# Çalışma saatleri ve konuları hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Özdal Üçer (Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim
- **Tarih:** 6 Nisan 2010
- **Gündem:** ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2010-04-06-calisma-saatleri-ve-konulari-hk

> Özdal Üçer, 6 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 776 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önergesinin lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden bugüne insanların belleğinde yer edinmiş birçok karanlık olay vardır. Bunların birçoğunda istiklal mahkemelerinin ismi geçer, birçoğunda güvenlik güçlerinin ismi geçer, birçoğunda farklı örgütlenmelerin ismi geçer. Anılan güçler ne olursa olsun sonuç ortadadır. Sonuçta, ya bir siyasetçi ya bir yazar ya bir akademisyen ya da geleceği farklı bir şekilde yönlenebilecek bir genç ya da bir çocuk yaşamını kaybetmiş ve bunların yakınlarının yüreği yanmış. Bunlara yakın olsun ya da olmasın, insani duyarlılığı kendi vicdanında hisseden herkesin yüreği yanmış. İster siyasi düşüncesiyle ortak olsun ister olmasın, bir insanın canını kaybediyor olmasından dolayı bir siyasetçi için çok farklı görüşteki insanlar üzülmüş. Çok farklı gazete çalışanları, sırf bir gazetede yayın yönetmenliği ya da habercilik yaptığı için yaşamını kaybeden başka bir gazeteci için üzülmüş. Analar başka insanların çocukları için üzülmüş ama hükûmet ya da devlet politikalarına baktığımızda, birçoğunun yüreğinin yangısını hafifletecek, biraz da “Bu ülkede adalet oluştu, adalet var, adalet yerini buldu, bu suçu işleyenler hak ettiği cezayı aldı, bu ülkede bundan sonra bu olay bir ibret olur, kimse kolay kolay suç işleyemez” diye, hiçbir yakınını kaybedenin yüreğine su serpmedik. Serpmedik diyorum, sanki biz sorumlusuymuşuz gibi değerlendirme yapılabilir. Eğer Mecliste görev alıyorsak, eğer bu ülkenin çok değişik yerlerinde çok değişik söylemlerle de olsa bu ülkede yaşanmışlıkları paylaşma arzusundaysak, bundan önce yaşanmış bütün olumsuzluklardan kendimize bir sorumluluk biçmek, bundan sonra yaşanabilecek bütün olumsuzluklar için kendimize bir sorumluluk biçmek durumundayız.

Bu Meclis, kendinden önce yaşanmış bütün olumsuzlukların açığa çıkarılması ve kendi döneminden sonra gelişebilecek bütün olumsuzlukların bir nevi sorumluluğunu taşıyor. Geçmişi aydınlatabilme gücü, kudretini kendinde bulabilirse bu sorumluluğunu yerine getirebilir. Gereken dirayetli duruşu sergileyip demokrasi için, tam demokrasi için gereken insan haklarını muhafaza altına alabilecek yasaları çıkartabilirse geleceğin de teminatı olmuş olur. Ya bu dönem milletvekillerinin tamamı da, diğer önceki dönemlerdeki gibi, karanlıkta kalmış bütün cinayetler için sessiz kalacaktır ya da bundan önce işlenmiş bütün karanlık cinayetlerin açığa çıkartılması için bir misyon üstlenecektir ve gereken yasal tedbirleri alıp bundan sonra siyasetçilerin, akademisyenlerin, gazetecilerin, yazarların, din adamlarının, çocukların, gençlerin öldürülmesine ilişkin tedbirler alınacaktır. Evet, siyasetçiler dedik, taa Mustafa Suphiler olayından bugüne birçok siyasetçi karanlık bir şekilde canından olmuştur. Abdi İpekçiler, Uğur Mumcular gibi gazeteci, araştırmacı yazarlar canından olmuştur. En son, gazeteci olarak, belki birileri tasvip etmiyor olabilir, belki bu ülkede Kürtçe basın yayın yapan bir kuruluşu çok içine sindirmemiş insanlar bile Metin Alataş’ın ölümüne ilişkin söyleyebilecek bir cümle bulabiliyorsa -yani sahiplenme ya da bunun gerekliliğine dair- bizim söyleyecek hiçbir şeyimiz yoktur. Çalıştığı gazete hangisi olursa olsun ya da siyasi düşüncesi ne olursa olsun, hiçbir şey, hiç kimsenin ölüm gerekçesi olamaz.

