# 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 27. Dönem)
- **Konuşmacı:** Özlem Zengin (AK Parti, Tokat)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim
- **Tarih:** 18 Aralık 2020
- **Gündem:** 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=93990
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ozlem-zengin-27-2020-12-18-2021-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2019-yili-merkezi-y

> Özlem Zengin (AK Parti), 18 Aralık 2020 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle); konuşma 2.687 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcım, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Başkanı ve çok değerli üyeleri, siyasi partilerin Sayın Genel Başkanları, Grup Başkanları, çok değerli milletvekili arkadaşlarım ve bizleri ekran başında izleyen değerli milletimiz; sizlerin her birini saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Affedersiniz, boğazıma bir şey takıldı, biraz da rahatsızım, çok özür diliyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Geçmiş olsun.

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) - Tabii, uzun bir maratondan geldik, kelimeler, koşturmalar, uykusuzluklar, arkadaşlarımızın rahatsızlıkları, bizlere defaatle testler yapılması… Velhasılıkelam bugüne geldik, bugün son günde sizlerle birlikteyiz. Ben Sayın Efkan Ala’ya çok teşekkür ediyorum, genel anlamda partimizin yaptığı icraatları fevkalade güzel anlattı. Ben bu konuşmaların bir bütünlük içerisinde, birbirini tamamlayan konuşmalar olduğunu ifade etmek isterim.

Tabii, avukatlık hayatı bana şunu öğretti: Bütün ayrışmalar, bütün fikrî ayrışmalar -mesela aile hukuku böyledir, şirket ayrışmaları böyledir- hep parasal ayrışmaya gelir takılır yani günün sonunda aslında bütçeye dair, paraya dair, mala dair ayrışmalara gelir. Ben Genel Kurulda da aynı şeyi müşahede ediyorum. Biz ne kadar bütçeye dair rakamlardan konuşsak, bunlardan konuşmaya devam etmek istesek de hep o fikrî ayrışmalarımıza geliyoruz. Doğal olarak ben de bugün yapacağım konuşmada bu fikrî ayrışmalarımızın altını çizeceğim.

Tabii, burada, Genel Kurulda yapılan her bir konuşma kıymetli. Çünkü, burada yaptığımız işin, anlamak, anlaşılmak üzere yaptığımız bir iş olduğunun her birimiz farkındayız ama bu tartışmalar zaman zaman çok mikro düzeyde kalıyor. Yani kendi ilimizden bahsediyoruz, bireysel yanlışlardan konuşuluyor. Elbette bunların da fevkalade kıymeti var ama her şeye rağmen bizim makro, daha büyük düzlemde neyi, niçin yaptığımızın üstünden geçmemiz gerekiyor. Bir gerçeklik algısına ihtiyacımız var yani neyi, niçin yaptığımızı hatırlamaya ihtiyacımız var. Hukukçu arkadaşlarım çok iyi bilecektir, adli tıpta çalışan arkadaşlarım da, bazen hukuki ehliyetle alakalı testler yapılırken ne geçmiş ne gelecek değil ana dair sorular sorulur yani “Bugün hangi gün, ne yaptınız, ne yediniz?” gibi ana dair gerçekliğin farkında olup olunmadığının altı çizilmek istenir. O yüzden ben de bugün yapacağımız şeylerde, belki, ana dair tespitler yapmak istiyorum.

Bugün AK PARTİ on dokuzuncu bütçe için burada. Bu şu demektir: Geriye dönük olarak AK PARTİ on sekiz tane bütçe yapmış. Yani, bugün 2021’in bütçesini yapıyoruz, 2019’un da kesin hesaplarıyla alakalı son sözlerimizi söylüyoruz. Peki, neden bunu AK PARTİ yapıyor, neden? Yani bunun arkasında ne vardır? Bunun arkasında hiç şüphesiz ki iktidar olmak ve milletin iradesi vardır. Yani, burada yapılan konuşmalarda ben bunun çok ciddi şekilde göz ardı edildiğine hep şahit oldum. Yani, burada AK PARTİ’ye söz söylerken aslında AK PARTİ’nin arkasındaki iradenin, evet, sizler için de irade millettir ama bütçe yapma iradesini verenin muhakkak millet olduğunu hatırlamak lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve şunu da ifade etmek isterim, Cumhuriyet tarihinde bunun bir örneği yok. Yani, Cumhuriyet tarihinde arka arkaya, fasılasız on sekiz defa bütçe yapan bir başka hükûmet söz konusu değil, bir başka parti söz konusu değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Avrupa’da da yok, dünyada da yok.

