# Küresel ısınma konusunda meclis araştırması açılmasına dair (10/351 - 10/399 - 10/417 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim
- **Tarih:** 13 Şubat 2007
- **Gündem:** KÜRESEL ISINMA KONUSUNDA MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA DAİR (10/351 - 10/399 - 10/417 )
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c146/b062/tbmm221460620339.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2007-02-13-kuresel-isinma-konusunda-meclis-arastirmasi-acilmasina-dair-10-351

> Osman Pepe (AK Parti), 13 Şubat 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜRESEL ISINMA KONUSUNDA MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA DAİR (10/351 - 10/399 - 10/417 )); konuşma 2.099 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, dünyamızın artık değişmeyen bir gündem maddesi var. Değişmeyen bu gündem maddesi, küresel ısınma ve iklim değişikliği. Bu, sadece bilimsel toplantılarda tartışılan, müzakere edilen, bununla alakalı sivil toplum örgütlerinin, sadece entelektüellerin tartıştığı bir konu olmaktan çıkıp, geniş kitlelerin, dünyadaki bütün hükümetlerin gündemini oluşturan bir konu hâline gelmiştir. Öncelikle, Meclisimize böyle bir önemli konuda bir araştırma komisyonu kurulması talebiyle verilmiş olan önergelerden dolayı değerli milletvekili arkadaşlarımı kutluyorum. Biz, Hükümet olarak, bakanlıklar olarak bu konuyla alakalı tavrımızı, kararlılığımızı, bugüne kadar yapmış olduğumuz pek çok uluslararası ve ulusal etkinliklerimizle ortaya koymuşuz.

Biliyorsunuz, bu konuyla alakalı, en son, 6 Şubat 2006 tarihinde üç bakan olarak, Bakanlığımızda, ortak bir toplantıyla, ülkemizin küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle alakalı şu andaki fotoğrafı nedir, ilgili kurum ve kuruluşlar bu konuyla alakalı olarak neler yapıyorlar ve neler yapmaları gerekir... Elbetteki, bu ve bundan önce yapılan toplantılar, bizim, öncelikli olarak ülkemizde bir kamuoyu duyarlılığı oluşturma noktasında ortak bir hedefe doğru, ortak politikalarla yürümemiz noktasında, bir noktada, bir durum tespiti yapmak ve kamuoyunun hassasiyetini, ilgi ve alakasını bu noktaya çekmek istedik. Bunu da belli ölçüde gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum.

Tabii, öncelikli olarak, toplantılarımızın tam odak noktasında olan Türkiye'de suyun daha etkin kullanılması... Çünkü, küresel ısınmanın, iklim değişikliğinin en fazla etkileyecek olduğu kaynak su kaynaklarıdır. Elbette ki, küresel ısınmanın toprak, su ve havayla alakalı olumsuz olarak etkilediği hususlar vardır, ama, hayatın başladığı ve hayatın da sürmesi için olmazsa olmaz olan su, küresel ısınmanın en çok etkilemiş olduğu husustur.

Bu toplantımızda, yani, 6 Şubatta yapmış olduğumuz toplantıda Çevre ve Orman Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı olarak... Çünkü, bu iki bakanlık, ülkedeki su kaynaklarıyla alakalı en büyük tasarrufu olan iki bakanlık ve bu işin koordinasyonu noktasında da bizim Bakanlığımızın ortak sorumlulukları var.

Biz, Bakanlık olarak, değerli milletvekilleri, sadece 6 Şubattaki yapmış olduğumuz toplantıyla değil, 3-4 Eylül 2004 tarihinde Uluslararası Ankara İklim Konferansı'yla ilk olarak bu konuyla alakalı ağırlıklı bir şekilde Türkiye'nin gündemine bu konuyu taşıdık ve hepinizin bildiği gibi, İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu marifetiyle, ki, bu Koordinasyon Kurulu bizim Bakanlığımızın başkanlığında toplanan 100'ün üzerinde bilim adamının, üniversitelerin, sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının, bütün bakanlıklardaki ilgili birimlerin tamamının katılmış olduğu bir toplantıyla Türkiye Birinci Ulusal Raporu'nu hazırladı. İklim Değişikliği Sekreteryasına bu raporu sunduk. Bu birinci raporda, Türkiye şu andaki durumun fotoğrafını çekiyor ve şu anda Türkiye ne durumdadır, Türkiye hangi kurumuyla, hangi adımları atmak durumundadır, bunlar, bu Birinci Ulusal Rapor'da yer alan hususlardır.

