# 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 5'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Özgür Özel (CHP, Manisa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim
- **Tarih:** 16 Aralık 2017
- **Gündem:** 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 5'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=64759
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ozgur-ozel-26-2017-12-16-2018-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2016-yili-merkezi

> Özgür Özel (CHP), 16 Aralık 2017 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 5'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle); konuşma 1.597 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamlarım.

Bugün burada İçişleri Bakanlığının bütçesini görüşüyoruz ancak bu bütçe görüşmeleri, herhangi bir İçişleri Bakanlığı bütçesi gibi müzakere edilebilecek bir durumda değil. Nedir bütçe? Bütçe, tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır; bütçe, fakir fukaranın, garip gurebanın, atanamayan meslek sahiplerinin, ay sonunu getiremeyen emeklinin, dünyanın en yüksek oranında vergisini ödeyen asgari ücretlinin, borç batağındaki çiftçinin, işsiz gezen gencin aslında umududur. Bu ülkedeki vergi adaletsizliğiyle, asgari ücretlilerin vergi ödediği ama Man Adası’na şirket kuranların vergiden kaçtıkları, kaçınabildikleri adaletsiz bir düzende yaşıyoruz.

Bugün İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşüyoruz. Bu bütçeyi görüşmeden önce bu İçişleri Bakanı için bir gensoru verdik, bilerek, tam üç gün önce. Üçüncü gün dağıtıldı, dündü, odalarınıza geldi. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan bu gensoruyu İçişleri Bakanının bütçesinden önce görüşmeyi talep ettik, bugün. Çünkü İçişleri Bakanlığı, herhangi bir bakanlık değildi. Ancak, son dönemdeki hâl ve gidişat, tavırları, çıkışları, hezeyanlarıyla İçişleri Bakanı kendisine bir bütçe emanet edilebilecek bir devlet adamı çizgisinden de uzaklaşmıştı.

“İçişleri Bakanlığı bütçesi” deyip geçmeyin, doğru ellerde kullanılması lazım. Anadolu’nun en ücra köşesinde görev yapan jandarma erinin kumanyasıdır İçişleri Bakanlığı bütçesi. Yirmi dört saat uykusuz çalıştırılan, kaskını yastık yapıp kendisini bir köşe başında dinlendiren Çevik Kuvvet polisinin sabah eve giderken yeni doğmuş bebeğine aldığı süttür İçişleri Bakanlığı bütçesi. (CHP sıralarından alkışlar) Sahil Güvenlik Komutanlığında gencecik bir astsubayın bir yuva kurma ümididir İçişleri Bakanlığı bütçesi. Ama ya doğru ellerde kullanılmazsa? Doğru ellerde kullanılmazsa Berkin Elvan’ı vuran gaz fişeği, Ethem Sarısülük’ü vuran mermi, Veli Saçılık’a sıkılan plastik mermi (CHP sıralarından alkışlar) Nuriye ve Semih’in açlığa yatan bedenlerine destek vermek için gidenlere vurulan cop, sıkılan gaz, sınırı geçip Türkiye topraklarına atılabilecek birkaç tane roketatar, sivil halka acımasızca saldıran esedullah timlerine verilebilecek bir destek, Yüksekova’da tutukluk yapıp yanlışlıkla 4 sivil genci başından vuran, daha sonra Süleyman Soylu’nun taziyeye gittiğinde “Tutukluk mutukluk hikâye, bu başta duran operatörün FETÖ’cü olduğunu biliyoruz, artık onları buradan temizliyoruz, cezasını çekecek.” deyip…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Yalan söylüyorsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …altı ay sonra, o “FETÖ’cü” dediği, “Tutukluk mutukluk yok, biz biliyoruz meseleyi.” dediği kişi tahliye olup göreve devam ederken ailelerin Süleyman Soylu’ya ulaşamaması durumudur eğer kötü ellerde kalırsa İçişleri Bakanlığı bütçesi. (CHP sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Sen yalan söylüyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Peki, başka ne olabilir kötü ellerde kalırsa İçişleri Bakanlığı bütçesi? Cumhurbaşkanının konutuna yerleştirilen böcek olabilir arkadaşlar. Birilerinin özel hayatını gizlice izleyen kamera olabilir. Rus Büyükelçisine sıkılan bir silahtaki kurşun, o Türkiye-Rusya ilişkilerini yeniden bozmaya çalışan provokasyonun bütçesi olabilir İçişleri Bakanlığı bütçesi. 15 Temmuz darbe girişiminde sivil halka yönelen bir polis aracından açılan ateş, o aracın mazotu olabilir. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra tutuklanan ama o gece darbeye karışmadıkları hâlâ daha açıklanamayan o koskoca yapının hâlâ ne kadarının içeride olduğunu bilemediğiniz şüpheli bir durumu da İçişleri Bakanlığına vereceğiniz bütçeyle sürdürüyor olabilirsiniz.

