# İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Özdal Üçer (Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim
- **Tarih:** 20 Nisan 2010
- **Gündem:** İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2010-04-20-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda

> Özdal Üçer, 20 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA); konuşma 887 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, 497 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinde düzenlenmekte olan Anayasa’nın 23’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Temel hak ve özgürlükleri güvence altına almaya dönük her türlü oluşumu, her türlü yaklaşımı benimsemek, özümsemek ve desteklemekle birlikte, Anayasa tartışmalarının ülke kamuoyunda çok yoğunluklu bir şekilde yer aldığı bir süreçte “Adım Hıdır, elimden gelen budur.”, “Cami ne kadar büyük olursa olsun imam bildiğini okur.” tarzıyla düzenlenen bir Anayasa’ya çok da taraf olmayacağımızı, aslında köhnemiş, yıkılmaya yüz tutmuş ve altında insanların can vermesine neden olacak köhne bir binanın tadilatı gerekirken, hatta onu yıkıp aynı temel üzerine, aynı arsa üzerine yeni bir bina yapmak, yeni güçlendirilmiş temel yapmak, yeni bir yaşam alanı oluşturmak yerine, o köhnemiş binanın pencerelerini boyamaya benzeyen bir Anayasa çalışmasının, pratiğini, AKP’nin ülke sorununa karşı “Ben bildiğimi yaparım.” tavrını açıkça kınadığımızı da belirtmek isterim.

Anayasa, toplumsal bir sözleşmedir. Toplumun bütün kesimlerinin ortaklaştığı ve yüreğine sindirdiği bir ortak anlaşma metnini toplumun önüne getirmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Maalesef ki başta Sayın Başbakan olmak üzere AKP Hükûmeti, bu sorumluluğunu yerine getirememiştir. Olsun, bu ülkenin ihtiyacı olan ve toplumun tüm kesimlerinin, Türklerin, Kürtlerin, farklı etnik tabanlı bütün insanların, farklı inanç gruplarının, emek çevrelerinin, sosyal çevrelerin, dezavantajlı grupların, herkesin kendini içinde bulacağı bir anayasa çalışmasının önümüzdeki seçim sonucunda bu Meclise bir görev olarak yeniden geleceğini belirtmek isterim.

3’üncü maddede Anayasa’nın 23’üncü maddesiyle ilgili bir düzenleme yapılmakta, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması yerine hâkim kararına bağlı olarak, ancak suç soruşturması kavramları yerleştirilerek olumlu bir yapılanma mevcuttur. Bunu biçimsel olarak desteklememek çok doğru değildir. Biz Anayasa’nın hazırlanışına ilişkin genel tavrımızı bütününe ilişkin sürdüreceğimiz için, bu konuda parti yetkililerimizin, genel başkanlarımızın açıklamış olduğu tutumumuz devam etmekle beraber, bu düzenlemedeki olumluluklardan da bahsetmemek doğru olmaz diye düşünüyoruz.

Suç ve suçlulukla mücadelenin kamusal yararı ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasındaki kamu yararı arasında bir denkleşim kurulmaya çalışılmaktadır. Uluslararası metinlerde ve çağdaş hukuk metinlerine baktığımızda, bu iki ana unsur arasındaki dengeyi sağlayan yapılanma en önemli noktadır. Bir, kamu güvenliğini, kamu huzurunu ve hukuku koruma altına alacaksınız; ikincisi, bireysel hak ve özgürlükleri. Artık, hangisini daha çok önemsersiniz, o sizin bakış açınıza bağlıdır ama dünyada, temel noktada, özgürlük-güvenlik çelişkisi içerisinde tartışabilecek bir maddedir bu.

Biz elbette ki siyasal özgürlükler temelinde değerlendirerek, bireysel temel hak ve özgürlükler temelinde değerlendirerek, her şeyden önce bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasından yanayız. Hâkim kararına bağlı olması olumlu bir özellik olmasına rağmen, Türkiye’de hâkim kararlarının da bağımsız yargının tartışıldığı süreçlerde aslında yargı birimlerinin de çok da bağımsız olmadığı, bağımsız kararlar veremediği bir ülkede hâkim kararının ne kadar bağımsız olacağına ya da ne kadar keyfiyetten uzak olacağına ilişkin kimi soru işaretleri hatırlatmaktadır. Biz şuna çok iyi tanık oluyoruz… Hatta, birçok yerde, gidiyoruz ki kolluk kuvvetleri cebinden tarih ibaresi boş bırakılmış mahkeme kararlarını karşımıza çıkarıyor. 3 kilometrelik yol içerisinde aynı günde alınmış üç farklı mahkeme kararıyla karşımıza çıkabiliyor. Yani, burada, örnekten anlaşıldığı üzere, mahkeme kararlarının da aslında sadece metin bağlayıcılığı söz konusu değildir.