Dünyadaki, yeryüzündeki insanlık tarihinin başından bu yana en kutsal hak, yaşam hakkı olarak tanımlanmıştır, bütün hukuk sistemlerinde, bütün inanç sistemlerinde. Ama yaşam hakkı ihlallerine baktığımız zaman, 1959’dan bu yana -ki 1987’den itibaren AİHM başvuruları Türkiye’nin kabul edilmektedir- mevcut yaşam hakkı ihlali davalarının, yani cinayet olaylarının devlet güçlerince ya da direkt ya da endirekt, dolaylı ya da doğrudan cinayetlerin, devlet sorumluluğunda olan olayların üçte 1’i Türkiye’nindir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 217 karar vermiş o süreçten bugüne, 76’sında Türkiye’yi direkt ya da endirekt, insanların ölümünden sorumlu olarak tuttuğu için ceza vermiş. Yani devlet güçlerince öldürülmüş her 3 insandan 1’i bizim yurttaşımız. Bütün Avrupa toplumlarının oranı bizimkilerin üçte 1’i kadar. Keşke bizim ekonomimiz de bu orantıya sahip olmuş olsaydı, keşke Türkiye'nin demokrasisi de… Bunlar benim söylediğim şeyler değil, AİHM’deki resmî dosya sayılarıdır ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu davalardan dolayı tazminat ödediği dosyalardır.

Evet, sayısını burada net bir şekilde belirleyemeyeceğimiz ya da belki de kayıplarda ismi bile bilinmeyen faili meçhul cinayetler olmuştur.

“Fırat’ın öte yakası” deniyor. Siyasi, idari yapılanma olarak değil, Osmanlı döneminde bile Kürdistan olarak tanımlanan bölgede 20 bini aşkın sivil insan yaşamından olmuş. Bunların araştırmalara tabi tutulması lazım. Asit çukurlarında, ölüm çukurlarında insanlara ölüm hükmü verilmiş ve yargısız infazlar yaşanmış. Belki ölenler için bunun zorluğunu ifade etmek çok mümkün değildir ama yaşayanların kaybettiklerinin ardından yaşadığı acıyı tanımlamak için gidip yakınlarını kaybedenlerin dinlenmesi gerekiyor, onların görgü ve tanıklıklarına başvurulması gerekiyor, ifadelerine başvurulması gerekiyor.

Evet, devlet güçleri tarafından işlenmiş suçlar kapsamında yaşamını kaybedenler, Uğur Kaymazlar, Ceylan Önkollar belki bir siyasetçi değillerdi, belki akademisyen değillerdi, belki gazeteci değillerdi, en son Van’ın Çaldıran ilçesinde on dört yaşında yaşamını kaybeden lise öğrencisi Mehmet Nuri Tançoban belki iyi bir siyasetçi değildi, herhangi bir etiketi yoktu ama Uğur Kaymazlara, Ceylan Önkollara, Mehmet Nuri Tonçobanlara bu şans tanınmış olsaydı, on yıl sonra, on beş yıl sonra belki karşımıza çok büyük siyasetçiler, çok büyük sanatçılar veyahut da yaşamın herhangi bir yerinde büyük insanlar olarak karşımıza çıkabilirlerdi.

İnsan Hakları Komisyonunun bu konuda sorumluluğu olduğunu ifade etmek isterim özellikle bahsettiğim Çaldıran’daki ölümle ilgili çünkü İnsan Hakları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Özdal Üçer (Van). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2010-04-06-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
