# 633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oya Araslı (CHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim
- **Tarih:** 27 Nisan 2005
- **Gündem:** 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HK.KAN.(SS . 870 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2005-04-27-633-sayili-diyanet-isleri-baskanliginin-kurulus-ve-gorevleri-hk-kan-s

> Oya Araslı (CHP), 27 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HK.KAN.(SS . 870 )); konuşma 894 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 870 sıra sayılı, 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifi incelediğimiz zaman, özünde bir tek hususun yatmakta olduğunu görüyoruz. Bu da, halen vekil sıfatıyla görev yapmakta olan Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin, imam-hatip kadrolarına vekâleten atanmış bulunan personelin asaleten atanmış sayılmalarını temin etmektir.

Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde imam-hatip olarak asaleten veya vekâleten görev yapmakta olan kamu personeline saygımız sonsuzdur, yaptıkları hizmetin özel bir önem ve değer taşıdığını biliriz; ama, kamu hizmetleri eşdeğerdir. Konusu hangi alanla ilgili olursa olsun, kamu personeli de, bir kamu görevi yerine getiriyor olmaları bakımından eş konumdadır. Birini diğerinin önüne geçirmek, birini bir başkasının arkasında tutmak hakkımız ve yetkimiz yoktur. Ne bir hemşire, kamu hizmetini yerine getiriyor olmak konumu bakımından bir doktorun arkasındadır ne bir doktor bir imamın, bir hatibin arkasındadır ne bir imam-hatip bir öğretmenin arkasındadır. Kamu hizmetini görmekte olan bütün personelimize eşit nazarla bakmak durumundayız; ama, bu yasa teklifine baktığımız zaman, burada bu eşitlik durumunu bozan bir düzenlemeyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Vekâleten görev yapmakta olan imam-hatiplere, asaleten bu göreve atanmak imkânı sağlanırken, diğer bakanlıkların bünyelerinde, örneğin Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde, vekâleten görev yapmakta olan personel için aynı türden bir düzenleme getirilmemiştir. Bu, eşitlik ilkesini bozan bir durumdur. Devlet, memurlarından, personelinden bir kısmına imkân sağlarken, bir kısmının sorununu çözümlerken, diğer kısmının aynı türden sorunlarına karşı duyarsız kalamaz veya aynı türden çözümleri onlardan esirgeyemez; esirgediği takdirde, bu, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olur.

Şimdi, biraz önce kimi sözcülerimiz, çok eski tarihli Anayasalarımızdan söz ederek -1924 tarihli, 1921 tarihli anayasalarımızdan söz ederek- Türkiye Büyük Millet Meclisinin, ulus adına egemenliği kullanmak durumunda olan, ulusun temsilcisi olan yegâne organ olduğu hususunu dile getirdiler ve dediler ki: "Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle bir değerlendirme yapıyorsa, bu, onun yetkisi dahilinde olan bir husustur."

Değerli arkadaşlarımız, bir kere, şu gerçeği bilmek lazım. 1921 ve 1924 tarihli Anayasalarımızda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeri ve konumu ile 1961 ve 1982 Anayasalarımızdaki yeri ve konumu birbirinden fevkalade farklıdır. 1921 ve 1924 Anayasalarımızda, bir meclis üstünlüğü anlayışı hâkimdir; ama, 1961 ve 1982 Anayasalarımızda, yasama organı Türkiye Büyük Millet Meclisi, egemenliği tek başına kullanan organ değildir, bunu, Anayasanın yetkili diğer organlarıyla paylaşır. Bir kere bu gerçeği tespit ederek bir kenara koyalım.

İkincisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama erkini ulus adına kullanırken layüsel değildir, birtakım kurallara; yani, dilediği biçimde hiçbir sınır söz konusu olmadan, hiçbir kural söz konusu olmadan bu yetkiyi kullanmak durumunda değildir. Yasama organı, bu yetkiyi Anayasaya ve hukukun genel ilkelerine uygun bir biçimde kullanmak durumundadır.

Onun için, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisiyiz, karar veririz ve belli bir kategori kamu görevlisini, vekâleten görev yapan kamu görevlisini, diğerlerine gözümüzü kapatarak asaleten tayin edilme konumuna getirebiliriz dersek, yanlış yapmış oluruz; çünkü, bu, biraz önce söylediğim gibi, Anayasa ilkelerine aykırı olur.