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) – Evet, arkadaşlarım doğru söylüyorlar, Avrupa’da da yok. Demokratik yollarla yani sandıktan çıkarak seçimle gelen hiçbir Avrupa ve dünya ülkesinde de şu anda örneği yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunun anlamını çok iyi anlamak lazım diye düşünüyorum çünkü bunu anlamak milleti anlamaktır. Zira, ben inanıyorum ki her bir arkadaşım, buradaki her bir milletvekili arkadaşım siyaset yaparken kendine soruyordur: “Ben niçin siyaset yapıyorum?” Bizi buraya getiren bireysel hikâyelerimiz var elbette ama onun ötesinde her bir siyasi partinin kendi hikâyesi var ve kendi perspektifi var. Ve bu perspektifin içerisinde de en önemlisi herhâlde hayallerinin gerçek olması için iktidar olmayı başarmaktır. Yani bunun fevkalade önemli olduğunu düşünüyorum.

Şimdi, dönüp bakalım yani bu on sekiz senede -dile çok kolay geliyor ama- 6 defa milletvekili seçimi yapmışız, genel seçim yapmışız, 2 defa Cumhurbaşkanlığı seçimi yapmışız, Halkın seçtiğini kastediyorum, Meclisi kastetmiyorum. 4 defa yerel seçim yapmışız, 3 defa halk oylamasına gitmişiz; yani on sekiz yılda 15 seçim yapmışız. Yani neredeyse bir buçuk yılda bir seçim yapmışız ve her seferinde de buradan birinci parti olarak çıkmışız, her seferinde. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yani, şunu söylemek isterim: Bizim, tabii, muhatabımız -her bir siyasi partinin birinci muhatabı- millettir. Öyle baktığımız zaman bu, insanın gözünü yaşartan bir şeydir. Partimiz adına inanılmaz gurur vericidir ve bir efsanedir diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Dünya tarihi için, dünya siyaset tarihi için, bu hâl bir efsanedir ve her seferinde milletimiz tekrar, tekrar, tekrar kararını, iradesini ortaya koymuştur, partimizi ve Sayın Cumhurbaşkanımızı desteğiyle bizleri onurlandırmıştır.

Şimdi, burada yapılan konuşmalarda, son dönemde, özellikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden sonra, kullanılan dilde muazzam bir itibarsızlaştırma var. Bazı kavramlar seçilmiş, kodlamalar yapılıyor, bu kodlamalar üzerinden konuşmalar yapılıyor. Bunları da açacağız, bu kodlamaların ne anlama geldiğini de biraz ifade etmek istiyorum ama itibarsızlaştırmak bence küçük bir muhalefet türüdür yani. Çünkü insanlara meselemizi anlatmak için birbirimizi değersizleştirmemiz gerekmiyor. Biz fikirlerimizi anlatalım, millet kararını versin diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, dönüp baktığımızda Türkiye'nin on sekiz yılı o kadar hızlı geçti ki… Ben de bu partide başından beri çalışan kardeşlerinizden birisiyim. Şimdi, 2002’deki nüfusumuz 65 milyon, bugüne geliyoruz nüfusumuz 83 milyon yani yüzde 30 bir artış var. Genç bir nüfus, dinamik bir nüfus ve bununla da gurur duyuyoruz, bizim için çok büyük bir ümit geleceğe dair olarak. Ve tabii ki artan bu nüfusla beraber yeni problemler oluşuyor. Biz geldiğimizde, Türkiye'nin inanılmaz yığılmış problemleri vardı, katman katman problemler vardı. Biz, bir taraftan bu problemleri çözdük ama diğer taraftan da hem kendimize yeni hedefler koyarak Türkiye'nin başka bir lige çıkması için çok büyük bir gayret sarf ettik hem fikren, hem Türkiye'nin varlığıyla alakalı, hem Türkiye'nin gelişmişlik düzeyiyle alakalı. İşte, biraz evvel Efkan Ala arkadaşımız ifade etti: Her alanda yalnız; sağlıktan, ulaşımdan, eğitimden her konuya, uluslararası hukuka kadar ve tabii ki kendi yaşadığımız hayatımız içerisindeki süreçlere dair. Anayasa’ya bakıyorsunuz değiştirdik, bireysel özgürlükler, işte yasaksız bir Türkiye, daha ne olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yasaksız bir Türkiye. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Başvuru var da sonuç yok, sonuç.

