# Kamu denetçiliği kurumu kanunu (s.s.1236)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Osman Seyfi (AK Parti, Nevşehir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim
- **Tarih:** 28 Eylül 2006
- **Gündem:** KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU (S.S.1236)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c129/b131/tbmm221291310958.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/osman-seyfi-22-2006-09-28-kamu-denetciligi-kurumu-kanunu-s-s-1236

> Osman Seyfi (AK Parti), 28 Eylül 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU KANUNU (S.S.1236)); konuşma 1.094 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN SEYFİ (Nevşehir) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saym Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun tasarısı hakkında AK Parti Grubunun ve şahsımın görüşlerini bildirmek için söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, görüşülmekte olan kanun... Sadece bizde değil, aşağı yukarı dünyada 100'ü aşkın ülkede kullanılan ve yürürlükte bulunan bir müesseseyi konuşuyoruz. Kurum olarak kamu denetçiliği, taa bundan üçyüz yıl önce İsveç'te başlamış ve sırasıyla çeşitli Avrupa ülkelerine, hatta Latin Amerika'ya kadar yayılmış bir kurumdur. İsveç dilinde delege, avukat, temsil etme yetkisi verilen kişi anlamına gelmekte, kurum olarak da parlamentoyu temsil eden büro manasını taşımaktadır; yine, İspanya'da halkın savunucusu, Avusturya'da halkın avukatı, Fransa'da arabulucu, Türkiye'de ise kamu hakemi, kamu denetçisi, halk gözlemcisi gibi isimlerle anılmakta, kanunda da, bu tasanda da kamu denetçisi olarak isimlendirilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı tarafından daha önce gönderilen bu tasan, Cumhurbaşkanlığı tarafından tekrar görüşülmek üzere iade edilmiştir. Her ne kadar 9 sayfalık bir iade gerekçesi varsa da, bunun, özet olarak, gönderilen iade gerekçelerini 3 kısımda özetlemek mümkündür ve burada da, benden önceki muhalefet partilerinin sözcülerince de ifade edildi:

1 - Anayasaya aykındır. Neden aykındır; Anayasada bu kurumla ilgili herhangi bir hüküm yoktur.

2 - Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevleri içerisinde bunun seçimi sayılmamaktadır.

3 - Genel olarak, hukukî genel prensipler olarak parlamenter sisteme aykındır denilmektedir. Bu 3 konuda özetlemek genelde mümkündür.

Değerli arkadaşlarım, dünya tatbikatına baktığımız zaman bu kurum, bazılannda anayasa müessesesi olarak oluşturulmuş, bazılannda ise yasal müessese olarak oluşturulmuştur. Anayasada olacak diye bir mecburiyet yoktur. Her şeyin de anayasada yazılması mümkün değildir. Anayasalar devletin işleyişini, yapısını, örgütlenmesini, kuvvetlerin fonksiyonlanm, yetkilerini ve bu arada, bilhassa, insan hak ve hürriyetlerini düzenleyen belgelerdir. Bütün her şeyin anayasalarda yazılması mümkün de değildir, gerek de yoktur. Hatta, bazen anayasalar, İngiltere'de olduğu gibi yazılı da değildir, yazılı bir anayasa da bulunmamaktadır. Bu bakımdan, Anayasaya aykın olduğunu ifade etmek doğru bir şey değildir. Niye doğru değildir; değerli arkadaşlanm, dünyada anayasacılık hareketleri bilhassa ferdin hak ve hürriyetlerini korumak için, idarenin yetkilerini kısıtlamak için geliştirilmiş bir müessesedir. Burada, gerek amaç maddesinde gerekse 9 uncu maddede açık ve sarih olarak şu ifade ediliyor: Türkiye Cumhuriyetinin Anayasada belirtilen nitelikleri çerçevesinde, adalet anlayışı içerisinde, insan haklanna saygı, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmak üzere bu kurumun oluşturulduğu yazılıyor. Hedef, Anayasada da insan hak ve hürriyetlerinin korunması, idarenin iyi işlemesi; kanunda da, bu amaçlar açık ve net olarak yazılmıştır. Öyleyse, amaç yönünden bir aykınlık yoktur. Anayasalann da genel amacı bu değil midir?!

Kaldı ki, Anayasada yeri yoktur denirken, Anayasanın 74 üncü maddesini birlikte okuyalım -maddeyi tam olarak okumuyorum- Türkiye'de ikamet eden gerek Türk vatandaşlan, mütekabiliyet esası olmak suretiyle yabancılar kendileriyle veya kamuyla ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazıyla başvurma hakkına sahiptir diyor. Şimdi, burada, demek ki, vatandaşların yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine şikâyet ve dileklerini iletme hakkı Anayasada teminat altına alınmış bir haktır. Peki, buradaki verilen nedir, aynı hak değil midir?! Dilekçe Komisyonu kurulmuştur. Peki, Anayasada Dilekçe Komisyonu diye bir şey var mı; kanunla veyahut İçtüzükle Dilekçe Komisyonu kurulmuş, faaliyet gösteriyor.

Şimdi, bir hususa dikkat etmemiz lazım burada. Olayı, sadece bir kurum olarak düşünüyoruz. İnsan, ferdî hak ve hürriyetler açısından düşünmüyoruz. Bu kanunla getirilen başvuru hakkı, diğer haklan öldürüyor mu; yargıya başvurmayı, idareye başvurmayı, diğer başvurmaları, dilekçe vermeyi öldürüyor mu; hayır. Onlar baki kalıyor, fazladan Meclise veya Meclisin oluşturduğu bu kuruma yeniden bir başvuru hakkı tanıyor. Fazladan bir hak veriliyor. Hangi vatandaş lehine verilen fazladan bir hak, Anayasanın hangi maddesine aykırı olur?! Ruhuna mı aykırı olur?!