Man Adası belgeleri açıklandı ve hemen ardından, Sayın Bakandan, değil bir bakana, bir kamu görevlisine yakışmayacak tehditler geldi. Kimseye yakışmayacak, sokak ağzı denilebilecek, mafya tetikçisinin ağzına bile… Duyduğunuzda tüylerinizi ürperten bazı açıklamaları Sayın Bakan Sayın Genel Başkanımız için söyledi. O, herhangi bir kamu görevlisi değil. Emrinde 268 bin kişilik polis, 179 bin kişilik jandarma, 50 bin kişilik korucu, Emniyet istihbarat, Jandarma istihbarat, hepsinin elinde olduğu birisi dönüp bir partinin genel başkanına “Sen bittin.” derse, bu, bir mafya bozuntusunun tehdidinden çok daha ciddiye alınması gereken bir tehdittir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Bu bir siyasi tehdit.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Emrinde siyasiler, emrindeki polisler ve bütün bir istihbarat yapısı duruyorken, böylesi bir bütçeyle birlikte ve emrindekiler devlet adına ve hepimiz adına silah kullanma yetkisine sahip -asker dışındaki- tek varlıkken, Sayın Bakan bu ifadeleri kullanırken dikkat etmelidir ve o makam hukuka en çok riayet etmesi gereken makamdır. Ama Sayın Bakan sadece tehdit mi etti? Şantaj da yaptı, dedi ki: “Ey Kılıçdaroğlu, daha dur bakalım, turpun büyüğü heybede!”

Sayın Bakan, hukuka en çok uyması gereken bakanlığın başındasınız. Hukuk devletlerinde heybe olmaz, hukuk devletlerinde turp olmaz. Eğer bir turp varsa o turp derhâl çıkarılır, gereği yapılır. Heybe olmaz. Bir suç isnadı varsa, iddianame olur, savcı olur, hâkim olur, gereği yapılır. Ama bugün “Sen Man Adası’nda bunları söylerken ‘Gözlerinden öperim.’ dedin, ben de bunu söylerken gözlerinden öpüyorum…” (CHP sıralarından alkışlar) “…Sen ‘özel kalem müdürü’ dedin, ben de özel kalem müdürü diyorum.” derseniz, işte bu, şantaj: “Bu hamle, senin o hamlene karşı yapılmış hamledir, devam edersen biz de devam edeceğiz.” demektir. Meselenin zorluğu da meselenin sıkıntılı tarafı da tam da buradadır.

Bir bakan, bu kadar önemli bir bakan, hepimiz açısından önemine kimsenin laf söylemediği bir bakanlığın başındaki bir kişi, peki, işi gücü bırakır da neden bir muhalefet partisinin liderine muhalefet etmeye başlar, hakaret eder, iftira eder, tehdit savurur ve bunu çıldırmışçasına, hezeyan hâli içinde yapar? Aklı başında düşünen herkes şunu öngörebilir: İki tane ana sebebi olabilir, iki sebebi. Birisi, son derece kurumsaldır ve bunlar siyasetin içinde vardır, partinin, kendisine verdiği bir görevdir, bütün sözcülere, bütün bakanlara ya da sadece Süleyman Bey’e -ve şu- “Biz bundan sonra bu Man belgelerini her gün gündemde tutacağız.” diye bir görev verilmiş olabilir.