Diğer taraftan bakalım. Önümüze bir düzenleme getirilmiş "atanmış sayılırlar" diyor. Ne zaman atanmış sayılırlar, bu tarihi belirlemek lazım.

Bakınız, burada, bir sınavdan söz ediliyor: "Kamu personeli seçme sınavlarının herhangi birinden Diyanet İşleri Başkanlığınca belirlenecek yeterli puanı almaları koşuluyla." Ne zaman belirlenecek bu puan? Bu puanın belirlenmesinden sonra, devlet personel sınavından alınmış notlar mı hesaba katılacak, yoksa, daha önce yapılmış olan sınavlarda alınmış olan notlar bir puan belirlemesinden sonra mı hesaba katılacak? Bir belirsizlik var. Halbuki, bir hukuk devletinde, yasaların ne söylediği, kuralın ne olduğu açıkça anlaşılmalıdır ki, herkes ona uysun, herkes o kuraldan yararlansın ve herkes o kuralı uygulayabilsin. Bu kadar belirsizliklerle dolu bir düzenleme, uygulama bakımından, hak sahibine de bu kuralı uygulayacak olanlara da çok büyük sorunlar yaratacaktır ve hukuk devleti ilkesine aykırı bir düzenleme niteliğini, bu düzenlemeye verecektir.

Ne zaman göreve atanmış sayılacaklar? Bu tarihin bilinmesinde çok büyük bir önem var; çünkü, birtakım idarî işlemler için sürenin başlangıcını bu tarih oluşturacaktır. "Atanmış sayılacak." Hangi tarihte atanmış sayılacak? Bu konuda da bir belirsizlik var.

Bir başka açıdan, bu ülkede yasama organımız, bu devlette yasama organımız, bu yıl için bir bütçe kabul etti. Bu bütçenin içerisine bunu nasıl sığdıracaksınız? Vekâleten atanmış olanların asaleten atanmış konumuna geçmeleri halinde devletin bütçesine yükleyeceği malî yükü nasıl bu bütçenin içine sığdırabileceksiniz; bütçenin bütünsellik anlayışına aykırı bir tablo ortaya çıkmayacak mı?

Ben, bunları merak ediyorum ve bir hususu da sormak istiyorum, yanıtını arıyorum: Niçin özellikle imam-hatipler için bu uygulama yapılıyor? Acaba, uygulanan yanlış millî eğitim politikalarının, sürekli çocuklarımızı imam-hatip okullarına gitmeye yönlendirmesi sonucunda, ihtiyaç fazlası bir imam-hatip kadrosu mu ortaya çıktı, yoksa, gerçekten, ülkede böyle bir ihtiyaç mı var? Gerçekten bir ihtiyaç varsa, niçin Diyanet İşleri Başkanlığına tahsis edilmiş olan kadrolara açıktan atama imkânı sağlanmıyor da, o kadrolar elde tutulurken, ayrıca böyle bir ek imkân kapısı açılıyor? Bunların yanıtını bilmek durumundayız, ona göre kararımızı vereceğiz ve gerçekten, böyle bir düzenlemede bir kamu yararı amacı var mı yok mu, bunu değerlendireceğiz; ama, bakıyorum yapılmış olan birtakım konuşmalara, çalışmalarımızı bunların üzerinde yoğunlaştırmamız gerekirken, Anayasa Mahkemesinin konumu, Anayasa Mahkemesi Sayın Başkanının sarf etmiş olduğu birtakım sözler, burada, getiriliyor, onlarla ilgili değerlendirmeler yapılıyor.

Değerli arkadaşlarım, o mesele değil; o konuda, türban konusunda, bu memleketin hukuk düzeninde söylenecek olan söylenmiştir. Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanının da ifade etmek istediği gerçek budur. Bizler, yasama organı olabiliriz; kendimizin istediği... (AK Parti sıralarından gürültüler)

ABDULBAKİ TÜRKOĞLU (Elazığ) - Söyleyecek Meclis, Meclis...

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Sayın Başkan, gene başladılar bağırmaya.

ABDULBAKİ TÜRKOĞLU (Elazığ) - O değil, Meclis söyleyecek.

OYA ARASLI (Devamla) - Sayın Başkan, sükûnete davet eder misiniz.

---

**Kaynak gösterme:** Oya Araslı (CHP, Ankara). “633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 27 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2005-04-27-633-sayili-diyanet-isleri-baskanliginin-kurulus-ve-gorevleri-hk-kan-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
