# Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim
- **Tarih:** 3 Mart 2005
- **Gündem:** DENİZ ÇEVRESİNİN PETROL VE DİĞER ZARARLI MADDELERLE KİRLENMESİNDE ACİL DURUMLARDA MÜDAHALE VE ZARARLARIN TAZMİNİ ESASLARINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.718)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2005-03-03-deniz-cevresinin-petrol-ve-diger-zararli-maddelerle-kirlenmesinde-acil

> Osman Pepe (AK Parti), 3 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZ ÇEVRESİNİN PETROL VE DİĞER ZARARLI MADDELERLE KİRLENMESİNDE ACİL DURUMLARDA MÜDAHALE VE ZARARLARIN TAZMİNİ ESASLARINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.718)); konuşma 1.113 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun Tasarısı üzerinde değerli grup temsilcisi arkadaşlarımızın ve Komisyon Başkanı arkadaşımızın ifade etmiş oldukları, ortaya koymuş oldukları görüş ve düşünceler altkomisyon ve anakomisyonda son şeklini alarak yasalaşma sürecinin bu önemli safhasında Heyetinizin huzurunda birkaç kelimeyi, birkaç önemli hususu sizlerle birlikte paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına karşın, her zaman şikâyetçi olduğumuz bir husus, Türkiye denizlerini yeterince kullanamıyor, denizlerin nimet ve imkânlarını yeterince ülke olarak değerlendiremiyoruz. Bunun zenginliğini, bunun fırsatlarını insanımızın refahına arzu edilen şekilde yöneltemiyoruz.

Tabiî, bu arada, yaşadığımız bir başka talihsizlik, Türkiye, Avrupa'da sahilleri en uzun olan ülkelerden birisidir, yaklaşık olarak 8 500 kilometrelik sahile sahip olan Türkiye'nin, sahillerini koruma noktasında birtakım sıkıntıları, açmazları olduğunu ve bu konuda da sadece mevzuat düzenlemesi, kanun ve yönetmelik düzenlemesi yapmakla işlerin üstesinden gelmenin mümkün olmadığını, bunun ancak ve ancak toplumsal bir duyarlılık oluşturmak suretiyle ve ekonomimizin güçlenmesi suretiyle halledilebileceğinin altını çizmekte fayda görüyorum.

Dünyanın en önemli deniz ticaret yollarından birisi İstanbul ve Çanakkale Boğazlarıdır. Dünyanın Panama ve Süveyş gibi önemli deniz ticaret yollarıyla mukayese edildiği zaman, bizim İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının deniz trafiğinin onlarla mukayese edilemeyecek kadar yüklü olduğunu, ağır olduğunu, hatta üç dört katı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Elbette ki, bu kadar yoğun bir deniz ticaret hareketinin, trafiğinin, kaçınılmaz olarak çevre üzerinde olumsuz etkileri, riskleri olacaktır.

Hafızamızı tazelediğimizde, İstanbul'da 1986 senesinde meydana gelen bir çarpışma neticesinde Independenta tankerinden sızan 10 000'lerce ton hampetrolün günlerce İstanbul önlerinde, Haydarpaşa açıklarında yandığını ve İstanbul'un çok ciddî bir risk ve tehditle karşı karşıya olduğunu, öyle zannediyorum ki, bu olaydan daha canlı ve daha çarpıcı hiçbir fotoğraf ortaya koyamazdı.

