# 657 sayılı devl.mem.kan.bazı mad.değ.hk.kan.tekl.(doğum izni ile ilgili) ss.637

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oya Araslı (CHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim
- **Tarih:** 14 Temmuz 2004
- **Gündem:** 657 SAYILI DEVL.MEM.KAN.BAZI MAD.DEĞ.HK.KAN.TEKL.(DOĞUM İZNİ İLE İLGİLİ) SS.637
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2004-07-14-657-sayili-devl-mem-kan-bazi-mad-deg-hk-kan-tekl-dogum-izni-ile-ilgil

> Oya Araslı (CHP), 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 657 SAYILI DEVL.MEM.KAN.BAZI MAD.DEĞ.HK.KAN.TEKL.(DOĞUM İZNİ İLE İLGİLİ) SS.637); konuşma 1.750 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 637 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu teklif, Cumhuriyet Halk Partisi kadın milletvekilleri tarafından hazırlanmış bir tekliftir. Daha doğrusu, AKP ve Cumhuriyet Halk Partisi Gruplarından kadın milletvekilleri, aynı doğrultuda, iki yasa önerisi vermişlerdir; ama, ben, Cumhuriyet Halk Partisi kadın milletvekilleri grubu adına, bu sorunun acısını yüreğinde en az bizler kadar taşıyarak, bu teklifin hazırlanmasında değerli katkılarını bizlerden esirgemeyen Adıyaman Milletvekilimiz Şevket Gürsoy'a teşekkür etmeyi bir borç bildiğimi ifade etmek istiyorum buradan. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, çağımızın demokrasileri, kadın ve erkeğe eşit yer veren demokrasilerdir. Bu demokrasilerin ayırıcı özelliği, cinslerarası eşitlik üzerine inşa edilmiş olmalarıdır; ama, bizim demokrasimize baktığımız zaman, bizim demokrasimizin kadınsız bir demokrasi olduğunu görüyoruz. Şu Yüce Meclise bakınız, 550 milletvekilinin arasında 24 kadın milletvekili var. Yerel yönetimlere bakınız, kadın belediye başkanlarının ve kadın belediye meclisi üyelerinin sayılarının yüzdelerle değil, bindelerle ifade edildiğini görüyorsunuz. Siyasette kadın yok, ya yaşamın başka alanlarında; maalesef, yaşamın başka alanlarında da, çağdaş demokrasilerin yakalamış olduğu oranlara Türkiye'de kadınların erişememiş olduğunu görüyoruz. Bir erkekler yönetimi olarak işliyor demokrasimiz. Demokrasiyi biz nasıl tanımlıyoruz; demokrasi, toplumun kendi kendisini yönettiği; yani, kadının ve erkeğin birlikte kadını ve erkeği yönettiği bir yönetim biçimi; ama, bizim demokrasimiz, erkeklerin kadını ve erkeği yönettiği bir demokrasi. Yönetim işine gelince kadın yok, sadece yönetiliyor. Bu, üzüntü verici bir manzara, "utanç" demeye dilim varmıyor, aslı odur; ama, çok büyük üzüntü yaratan bir manzara.

Göstergeler bakımından bizden çok geri olan ülkelerden gelen hemcinslerimizle konuştuğumuzda, onların çalışma yaşamlarında, siyasette yer aldıkları sayıların oransal göstergelerini gördüğümüz zaman, biz, başımızı öne eğmek mecburiyetini hissediyoruz; çünkü, o oranları yakalayamamış durumdayız.

Çalışma yaşamında kadınlara bakıyoruz -biraz önce Sayın Karahan Uslu ifade ettiler- gelişmiş ülkelere oranla fevkalade düşük sayılarla çalışma yaşamına Türk kadınlarının katıldığını görüyoruz. Bunun kuşkusuz çok çeşitli nedenleri var. Kadının çalışmasına iyi gözle bakılmadığı toplum kesimleri var, "ne lüzum var, kadın çalışmasın, ona babası bakar, erkek kardeşi bakar, kocası bakar, o da evinde otursun" anlayışını benimsemiş toplum kesimleri var. Kadın, bu değer yargılarını aşıp çalışma yaşamına adım atsa bile, karşısına çıkan başka engeller var. "Bu işe girebilmek için erkek olmak şart" diye verilmiş ilanlar var. Çok yakın zamanda gördük bunları; kamu görevine alınırken de gördük. Böyle ilanlar var. İlana dökülmese bile, bu işe kadın değil, erkek alalım diye oluşmuş birtakım yargılar var. Kadın alırsak, yarın öbür gün hamile kalır, işini gereğince yapamaz, ondan sonra, doğum izinleri; yok, biz kadın almayalım, erkek alalım diye yapılan tercihler var ve bütün bunları aşarak bir kadın işe girse de, yükselmeye engeller var. Ne var diye sorabilirsiniz; ama, biz, kadınlar olarak o kadar iyi biliyoruz ki, camdan tavanlar var. Baktığınız zaman göremiyorsunuz, bir yerde yazılı değil; ama, kadın olduğunuz zaman, erkek kadar rahatlıkla, kolaylıkla ileriye gidemiyorsunuz, yükselemiyorsunuz sırf kadın olduğunuz için. Sizinle aynı nitelikte olan erkek arkadaşlarınız yükselebiliyorlar, yöneticilik makamlarına gelebiliyorlar; ama, kadınlar, çoğu kez, her zaman demiyorum; ama, çoğu kez, salt kadın oldukları için yöneticilik görevine layık görülmüyorlar ve hep yönetilen konumunda kalsın isteniliyor kadın.