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) – Yani böyle baktığımız zaman hukuk da dâhil olmak üzere Türkiye'de fevkalade ilerlemelere öncülük etti AK PARTİ.

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Anayasa Mahkemesi bir de cevap verse, karar verse çok iyi olur ya.

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) – Ve tabii ki statik bir dünyada yaşamıyoruz, dünya da hızla değişiyor ve en çok değiştiği süreçlerin içerisinden geçiyor. Baktığımız zaman kavramların değiştiğini, sınırların değiştiğini, uluslararası hukukta bize referans olan kaynakların değiştiğini görüyoruz ve artık Türkiye sadece bir pakta yaslanarak devam edebilecek bir ülke değil. Dünya da böyle değil,. işte ülkeler içinde oldukları yapıları -evvelden AET’ydi, Avrupa Birliği oldu- içindeki varlıklarını sorguluyorlar: Kalsınlar mı, devam mı etsinler? Yeni ilişkiler, yeni ağlar dünyada ortaya çıkıyor ve doğal olarak da Türkiye, bu ilişki zeminlerinin her birini değerlendirerek kendisine yeni konumlandırmalar yapıyor.

Tabii ki, siyasetin birinci meselesi -işte biraz önce ifade ettim- sorunları tespit etmek, günlük ve geleceğe dair oluşan sorunları çözmek, çözme kabiliyetini, iradesini ortaya koyabilmek. Biz bu manada, kısa vadeli çözümler kadar aynı zamanda çok büyük tarihler telaffuz ettik. Mesela “2023” dendiği zaman, bunu ben ilk duyduğumda demiştim ki: Ne kadar uzak bir tarih, biz o tarihi görebilir miyiz? Bugün bakıyorum, işte 2023 kapımızda. 2053, 2071; bizler onlara büyük bir ihtimalle şahitlik etmeyeceğiz ama bunların varlığı, bu ideallerin varlığı Türkiye için fevkalade önemli. İşte Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı şey Türkiye için bir gelecek ufku çizmiş olmasıdır, bir gelecek perspektifi ortaya koymuş olmasıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, pandemi günlerinde, geldiğimiz şu günlerde dünyanın tartıştığı yeni bir kavram var “yönetilebilir demokrasi” kavramı. Çünkü özellikle, pandemide çok canı yanan ülkeler yanı başımızda, gelişmiş ülkeler düzeyinde olan İtalya, işte İspanya, onlara baktığımız zaman, bu ülkelerin geriye dönük olarak en temel problemlerinden bir tanesi aslında uzun süreli hükûmetler kuramamış olmalarıdır. Sadece onlar da değil, bakın, mesela, Belçika, demokrasinin beşiği sayılan bir ülke, aylarca hükûmetsiz kaldı. Hollanda, bir yıla yakın bir süre hükûmetsiz kaldı. Almanya, en son seçimlerinde hükûmet kurmakta zorlandı. Hatta, öyle bir tabloya geldi ki artık, Neonazi parti 2’nci parti durumunda, eğer mevcut sistemle devam ederse koalisyona alması lazım; almasa, dışarıda bıraksa başka bir problem. Yani velhasılıkelam, dünya artık kendi demokrasi algısı üzerinde yeni şeyler konuşuyor, yönetilebilir bir demokrasi üzerinde muhakeme ediyor. Mesela, Fransa ne yapıyor? 2 seçimin, hem Başkanlık seçiminin hem de parlamento seçimlerinin tarihlerini yakınlaştırmaya çalışıyor. İşte, İtalya’da bir kanun yapıldı, yüzde 40 oy alana hükûmet kurma imkânının verilmesi tartışılıyor. Bunları niçin söylüyorum? Bunları şunun için söylüyorum: İşte Türkiye, tüm bunlar gelmeden evvel bu konularla alakalı meseleyi yaşayarak gördü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz bugüne kadar hep birinci parti olarak geldik. Hiçbir şey değişmeseydi de biz yine birinci parti olacaktık, yine iktidar olacaktık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama geldiğimiz noktada yaşanan tecrübeler Türkiye için daha istikrarlı bir yönetimin yani sandıktan çıkan bir hükûmetin önemini bizlere göstermiş oldu, dünyanın aradığı bu acil çözüm meselesini biz herkesten evvel görme imkânına sahip olduk.

