# Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma

- **Tür:** Komisyon konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Özgül Saki (DEM Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Dışişleri Komisyonu
- **Tarih:** 27 Ekim 2026
- **Gündem:** Tutanak Metni
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90854
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ozgul-saki-2026-10-27-tutanak-metni

> Özgül Saki (DEM Parti), 27 Ekim 2026 tarihinde TBMM Dışişleri Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 884 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Teşekkürler.

Evet, çok önemli bir anlaşmayı konuşuyoruz, Mekke Anlaşması ve gerçekten bütün dikkatler, toplumun çeşitli kesimleri bu anlaşmanın tartışmalarına odaklanmış vaziyette ve biz bu anlamda bu sorumlulukla çok somut konuşmalıyız bu anlaşmayı. Mesela, anlaşmanın isminden başlayalım: Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Savunma anlaşması ise belli ki bir saldırı öngörülüyor. Zaten madde 1'de bu söyleniyor. "Egemenlik, toprak bütünlüğüne karşı tehditlere..." Şimdi, belli ki bu var. Şimdi, bütün bu metinde, yine geliyoruz, diyor ki madde 1'de: "Bunların tehlikeye düşmesi durumunda gerekli tüm yöntemler uygulanır." Nedir bu gerekli tüm yöntemler? Bunların somut somut anlaşılması lazım çünkü bu, gençler üzerinde, işçiler üzerinde, kadınlar üzerinde, bu topraklarda, bu ülkede yaşayanların gündelik yaşamına doğrudan etki eden durumlar yaratacak. O yüzden çok somut konuşmak gerekiyor. Tehdit ve tehlike meselesini, ısrarla bütün maddelere sinmişken buradaki konuşmalarda "Bu, hiçbir ülkeye karşı değil. Bu, aslında hiçbir çatışmalı sürece karşı değil." gibi ifadeler inandırıcılıktan uzak ifadeler oluyor. O yüzden daha somut konuşmalıyız. Ve sonra bu 3 ülkenin anlaşması, Mekke Anlaşması etrafında çeşitli anlaşmalarla bütünleniyor ve bu bütünleme uzun süredir bize bölgesel sahiplenme, bölgesel güvenlik mimarisi anlatılıyor. Nedir bu bölgesel sahiplenme, kim kimi sahipleniyor? Ve en önemlisi, bu "bölgesel"in altı çiziliyor. Yalnız, yeni gelişmelere baktığımızda, bu anlaşmalardaki gelişmelere baktığımızda bu, bölgesel, sanki özerk ve diğer emperyalist odaklardan -öyle diyeyim ben- bağımsızmış gibi bize anlatılıyor ama hemen bakıyoruz bu anlaşmanın yarattığı duruma ve değerlendirmelere dış basında da, Trump'ın açıklamasını görmüşsünüzdür: "Çok büyük bir memnuniyet duyuyorum, çok güzel oldu bu çünkü bu iki ülke Suudi Arabistan'a gerekli tüm desteği verecekler." Yani "Bana, benim politikama verecekler." demek istiyor. Şimdi, bu yokmuş gibi tartışamayız. Dış politikada, üstelik de hani kendimizi "güçlü Türkiye" diye anlatırken buradaki -ne bileyim- konuşmacılar, iktidardakiler özellikle, şunun özellikle altını çizmek gerekir: Bu güçlülük bir ülkenin, İsrail'in ya da Trump'ın iki dudağı arasında bir güçlülük. Ne oldu mesela hemen son dönemde? Azerbaycan istedi, görevden alındı Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bir sürü insanı istenmeyen ilan etti, insanlar gözaltına alınıyor. Şimdi bunlar yokmuş gibi tartışmanın biraz şey olduğunu düşünüyorum... Ve bu Mekke Anlaşması'nı anlatırken, özellikle basına da baktığımızda, işte, mesela "KAAN savaş uçaklarında iş birliği yapılıyor, ek yöntemle Endonezya'yla..." Sonra "Yeni ticari iş birliklerine kapı aralanıyor." deniyor, enerji koridorlarını destekleme meselesi. Şimdi bunlara baktığımızda ve bunun gibi anlatılan tüm politikalara baktığımızda bölgede her bu tür söylem yeni çatışma alanları doğurmuştur ve bu da yeni çatışma alanları doğuracaktır. Nasıl?