Bunun dışında başka sorunları da var kadının iş yaşamında. İş yaşamına giren kadın, bir zaman sonra bir yuva kuruyor, evleniyor, anne olmak ihtiyacını duyuyor; ama, anne olacağı zaman, eğer yasalar gerektiği zaman izin almak konusunda, gereken dönemlerde istirahat etmesini sağlamak üzere ona imkânlar getirmiyorsa, kadının yapabileceği bir tek şey var; iki seçenekten birini kullanmak; ya anne olma arzusunu sarıp sarmalayıp bir kenara kaldırmak veya iş yaşamından vazgeçmek. Çünkü, önünde bekleyen yol o kadar dikenli ki, hamileliğinin çok ileri dönemlerine kadar çalışmak mecburiyeti var. Daha sonra, süt izinleri yeterli değil; çocuğunu kreşe bırakıp işine gitme imkânları yeterince sağlanmamış vaziyette; çocuğuna gönlünden geçtiği ölçüde süt verebilecek sürede onun yanında kalabilmek imkânı yok ve hepimiz biliyoruz ki -bunlar bilimsel birtakım gerçekler- anne sütü, çocuk için fevkalade önemli bir koruyucu. Anne sütünden yeteri kadar yararlanamayan çocuklar, fiziksel bakımdan da zihinsel bakımdan da yeteri kadar gelişemiyorlar, bağışıklık sistemlerinde birtakım sıkıntılar ortaya çıkabiliyor ve çocuk, belli evrelerde anneyle ne kadar uzun zaman beraber kalırsa, fizikî ve ruhsal gelişimi de o ölçüde mükemmel olabiliyor; ama, siz, kadına, doğumdan önce altı hafta, doğumdan sonra altı hafta izinlisin, o kadar, sen işine gelmeye mecbursun derseniz, bu kadın o zaman ne yapacak; mecburen, çoğu kez gördüğümüz gibi, çalışma yaşamından çekilecek.

Değerli arkadaşlarım, kadının emeğine çalışma yaşamında ihtiyacımız var; çünkü, kadının da birtakım becerileri var, bunlar, bazen erkekte de yok. Kadın daha detaycı, daha ayrıntılarla meşgul; erkek daha bütünsel olarak bakıyor olaylara ve bu iki nitelik bir araya geldiği zaman, yani, kadın emeğiyle erkek emeği bir arada ortaya konulduğu zaman daha mükemmel bir iş ortaya çıkabiliyor. Onun için, mükemmel ürünler ortaya koyabilmek için kadının emeğine iş yaşamında ihtiyaç var; ama, kadın için de kadının çalışmasına ihtiyaç var. Bugüne kadar kadınlarımız ekonomik bakımdan güçlü olmadıkları için pek çok sorunu yaşamak mecburiyetinde kaldılar. Kadın ekonomik bakımdan güçlü olduğu zaman, kendi yaşamını sürdürebilecek kazancı elinde olduğu zaman daha az eziliyor, hayatın yüklerini, dimdik durarak, kimseden yardım almaksızın, daha güçlü bir vaziyette taşıyabiliyor. Kadınlarımıza daha onurlu, daha saygın, daha güvenli bir yaşam biçimi sağlayabilmek için de, onları iş yaşamına katma mecburiyetimiz var; ama, maalesef, Türkiye'deki sayılara baktığımız zaman, bu konuda dünyanın pek çok ülkesinden geri durumda olduğumuzu görüyoruz. Türkiye'de kadın, maalesef, iş yaşamına istenilen ölçüde katılamıyor. Bunu sağlamak bizim görevimiz; çünkü, kadınlarımıza bunu borçluyuz. Toplumumuzun kadınları yıllardır politikacılardan ve devletten bu sorununun çözülmesini bekliyor. Bu, ulusal bir sorunumuz; ulusumuzun kadınlarına olan borcu, devletimizin ulusal olarak kadınlarımıza borcu, bizlerin politikacı olarak ulusumuzun kadınlarına borcu. Bunu yerine getirmek zorundayız; kadınlarımıza, iş yaşamına katılmalarını sağlayacak imkânları yaratmak zorundayız. Ayrıca, çağdaş bir demokrasi istiyorsak, çağdaş demokrasi olabilmenin koşullarından biri de bu; onun için de bunu gerçekleştirmeliyiz.