Tabii, bu tartışmalar yani Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine dair tartışmalar da yeni değil Türkiye’de. Yani ta bakıyorsunuz 1920’de çeviriler var, 70’ler, 90’lar… Bu konuya dair pek çok genel başkan, başbakan hatta Cumhurbaşkanı düzeyinde bu mevzuların çokça konuşulduğunu görüyoruz bugüne kadar. Fakat tabii, bunu yapmak bizlere nasip oldu ama şu sürece bir bakmakta da fayda var diye düşünüyorum yani nereden nereye gelindi. Biraz evvel 367’den de bahsedince Sayın Başkan, gelmemek ne mümkün. Çünkü burada herkesin payı var yani iktidarın payı var ama muhalefetin de payı var bu aşamaya gelmemizde. Şimdi, 61 Anayasası’na bakıyorsunuz, 61 Anayasası’nda -malumunuz- çok sembolik bir Cumhurbaşkanı var. 82’ye geliyoruz, çok güçlenmiş bir Cumhurbaşkanı hatta parlamenter sistemin ruhuyla örtüşmeyecek kadar güçlenmiş bir Cumhurbaşkanı. Ve sonra sayenizde “367 krizi” diye bir şey ortaya çıkıyor yani Türkiye’nin izahı en zor krizlerinden bir tanesi. Bir tarafında Parlamento var, bir tarafında Anayasa Mahkemesi var, fevkalade bizim için aslında utanılacak bir krizdir 367 krizi. Buradan çıkabilmek için Cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle alakalı bir Anayasa değişikliği ve bir referandum yaptık. Peki ne olmuş oldu? Aslında çok güçlenmiş olan bir Cumhurbaşkanını halk seçmeye başlamış oldu. Orada Anayasa değişti ama ilk uygulamasıyla beraber halk seçti yani adını söylemesek de aslında 367 krizi bizi yarı başkanlık sistemine getirmiş oldu yani fiilen biz oraya gelmiş olduk. Zaten kendi aramızda konuşulan bir meseleydi -tabii, 15 Temmuza da geleceğim bununla alakalı- ve nihayetinde de Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmiş oldu. Türkiye'nin siyasal tarihine baktığımız zaman, aslında bu seyir tabii bir seyirdir yani bu manada birbirini tamamlayan, takip eden siyasi olayların neticesinde, siyasetin, iktidarın, çözüm bulma arayışlarının bir neticesi olarak buraya gelmiştir ve millet de bunu takdir etmiştir. İşte, her seferinde bizim gösterdiğimiz adaylara giderken sadece adaylarımızı seçmekle kalmamış, bizim onlara anlattığımız fikirleri teyit ederek sandıktan çıkmasına ve bunların hayat bulmasına milletimiz vesile olmuştur, sebep olmuştur; irade onların iradesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli buradalar, kendilerinin müsaadesiyle 15 Temmuzla alakalı birkaç şey ifade etmek istiyorum çünkü 15 Temmuz, bu manada Türkiye için çok önemli bir dönüm noktasıdır. Hâlâ bu kürsülerde 15 Temmuzu küçültmek üzere “20 Temmuz darbesi” diye ifadeler kullanılıyor. Bu gerçekten çok hazin bir ifadedir çünkü 15 Temmuz sadece bu ülkenin içerisinde var olan bir grup darbeci asker ve sivilin yaptığı darbe girişimi değil, ondan daha öte, aslında Türkiye’ye dışarıdan çok temel bir müdahaledir ve bu müdahaleyle beraber hem devlete hem millete muazzam bir saldırı olmuştur. İşte, bu saldırı neticesinde devleti tahkim etme ihtiyacı doğmuştur ve aynı zamanda milleti tahkim etme ihtiyacı da olmuştur. İşte, yapılan Anayasa değişikliğiyle beraber, Sayın Devlet Bahçeli’nin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın, her iki partinin yan yana gelerek yapmış olduğu bu Anayasa değişikliğiyle beraber Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, devleti tahkim eden bir sistemdir. Bu ittifak da milleti tahkim eden bir ittifaktır. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Sarih, net, herkesin gözü önünde, herkesin ilkelerini ortaya koyduğu, neyin ne olduğunun son derece net olduğu… Türkiye'nin geleceği için devleti ve milleti güçlendirecek olan iradelerin yan yana gelmiş olmasıdır.