Peki, böyle bir görev var mı? Önce belgeler çıktı. Belgelerin çıkacağı söylendi. Adalet ve Kalkınma Partisi “Böyle belgeler yok.” dedi. Genel Başkan belgeyi gösterdi. “Belge var ama sahte.” dedi. Sahteliği için araştırma komisyonunu kuralım dedik. “Hayır” oyu verdi, “Sahte değil ama fotokopi, gerçeğini görmeden inanmayız, basına dağıtın.” dedi. Basına dağıttık. “Basına dağıtılanlar da fotokopi, fotokopi, sahte hükmündedir, cesaretiniz varsa savcılığa verin.” dedi. Savcılığa verdik ve o gün AKP’nin bundan sonraki kurumsal tavrını Adalet ve Kalkınma Partisinin Sözcüsü Mahir Ünal açıkladı, çıktı, dedi ki: “Bundan sonra CHP’nin açıkladığı belgeler, hiçbir şekilde bizim siyasetimizin gündeminde yer almayacaktır.” Bu, stratejik bir karardır ve Allah için, oturup şurada birlikte konuştuğumuzda kabul edelim, bu karara milletvekilleriniz uyuyor, bu karara grup başkan vekilleriniz uyuyor, bu karara bütün bakanlar uyuyor, bu karara Başbakan uyuyor ve bu karara Sayın Cumhurbaşkanı uyuyor ve belgeleri konuşmuyorlar, biz konuşalım istiyoruz. Ama belgelerin bilinirliğini kendi kamuoyunuza da taşımamak adına veya hangi saikle aldığınız bir kararsa bu stratejik karara uyuyorsunuz.

Kim uymuyor? Bir tek kişi uymuyor: Süleyman Soylu. (CHP sıralarından alkışlar) Ne yapıyor? Gece gündüz o belgelerle yatıyor, o belgelerle kalkıyor. Türkiye'nin dört bir yanına gidiyor, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na hakareti o belgeler üzerinden yapıyor, Sayın Genel Başkana iftiraları, hakaretleri ardı ardına sayıp istifaya davet ediyor, ardından gece evine gidiyor, sosyal medyadan belgeleri tartışmaya devam ediyor çarpıcı “caps”lerle. Peki niye yapıyor bunu, parti kararına rağmen? O zaman mesele kurumsal değil, kişisel. Burada iki ihtimal var, biri özel sorunları olabilir, o, bizim konumuz değil, özel hayatla ilgili sorunlar değil ama partisi içinde kendine özgü sorunlar olabilir, işte o, bizim konumuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi iddia ediyorum, iddiamız şudur: Süleyman Soylu, Sayın Recep Tayyip Erdoğan sonrası Adalet ve Kalkınma Partisi için genel başkan projesidir ama bu, bugünün projesi değildir; bu, kendisinin projesi de değildir; bu, yaklaşık dokuz on yıllık bir FETÖ projesidir. (CHP sıralarından alkışlar)

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Ne niyet okudun be! Vay be!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Gelişinize bak! FETÖ’nün projesi, senin Genel Başkanın!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Eğer dinlemeye sabrederseniz bu konudaki kanıtlarımı, argümanlarımı ifade edeceğim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tek FETÖ projesi, Kılıçdaroğlu’nun başkan olması.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – FETÖ projesi, senin Genel Başkanın!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi, Sayın Bakan, 2008 yılında, Demokrat Partiye 2008’in Ocağında Genel Başkan olur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Al, belge salla, belge!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – 2009’un Mayısına kadar Genel Başkandır ve başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Adalet ve Kalkınma Partisine...