Birtakım uluslararası platformlarda olduğumuz zaman bize soruyorlar; siyasette kadın oranınız nedir? İş yaşamında kadın oranınız nedir? Kadınlar için doğumöncesi, doğumsonrası izin süreleri nedir? Hangi imkânları tanıyorsunuz iş yaşamına kadınları katmak için? Bunlar, hep, bizlere soruluyor; kuşkusuz, sizlere de soruluyor Türkiye'yi temsilen herhangi bir yere katıldığınız zaman. Bu soruları göğsümüzü gere gere yanıtlayabilmek için bu tedbirleri almak, kadınların iş yaşamına, siyasete, yaşamın her alanına daha büyük sayılarla katılmasını sağlamak için gerekenleri yapmamız gerekiyor. Avrupa Birliğine girişimiz tartışılırken dahi bu ölçütlere, bu göstergelere bakıyorlar. Kadının durumu ne bu toplumun içerisinde, kadına nasıl bir statü sağlanmış; biz, bu konudaki göstergelere bakılarak da çağdaşlığımızın, Avrupa Birliğine ayak uydurup uyduramayacağımızın kararı verilirken yargılanıyoruz. Onun için de, eğer iddia ettiğimiz gibi bir çağdaş demokrasiysek, onu da bu sayılarla göstermek, kanıtlamak mecburiyetindeyiz.

Şimdi, bakınız, yakın zamana kadar, kadınların doğum öncesi ve doğum sonrası izinleri, yasalarımızda, çağdaş demokrasilerde, çağdaş platformlarda belirlenen en alt sürelerin de altındaydı. Yıllarca bunun için mücadele verildi ve iş yaşamı için çıkarmış olduğumuz 4857 sayılı İş Yasasıyla, bu, çağdaş bir düzeye, en azından çağdaş sayılabilecek bir düzeye ulaştırıldı. Kuşkusuz, bizlerin de, kadınlar olarak, 16 haftaya çıkarılmış olan sürenin 21 haftaya çıkarılmasının sağlanması en başta gelen temennimizdir; ama, hiç değilse, İş Kanunuyla gelinen nokta, bizi çağdaş bir düzeye ulaştırmaya yetmiştir; ama, İş Kanununda yapılan değişiklik Devlet Memurları Kanununa intikal etmemiştir, orada eski süreler sürmektedir.

İş Kanununa tabi çalışma yaşamında kadınlara sağlanan bir imkânın, kamu sektöründe çalışan kadınlara da kuşkusuz sağlanması gerekmektedir; çünkü, bu izinler bakımından bir paralellik kuramadığımız takdirde, bırakın cinslerarası eşitsizliği, bir cins içerisinde de çalışma koşulları bakımından eşitsizliğe yol açmaktadır. İşte, bu kanun teklifi, iş yaşamında bu eşitsizliği gidermek amacına yönelik olarak hazırlanmış, tıpkı İş Kanununda olduğu gibi, doğum öncesi ve doğum sonrası izinler 8 haftaya çıkarılmış ve çoğul gebeliklerde buna 2 hafta daha eklenilmiştir. Kuşkusuz, hekim raporuyla daha fazla iznin gerek görüldüğü durumlarda, bu izin, yine, yasanın verdiği imkâna göre uzatılacaktır. Ayrıca, bu süreler bittikten sonra da, maaşsız izin kullanmak, aylıksız izin kullanmak isteyen devlet memuru kadınlar, amirlerinin takdir hakkı söz konusu olmaksızın "ben, 1 yıl aylıksız izin kullanmak istiyorum" dedikleri anda, kendilerine bu izin verilecektir. Hazırlanmış olan yasa teklifleri bunları getirmektedir.

Bu teklifle, kamu sektöründe çalışan kadınlarımızın da, doğum öncesi ve doğum sonrası izinleri bakımından, bir nebze ferahlığa kavuşturulacağını zannediyoruz.