Bir ülkede hukukun, adaletin, demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin yaşam bulması aslında demokratik zihniyet sorununa bağlıdır. Hangi açıdan değerlendirirseniz değerlendirin, eğer biz bu ülkede demokrasi kültürüne hepimiz kendi cephemizden bir güç katamazsak, bir demokrasi kültürü getiremezsek ve bunu kendi çocuklarımıza miras olarak bırakamazsak, biz hangi tartışmaları yürütürsek yürütelim, bu ülkede demokrasi yaşam bulmayacaktır, bu ülkede toplumsal huzursuzluk sürgit devam edecektir, bu ülkede çatışmalar devam edecektir, bu ülkede kan akmaya devam edecektir, bu ülkede emek sömürülmeye devam edilecektir. Bunun için, bu Mecliste yer alan herkesin ortak sorumlulukta hareket etmesi, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumlulukta hareket etmesi gerekmektedir.

AKP’nin özellikle bütün oluşumlarda ölümü gösterip sıtmaya razı etme politikasının aslında artık prim yapmadığını herkes biliyor. Bu konuda diğer partilerin… İşte, AKP’nin kamuoyuna “Aslında biz iyi şeyler yapmak istiyoruz.” ya da Kürt tabanına “Biz iyi şeyler yapmak istiyoruz, MHP, CHP bunun önünde engel.” gibi söyleminin de artık bir anlam taşımadığını ifade etmek istiyoruz.

Bizimle değerlendirmeler de yapılırken, BDP’ye yönelik değerlendirmeler yapılırken “Evet, biz, onların görüşlerini bir şekilde kayda almak istiyoruz ama bunu MHP, CHP istemiyor.” gibi kamuoyunda reklama dönüştüren politikalarının da artık toplumda yeri yok. Bu konuda muhalefetin de çok dirayetli olması ve istikrarlı, tutarlı olması, ortak düşünceyi dile getirmesi noktasında sorumlulukları vardır.

Ülkemizde vergi borcu olduğu için, banka borcu olduğu için ya da siyasi suçlardan yargılanan kişiler hakkında mahkeme kararı olduğu için yurt dışına çıkamayan binlerce insanımız var. Evet, bir kişinin, bu ülkenin maddi değerlerine zarar veren dolandırıcılar için tedbir alabiliyorsak mahkeme kararı önemlidir ama sadece birilerinin siyasi düşüncesini baskılamak için keyfiyete neden olabilecek bir mahkeme kararına razı olabiliyorsak bunun da tartışmalı olduğunu ifade etmek isteriz.

Bir büyükşehir belediye başkanının, dünyanın neresinde görülmüştür ki bir büyükşehir belediye başkanının makamını, mevkisini, halkını terk edip başka bir ülkeye kaçma düşüncesinin olabileceği! Siyasetten yargılanan insanların hakkında herhangi bir hüküm olmadığı hâlde onların yurt dışına çıkma yasağının… Birçok insan bugün ülkeye dönmek için, bizim kanunen sürgün edilmiş yurttaşlarımız, belki bir yasal düzenleme olur da ben ülkeme, evime, yurduma dönebilirim muradıyla yaşayan binlerce insanımız şu an sürgün illerde. Kaldı ki eğer belli sorunlarla boğuşan bir kişilik değilse, bütün insanlar memleket hasretiyle kendi ülkesine dönmek gayretindeyken biz bu tür baskılamaları yapan bir anlayışı ne kadar makul görebiliriz, sizlere soruyoruz.

Evet, keyfiyetin önüne geçilmeli. Gece yarısı ev baskınlarının önüne geçilmeli. Yargılanmayıp tutuklu bulunan ve onlar için kurdele taktığımız arkadaşların cezaevinde yaşamış oldukları haksızlığın önüne geçilebilmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Özdal Üçer (Van). “İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 20 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2010-04-20-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