Bizim bu kadar geniş bir sorumluluk alanına sahip olduğumuz denizlerimizde arzu etmiş olduğumuz güvenliği temin ve tedarik noktasında ve bunları koordinasyon noktasında çok ciddî zaaflarımız olduğunu; çünkü, Türkiye'de her kurumun her işte birazcık mesuliyeti olduğunu ve otoritenin bölünmüşlüğünden kaynaklanan yönetimdeki bu risklerin, zafiyetlerin birtakım olumsuzluklarını hem çevre üzerinde hem şehirlerimiz üzerinde hem de insanımız üzerinde, maalesef, üzücü bir şekilde görüyoruz. Bunların en çarpıcılarından birisi, son günlerin, son ayların en önemli vakalarından birisi, İskenderun Körfezinde batan Ulla gemisidir. Dört yılı aşkın süre körfezde demirli kalan, içerisindeki tehlikeli atıkla birlikte daha sonra İskenderun Körfezinin tuzlu sularına dayanamayıp denizin dibini boylayan Ulla, aslında tam bir bürokrasi ve mevzuat kurbanı olmuştur diyebilirim. Niye; çünkü, 18 kurumun ayrı ayrı sorumlulukları var. Şimdi bu kanun, bu 18 sorumlu kurumu 3'e indiriyor. Bununla birlikte, çok daha süratli, yani, bu kanunun çıkmasından sonra -Allah esirgesin- benzer olaylara çok daha süratli bir şekilde, kısa bir şekilde müdahale etme imkânımız olacak.

Bu kanunla birlikte, bir ulusal acil müdahale merkezi ve programı, yönetmeliği hazırlayarak, bunun kara boyutuyla, bizim Bakanlığımızın koordinasyonunda müdahaleyi biz yapacağız, denizlerde Denizcilik Müsteşarlığı yapacak.

Yine, en önemlisi, Sahil Güvenlik Komutanlığı, denizdeki operasyonların güvenliğini temin edecek.

Elbette ki, Türkiye gibi bu kadar denizlere açık, bu kadar denizle haşır neşir olması gereken bir ülkenin, denizcilikle alakalı, çevreyle alakalı mevzuatı noktasında, elbette ki, tek merkezli, otoritesini teke indiren, basitleştiren, sadeleştiren ve de operasyon gücünü son derece yüksek hale getirmek durumunda olduğumuzu, burada, sizlerle bir kez daha paylaşmak istiyorum.

Tabiî, bu kanunla birlikte, sigortası olmayan gemiler, artık, karasularımıza giremeyecekler; girseler de, müdahale edilip, derhal çıkarılacaklardır.

Standartdışı gemiler; bunlar, bizim karasularımıza giremeyeceklerdir; bunlar girseler de, derhal müdahale edilip, çıkarılacaklardır.

Şimdi, söz buraya gelmişken, biraz önce de bahsetmiş olduğum Ulla gemisiyle alakalı olarak Bakanlığımızın koordinasyonunda yapılan çalışmalar, artık, son noktaya gelmiştir. Geminin çıkarılması için ihaleye çıkılmıştır ve zarflar, bugün saat 16.00'da, yani, 20 dakika sonra açılacaktır.

Arkadaşlar, bu, bize önemli bir ufuk açıyor. Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye, Avrupa Birliği ülkelerinin çevreye ve denize karşı göstermiş oldukları hassasiyeti, Avrupa Çevre Ajansı, Avrupa'nın çevreyle alakalı bütün kurum ve kuruluşlarının bu noktadaki hassasiyetlerini de, Türkiye, en iyi şekilde yönetmek durumundadır.

Biz, eğer, batan Ulla'yla alakalı, bütün finansmanını, tehlikeli atığın sahibi olan firmadan yaklaşık 1,5 milyon dolar olarak alıp, bütün operasyonun maliyetinin, yüklemenin maliyetinin, taşımanın maliyetinin, bertarafın maliyetinin tamamını, eğer, onlara yüklüyorsak, bunun arkasından şu gelecektir: Onsekiz senedir, Samsun ve Sinop'ta, karadaki depolarda stoklanmış olan, depolanmış olan varillerin, menşei ülkelere gönderilmesi gelecektir. Bu işler adım adım gidiyor. Yani, biz, çok önemli bir hedefi gerçekleştirmiş oluyoruz, çok önemli bir adım atmış oluyoruz. Bunu, siz, değerli milletvekili arkadaşlarımla ve dolayısıyla da kamuoyuyla paylaşmak istedim.