Tabii, bu arada, Paris'te bundan kısa bir süre önce IPCC'nin yapmış olduğu toplantı neticesinde açıklanan raporda, beyanda şunu görüyoruz: Bugün dünyadaki küresel ısınmanın, iklim değişikliğinin yüzde 90 insan kaynaklı olduğunu artık hep birlikte görüyoruz. İnsan kaynaklı olan küresel ısınmanın, iklim değişikliğinin etkilerini minimize etmek için bu konuda sadece hükümetlerin, sadece yerel yönetimlerin, sadece sanayi sektörünün değil, toplumun bütün kesimlerinin bu konuda yapabilecekleri olduğuna inanıyoruz. Yani, bu mesele uluslar üstü bir mesele olarak algılanıp ona göre meseleye bakılması gerekir diye düşünüyoruz. Çünkü, iklimin, iklim değişikliğinin millî sınırları yoktur. Dolayısıyla, uluslar üstü olan böyle bir sorunda, elbette ki ulusların ittifak edecekleri belli kararların alınıp uygulanması, yine ulusların millî çıkarları dikkate almarak, bunların hayata geçirilmesi şarttır.

9-12 Eylül 2005 tarihlerinde İngiltere'de yapılan Avrupa Birliği Çevre Bakanları Toplantısında -ben de katılmıştım o toplantıya- en iyi senaryodan en kötü senaryoya kadar dünyanın bütün bölge- lerinin bu iklim değişikliğinden nasıl etkilenebileceği hususunda görüşler ortaya konuldu. Bu senaryolara baktığımızda, Akdeniz havzasıyla alakalı birtakım değişiklerin, Türkiye'nin de etkileneceği birtakım değişikliklerin olduğunu görüyoruz. Tabii, bu uluslararası kuruluşların yapmış olduğu birtakım simülasyonlar, hazırlamış oldukları birtakım senaryolar olduğu gibi, Türkiye'nin de yapmış olduğu çalışmalar var. İstanbul Teknik Üniversitesi ile Bakanlığımızın birlikte yapmış olduğu çalışmalarda, en iyi senaryodan en kötü senaryoya kadar dört tane senaryonun üzerinde duruyoruz. Yani, 1960-2000 yılları arasındaki iklimde meydana gelen değişikliklerin, 2070 ile 2100 yılları arasında çok fazla değişikliğe uğramayacağını öngören en iyi senaryonun karşısında, Türkiye'nin batı bölgeleri başta olmak üzere, 2-3 derecelik hava sıcaklığının artmasının, yağış rejimlerinin değişeceğine dair senaryolar olduğunu da rahatlıkla ifade edebilirim.

Tabii, küresel ısınma neticesinde, son yüzyıl içerisinde dünyanın ısısında 0,74 santigrat derecelik bir artış meydana geldiğini yapılan toplantılarda, yapılan deklarasyonlarda, yapılan ölçümlerde biz de görüyoruz. Elbette ki, Türkiye, bu en iyi senaryodan en kötüsüne kadar bunların her birisini ciddi şekilde takip etmek, bunlara göre de pozisyonunu yeniden şekillendirmek, yeniden tayin etmek durumundadır.

Biliyorsunuz, biz, Birleşmiş Milletlerin, İklim Değişikliği Sözleşmesi'ne 24 Mayıs 2004 tarihinde taraf olduk. Türkiye, İklim Değişikliği'ne taraf olduktan sonra -ki, bu, Kyoto Sözleşmesi'ne doğru giden bir yol başlangıcı- bizim hazırlamış olduğumuz bu Birinci Ulusal Rapor'da, bizim İklim Değişikliği sekreteryasına göndermiş olduğumuz bu raporda, tabiri caizse, Türkiye, yol haritasını çizmiştir. Bu yol haritasıyla, Türkiye, hangi istasyonlara nasıl uğrayabileceğini ifade ediyor. Bir noktada, Türkiye, şu andaki durumunu dünyaya deklare ediyor. Şu anda, Türkiye, hiçbir şeyi gizli ve saklı tutmadan, bu raporla, ben şu anda buradayım ve bundan sonra da şunları yapmak durumundayım diyor.

Tabii, bize, hemen şu soruluyor: Sayın Bakan, Kyoto'ya niye taraf olmuyoruz? Niye Kyoto'ya imza atmıyoruz?