Tabiî, sorun bununla bitmiyor, sorun bununla çözülmüş olmuyor. İş yaşamına kadınların istenen sayılarla katılmasını sağlayabilmek için kreş imkânlarını, çocuk yuvası, çocuk bakımevi imkânlarını genişletmek lazım, kadınları koruyabilmek için iş yaşamına kotalar koymak lazım; ama, bunları yapabilmek için de, Anayasada bir adım daha atmak lazım, özellikle, bu kotalar konusunda. Ben, Anayasada yapılan değişikliğin, henüz, CEDAW Sözleşmesinin gereklerini yerine getirmekte acele etmeyen birtakım, ülkelerin anayasalarıyla aynı noktaya geldiğini düşünüyorum; ama, bu, istenen adımı atmış olmak anlamına gelmiyor. Başka daha çağdaş ülkeler var, CEDAW'ın gereğini yerine getirmiş olan ülkeler var, onlar, devlete, fiilî cinslerarası eşitliği de sağlamak görevini veriyorlar; yalnız hak eşitliğini sağlamak yetmez, devlet, fiilî eşitliği de sağlamakla yükümlüdür hükmünü getiriyorlar. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bunun gelmesini çok arzu ettik; ama, maalesef, verdiğimiz önergeler, Anayasa Komisyonunda da, Yüce Mecliste de -Cumhuriyet Halk Partisinin desteğine rağmen- Adalet ve Kalkınma Partisi bunları kabul etmediği için geçmedi. Ben, bu vesileyle, bu hususu tekrar gündeme taşımak istiyorum. Eğer, çağdaş bir demokrasiye sahip olmak istiyorsanız, eğer, ulusumuzun kadınlarına çoktan hak etmiş oldukları desteği vermek istiyorsanız, gelin, bir adım daha atalım, tekrar Anayasanın 10 uncu maddesini ele alalım ve oraya fiilî eşitliği de devletin sağlamakla yükümlü olduğu hükmünü getirelim.

Birtakım anayasalarda bu var. Birtakım anayasalarda yok" diye söz ediliyor; ama, onlar da yarın öbür gün bunu, anayasalarına ve hukuk düzenlerine -eğer, CEDAW'ın hükümlerini gerçekleştirmek istiyorlarsa- getirmek mecburiyetindeler; onlar da o sürece girecekler. Ben diyorum ki, onların o sürece girmesini beklemeden biz bunu yapalım, başkalarını beklemeyelim, biz yapalım; çünkü, kadınlarımız bunu hak ediyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Hak etmenin yanı sıra, bu, devletin kadınlara bir görevi; eğer, sosyal devlet ise, eşitlikçi bir demokrasiyi, bütün çağdaş demokrasilerde olduğu gibi gerçekleştirmek istiyor ise, görevi. Dilerim bu dönem bitmeden, Parlamentomuz bunu da tamamlar ve en ileri noktaya varmış ülkelerin anayasalarıyla eşit konumda bir anayasaya sahip oluruz.

Çünkü, ben şunu söylemek istiyorum: Fransa da başlangıçta, CEDAW'ın gereğini yerine getirmek için bize benzer bir adım attı ve olabilir zannedip bir kota kanunu çıkarttı; ama, maalesef, yaptığı anayasa değişikliğine o kota kanunu sığmadı, iptal edildi ve onun üzerine daha ileriye bir adım atıp, hak eşitliğinin yanı sıra, fiilî eşitliği sağlamaya yönelik önlemleri almak konusunda da parlamentoya, siyasî partilere görev veren bir başka değişiklik yapmak mecburiyetini hissetti.

Ben de diyorum ki, bu evrelerden geçmeden, Anayasa Mahkemesi engelline takılır mıyız takılmaz mıyız kuşkusuna düşmeden, açıkça Anayasada cinslerarası eşitlik konusunda,.devlete fiilî eşitliği de sağlamak görevini verelim.

Tekrar söylüyorum; bu dileğimin bu dönem bitmeden gerçekleşmesini görmek, ulusumuzun tüm kadınları gibi benim de arzumdur. Bunu gerçekleştirmenin şerefinin de, bu dönem Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olmasını arzu ederim.

Bu kanun teklifine desteklerinizi bekliyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da, bu kanun teklifinden -zaten,kendi onayıyla da verilmiştir- yana olduğunu, bu kanun teklifini desteklediğini ifade etmek istiyorum.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Oya Araslı (CHP, Ankara). “657 sayılı devl.mem.kan.bazı mad.değ.hk.kan.tekl.(doğum izni ile ilgili) ss.637”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2004-07-14-657-sayili-devl-mem-kan-bazi-mad-deg-hk-kan-tekl-dogum-izni-ile-ilgil (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
