son çıkan yangınlara teşkilatımızın 15-20 dakikalık bir süre içerisinde müdahale ettiklerinin, bölgedeki hava unsurlarımızla, kara unsurlarımızla, asker, sivil, köylü ve yangın söndürme işçilerimizle gerekli çalışmaların yapıldığının altını çizmekte fayda görüyorum.

Biliyoruz ki, orman yangınlarının yüzde 95'i insan unsurundan kaynaklanmaktadır; dolayısıyla, insanların bu konuda bilinçlenmesinin esas olduğunu, temel olduğunu, ancak bilinçlenmiş insanların; yani, ormana, çevreye ve yeşile karşı sevgiyle dolu insanların ormanı koruyabileceğini biliyoruz.

Bölgedeki orman yangınlarına müdahale etmeyle alakalı bizim donanımımız noktasında da sizleri kısaca aydınlatmak istiyorum: Bizim, şu anda, 150 tane ağır iş makinemiz, 750 civarında arazözümüz, Bakanlığımızın malı olan 6 tane helikopter, 2,5 ton kadar su atan 10 tane helikopterimiz, Türk Hava Kurumundan kiralamış olduğumuz 15 adet yangın söndürme uçağı -bunlar, 1,5 ton civarında su atmaktadır- Türk Hava Kuvvetlerinden 3 tane C-130 uçağı -ki, bunlar 10 ton kadar su atmaktadır- ve geçtiğimiz hafta içerisinde Jandarma Genel Komutanıyla yapmış olduğumuz mutabakat neticesinde -helikopterle alakalı bir protokol de yaptık- jandarmanın elindeki helikopterlerden, yangın söndürme aparatı takarak kullanabilecek olduğumuz 5 tane helikopter olmak üzere, elimizde, yangınlarla mücadelede kullanabilecek olduğumuz toplam 39 tane uçak ve helikopterimiz var. Bunların, elbette ki, gerekli operasyonları yapma noktasında, gerekli müdahaleleri yapma noktasında üzerlerine düşeni bihakkın yerine getirdiklerini, fevkalade faydalı çalışmalar yaptıklarını, operasyonlar yaptıklarını da, onlara bir teşekkür sadedinde söylenmesi gereken söz olarak burada dikkatlerinize arz ediyorum.

Tabiî, Türkiye, orman yangınları açısından, Akdeniz çanağındaki Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya ve Yunanistan'la mukayese edildiği zaman, acaba ne durumdadır; bunu da, kamuoyunun, değerli milletvekili arkadaşlarımızın bilmesinde fayda vardır; çünkü, eyvah, ormanlarımız yanıyor, yandı, kül oldu, bitti!.. Elbette ki, orman yangınlarından, Türkiye'deki, zerre kadar vicdanı ve insafı olan her Türk insanının yüreği fevkalade rahatsız olur, ıstırap duyar. Ancak, hesabı da doğru ortaya koymak lazım. Türkiye, saymış olduğum Akdeniz havzasındaki bu ülkelerle mukayese edildiği zaman nerededir? Son on yılın ortalamaları alındığı zaman, Türkiye'nin son on yıl ortalamalarında orman yangınlarında kaybetmiş olduğu alan 14 000 hektardır. Türkiye, son on yılda ortalama 14 000 hektar orman alanı kaybetmişken, bu rakam, Fransa'da 19 000 hektardır, Yunanistan'da 55 000 hektardır, İtalya'da 98 000 hektardır, İspanya'da 148 000 hektardır. Yine, orman varlığına oranladığımız zaman; yani, birim ormanda onlar ne kaybediyorlar biz ne kaybediyoruz -çünkü, yüzölçümümüzün genelde daha fazla olması münasebetiyle, biz, daha fazla ormana sahibiz- diye baktığımız zaman -hava imkânı, hava operasyonları ve termal kameralar açısından Fransa ve İtalya ile Türkiye'yi mukayese etmek mümkün değildir ama- biz, birim ormanda 0,068 kaybetmişken, bu, Fransa'da 0,111'dir, Yunanistan'da 0,845'tir, İtalya'da 0,908'dir. Bu ifadelerden şunu anlıyoruz ki, Türkiye, Yunanistan'dan 10 kat daha iyidir, İtalya'dan 15 kat daha iyidir. Rakamlar, bugün, herkesin, internetten bakabilecek olduğu, görebilecek olduğu bilgilerdir.

Yine, orman yangınlarıyla mücadele için nisan ayında başlatmış olduğumuz en üst düzeydeki alarmı, bizim bütün birimlerimizin bu konudaki hassasiyetlerini, titizliklerini, işte, bu neticeyi ortaya koyma noktasında, fevkalade önemli addediyoruz; yani, biz, Fransa ve İtalya'ya göre sınırlı imkânlara sahip olmamıza rağmen, orman yangınlarıyla mücadelede onlardan çok daha iyi neticeler almaktayız.

Yine, Türkiye'de ormanlar azalıyor mu artıyor mu?.. Eyvah, ormanlar elden çıktı!.. Bakın, FAO'nun resmî rakamlarını veriyorum: Son otuz yıl içerisinde, Türkiye'deki orman varlığı 550 000 hektar artmıştır. Bu, hem bizim kayıtlarımız hem de FAO'nun kayıtları tarafından ortaya konulan bir gerçektir. Yani, Türkiye, orman yangınlarında kaybettiğinin, zaten Anayasamızın 169 uncu maddesinin ve 6831 sayılı Orman Kanununun bize vermiş olduğu görev doğrultusunda, yılı içerisinde çalışması yapılıyor, ağaçlandırılması yapılıyor.