Şimdi, Cumhurbaşkanlığının buradaki yorumu gerçekten çok daraltıcı ve zorlayıcı bir yorumdur. Halbuki, fert hak ve hürriyetleri yönünden, hak ve hürriyetlerinin, insan haklarının teminat altına alınması yönünden bizim genişletici bir yoruma doğru gitmemiz lazım.

İkinci bir husus, deniyor ki: "Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevleri içerisinde sayılmıyor." Değerli arkadaşlarım, kanun yapmak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin en başta gelen görevidir. Yapılan nedir; kanunla ilgili bir düzenlemedir. Öyleyse, bu sözün de hukukî dayanağının olmadığı, bu gerekçenin de hukukî dayanağının olmadığı kanaatindeyim.

Kaldı ki "parlamenter rejimlerde bu şekilde bir denetim olmaz" deniyor. Değerli arkadaşlarım, artık klasik manada, ilk çıktığı manada kesinkes kuvvetler ayrılığı rejimi, dünyanın hiçbir yerinde kalmamıştır. Anayasamızın "Başlangıç" kısmında da bu husus belirtilmiş ve 61 Anayasasında kuvvetler ayrılığı rejimi çok yanlış anlaşıldığı, çok sert tatbik edildiği için de bunu bir ihtilal gerekçesi olarak, maalesef, gösterilmiştir. Burada ne deniliyor: "Kuvvetler ayırımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret, bununla sınırlı, medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu" deniliyor. Yerine göre, yasamanın yürütmeye, yürütmenin de yasamaya çeşitli müdahaleleri vardır. Nitekim, Anayasamızda da bu yetkiler, bu şeyler de belirlenmiştir. Meclisin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Hükümeti, idareyi denetleme hakkı vardır. Anayasada, bunlar soru, gensoru, Meclis araştırması vesaire gibi düzenlenmiştir ve idarenin de Meclise kanun teklif etme -teklif demeyeyim- tasan sunma hakkı vardır ve hatta, Cumhurbaşkanının, Meclisi, şartlar oluşturduğu zaman, Meclisi feshetme hakkı vardır. Ha, demek ki buradan ne çıkarıyoruz; bunlar, kesinkes birbirinden ayrı olan müesseseler, kurumlar, erkler değildir, birbirlerini etkileyen erklerdir. Yerine göre birbirlerine etki yaparlar. Parlamenter sistemin adı da budur. Parlamenter sisteme de bundan dolayı parlamenter sistem denilmektedir. Dolayısıyla, burada da bir aykınlık bulunmamaktadır.

Şimdi, değerli arkadaşlanm, benim müşahede ettiğim, elbette, Cumhurbaşkanının, kanunları, tekrar incelenmek için Meclise gönderme yetkisi vardır. Böyle bir yetkinin olup olmadığını tartışmak bile abestir; bu yetki, mutlak bir yetkidir. Yalnız, benim dikkatimi çeken, diğer gönderilen kanunlarda, taşanlarda veyahut tekliflerde de, Sayın Cumhurbaşkanı, kendi yetkilerini yorumlarken, kendi yetkilerini genişletici bir yorum içerisinde, Meclisin yetkilerini yorumlarken, tam daraltıcı bir yorum içerisindedir.

Değerli arkadaşlanm, Hükümetin sorumluluğu, Cumhurbaşkanına karşı değildir. Hükümetin sorumluluğu, Meclise karşıdır. Onun için, bu şekildeki yorumlarda hukukî isabet olmadığı düşüncesindeyim.

Kaldı ki, bu kurumun Anayasayla kurulmuş olması, bu kuruma daha bir ağırlık verir. Ben bunu kabul ediyorum. Yasayla kurulmuş olması, elbette, Anayasayla kurulmuş olmasına göre, biraz daha değiştirilmesi kolay, oynanması kolay bir müessese olarak gelir; fakat, bu kurum, ağırlığını yasalardan almayacaktır, bu kurum, ağırlığını, ileride vereceği kararlardaki objektiflikten, hakkaniyetten, adaletten alacaktır. Kaldı ki, şimdi, biraz önce konuşan arkadaşlarımız, RTÜK'le bunu mukayese ettiler. Değerli arkadaşlarım, şunu unutmayalım: Burada, bu kurumun vereceği kararlar, kesin, uyulması mecburî kararlardan değildir; nihayet, ihtiyarî kararlardandır; icraî bir karar da yoktur; ama, RTÜK'ün verdiği kararlar icraî kararlardır, idare hukukunun içerisinde olan, infaz kabiliyeti olan kararlardır. RTÜK'le bunu karıştırmamak lazım.

Bu olayı, bir de vatandaş yönünden değerlendirmek lazım. Biraz önce söyledim, kısa olarak üzerinden geçtim, biraz açmak istiyorum. Vatandaşa yeni bir hak veriliyor, yeni bir kuruma başvurma hakkı veriliyor. Onun için, illa bir hakkın kısıtlanması söz konusu değildir, yeni bir mükellefiyet getirilmesi söz konusu değildir. Onun için, burada Anayasaya aykınhk olmadığı kanaatindeyim ve Grubumuz olarak da, bu tasarıyı destekliyoruz. Hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Osman Seyfi (AK Parti, Nevşehir). “Kamu denetçiliği kurumu kanunu (s.s.1236)”. TBMM Genel Kurulu, 131. Birleşim tutanağı, 28 Eylül 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-seyfi-22-2006-09-28-kamu-denetciligi-kurumu-kanunu-s-s-1236 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c129/b131/tbmm221291310958.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