Şimdi, tabii, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ilgili olarak kelime oyunları yapılıyor, kullanılan ifadeler var. Genel Kurulda artık duya duya, böyle ne diyelim yani bir tür virt olduğunu düşünüyorum bunların. Bunlardan bir tanesi “tek adam” ifadesidir, çokça duyuyoruz. Yani insan biraz tebessüm ediyor, gerçekten tebessüm ediyor. Bilemiyorum ama bizim evde bile son kararı veren biri var yani evde ben kendim vermeye çalışıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani her yerde bir son kararı veren var. Soruyorum herkese tabii ki, soruyorum. Ama yani siyasi partilerde işte genel başkanlar var, bakıyorum partilerimiz içinde başkanlar var... Sayın Genel Başkan, herhâlde bir tartışma olduğunda dinlersiniz herkesi ama nihai kararı siz verirsiniz diye düşünüyorum. Bütün siyasi partilerde böyledir, bu başka türlü yönetilemez. Bütün topluluklarda, ortak, kalabalık olan bütün topluluklarda, hepsinde son, nihai kararı veren birisi vardır. İşte Sayın Binali Bey de buradalar, Başbakanlık yaptılar, bizi teyit edeceklerdir diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani Türkiye’de daha evvel Başbakan ve bakanlar çeliştiği zaman… Herhâlde Sayın Başbakanın en son kendi verdiği karar -başını sallıyor- onun vermiş olduğu karar hayat buluyordur diye düşünüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Denebilir ki: “Efendim, daha evvel bir cumhurbaşkanı vardı -yetkileri çok abartılı- her şeyi oradan beklediğimiz bir cumhurbaşkanı vardı, hani belki bir ümit veto ederdi falan, bir şey olabilirdi.” Cumhurbaşkanı ve Başbakan meselesinde de şunu hepimiz biliyoruz ki, öyle ya da böyle günün sonunda Cumhurbaşkanı yetkileri artırılmış bile olsa sembolikti yani son kararı veren Sayın Başbakandı. Şimdi, buradan şunu söyleyeceğim yani bütün sistemlerde, bütün düzenlerde son kararı verenin bir kişi oluyor olmasına asla ve asla “tek adamlık” denilemez yani bunun böyle ifade ediliyor olması da hayatı da, siyaseti de bilmemektir diye düşünüyorum; başka izahı olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi, Almanya’ya bakıyorum, Almanya’da herhâlde herkes Merkel’in adını biliyor, bir tek o var. Fransa’da bir yarı başkanlıktan cumhurbaşkanı var ama başbakan da mevcut fakat başbakanı tanıyan olduğunu zannetmiyorum. ABD’de, malum işte, Trump’ı bütün dünya biliyor. Yani velhasılıkelam sonuç olarak yönetilen bir mekanizma varsa o mekanizmanın başında da bir başkan vardır nokta. Bunun yolu yoktur ve o bir kişidir, bin kişi değildir, yüz kişi değildir sadece bir kişidir.