Bir de şunu ifade etmekte fayda görüyorum: Son günlerin en moda sözlerinden birisi, işte, hükümet, 2/B ile alakalı Anayasa paketini gündeme getirdiği için, doğal SİT'lerle alakalı konuyu kamuoyunda tartışmaya açtığı için, ormanlar elden çıkıyor, ormanlar yağmalanıyor, işte buralar yakılacak, ondan sonra da buralar birisine bağ olacak, birisine şehir olacak, birisine villa olacak, birisine tarla olacak... Böyle bir şey yok.

Bakın, sayın milletvekili arkadaşlarımıza, Anayasamızın 169 ve 170 inci maddelerini bir kez daha okumalarını naçizane tavsiye ediyorum; çünkü, Anayasamızın 169 uncu maddesinin birinci paragrafında, yanan ormanların acilen, öncelikli olarak ağaçlandırılır, 6831 sayılı Orman Kanununun, yine söz konusu olan maddeleri de, yakılan orman alanları yılı içerisinde ağaçlandırılır, hiçbir şekilde -bakın, altını çizerek ifade ediyorum- özel mülkiyete, özel tasarrufa konu edilemez diyor. Anayasanın 170 inci maddesinde yapmak istediğimiz değişiklik de, 31.12.1981 tarihinden önce fen ve bilim bakımından orman vasfını yitirmiş arazilerin 2/B olabileceğini ifade ediyor. Halbuki, buradaki gerçek, bugün, Türkiye'nin neresinde, kim tarafından, nasıl yapılırsa, nasıl edilirse, nasıl yakılırsa yakılsın, o araziler üzerinde, hiç kimsenin bir tasarruf yetkisi ve hakkı yoktur.

Bir şey daha ifade edeyim. Türkiye'deki yanan bütün orman alanlarını nokta nokta gezdim. Merak eden milletvekilleri veyahut da merak eden kim olursa olsun, onlarla birlikte o alanlar üzerinde helikopterle tekrar uçmaya, bölge üzerinde keşif yapmaya ben hazırım. Buradan kamuoyuna da ilan ediyorum, sizlere de ifade ediyorum. Bakın, bugüne kadar, yanmış ve açıkta bırakılmış, Türkiye'de bir tane orman alanı bana kimse gösteremez. Bir tane!.. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu, orman yangınları konusunda son derece hassas olan Türk kamuoyuna, değerli milletvekili arkadaşlarıma da buradan önemli bir taahhüt olarak ifade ediyorum. Kesinlikle, bu arazilerin alınması satılması, buraların 2/B'ye konu edilmesi, buraların SİT'e vesaire, benzer şekilde herhangi bir şekilde imara açılması, Anayasanın şu andaki mevcut haliyle bile mümkün bile değildir. Zaten, bizim değiştirmeyi ve bizim burada sizin huzurunuza getirmeyi istediğimiz paketteki ifadelerde bu tür bir kaygı ve endişe duymaya mahal olmadığını, zannediyorum, değerli milletvekili arkadaşlarımızın bilmesinde fayda vardır.

Yine, değerli milletvekili arkadaşlarım, ülkenin neresinde, günün hangi saatinde yangın çıkmış, müdahalesi nedir, bunların tamamının saatlik olarak, dakika olarak raporları bizde muntazaman çıkarılır. Çıkan bu raporlar, her gün saat 11.00'de Türkiye'deki ajanslara ve bütün gazetelere faksla geçer. Bu, sadece bugün olan bir olay değildir. Bu, bizim Çevre ve Orman Bakanlığının teamüllerinden, geleneklerinden birisidir. Yani, kamuoyunu bu konuda bilgilendirmek, bu konudaki duyarlılığı onlarla birlikte paylaştığımızı ifade etmek açısından, bu tür çalışmalarımız sürmektedir.

Değerli arkadaşlar, yine bir hususu daha sizlere arz etmek istiyorum. Yanan orman alanlarıyla alakalı, Bakanlık olarak biz, yılı içerisinde çalışmayı yapacağız. Bakın, bu sene, Ağaçlandırma Genel Müdürlüğümüz marifetiyle, 105 000 hektarlık alana, takribi olarak 150 000 000 tane ağaç dikiyoruz, fidan dikiyoruz, sadece Bakanlık olarak; ama, sivil toplumla birlikte, bu rakamın, bu sene yaklaşık olarak 220 000 000'u bulacağını ifade ediyorum sizlere.

Bakın, bu, çok önemli bir adımdır. Biz, atmış olduğumuz bu adımla, FAO'nun rakamlarıyla da, bizim resmî rakamlarımızla da ifade edilen 550 000 hektar olarak artmış olan ormanlık alanlarımızın daha da büyümesi için, Türkiye'nin yeşillenmesi için, Türkiye'deki büyük kentlerin etrafında yeşil kuşakların oluşması için, insanımızın daha çağdaş, daha medenî kentlerde yaşaması için, mutlaka ve mutlaka, çevre kültürünün, çevre sevgisinin, orman sevgisinin herkes tarafından içselleştirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

İşte, bizim en temel ve en aslî görevimiz budur ve bunun gereğini yerine getiriyoruz; ama, bir kez daha ifade ediyorum -çünkü, esefle izliyoruz ki, maalesef, kamuoyu yanlış ve kasıtlı enforme ediliyor- bu yanan orman alanları üzerinde hiçbir suretle özel mülkiyet söz konusu olmayacaktır; buraların üzerinde kesinlikle 2/B, 2/A gibi herhangi bir maddenin uygulaması söz konusu değildir. Bunun altını çizerek, Türk kamuoyunun...

---

**Kaynak gösterme:** Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “Orman yangınları hk”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 16 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2003-07-16-orman-yanginlari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