Şimdi, şöyle sakil bir anlayış var, biz bu akşam toplansak, Kyoto'ya imza atsak, Türkiye'nin emisyonları bir anda 1990'ların altına gelecek, Türkiye bütün sektörlerde fosil türevli yakıtların kullanılmasından enerji kaynaklarının yenilenebilir enerji şeklinde kullanılmasına, hidroelektrik kapasitesinin kullanılmasına, güneş enerjisinin kullanılmasına, hepsine, bir anda sanki çözüm bulacak- mışız gibi bir anlayış var. Aslında meselenin çok önemli bir tarafı var ki, Türkiye, Kyoto'ya bugün imza attığı anda, Türkiye'nin durumunun Mısır'dan, Türkiye'nin Cezayir'den, Tunus'tan, Bahreyn'den, Pakistan'dan veyahut da bir başka ülkeden bir farkı var, o da, Türkiye olarak OECD ülkesi ve Ek-B listesinde olması münasebetiyle birtakım sorumlulukları var. Bu sorumluluklar, Türkiye'nin bugün altından kalkabileceği, üstesinden gelebileceği durumlar değildir.

Dolayısıyla, Türkiye, evet, 1990 yılından 2004 yılma kadar geldiğimizde görüyoruz ki, Türkiye'nin emisyonları 170 milyon tondan 296 milyon tona gelmiştir. Doğru, Türkiye, bu emisyonların yüzde 25'ini, ormanları ve tarım arazilerindeki yapmış olduğu düzenlemelerle bunun yüzde 25'ini kontrol ediyor, absorbe ediyor, yutuyor. Bizim bu konuyla alakalı üzerinde en çok duracak olduğumuz husus şudur: Türkiye, küresel ısınmayla mücadele ederken elbette ki, Çevre Bakanlığı olarak Çevre Kanunu'nu çıkardık. Buradan sanayicilere belli sorumluluklar getirdik. Sanayicilere dedik ki: "Acil olarak emisyonlarınızı kontrol edecek filtrelerinizi takınız. Atık sularınızı arıtma tesislerinizde arıtınız ve tekrar kullanınız." Yerel yönetimlere sorumluluklar getirdik. Dedik ki belediyelere: "Sizlerin şu andaki vahşi depoladığınız çöplüklerden çıkan metan gazlan, karbondioksitin meydana getirmiş olduğu sera gazından 21 kat daha riski yüksek olan bir gazdır. Dolayısıyla, modern depolamalara geçin ve eskilerini rehabilite edin." Belediyelere dedik ki: "Şu anda sizin şebekelerinizde yüzde 50, yüzde 60, yüzde 70'lik kaçaklar var. Bunları dünyanın ortalama rakamlarına lütfen çekin." Bunu belediyelere söyledik, sanayiye söyledik. Sadece söylemekle kalmadık, bununla alakalı olarak işi sıkı tutuyor, birtakım yaptırımları, evet, sanayiciye de, belediyelere de uyguluyoruz. Şimdi işin bir başka tarafı var. Devlet Su İşleri, daha önce kanalet tipi sulamalar yapıyordu ve Tarım Bakanlığı da bu suyu salma sulamayla, tabiri caizse "saldım çayıra Mevlam kayıra" diyordu, ama şimdi Devlet Su İşleri kanalet tipinden, modelinden borulama sistemine geçiyor, kapalı sisteme geçiyor. Bu, yağmurlama sulama ve damlama sulama imkânını getiriyor. Yani suyu, bizim, tarımda da, sanayide de, evdeki kullanma suyu olarak da ekonomik kullanmamız şarttır.

Peki, burada elbette ki, sadece sanayi sektörünün, yerel yönetimlerin, belediyelerin, tarımdaki üretim yapan çiftçinin sorumluluğu yok, ülkedeki herkesin sorumluluğu var. Hükümet ne yapıyor? Hükümet, Yenilenebilir Enerji Kanunu çıkarıyor -çıkardık- Türkiye'deki yatırımcıları yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak için teşvik ediyoruz. Yani, jeotermal kaynakları, su kaynaklarını, bugün, rüzgârı, hidroelektrik kapasitesini Türkiye tamamen kullansın istiyoruz, bunlara da birtakım teşvikler getiriyoruz. Yine, enerjinin verimliliğiyle alakalı kanun komisyondan geçti, Genel Kurul gündeminde bekliyor. Başka? Hükümet olarak yirmi yaşını geçmiş araçları trafikten kaldırdık, men ettik, çünkü, bu araçlar büyük miktarda enerji tüketiyor ve fosil türevli yakıtlar kullanan bu araçlar, küresel ısınmayı tetikliyorlardı.