Şimdi Pakistan'ın nükleer gücü var ve Hindistan'la çatışmalı hâlde. Şimdi bu çatışmanın içine Türkiye herhangi bir gerekçe yokken bodoslama dalmış oluyor. Kimin talebiyle daldı? Bu önemli bir soru. Niye böyle dalındı böylesi bir anlaşmaya? Sonra, Suudi Arabistan'ın zaten hâlihazırda nasıl çatışmalar içinde olduğu biliniyor ve memnun olanları da göz önüne getirdiğimizde yeni çatışmaları tetikleyecek bir zemin inşa oluyor bu anlaşmayla birlikte. Ayrıca basına baktığımızda, mesela Anadolu Haber Ajansında, iktidara yakın basında "Yeniden kutsal toprakları Türkiye savunuyor. Yeniden kutsal topraklarımızı geri alacağız." ifadelerinin altı sürekli çiziliyor. Bu, yeni mezhep çatışmalarının zeminini hazırlamak demek yani "güvenlik" dediğiniz şey büyük çatışma, savaş hâlinin zeminini hazırlayan bir anlaşma hâlinde önümüze geliyor.

Sonra, bütün bunlara baktığımızda herhangi bir anlaşmada asla iç politika ile dış politika birbirinden koparılarak tartışılamaz. Şimdi, böylesi bodoslama, üstelik de aslında Trump'ın ve İsrail'in ortak arzusuyla -nasıl Gazze Kurulunda şimdi hiçbir problem yokmuş gibi devam ediliyor- bu anlaşmayla birlikte de aslında "Trump işte Ortadoğu'dan çekiliyor, boşluklar oluştu." Askerî olarak çekilmek ABD'nin Ortadoğu'dan çekildiği anlamına gelmiyor; politikalarıyla tamamen orada olacak ve kendine yeni vekil güçler inşa etmeye çalışıyor ve o yüzden de bu anlaşmadan çok çok mutlu. O yüzden burada bize hani bunu bağımsız bir şeymiş gibi anlatmak gerçekten inandırıcılıktan uzak bir hal hâline geliyor.

İç politika ile dış politikanın birlikte tartışılması dedim. Mesela hangi ihtiyaç böylesi bir ittifakı önümüze getirdi dendiğinde biraz iç politikaya da bakmak gerekir. Ekonomik kriz derinleşmiş vaziyette, fon kriziyle birlikte üstelik de inanılmaz bir mali kayıp var ve şimdi gençlerin ölümü pahasına yeni anlaşmalarla "...gerekli tüm yöntemler kullanılarak, gerekirse asker göndererek" diye ifade ediliyor ve bu asker gönderme meselesi de hani öyle göz ardı edilebilecek bir şey değil. Daha yeni Trump sosyal medya hesabından "Çok iyi anlaşıyoruz. Yemen'e askerî kara harekâtı lazım. Biz kara harekatına katılamayız. O yüzden bu anlaşma çok önemlidir." diyor mesela. Bunları yok mu sayacağız? Bunlar yokmuş gibi tartışmak gerçekten inandırıcılıktan çok uzak oluyor. Sonra bu tür gerilimlerin ortasına bodoslama dalındığında bu son dönemlerde, bütün çatışmalı dönemler de gördüğümüz gibi, AKP-MHP iktidarının içeriye baskı olarak döndüğü bir iç politika oluyor. Ne demek istiyorum? Mesela grev yasakları oluyor çatışmalı bölgeler deyince, işçilerin en basit talepleri yok sayılıyor. Sonra gençler basit sosyal medya paylaşımıyla "savaşa hayır" dediğinde bile gözaltına alınabiliyor ve bu çatışmalı süreçlerden en fazla etkilenen kadınlar... Kadınların yine ülkenin bekası için bakım emeğinden sonsuza kadar faydalanmak...

BAŞKAN FUAT OKTAY - Anlaşma çerçevesinde kalabilirseniz memnun olurum, öbür taraflara girdiğimizde... Yani konsantrasyonu dağıtmayalım lütfen.

ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) - Hemen bitiriyorum.

Ve en mühimi yeni göçleri tetikleyen ve göçmenleri bu tür diplomasi masalarında bir pazarlık kozu olarak kullanma olarak cereyan ediyor, 2020'de bunu yaşadık mesela.

Dolayısıyla, bu anlaşmanın hiçbir şekilde istikrar, işte, güvenlik gibi bir kaygısının olmadığı zaten metnin kendisinde açıklanıyor. Buradaki konuşmalar ve tartışmalar da bunu söylüyor. Bu anlaşmanın hele bir de usulsüz bir şekilde fiilen yürürlüğe girmiş gibi yapılması da ayrıca çok büyük bir problem. Bu anlamda bu anlaşmanın reddedilmesi gerekiyor ve etkilenen herkesin, tüm toplumsal kesimlerin talepleriyle birlikte bir barış, halkların ortak taleplerinin inşa olduğu bir barış perspektifinde kolektif bir tartışma gerekiyor diyorum.

Teşekkür ediyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Özgül Saki (DEM Parti, İstanbul). “Dışişleri Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Dışişleri Komisyonu tutanağı, 27 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozgul-saki-2026-10-27-tutanak-metni (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90854

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