Burada Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan değerli milletvekili arkadaşımın, Kyoto'yla alakalı söylemiş olduğu hususlara da kısa olarak değinmek istiyorum: Kyoto Protokolü, malumunuz olduğu veçhile, dünyadaki sera gazlarına karşı, fosil türevli yakıtlardan kaynaklanan sera gazlarına karşı dünyada bir ortak eylem plânı manasındaki bir protokoldür. Bu protokolün özeti şudur: Uluslar, 1990'daki karbondioksit emisyonlarının yüzde 5 altına geleceklerdir. Yani, 1990 senesindeki karbondioksit salınımınızın yüzde 5 altına gelmek mecburiyetiniz var bu kanunla.

Şimdi, buradan, siz, değerli milletvekili arkadaşlarıma sormak istiyorum: 1990'ların Türkiyesi ile 1990'ların İngiltere, Fransa, Almanyasının karbondioksit salınımlarını mukayese ettiğimiz zaman, bizim 8 ilâ 10 kat daha fazla, hatta bazı ülkeler bunun çok daha fazlasını atmosfere salmaktadırlar.

Peki, biz, şimdi, bugün hemen Kyoto'yu imzalayabilecek durumda mıyız; bugün Kyoto'yu imzaladık; biz, Kyoto'yu bugün imzaladığımız zaman, ekonomi bu yükün altından kalkacak durumda değildir. Avrupa Birliği sürecinde, Türkiye -ben bunu müteaddit defalar ifade ettim, burada bir kez daha sizinle paylaşmak istiyorum- Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye, 40-50 milyar dolara varan çevre altyapısıyla alakalı bütün düzenlemelerinde finansman giderlerini Avrupa Birliğinin hibe fonlarından önemli ölçüde karşılamak durumundadır. Çünkü, Avrupa Birliği, üyelik müzakerelerini sürdürmüş olduğu ülkelere yüzde 15, yüzde 20, yüzde 35'e kadar önemli hibe katkılarda bulunmaktadır. Komşumuz olan Romanya bu konuda en iyi örneklerden biridir. Kendileriyle, Romanya Çevre Bakanlığı yetkilileriyle yapmış olduğumuz görüşmelerde malumat şu şekilde edinilmiştir: Romanya, bütün çevre altyapısıyla alakalı harcamalarının yaklaşık olarak üçte 1'inden fazlasını Avrupa Birliği fonlarından hibe olarak almıştır. Benzer imkânları, Türkiye, hem yerel yönetimde hem sanayiinde aynı şekilde harekete geçirerek bu fırsatı, bu potansiyeli değerlendirecektir.

Elbette ki, Kyoto Protokolüne imza atana kadar, biz şu anda İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesini Meclisinde kabul etmiş bir ülke olarak ulusal programımızı hazırlıyoruz, eylem plânımızı hazırlıyoruz; yani, Türkiye fotoğrafını -tabir caizse- çevre noktasında çekiyor; neyi, ne zaman, nasıl yapmalı; bunun maliyetleri nedir, bu maliyetler nasıl karşılanabilir? Bunları üretmek ve bunlara doğru cevaplar vermek durumundayız.

İşte, önümüzdeki çok uzun olmayan bir süreç içerisinde bunları gerçekleştireceğiz. Ancak, şunu söyleyeyim ki, biz, Kyoto Protokolüne taraf olmadık ve imza atmadık. İstediğimiz gibi, çevreye herkes emisyonunu salabilir, herhangi bir ses ve ısı izolasyonu yapmaya gerek yoktur, enerjiyi sakınmadan kullanabilirsiniz; bunların hiçbirisi doğru değildir. Ülkenin ekonomik tablosuna baktığımız zaman bunlara da mutlaka ve mutlaka dikkat etmek durumundayız. Bununla alakalı pek çok yönetmelik çıkarıyoruz, çıkarmış olduğumuz bu yönetmelikleri hem sanayimizde hem de yerel yönetimlerde sıkı bir şekilde takip ediyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşlarımızın bu önemli katkılarından dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum.

Bu kanunun ülkemiz için, denizlerimiz için, çevremiz için hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2005-03-03-deniz-cevresinin-petrol-ve-diger-zararli-maddelerle-kirlenmesinde-acil (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
