# Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oya Araslı (CHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim
- **Tarih:** 4 Mayıs 2005
- **Gündem:** TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2005-05-04-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda

> Oya Araslı (CHP), 4 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 1.347 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 877 sıra sayılı kanun teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına, görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

TÜBİTAK, özerkliğe sahip bir kamu kurumu olarak, 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun tarafından kurulmuştur. Şimdi, bu kanunda değişiklik yapılıyor ve TÜBİTAK, bir ilgili kuruluş haline getiriliyor, bir bağlı kuruluş olmaktan çıkarılıyor; malî özerkliği olduğu hususu, idarî özerkliğinin yanında açıklığa kavuşturuluyor, adı değiştiriliyor, ilgi alanı içerisine müspet bilimlerin yanı sıra, sosyal bilimler de alınıyor ve TÜBİTAK'ın organlarının, başkanının ve Bilim Kurulunun oluşum esasları yeniden düzenleniyor. Bu yenilikleri getiren yasa teklifine Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına bakışımız olumlu değildir; çünkü, getirilen düzenlemelerin bir kısmıyla kamu yararına olmayan, Anayasaya aykırı ve bilimsel yaşantımızı tehlikeye sokacak birtakım hükümler getirildiği görüşündeyiz. Bu görüşümüzün oluşmasında TÜBİTAK'ın çok acı bir yakın geçmişi bulunmasının da çok büyük rolü var.

Herkesin bildiği gibi, TÜBİTAK, önce hükümetin tasarruflarıyla çalışması felç edilmiş bir kurumdur yakın geçmişimizde. Süresi içerisinde bir başkan seçimi yapılmıştır. Bu başkanın adı Başbakanlığa bildirilmiştir; ama, Başbakanlık, bu adı, atanmak üzere Cumhurbaşkanına iletmesi gerekirken hiçbir şey yapmamıştır. Halbuki, idare hukukunda bu tür işlemlerde ya atamayı yapacak makama seçilen isim bildirilir veya seçme işleminde herhangi bir hukuka aykırılık varsa, bu seçimi yapan organa bir yazıyla bildirilir; ama, bunların her ikisi de yapılmamıştır ve başkanın görev süresi dolmuş olmasına rağmen, başkanlık makamının boş kalmasına, Başbakanlığın gerekli işlemleri yapmaması nedeniyle sebep olunmuştur. Daha sonra, Bilim Kurulu, yeni üyeler için, süresi dolan üyeler için bir seçim yapmıştır ve isimleri bildirmiştir; ama, aynı şekilde bu isimlerin atanması konusunda da hareketsiz kalınmıştır ve uzunca bir süre geçtikten sonra da bir yasa çıkacağı ve seçime ilişkin esasların bu yasayla belirleneceği konusunda bir açıklama yapılmıştır ve bütün bu süreler boyunca da TÜBİTAK, gerek Bilim Kurulu bakımından gerekse başkanı bakımından çalışamaz hale gelmiştir, çalışma imkânlarının önü tıkanmıştır ve sonra da, bu tıkanıklık gerekçe yapılarak, boş üyelikler için ve TÜBİTAK Başkanlığı için bir defaya mahsus olmak üzere, bütün seçme yetkilerini başbakana veren bir kanun getirilmiştir önümüze. Tabiri caizse, hükümet, önce, sorunu yaratmıştır, elindeki kamu erkini kötüye kullanmıştır ve daha sonra da, bu boş yerler için seçim yetkisini kendi eline alacağı bir düzenleme yapmıştır. Bu, çok ağır bir fonksiyon gasbıdır. Yürütmenin bir hizmet yerinden yönetim birimine ait olması gereken yetkileri gasbetmesi niteliğini taşımaktadır, Anayasaya çeşitli aykırılıklar içermektedir. Bu aykırılıkları, biz, buradan, kürsüden ifade ettik; ama, maalesef, dikkate alınmadı ve daha sonra çıkarılan bu yasa, uyarılarda bulunduğumuz gibi, önce, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından ikinci kere görüşülmek üzere Meclise iade edildi. Aynı yanlışları görmemekte ısrar eden Meclisteki Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğunun oylarıyla yasa kabul edildi ve daha sonra da, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan milletvekillerinin açmış olduğu dava sonucunda, Anayasa Mahkemesi, bu yasadaki ikaz ettiğimiz aykırılıkların Anayasaya aykırılık oluşturduğuna ilişkin kararını verdi.

Şimdi, yapılan düzenlemelerle, yine, buna benzer birtakım sakıncalar yaratılmaya çalışılıyor.