Şimdi, gelelim, çok söylediğiniz, çok cafcaflı, janjanlı bir ifade var: “Güçlendirilmiş parlamenter sistem.” Şimdi, bu parlamenter sistem meselesi, “güçlendirilmiş parlamenter sistem” deyince bir defa ön kabul olarak daha evvel içinde olduğumuz parlamenter sistemin sorunlu olduğunu kabul ettiğiniz anlamına geliyor, bir sorundu yani burası. Bu parlamenter sistemde, bu ülkenin yönetilmesinde bir ton sorun vardı. Bugüne kadar AK PARTİ geldi de her seçimi kazandı, kazandı, kazandı da bu parlamenter sistem işler hâle geldi Türkiye'de, onu görmemiz lazım yani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ gelinceye kadar işlemiyordu; ha bire bir takılma, takılma, takılma; darbeler, koalisyonlar, yürümeyen bir sistem ama her zaman Sayın Cumhurbaşkanımızı, bir Tayyip Erdoğan’ı bulma şansına sahip değil yani bu Türkiye. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, diyorsunuz ki: “Güçlendirilmiş parlamenter sistem.” Peki, tamam. Bunu anlattığınızı hiç görmedim ben. Ne getirecek yani bu güçlendirilmiş parlamenter sistem ne getirecek ve bunu nasıl getireceksiniz? Meclisin hâli ortada. Anketlere siz de bakıyorsunuz herhâlde, biz de bakıyoruz; bir seçim daha olsa tablo böyle olacak yani sonuçta. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Nasıl getireceksiniz? Ha, diyelim ki bu hayalî şeyinizin etrafını falan oluşturdunuz; şekli, şemaili belli oldu, biraz daha anlaşılır bir hâle geldi; peki, bunun için neden insanlara, milletimize bir Anayasa değişikliği gerektiğini söylemiyorsunuz? Bu Anayasa değişikliğinin bu Mecliste beşte 3 çoğunlukla geçmesi gerektiğini niye söylemiyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer 400 oy alamazsa bunun referanduma gitmesi gerektiğini niye söylemiyorsunuz? Yani sanki seçim olacak, milyonda bir ihtimal siz kazanacaksınız, ertesi gün de bu sistem gelecek gibi bir anlatım var Türkiye'de. Neden bir hayali -yalan demek istemiyorum- böylesine satmaya, anlatmaya çalıştığınızı gerçekten anlayamıyorum. Zaten, literatüre bakıyorsunuz böyle bir şey var mı diye, yok; herhâlde bu sizin icadınız. O yüzden ben sizleri Türkiye siyasetinin gerçeklerine davet ediyorum, anayasa hukukunun gerçeklerine davet ediyorum ve hayal dünyasında yaşamamaya davet ediyorum çünkü siyaset fevkalade ciddi bir iş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, “Başkanım, bunlar hayal peşinde.” sesi)

Şimdi, tabii, bunlar ham hayaller yani hakikaten çok ham. Ben hayali seven birisiyim, şimdi hayallere de geleceğim hatta bir masal anlatacağım ama bunlar ham hayaller. Hayallerin gerçek olabilmesi için ayakları yere basmalı, hukuk sistemi içerisinde onların yeri olmalı, uluslararası mevzuatta yeri olmalı ki bunlar hayat bulabilsinler. Ve şunu görüyorum, ifade etmek isterim: Doğrusu, şu var, hep “Biz iktidara gelirsek…” diye başlayan cümleler var oysaki insanlar muhalefette sizin ne yapacağınızı görecekler yani iktidardayken değil, muhalefetteyken iktidar olma hâliniz ancak ortaya çıkabilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer hayal satarsanız, doğruyu söylemezseniz bu nasıl hayat bulabilir ki, yani böyle bir şey mümkün müdür acaba?

Şimdi, bir başka sevdiğiniz kavram: Vesayet kavramı. Çok seviyorsunuz. Hani biz vesayetten çok çekmiş insanlarınız, vesayetin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Vesayetle beraber kullandığınız başka kavramlar var. Vesayet, atanmışlık…

---

**Kaynak gösterme:** Özlem Zengin (AK Parti, Tokat). “2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2020. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozlem-zengin-27-2020-12-18-2021-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2019-yili-merkezi-y (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=93990

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