Elbette ki, Tarım Bakanlığının ürün desenleriyle, sulamada damlama sulamaya geçenlere yapmış olduğu yüzde 50'lik hibe destekle bir noktada çiftçilerimizi teşvik ediyoruz. Sanayicimizi de Çevre Kanunu'nun bize vermiş olduğu yetkiler doğrultusunda yönlendiriyoruz ve kontrol ediyoruz.

Bir başka husus daha var, Türkiye'de 100 binden daha fazla kaçak yer altı suyu kullanan kuyular olduğunu biliyoruz. Bunlarla alakalı olarak, Bakanlığımızın tasarruf alanlarıyla alakalı olarak valiliklere genelgeler gönderdik. Bu genelgelerde, bu kuyuların behemehal kapatılmasını istedik. Yine, bu konuyla alakalı hem Tarım Bakanlığı hem Enerji Bakanlığı, üç bakanlık olarak, şu andaki gayriyasal olan bu kuyuların yasal hâle gelmesiyle alakalı, onların da üzerine düşeni yapmasını istedik. Bununla alakalı olarak, elbette ki, bir gecede Türkiye'deki bütün kaçak kuyuların tamamının tespit edilmesi... Bu sadece tarımda kullanılan bir iş değildir, yani, yer altı sularını sadece köydeki vatandaşımız tarlasını sulamak için kullanmıyor, bunları sanayici de kullanıyor. Dolayısıyla, bu konuyla alakalı, bunların sayaçlandırılması, elektriklerinin kesilmesi, birtakım yaptırımların uygulanmasıyla alakalı çalışmalar var. Bununla alakalı, Devlet Su İşleri bu çalışmayı yapıyor.

Türkiye'de, bugün, geçen yıla göre yağışlarda bir azlık olduğunu biliyoruz. Bu konuyla alakalı Tarım Bakanlığımızın yapmış olduğu açıklamalar var. Bir tarımsal kuraklık söz konusu değildir.

Değerli arkadaşlar, 1926 yılından 2006 yılına kadar, seksen yıllık Meteoroloji Genel Müdürlüğünün Türkiye'deki yağışlarla alakalı elimizde raporları var. Seksen yıllık yağış rejimine baktığımız zaman neyi görüyoruz? Türkiye, her altı yılda bir hafif kuraklıkla karşılaşıyor, on sekiz yılda bir daha orta ve ortanın üzerinde kuraklıkla karşılaşıyor. Türkiye'nin 1972'deki, 1984'teki yağış rakamlarına baktığımız zaman, 2005 ve 2006'nın rakamlarıyla bunları mukayese ettiğimiz zaman, bugün Türkiye'de, hemen bugünden, eyvah bir kuraklık var deme imkânımız yok, ama, önümüzdeki mart, nisan, mayıs aylarında genellikle Türkiye'nin yağıştan daha fazla istifade ettiğini, barajlarının hem kullanma suyu, içme suyu hem de enerjide kullanmış olduğumuz barajlarla alakalı, şu anda, enerji barajlarımızda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan, lütfen toparlar mısınız.

Buyurun.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; tabii, son derece geniş, tafsilatlı bir konuda, öyle zannediyorum ki, birkaç dakika daha zamana ihtiyacım var.