Bakınız, bu yasayı incelediğimizde, bir yeniden yapılandırma adı altında, yine, özerkliğe müdahale niteliği taşıyan birtakım uygulamalara kapı ardına kadar açılıyor. Eğer, bir kamu kurumu özerk bir yapıya sahipse, bu özerklik, onun kendi organlarını kendisinin seçmesini gerektirir. Anayasamızın 123 üncü maddesinde idarenin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına göre oluşturulacağı ifade edilmiştir ve Anayasa Mahkememizin kararlarını incelediğimiz zaman, yerinden yönetimin, özerklik bağlamında neler ifade ettiğine ilişkin kararlar oluşturulurken, bunlarda, özerk bir kurumun kendi organlarını kendisinin seçmesi gereği üzerinde de ayrıntılı bir biçimde durulduğu ve bunu bir gereklilik olarak bu kararların ortaya koyduğu görülmektedir. Ama, maalesef, bu gerçek, Anayasa Mahkemesi kararlarında yer alan bu ilke, bu yasa oluşturulurken gözardı edilmiştir ve Başkanlığın ve Bilim Kurulunun oluşumunda yetkilerin büyük ölçüde Başbakan elinde toplandığı görülmektedir.

Bakınız, Başkanın seçiminde Bilim Kurulu 2 aday seçiyor; bunlardan birisini Başbakan seçiyor. Bilim Kurulu üyelerinin seçimine dikkat ettiğiniz zaman da, 14 kişilik Bilim Kurulunda, Başbakana 7 üye seçme imkânı tanınıyor. Bu, bir bilim kuruludur ve ne hazin bir görünüm ki, Türkiye'de, bilim kurumlarının yükseköğretimde zirvesini oluşturan, koordinatörü olan YÖK'e ancak 1 üye seçme imkânı veriliyor ve Bilim Kuruluna da 4 üye seçme imkânı veriliyor.

Böyle bir yapı karşısında ne düşünürsünüz? Bu özerk bir kurum mudur, yoksa, üzerine bu seçme yetkileri dolayısıyla Başbakanın, dolayısıyla yürütmenin gölgesi düşmüş olan bir oluşum mudur, bir yapı mıdır? Kendi organlarını kendi seçemiyor, bağlı olduğu, bir anlamda vesayeti altında, idarî vesayeti altında bulunduğu kurum onun yapısını oluşturuyor. Bu, özerkliğe ne kadar sığar, Anayasanın 123 üncü maddesinde yer alan yerinden yönetim ilkesine ne kadar sığar; takdirinize bırakıyorum.

Biraz önce bir değerli arkadaşım "Başbakan da seçimi yapacak; ama, herhalde, sokaktan, hiçbir niteliği olmayan bir kimseyi değil, bilimsel nitelikleri taşıyan kişileri seçecek" diyor. Hiçbir başbakanı töhmet altında bırakmadan konuşuyorum; hatta, daha ileri giderek söyleyeyim, belki şu anda iktidarda bulunan Başbakan, böyle bir tercih de yapmaz, tartışabiliriz, tercihlere bakıldığı zaman; ama, ben, burada, şu adı veya bu adı taşıyan bir başbakanın neleri yapabileceğine dikkati çekmek istemiyorum. Yasalar kalıcıdır. Bu iktidar gider; ama, yasa, bir başka iktidar geldiği zaman, onun döneminde de geçerlidir. Biz yapmayız diyebilirsiniz; ama, yapabilecek olan için imkân var. Bakınız, 3 üncü maddenin (a) fıkrasında, Bilim Kurulunun oluşumu ifade edilirken, bilim adamları arasından denilmiyor, ne deniliyor: "Bilimsel ve teknolojik alanlarda eser, araştırma ve buluşlarıyla temayüz etmiş ve/veya araştırma ve teknoloji yönetimi konusunda yetkinliği olan, bilimsel ve teknolojik sistem, kurum ve birimleri başarı ile kurmuş ve/veya yönetmiş bulunan kişiler arasından..."