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Önce salladığınız bir belge vardı, şimdi desteksiz atıyorsunuz!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – ...etkin bir muhalefet değil, eleştiri değil, ağır eleştiri değil, hakaret değil, düpedüz küfür düzeyinde ifadeler kullanmaktadır. İfadeleri burada tekrar edip bu konuşmanın insicamını bozmak niyetinde değilim. Biraz önce teker teker sayıldı, fazlasının olup eksiğinin olmadığını hepiniz biliyorsunuz.

Peki, daha sonra ne olur? Genel Başkanlık görevini yaparken, bir ifadeyle, “FETÖ’nün Süleyman Soylu’yu yanına verdiği adam” denen, cemaat terminolojisiyle kendisinden sorumlu bir “abi” vardır, abinin adı Vedat Demir. Vedat Demir, FETÖ tarafından Süleyman Soylu’nun yanına verilmiş, kendisi tarafından Demokrat Partide Genel İdare Kurulu üyesi yapılmış ve o FETÖ’cü kişi, Süleyman Soylu size en ağır hakaretleri yaparken yanı başındadır ve destekçisidir. Yani siz 17-25 Aralığa “Cemaatin gerçek yüzünü gördüğümüz gün.” diyorsunuz ya, kendi açınızdan da bunu savunuyorsunuz ve inanıyorsunuz ya, ben size şunu söylüyorum: Haklısınız, 17-25’te cemaatle çelişki su üstüne çıkmıştır ama adamların niyeti, 2008-2009’da sizin alternatifiniz olarak belki bir parti geliştirmeye çalışırken, sonra taktik değişecek, Süleyman Soylu en ağır hakaretlerini yaparken FETÖ’cülerin desteğini almaktadır. “Hadi canım sen de, nereden söylüyorsun bunu?” 2009’un Mayısında, Hüsamettin Cindoruk “Bana makosenlerimi giydirmesinler, ben Demokrat Partiyi bir cemaatin partisi hâline getirmem.” der, kendisiyle karşılıklı rekabete girer.

Çetin bir rekabette iki taraf birbirini iki sağlam tezle suçlamaktadır. Süleyman Soylu’nun Sayın Hüsamettin Cindoruk’a suçlaması şudur, der ki: “Partiyi, Balyozcuların, Ergenekoncuların, darbecilerin partisi yapacak, buna izin vermem.”

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Şizofrenik bir durum bu.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Oysa Hüsamettin Cindoruk da ona, partiyi bir cemaate bitiştirdiğini, bir cemaatin yapısı hâline getirdiğini, buna izin vermemek için aday olduğunu söyler. Sayın Soylu, kongrede bu ağır eleştirileri, izin verilerek yapılan eleştirileri “Çok ayıp.” diyerek geçiştirir, kongreyi kaybeder, bir ay sonra koşarak soluğu Abant toplantısında alır. Abant toplantısındaki konuşması manidardır ve aynen şu şekilde söylemektedir…

KEMALETTİN YILMAZTEKİN (Şanlıurfa) – Bu tarafa bakma, kimse inanmıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - …“Küçük partilerin siyasette zorlukları var, bu zorlukların en başında finansman gelir. Yanınızda işi bilen, finansman yaratacak kişileri partilere dâhil etmezseniz bu konuda partiler çok zorlanır.” der. Yer Abant, konu siyasetin finansmanı, “İşi bilen adamları partiden çıkarırsanız çok zorlanılır…” Ya, kendi, işi bilenlerden…

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU (Trabzon) – Yalan söylüyorsun! Yalan söylüyorsun!

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Doğrusu yok Bakanım, gerek yok, doğrular ortadadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Aksini ispatlarsınız.

---

**Kaynak gösterme:** Özgür Özel (CHP, Manisa). “2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 5'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2017. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozgur-ozel-26-2017-12-16-2018-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2016-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=64759

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