...şu anda, enerji barajlarımızda herhangi bir sıkıntı yoktur. İçme suyuyla alakalı olarak sadece Ankara'da bir sıkıntının olduğunu, İstanbul'da, Bursa'da, Kocaeli'nde -ki, riski yüksek olan illerden bahsediyorum, bu iller o cümleden olan illerdir- buralarda bu risk tamamen ortadan kalkmıştır. Elbette ki, küresel ısınma, iklim değişikliği bütün sektörleri etkiliyor, ekonomilere maliyeti gerçekten milyarlarca dolarlık rakamlara tekabül ediyor. Biz bunun da farkındayız. Yani, birkaç derecelik ısınmanın şu anda telaffuz edilmesi kolay, ama, bunun neticelerini Allah göstermesin tabii. Şu anda, bunlar, hakikaten bütün kıtaları, bütün bölgeleri, bütün ülkeleri etkileyebilecek son derece vahim gelişmelere, vahim sonuçlara mahal verebilecek hususlardır. Bu konuyla alakalı, elbette ki, bizim, Türkiye olarak, küresel ısınmanın muhtemel risklerinin karşılanması noktasında, iklim değişikliğinin ülkemizin ekonomisine ve bütün sektörlerine yapacak olduğu olumsuz tesirleri minimize etme açısından Türkiye'nin yapması gereken şey, öncelikli olarak su kaynaklarına sahip çıkmamız gerekiyor. Türkiye'nin su kaynaklarının bir tane sigortası vardır. O da, Türkiye'nin orman alanlarını genişletmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla) - Bu konuyla alakalı da çalışmalar yapıyoruz. 2006 yılında 400 bin hektarlık orman rehabilitasyon çalışması yaptık. 2007 yılında bu rakamı 500 binli rakamlara doğru taşıyacağız. Yine, illerimizin, belediyelerimizin sulak alanları sanayiye ve de yapılaşmaya açmamaları, yoğun kentleşme, çarpık kentleşme ve çarpık sanayileşmenin kaçınılmaz bir olgusu olarak, maalesef, Türkiye'de su kaynakları riske ediliyor, ama, biz, Bakanlık olarak yapmış olduğumuz bir çalışmayı, çevre düzeni planlarını, Türkiye'deki metropoller başta olmak üzere bütün büyük illerimizde bitiriyoruz ve dolayısıyla, sulak alanların ve su kaynaklarının, su rezervlerinin ne pahasına olursa olsun korunmasını öncelikli olarak gözetiyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Önce Devlet Su İşlerine söyleyelim Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla) - Bu konuyla alakalı, Devlet Su işlerinin de eski politikalarından...

BAŞKAN - Sayın Bakan lütfen toparlar mısınız.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla) - Sayın Başkanım toparlıyorum.

.. .eski politikalarından geri döndüğünü, son elli yıl içerisinde Devlet Su İşlerinin yapmış olduğu bataklık kurutma, sulak alan kurutmasıyla 1 milyon 300 bin hektarlık alan, sözüm ona tarıma kazandırılmış görünüyor, ama, bunların, daha sonra bu arazilerin, bu toprakların veriminin, tarımsal veriminin düştüğünü, hiç de zannedildiği gibi olmadığını biliyoruz.

Elbette ki biz, Hükümet olarak, milletvekilleri olarak, Parlamento olarak, burada bir araştırma komisyonu kurulmasını destekliyoruz, çünkü, bu meselenin detaylı olarak, teferruatlı olarak, üniversitelerimizin de, milletvekillerimizin de, bu işin uzmanlarının da, herkesin görüşünün içerisinde hamur hâline getirileceği bir ortak görüş olarak ortaya çıkmasını arzu ediyoruz, çünkü, böyle bir rapor bize ışık tutar, bize yol gösterir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette ki, küresel ısınma, iklim değişikliğiyle alakalı, Parlamentomuzun birden fazla araştırma önergesi talebiyle yapmış olduğu çalışmayı, iktidar ve muhalefet milletvekili arkadaşlarımızın böyle bir talebini, Çevre ve Orman Bakanı olarak ben de destekliyorum, arkadaşlarımı kutluyorum. Ümit ediyorum ki, Türkiye, bu son derece önemli olan konuda, sadece ve sadece bu konuyla alakalı bir araştırma komisyonu kurmakla kalmayacaktır.

Yapmış olduğumuz çalışmalarla alakalı size birkaç ana başlığı ifade etme imkânını buldum. Ve şunu çok rahatlıkla söyleyeyim ki, Türkiye, dünyadaki gelişmeleri yakından takip ediyor, Hükümet olarak takip ediyoruz, elimizdeki bütün imkânları, bu konuyla alakalı, seferber ediyoruz.

Sayın Başkana ve siz değerli milletvekili arkadaşlarıma, böyle bir konuyla alakalı, Hükümetimizin, Bakanlığımızın görüş ve düşüncelerini hem siz değerli arkadaşlanma hem de bu vesileyle kamuoyuna ifade imkân ve fırsatı bulduğum için teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “Küresel ısınma konusunda meclis araştırması açılmasına dair (10/351 - 10/399 - 10/417 )”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 13 Şubat 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2007-02-13-kuresel-isinma-konusunda-meclis-arastirmasi-acilmasina-dair-10-351 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c146/b062/tbmm221460620339.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