Şimdi, bir başbakan gelse, bizim partiyi filanca şirket çok iyi bir bilgisayar ağıyla donatmıştı, bunun başında da falanca vardı, bravo çocuğa, çok iyi bir tesisat kurdu, ben bunu TÜBİTAK Bilim Kuruluna seçsem dese, bu ifade karşısında, buna bir engel var mı? Ama, bilim adamı değil çocuk, sadece başarılı bir bilgisayar iletişim ağı kurmuş. Bu ifadeye göre, engel var mı? Diyorsunuz ki: "Bütün üyeler TÜBA üyesi olacak." TÜBA üyesi olmak da kolay bir şey değil; ama, şu ifade tarzı bile, bütün üyelerin, TÜBA üyeleri arasından Bilim Kuruluna seçilemeyeceğini, seçilmesine imkân olmadığını çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. 3 üye, bu anlattığım nitelikleri taşıyan insanlar arasından seçilecek; hatta ve hatta, TÜBİTAK'ın başkanı da bu (a) fıkrasında yer alan nitelikleri taşıyanlar arasından seçilecek; yani, TÜBA üyesi olması şart değil.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, ne olur böyle olursa; belki sizce sakınca görmeyebilirsiniz, ama, siyasallaşma olayı, her zaman öyle zannettiğiniz kadar iyi bir şey değil. Bir kurumun siyasallaşmasıyla, insanların siyasete yatkın olması, bir siyasî tercihleri olması olayını birbirine karıştırmayın. Bir kurumun siyasallaşması, hele hele o bir bilim kurulu ise, hiç de öyle umduğunuz yararlı sonuçları ortaya koymaz. Çünkü, bilim, siyasallaştığı zaman, bilim olmaktan çıkar. Her yer belki siyasallaşabilir; ama, siyasallaşmaması gereken, siyasallaşmamasına en fazla önem vermemiz gereken yer bilimdir, bilim kurullarıdır. Çünkü, bilim ile siyasallaşmak bir arada olmaz. Bilim demek, objektiflik demektir; siyasallaşmak ise, bir taraf tutmak demektir. Bu bile, bilim ile siyasallaşmanın bir arada olmayacağını gösterir.

Üniversite yaşamından gelen arkadaşlarımız var, mesleği öğretim üyeliği olanlar. Bilemiyorum, öğretim üyeliğinde asıl... Hepimiz sandığa bir parti için oy atmışızdır, birisini beğenmişizdir; ama, dersimizi anlatmaya sıra geldiği zaman, beğendiğimiz partinin hatalı yanlarını gösteren eserlerden de, düşüncelerden de söz etmişizdir onu öven eserler yanında, eğer, dersimiz siyasal bilim ise veya öğrencimize veya bulgularımıza "benim siyasal kanaatim bu bulguyu şöyle yorumlamayı gerektiriyor" nazarıyla bakmamışızdır. İnsanın siyasî tercihi ayrıdır; ama, bilimde gerçekleri ortaya koyma durumu tamamen bundan farklıdır. Bilim, siyasallaştırılamaz; ama, siz bir bilim kurulunun üzerine, bu oluşum nedeniyle, yürütmenin gölgesini düşürürseniz, orada bilimde siyasallaşmaktan söz edilir.

Burada bir arkadaşımız kalktı "siz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçmişinizde ne yaptınız, siyasallaşmak gerekiyorsa siyasallaştıracağız" filan gibi birtakım sözler söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişinde siyasallaşmak yoktur. Eğer, bir parti oluşumu sırasında sarf edilmiş birtakım sözler varsa, onların ne kadar yanlış olduğu da bizzat bu Partinin Genel Başkanı tarafından halka ifade edilmiştir ve o doğrultuda hareket edilmeyeceği -yeni oluşumda da- söylenilmiştir. Bunu, hepiniz biliyorsunuz; ama, bunu bilmenize rağmen, bu yanlışı burada telaffuz etmekten de kendinizi alamıyorsunuz.

Şimdi, şunu söyleyeyim: Bizim geçmişimizde böyle bir olay yok; ama, şurada ikibuçuk yıldır yaşadığımız birtakım olaylar var. 61 yaş dediniz, bir yasa çıkardınız, emeklilikte zorunlu emeklilik yaşını 61'e indirdiniz; Anayasaya aykırı olarak indirdiniz. Belki, Anayasaya aykırı olduğunu ilk seferde bizim söylememiz, Sayın Cumhurbaşkanının ifade etmesi sizi ikna etmedi; ama, Anayasa Mahkemesi karar verdi, bozdu. Bir daha ısrar ettiniz. Niye?!. Niye?!.

Birkaç gün önce bir kanun çıkardık; imam-hatiplere bir garazımız yok; ama, siz, başka meslek mensuplarından esirgediğiniz bir imkânı imam-hatiplere tanıdınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oya Araslı (CHP, Ankara). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 4 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oya-arasli-22-2005-05-04-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
